Berna Moran – Edebiyat Üzerine

Berna Moran – Edebiyat Üzerine

Makaleler / Röportajlar

Bu kitaptaki yazıların çoğunluğunu Berna Moran’ın İngiliz edebyatında Türkler ile ilgili yaptığı çalışmalar oluşturuyor. (s. 10)

Kitaptaki en ilgi çekici makalelerde biri…

“Ben Türk romanı adamı değilim” diyen Berna Moran’ın Türk şiiri üzerine tespit edilen tek yazısı olan “Orhan Veli’nin ‘Yol Türküleri’nde Ton Değişiklikleri adlı makalesidir.

1984’te Murat Belge ile yaptığı bir röportajda söylediğine göre kendisinin İngiliz edebiyatında öğrendiklerini Türk edebiyatına uyguladığı ilk yazısıdır.

1960’ta yayımlanan bu yazısında yazar, Orhan Veli’nin şiirini, şiirdeki tema ile ton arasındaki bağlantıyı da göz önünde bulundurarak inceler. İncelemesinin sonunda ise Yol Türküleri’ni Faruk Nafiz’in Han Duvarları şiiri ile karşılaştırır. (s. 12)

Berna Moran, Türkiye’ye karşılaştırmalı edebiyatı getiren ve edebiyat kuramları konusundaki çalışmaları başlatan eleştirmendir. Edebiyat eleştirisine geniş bir bakış açısı kazandırmıştır. (s. 13)

Hobbes’un Siyasi Felsefesinde İsyan Hakkı

Hobbes, Dahili Harbi müteakip neşrettiği Leviathan adlı eserinde tebaaya isyan hakkı vermeyen koyu bir mutlakiyetin müdafaasını yaparken davayı riyazi bir katiyetle hallettiğine inanıyor.

“Mukaveleyi aktedenler yekdeğerlerine verdikleri sözü niçin tutmak mecburiyetinde olsunlar?” İşte Hobbes bu suali istediği veya icap ettiği gibi cevaplandıramadığı içindir ki isyan hakkını (bizce) silemiyor.

Hobbes’un kullandığı delillerden biri korku delilidir. (s. 18)

Emniyeti hürriyetin üstünde tutan Hobbes’a göre insanlar böyle akılsızca bir işe kalkışmazlar. (s. 19)

Madem ki iyi ve fena yalnız ferde nispetle mevcutdur, o halde hoşuma giden şeyler iyi, gitmeyenler fenadır; mutlak iyi ve mutlak fena, saçma sözlerden başka bir şey addedilemez.

…insanlar arasında müşterek ahlak kaideleri olamaz. (s. 20)

Sir Thomas Browne’ın Türkler ile İlgili Okumaları

Türk ordusunun savaş gücü ve cesareti kısmen Kur’an inancına bağlandığından bu kutsal kitap aleyhine bir propaganda kampanyası önerilmekteydi. (Bu kararlılık …Din ile büyütülmüştür)

Şüphesiz yapılabilecek en iyi şey Türklerin Hıristiyanlığa geçirilmesi olacaktı. Bu Ortaçağ’a kadar giden ve Aziz Francis’in Damietta’de Müslümanlara verdiği vaaza da sebep olan bir umuttu. (s. 29)

Donne’un Beden ve Ruh Sorununa Yaklaşımına İlişkin Bazı Notlar

“Ruh ile beden arasındaki antitezi kabul etmediği” söylenmektedir, çünkü o “bedenin payını asla göz ardı etmez. Bedensel olan, ruhsal olana hizmet etmelidir; ruh da bedenle birlik içinde olmalıdır. (s. 39)

İnsan ruh ile bedenin bütünlüğüdür.

İnsan bütününden koptuğunda, öldüğünde, artık bizden biri değildir, insan değildir. (s. 42)

İnsanın, “Tanrı’nın insan bedenini yapmaktaki, korumaktaki ve yüceltmekteki amacına karşı çıktığı” üç yolu vardır: a) işkence yapmak, b) zina yapmak, c) “Tanrı’nın Azizlerinin ölü bedenlerine ilişkin saygıyı ve görevleri ihmal etmek.” (s. 43)

“Beden günahsızdır, ruh da günahsızdır. Ancak bedenle ruhun karşılaşıp birleştiği ilk anda, tam o anda biz Adem’in günahı nedeniyle suçlu oluyoruz.” (Donne) (s. 46)

Donne orta yaşlarındayken, bedeni İlk Günah’ın tevarüs edilmesindeki araç olarak da değerlendirmiş, ancak daha sonra bu görüşünden vazgeçmiş ve bedeni böyle bir sorumluluktan arındırmıştır. (s. 49)

Irene Hikâyesi ve Dr. Johnson’ın Kaynakları

Knolles’in Türklerin Tarihi, Johnson’ın oyununun kaynakları arasında

Irene’in Knolles’deki hikâyesi;

Irene, Konstantinopol’ün düşüşü sırasında esir alınan ve Sultan II: Mehmet’e sunulan bir Yunan kızıdır. Sultan, Irene’e derin bir aşk duyar.

