Beşir Ağa Külliyesi Tarihi, Mimari, Özellikleri, Hakkında Bilgi

Beşir Ağa Külliyesi, Dârüssaâde ağası Hacı Beşir Ağa tarafından yaptırılan külliye.

İstanbul’da Soğukçeşme semtinde, es­ki Babıâli şimdiki vilâyet makamının ya­kınında bulunmaktadır.

Cami, kütüphane, sebil, tekke, sıbyan mektebi ve medreseden ibaret olan bu küçük külliye Hacı Beşir Ağa tarafından hayatının son yıllarında 1157-1158’de (1744-1745) yaptırılmıştır. Rahmî adın­da bir şairin yazdığı tarih kitabelerinde 1157 ve 1158 tarihlerinin görülmesi, külliyenin inşasının en azından iki yıl sür­müş olduğunu gösterir. Külliyenin aynı tarihte düzenlenmiş vakfiyesi şimdi Süleymaniye Kütüphanesi’nde bulunmak­tadır. Lâle Devri ile başlayan ve Sultan I. Mahmud’un saltanatı yıllarında Türk mimarisine hâkim olan Batı’nın barok üslûbu burada tesirini göstererek ilk uy­gulamalarından birini vermiştir.

Hüseyin Ayvansarâyî, Ağa Camii adıy­la kaydettiği bu külliyenin kapısı üstün­deki kitabenin tam metnini de verir. Ki­tabedeki “Yeniden bu ibâdetgâh-i pâki eyledi ihya” mısraı, Beşir Ağa’nın külli­yesini daha eski bir cami veya mescidin yerinde yaptırmış olduğunu gösterir gi­bidir. Cami ve hatta belki de külliyenin tamamı Sultan II. Mahmud tarafından herhalde 1826-1839 yılları arasında ta­mir ettirilmiştir. Harim kapısı üzerinde­ki manzum kitabede yer aian, “Muvaf­fak oldu Han Mahmud sânf şimdi tecdîdine” mısraı bunu belirtmekte, fakat bu tamirin tarihi verilmemektedir. 1950’li yıllarda tekke binası bir yangın geçirmiş-se de Vakıflar İdaresi tarafından tamir ettirilmiştir. 1986’da caminin avlu kısmı tamamen değiştirilerek burada külliye­nin düzenine ve mimarisine çok aykırı düşen bir yer altı şadırvanı ile helalar yaptırılmıştır.

Beşir Ağa Camii muntazam taş ve tuğ­la dizileri halinde inşa edilmiş olup fev­kanidir. Pencereli bir duvarın sınırladığı avlunun nihayetinde taş payelere dayanan sivri kemerli son cemaat yeri cep­hesi bulunur. Çok değişik ve pek nâdir görülen bir düzenleme ile bu son cema­at yeri oldukça derin yapılmıştır. İlk kı­sım, daha içeride olan diğerinden iki sü­tuna binen kemerlerle ayrılmıştır. İlk kı­sım aynalı tonozlarla örtülü, dikdörtgen planlı üç bölüm halindedir. İkinci yani iç kısım ise klasik tipte, ortadaki bir kub­be ile yanlardakilerse çapraz tonozların örttüğü yine üç bölümden oluşmuştur. Son cemaat yerinin yan cephesi medre­se avlusundan demir şebekeli üç kemer­le ayrılmıştır.

Çok kısa olan taş minare camiden ay­rı olarak yapılmıştır. Gövdesi, şerefesi ve petek kısımları sekiz köşelidir. Cami­nin harimi ise kare planlı olup bu me­kânı Örten kubbeye köşe pandantifleriyle geçilmiştir. Kubbe çokgen biçimde yüksek bir kasnağa sahip olup bunun her cephesinde bulunan bir pencere ana mekânı aydınlatır. Caminin mihrabı sa­nat değerine sahip olmadığı gibi günü­müzde çirkin biçimde kalem işi boyalar­la güya tezyin edilmiştir. Ahşap minber de çok sade ve gösterişsizdir. Ahşap ka­dınlar mahfeli ise daha zarif bir görü­nüme sahiptir. Caminin iç satıhlarını süs­leyen kalem işi nakışlar da geç devrin zevksiz örnekleridir. Aslında herhalde kütüphanedekine benzer barok üslûpta çok güzel süslemeler vardı. Külliye me­yilli bir arazi üzerinde kurulduğundan cami yüksekte kalmıştır. Altındaki boş­lukta dükkânlar bulunur. Köşede ise kül­liyenin barok üslûbunu en mükemmel şekilde aksettiren sebil yer alır.

