Berna Moran – Edebiyat Kuramları ve Eleştiri

Berna
Moran – Edebiyat
Kuramları ve Eleştiri

Sanat bir ayna(mı)dır

Sokrates

Simonides

Dr. Johnson

Standhal

Plehanov

Recaizade Mahmut Ekrem

Bütün bu sanatçıların, eleştiricilerin ve
düşünürlerin paylaştıkları bir anlayış, sanatın en önemli özelliğinin doğayı,
insanı, kısaca gerçekliği yansıtmak olduğudur. (s. 18)

Parlak yüzeylerde nesnelerin yansımaları
gibi. Bunlara Platon eidola (görüntü / image) diyor.

Eidola / ideaların kopyasının kopyasıdır.

Sanate gelince, resim de şiir de eidola’lar
gibi duyular dünyasındaki nesnelerin, insanların yansılarıdır.

Bundan ötürü Platon sanatın yansıtma
(mimesis) olduğunu söyler. (s. 21)

(Poetika) Şairin ödevi, gerçekten olan şeyi
değil, olabilecek (…) mümkün olan şeyi ifade etmektir. (s. 28)

Batı’da sanatın yansıtma olduğu fikri,
Rönesans’dan sonra tekrar canlanmış.

a) Sanat genel tabiatın yansıtılmasıdır

b) Sanat idealleştirilmiş tabiatın
yansıtılmasıdır. (s. 31)

(Poetika) şair nesneleri nasıl olmaları
lazım geliyorsa, o şekilde tasvir etmelidir. (s. 34)

…insanın iç dünyasını, zihnini doğru olarak
yansıtma amacı, bilinç akımı tekniğine kadar gelip dayanmıştır. (s. 41)

Değerli olanla güzel olan arasındaki
çağrışım…

Stalin döneminde, Parti sanat anlayışını
denetimine almak gereğini duymuştur. Stalin’in adamı Jdanov’un başı çektiği bu
girişimin sonucu toplumcu gerçeklik diye adlandırılan bir sanat anlayışı
saptanmış oldu.

Toplumcu gerçekçiliğe göre sanatın
yansıttığı gerçeklik toplumsal gerçekliktir ama bu gerçeklik devrimci gelişme
içinde görülür ve doğru olarak tarihî somutlukla işçi sınıfının eğitimi
gözetilerek yansıtılır. (s. 53)

Toplumcu gerçekçi eser, yazarın hayatta
gördüğü ve eserinde yansıttığı çelişkilerin nereye varacağını belirten eserdir.
(s. 54)

Gerçekçilik, yazarın görevi (…) toplumun iç
yapısını ve dinamiğini kavramaktır.

Yazar eserinde kişiler, olaylar ve
durumlarla bu tarihî güçlere somutluk kazandırır. (s. 55)

Althusser’e göre (…) toplumsal gerçeklik
(…) üç ayrı düzeyden oluşur: Ekonomik, politik ve ideolojik.

İdeoloji kendine özgü bir özerkliği ve
öteki düzeyler üzerinde etkisi olan belirleyici bir üstyapı kurumudur. (s. 65)

…gerçek edebiyat ideolojiyi hammadde olarak
kullanan, onu kendine özgü yollardan işleyip dönüştürerek yeni bir ürün veren
bir pratiktir.

Pierre Macharey ve Terry Eagleton (…)
Althusser’in başlattığı yaklaşımı sürdürmüşlerdir. (s. 66)

…emperyalist eylemde yerlilerin insan
olduğu unutulmaktaydı.

(Kolonyalist
romanlar: Jules Verne’nin hemen bütün romanlarında benzer motifler görülür
)
(s. 69)

Yansıtma kuramı

Bunların hepsinde ortak olan nokta, esere
bakarken, her şeyden önce eserin dış dünya ile olan ilişkisi ile
ilgilenmeleridir.

Yalnız biçimci eleştiri (…) eserin kendi
çerçevesinden dışarı çıkmaz. (s. 77)

Tarihsel eleştiri

Okurun (…) eseri anlayabilmesi (…) için
eserin yazıldığı çağdaki koşullar (…) hakkında bilgi sahibi olması gerekir. (s
78)

Orijinal yazma nüshaları bulmaya çalışır.

Eserin dili üzerinde durur.

Biyografiye geniş yer verir.

Eseri belli bir sanat geleneği içinde bir
yere oturtmaya çalışır.

Sosyolojik eleştiri

Edebiyatın (…) toplum içinde doğduğu ve
toplumun bir ifadesi olduğu ilkesinden hareket eder.

Başlangıcını Vico’nun La Scienza Nuova adlı
kitabında bulur.

Herder’de daha belirgin bir hal aldı.

Bu yöntemi tam anlamıyla ilk defa Hippolyte
Taine kullandı. (s. 83)

Taine / Irk, ortam ve dönem

Sosyolojik eleştiri büyük ölçüde
betimleyicidir.

Gerçekçi edebiyatta her ayrıntı hem kişisel
hem de tipik bir nitelik taşır. Edebi başarının ölçüsü burada yatar…

Sanatı sanat yapan genelin tikelde
yansıması (somut-tümel) sağlanmamıştır (gerçekçilik bunun peşinde değildir).

Romantiklere göre eserin en önemli özelliği
duyguları anlatmasıdır
.

Önemli olan eserin (…) dış dünyanın
sanatçıda uyandırdığı duyguları ve yaşantıları ifade edebilmesidir. (s. 102)

Romantik sanat anlayışını ilk defa sistemli
bir estetik kuramı haline sokan Eugene Veron, yansıtma kuramının sanatı yanlış
anladığını belirttikten sonra, sanatı duygunun dile getirilmesi olarak
tanımlar.