Bunun üzerine büyük paşalar alarma geçer ve onlardan biri olan Mustafa, padişah ile konuşup ona önemli görevlerini hatırlatarak Yunan kızına olan tutkusunu kontrol altına alması için yalvarır. Aşkla görev arasına sıkışıp kalan Mehmet, sonunda seçimini yapar.

Paşaların huzurunda aniden Irene’in kafasını keser.

Irena’nın bilinmeyen yazarı (1664) ile Johnson’ın bu malzemeyi oldukça farklı biçimde yorumladıkları doğrudur. (s. 53)

Johnson’ın oyununda… Mehmet sürekli Irena’ya kur yapmakta ve onu kralçesi olmaya davet etmektedir. (s. 56)

Joseph Trapp’ın Abra-Mule Adlı Eserinin Kaynağı

Joseph Trapp, Oxford Üniversitesi’nde ilk şiir profesörü olmadan (1708/1718) ve tiyatro sanatının doğasını yorumlama fırsatı bulmadan önce, Abra-Mule ya da diğer adıyla Aşk ve İmparatorluk adlı bir oyun yazmıştı.

Oyunun kaynağı Türk tarihine dayanmaktadır ve temelinde Sadrazam Süleyman Paşa’ya karşı çevrilen entrikalar ve 1687 yılında IV. Mehmet’in tahttan indirilmesi yatar.

Oyunun asıl düğüm noktası hiçbir tarihsel zemini olmayan bir aşk hikâyesidir.

M. Le Noble tarafından Fransız dilinde yazılan… Abra-Mule ya da IV. Mehmet’in Tahttan İndirilmesinin Gerçek Hikâyesi (1696)

Eustache Le Noble de Tenneliere, bu tarihi romanda Sadrazam Süleyman Paşa’nın idam edilmesi, IV. Mehmet’in tahttan indirilmesi ve II. Süleyman’ın tahta çıkışının ardında yatan gizli nedenleri vermeye çalışır. (s. 58)

İngiliz Edebiyatı’nda Fatih Sultan Mehmed Hakkındaki Piyesler

1580 senelerinden sonra Türklerle ilgili piyesler birbirini takip ediyor. Louis Wann’ın yaptığı araştırmalardan anlaşılıyor ki 1579 ile 1642 arasında yazılmış Şark milletlerini ele alan 47 eserde karşımıza en çok çıkan Türklerdir. (31 piyes)

İngiltere’de Püriten’lerin tesiriyle 1642’de tiyatrolar kapatılmıştı. (s. 65)

Elizabeth devri sahnesinde Türkler her zaman değilse de çoğu defa zalim ve hunhar karakterleri temsil ederler. (s. 66)

Fatih Sultan Mehmet hakkında Irene mevzuu ele alınarak yazılmış İngilizce piyesler:

George Peele, The Turkish Mahomet and Hiren the Fair Greek, 1594

Gilbert Swinhoe, The Tragedy of the Unhappy Fair Irene, 1658

…, Irene, A Tregedy, 1664

Nevile Payne, The Siege of Constantinople, 1675

Charles Goring, Irene or The Fair Greek, 1708

Samuel Johnson, Irene, 1749 (s. 68)

Orhan Veli’nin ‘Yol Türküleri’nde Ton Değişiklikleri

Ana tema yolculuk değil

İstanbul için duyulan hasrettir. (s. 79)

…yüzey estetiğine yani doğrudan doğruya duyularımıza yapılan seslenmeye dayanmıyor. Duyusal imajlar yok, hatta imaj hiç yok gibi.

Şiir vardır ki belirli bir konuyu, bir yaşantıyı, ona zıt bütün unsurlardan sıyırarak vermeye çalışır.