Beşir Ağa Sebili mermerden yapılmış olup üstünde kurşun kaplı bir kubbe ile geniş ahşap bir saçak bulunur. Genel­likle sebillerde pencerelerin dışarı ka­visli olmasına karşılık burada tam tersi­ne pencereler içeri kavislidir. Beş pen­cereyi mermer sütunlar ayırır. Bunların aralarında dökme demirden şebekeler vardır. Beşir Ağa Sebili, İstanbul sebille­ri arasında barok üslûbun ilk uygulandığı ve değişik biçimde bir örnek olarak sanat tarihi bakımından özel bir yere sahiptir. Sebilin pencerelerinin üst kısım­larındaki satıhlarda Rahmi mahlaslı şai­rin beş kıtadan meydana gelmiş uzun manzum tarihi işlenmiştir. Ayrıca sebi­lin yanında kitâbeli, mermer bir de çeş­me bulunur.

Külliyenin medresesi avlunun sağında bulunur. Bu da cami gibi taş ve tuğla­dan karma teknikte yapılmış bir bina­dır. Rahrnî mahlaslı şairin düzenlediği tarih kitabesinde inşa tarihi 1157 (1744) olarak gösterilir. Faal olduğu devirde on iki hücresi olduğu kayıtlıdır. Bunlardan ikisi sonradan ilâve edilmiş “muhdes” barakalardır. 1330 Ağustosundaki (1915) kayıtta tamire ve tadilâta ihtiyaç oldu­ğu belirtilmiştir, Medrese mimari ba­kımdan camiye çok değişik bir biçimde yapıştırılmıştır. Dört hücresi cami avlu­su tarafındadır. Medresenin revaklı av­lusuna ise minarenin yanındaki geçitten girilir. Revaklar, caminin son cemaat ye­rinden aralan demir şebekeli, yüksek Kemerlerle ayrılmıştır. Böylece son ce­maat yerinden medrese iç avlusunu gör­mek mümkündür. Medresenin gusülhânesi ve helası da vardır.

Caminin sol tarafında, avludan, üzeri aynalı tonozla örtülü dikdörtgen biçi­minde iki son cemaat yeri boyunca uza­nan bir mekândan çapraz tonozlu kare bir odaya geçilir. İki tarafında ikişer pen­cere ile aydınlanan bu mekânın ne ol­duğu bilinmez. Ancak Hüseyin Ayvansarâyî’nin zikrettiği hünkâr mahfiline ge­çit veren kasr-ı hümâyun olması bir ih-tima! olarak düşünülebilir.

Büyük bir kitap meraklısı olan Hacı Beşir Ağa Eyüp’teki dârülhadisinde, Me­dine ve Ziştovi’de yaptırdığı medresele­rinde birer de kütüphane vakfettiği gi­bi bu külliyesinde de ayrı bir kütüpha­ne yaptırmıştır. Külliyede kütüphane ca­minin sağ tarafına bitişik olarak yer alır.

Bu üzeri aynalı tonozla örtülü dikdört­gen biçiminde bir mekân olup içeriye sa­dece camiden geçilerek girilmektedir. Sa­hip olduğu kitaplar Süleymaniye Kütüp-hanesi’ne nakledildikten sonra bakımsız bırakılarak harap bir hale gelen kütüp­hanenin esasında duvar ve bilhassa to­nozunun çok zengin şekilde barok üslûp­ta kabartma (malakârî) süsleme ile be-zendiği görülmektedir. Tavanın göbek kısmındaki orta süslemeden sonra tono­zun yan duvar bitimine kadar inen satıh­ları barok çerçeveli oval (beyzî) madalyon­larla kaplanmıştır. Böylece klasik Türk sanatına bütünü ile yabancı, fakat çok zengin bir süslemenin varlığı dikkati çe­ker. Aslında caminin İçinin de aynı tek­nik ve aynı üslûpta süslemesi olduğuna ihtimal verilebilir. Kütüphanenin başka yerde görülmeyen bir özelliği de içeride barok kemerli bir nişin dip duvarında açılmış olan oval penceredir. Caminin minberinin yanındaki duvarda bulunan bu pencerenin barok üslûpta, alt kısmı koparılmış demirden güzel bir parmak­lığı vardır.