Bir de bunun aksini yapmak vardır. (s. 80)

Orhan Veli’nin ikinci yolu “uzlaştırma” yolunu… (kullanmış) (s. 81)

Sanat Eseri ve Güzellik

Yapmak istediğim, daha ziyade, güzellik ile sanat eseri arasındaki münasebeti araştırmak. (s. 89)

…güzel kelimesi kendi nevi içinde başarıyla yapılmış bir şeye işaret etmektedir.

Fakat bunun sanat eserindeki güzellikle alakası… (yok)

Tabiatta güzel

…sanat tartışmalarında anlaşmazlıklara ve kavgalara umumiyetle güzelliğin bu manası sebep olur. (s. 90)

İlk İngiliz Gazetelerinde Türkiye Haberleri

Gulielmus Caouris’in Rodos kuşatmasını anlatan 1482 tarihli haber risalesini Türklerle ilgili ilk eser sayabiliriz. (s. 106)

Batı Dillerine Çevrilen İlk İki Türk Şiiri

Barthalomeus Georgievitz

On altıncı yüzyıl ortalarında yayımlanan bir eserinde ilk defa olarak Türk şiirinden bir örnek vermesini önemli sayabiliriz. (s. 129)

Bir Macar olan Georgievitz, Kanuni devrinde Türklere esir düşmüş.

Kudüs yoluyla kaçarak Avrupa’ya geçmiş ve 1560’ta ölmüştür.

On üç yıl esaret hayatı yaşayan Georgievitz, Türkler hakkında edindiği bilgiyi, yazdığı birkaç kitapta anlatmıştır. (s. 130)

Georgievitz aynı zamanda, Anadolu halk şiirinin, Türkçe adlı mevcut olmayan en eski örneklerinden birini bize kazandırmış oluyor. (s. 131)

Akşit Göktürk’ün Okuma Uğraşı

Akşit Göktürk

1974 yılında gittiği Konstanz Üniversitesi’nde Alımlama Estetiği’nin geliştirilmesine tanık oldu.Wolfgang Iser ile birlikte çalışma fırsatı bulan Göktürk’ün, Türkiye’ye döndükten sonra çalışmalarını daha çok yazın kuramlarına yöneltmesine şaşmamak gerekir. İşte bu çalışmaların ilk ürünü olmuştur Okuma Uğraşı. (s. 141)

Ne Marksist Eleştiri’de, ne Yeni Eleştiri’de, ne de Yapısalcılık’ta, anlatı metninin anlamı sorunuyla okur arasında bir bağıntı kurulur. Marksist Eleştiri, yapıtla toplum arasındaki ilişkileri vurgularken… Yeni Eleştiri’ye göre ise, yazınsal yapıt… kendi başına varolan organik bir bütün olduğu için, nasıl meydana geldiği de, okur üzerindeki etkisi de onun özüyle ilgili değildir.

Yapısalcılık da nesnelcidir, çünkü… yazınsal metinlerin arkasında, onların uyduğu bir yazınsal gramer… bir sistem yatar.

Alımlama Estetiği… yazına dil açısında yaklaşan dilbilimsel yöntemlere benzemektedir. (s. 142)

Alımlama Estetiği… okur-merkezci bir kuramdır.

…metnin anlamı yalnızca dilsel öğelerin ilişkisine değil, bağlamına tabidir. (s. 143)

Okuma Uğraşı… yazınsal yapıtın anlamı sorununa iki uçtan yaklaşıyor: Metin ve okur…

Alımlama Estetiği’ne göre, yazınsal yapıt bir nesne değil, okurun da katıldığı bir olaydır. (s. 145)

Soruşturma: Romanda “Tip” Olgusu ve “Tip”in İşlevleri Üzerine

(Zeynep Karabey)

Z.K. …”Tip”in tanımıyla başlayalım.

B.M. “Tip” sözcüğü genellikle üç anlamda kullanılıyor. Birincisi, çok genel anlamda bir tipin uygulanması. İkincisi, gerek Batı’da gerek bizde yerleşmiş olan anlamı diyebileceğimiz bir kullanım biçimi. Üçüncü… “Tip”in daha dar bir anlamda kullanılışı. Bundan kastım, Lukacs’ın kullandığı anlam: Lukacs, ancak sosyal ve tarihsel koşulların belirlediği bir kişiliğe tip diyebiliriz diyor. Benşm asıl üstünde durmak istediğim yerleşmiş olan kavram. …genel anlamda tip uygulaması sonucu, tüm roman kişilerine “tip” diyenler çıkıyor.

Oysa bunlara “roman kişisi” demek lazım.