Beşir Ağa Zaviyesi veya tekkesi başlı başına ayrı bir bina olarak kitabesine göre 1158’de (1745) yapılmıştır. Külli­yenin diğer binaları ile arasında dar bir aralık vardır. Tekke derviş hücreleri, mut­fak, yemekhane, selâmlık ve tevhidhâ-neden meydana gelmiş ve bütün bu bö­lümler bir medrese gibi revaklı bir avlu etrafında toplanmıştır. Güney tarafın­da, geçen yüzyılın ortalarında daha eski bir yapının yerinde inşa edildiği anlaşı­lan ayrıca üç katlı ahşap harem bölümü bulunur. Kare biçimli revaklı avlunun et­rafında sıralanan kubbeli derviş hücre­lerinden başka avlunun bir tarafında tekkenin diğer bölümleri iki kat halinde yer alır. Nakşibendî tarikatı tarafından kullanılan tekkede 1885-1886 yıllarında sadece, ikisi erkek üçü kadın olmak üze­re beş kişinin yaşadığı bilindiğine göre artık burası hemen hemen terk edümekte idi. Tekkeler kapatıldıktan sonra ba­kımsız kalan ve fakirlere barınak olan Beşir Ağa Tekkesi restore edildikten son­ra bir süre Folklor Derneği tarafından kullanılmıştır; şimdi ise Batı Trakya Da­yanışma Merkezi’dir.

Hüseyin Ayvansarâyî külliyede bir de sıbyan mektebi bulunduğunu bildirir. Gö­rünürde böyle bir mekân tesbit edileme­mektedir. Caminin sol tarafında bulu­nan ve ne olduğu anlaşılmayan mekâ­nın esasında sıbyan mektebi olabileceği düşünülürse de cami harimine bitişik sıbyan mektebi olması da makul bir çö­züm değildir. Bu durum karşısında mek­tebin külliyeden ayrı olarak fakat yakı­nında inşa edilmiş olduğu İhtimali hatı­ra gelmektedir. Zaten sıbyan mektebi­nin esasının Sultan II. Bayezid’İn kızla­rından Aynişah Sultan tarafından vak-fedildiği, hatta kabrinin de mektebin hazîresinde olduğu yine Ayvansarâyî ta­rafından bildirilmiştir. Sıbyan mektebi Hacı Beşir Ağa tarafından herhalde ye­niden yapılmış ve kendi külliyesinin ev­kafına bağlanmıştır. 1923-1928 yılları arasında hazırlandığı tahmin edilen sıb­yan mekteplerine dair bir üstede, “Ba­bıâli caddesinde… eiyevm Evkafça Mûsevîler’e îcar edilmektedir” denildiğine göre o sıralarda henüz mevcuttu. Tur­gut Kut, Muallim Cevdet Bey’in listesin­de de yer alan bu mektebin Tomruk Dai­resi karşısında olduğunu söyler.

Hacı Beşir Ağa ile hemen onun arka­sından Dârüssaâde ağası olan hattat Be­şir Ağa genellikle birbirine karıştırılır. Külliyenin avlu duvarının dış yüzündeki sivri kemerli gösterişsiz çeşme kitabe­si de ketebe imzasından anlaşıldığına göre Hattat Beşir Ağa tarafından yazıl­mıştır.

Beşir Ağa Külliyesi, Türk sanatında Batı tesirleriyle ortaya çıkan yeni sanat akımının ilk eserlerinden olan değerli bir yapı topluluğudur. Burada ayrıca nâdir rastlanır bir özellik olarak cami, medre­se ve tekkenin bir kitle halinde birleşti­rildiği görülür.

Diyanet İslam Ansiklopedisi