Yereşmiş anlamdan ise ben şunu anlıyorum: “Tip” kendi dışında bir şeyi temsil eden roman kişisidir. (s. 149)

…dış dünyada mevcut bir kavramı ya da bir insan türünü temsil eden bir roman kişisidir. (s. 150)

Batılı eleştirmenlerin belirttikleri bir şey var: Romanda “tip”, ikinci derecedeki karakterlere verilen bir rol.

Bu yüzden, “tip”leşme eğilimlerini romanın başkişisinden çok, ikinci kişiler yoluyla yapma yoluna gidiyor, Batılı yazarlar. (s. 151)

Batı’da romana anlam kazandırmanın ilk yolu… Rönesans’ta gittikçe daha mimetik olan, yani gerçek yaşamda bulunan kişilerle romana veya hikâyeye hayat verme yöntemi başlatıldı. (s. 153)

1950’lerden sonraki romanda tip bir değişikliğe uğruyor gibi. 50’lere kadarki romanımızda özellikle sosyal tipler olarak karşımıza çıkan kişileri, bu dönemden sonraki romanda politik hüviyet kazanmaya başlıyorlar. Politik değil, toplumsal da diyebiliriz. (s. 157)

Türk Romanının 10 Klasiğinden Kiralık Konak

Y. K. Karaosmanoğlu, gençliğinde katılnış olduğu Fecr-i Âti topluluğunun “sanat için sanat” görüşünden Balkan Harbi sıralarında kuşku duymaya başlamış ve sonunda sanatın “evvela bir cemiyetin, bir milletin malı… Sonra da nihayet bir devrin ifadesi” olduğu inancına varmıştı. Nitekim II. Meşrutiyet döneminin bir “ifadesi” olarak yazdığı Kiralık Konak’ta o günlere, Mustafa Kemal’in ülküsünü paylaşan bir milliyetçinin gözleriyle bakar ve can çekişen Osmanlı İmparatorluğu’nun merkezi İstanbul’da yozlaşmış bir toplumu romanın konusu yapar. (s. 159)

Bilimsel Eleştirici Gibi Bir Deyiş, Yanlış ve Yanıltıcıdır.

(Murat Belge)

Üniversite öğrencisi olduğumuz yıllarda… İngiltere’de geçerli eleştiri yöntemi, yapıtı toplumsal tarihe ya da psikolojik nedenlere bağlayarak açıklamak yöntemiydi. (s. 163)

Türk romanının gelişimine bakmak için biçim dışındaki sorunlara eğilmek gerekecektir.

Beni asıl ilgilendiren, yazarlarımızın dile getirmek istedikleri toplumsal, siyasal, ahlaksal görüşlerin romancılıklarını nasıl belirlediği idi, bir. İkincisi de, romanda başvurdukları yolları, kullandıkları teknikleri, dile getirmek istedikleri görüşleri sanat düzeyine ne derece başarıyla çekebildikleriydi. Kısacası, toplumsal eleştiri ile biçimci eleştiriyi bağdaştırmaya çalıştım. (s. 167)

…eleştirinin görevi, sanat eserinin zenginliğini ortaya çıkarmaya yönelik olmalı… Her eleştirmen farklı yöntemlerle buna katkıda bulunabilir. (s. 168)

Anadolu Romanlarında Eylem Öğesi Ağır Basar

(Mürşit Balabanlılar)

M.B. …Yaşar Kemal, dağlardan yanadır; Kemal Tahir, fermandan yana…

B.M. …Kemal Tahir kişisel ya da toplu başkaldırıları meşru görmez. Merkezi devletin zayıf düştüğü zamanlarda görülen bu tür hareketlere, eşkıyalığa kalkışanlar da onun gözünde hırsız, serseri, çapulcu takımındandır…

Yaşar Kemal ise, Osmanlı İmparatorluğu’ndaki isyanları haksızlığa ve zulme karşı halk ayaklanmaları olarak görür.

…Devlet Ana romans türünde bir anlatıdır ve Kemal Tahir, bu türü biraz da çöken Osmanlı İmparatorluğu’nun millette yarattığı aşağılık duygusunu silmek için yazmıştır.

Kemal Tahir, Devlet Ana’da tarihsel doğruluktan çok ideale yönelir. Sonuçta doğal olarak bir romans çıkar ortaya. Aslında ciddi bir tezi savunan Devlet Ana, romans olarak başarılıdır. Ama bu başarı, Türk romanında ileriye dönük bir aşama anlamına gelmez. İnce Memed için de aynı şey söylenebilir.

Yayına Hazırlayan: Seval Şahin Gümüş

İletişim Yayınları, 2004