…eserin değeri sanatçının değerinden doğar.
(s. 103)

B. Croce, R.G. Collingwood ve James Ducasse
gibi sanat felsefecileri sanatın özünü yaratma eyleminde bulurlar. (s. 104)

Duygunun dile getirilişinde adını
söylemenin yeri yoktur ve gerçek bir sanatçı buna başvurmaz.

Anlatımcı kuramda (…) duygunun belirli bir
hal alması ancak dile çevrilmesiyle olur.

…anlatılmış duygu, tamamlanmış bir
duygudur. (s. 105)

…imgelem ile ifade edilen, sezgisel olan
tikel bir görüntü şeklinde beliren bilgi, Croce’ye göre sanata özgü olan
bilgidir. (s. 108)

…eserin gerçekliği anlatması konusunda
anlatımcılığın koyduğu ölçüt, sanatçının içtenliğidir. (s. 110)

Sanatçının duygularını dile getirmesi ile
sanat meydana gelmez; sanat bu duyguların okura da duyurulması, aynı
heyecanların, yaşantıların onda da uyandırılması ile meydana gelir. (s. 115)

Sanatın rolü, hayatımızı
zenginleştirmektir.

“Çağımızdaki kütlenin sanattan derin
duygular beklediğini düşünmek isabetli değildir. Bekledikleri duygular, aksine
çoğu kere sathî ve çocukçadır.” Malraux

Sanatçının Psikolojisi ve Kişiliği

Eserleri aydınlatmak için sanatçının
hayatını, kişiliğini incelemek

Bu çeşit eleştirinin yolunu açan
Saint-Beuve olmuştur.

Eserin gerçek anlamı yazarın kafasında
düşündüğü, tasarladığı, dile getirmek istediği anlamdır. (s. 134)

Yazarın içtenlikle yazdığını nasıl
bilebiliriz?

Freud sanatçının yaratma eylemi ile nevroz
arasında sıkı bir ilişki bulur ve bilinçaltının yaratmadaki rolünü belirlemeye
çalışır.

İnsanlar (…) isteklerini serbestçe tatmin
edemez, aksine bunları bastırmaya, örtmeye bakarlar.

Bundan ötürü (…) bu zevkleri hayal kurma
yoluyla elde etmeye çalışır. Böylece gerçeklik ilkesinin sözünü geçiremediği
bir hayal dünyasında insan en gizli arzularını tatmin eder. (s. 151)

Esere dönük kuramlar (…) biçimci
sayılırlar.

Biçim değerleri

Birincisi duyumsal

İkincisi yapısal değerler

Nedir estetik biçimin özellikleri?

Sanat eserinin özünü biçimde arayanlar,
“önemli olan söylenen değil nasıl söylendiğidir” kuralına gelip dayanmışlardır.

Söylenen şey (içerik) söyleyişten ayrı
olarak vardır: söyleyiş (biçim) buna adeta sonradan eklenmiş, daha doğrusu
giydirilmiş bir değerdir. (s. 164)

Konu, eserin dışında bir şeydir.

İçerik, ham konunun eserin içinde aldığı
haldir, yani sanatçının elinde işlenmiş hali.

Biçim, eserde yer alan bütün öğelerin
birbirine bağlanıp örülerek meydana getirdikleri düzendir. (s. 167)

Rus biçimcileri

Eserden hareket etmekten yanaydılar ve her
şeyden önce edebiyat eserini diğer eserlerden ayıran biçimsel özelliğin, yani
yazınsallığın ne olduğu sorusuna cevap aradılar ve yazınsallığı ostranenie
kavramıyla açıkladılar. İngilizlerin defamiliarization sözcüğü ile
karşıladıkları bu kavramı “alışkanlığı kırma” diye çevirebiliriz.

Bir namazlık saltanatın olacak,

Taht misali o musalla taşında, (s. 178)

Gerçekliği yansıtmak değil edebiyat
eserinin yaptığı, onu değişik bir biçimde algılatmaktır. (s. 179)

Dil (…) bir göstergeler sistemidir.

Gerçekliği yansıtmaz, üretir. Sözcüklerin
anlamını nesneler değil dil belirliyor…

Yapısalcılık (…) tek tek yapıtları
yorumlamak peşinde değil yazınsallığın peşindedir. (s. 192)

Propp masallarda yedi eylem alanı saptamış:

Saldırgan

Bağışçı

Yardımcı

Prenses

Gönderen

Kahraman

Düzmece kahraman

Yapı-sökücüler evrensel gerçekliği
olabilecek bir düşünce sisteminin var olabileceği iddiasını reddetmişler.

Yeni eleştiri

Eleştirinin, sanat yönünü bir yana
bırakarak edebiyattan uzaklaşmasına bir tepkidir. (s. 207)

Eleştirinin amacı eserin kendisini
incelemek olmalıdır.

Vladimir Propp’un masallarda tespit ettiği 31
işlev

1. Aileden biri evden uzaklaşır.

2. Kahraman bir yasakla karşılaşır.

3. Yasak çiğnenir.

4. Saldırgan bilgi edinmeye çalışır.

5. Saldırgan kurbanı ile ilgili bilgi
toplar.

6. Saldırgan kurbanını veya servetini ele
geçirmek için onu aldatmayı dener.

7. Kurban aldanır ve istemeyerek düşmanına
yardım etmiş olur.

8. Saldırgan aileden birine zarar verir.

8a. Aileden birinin bir eksiği vardır,
aileden biri bir şeyi elde etmek ister

9. Kötülüğün ya da eksikliğin haberi
yayılır; bir dilek ya da bir buyrukla kahramana başvurulur, kahraman gönderilir
ya da gitmesine izin verilir.

10. Arayıcı kahraman eyleme geçmeyi kabul
eder ya da eyleme geçmeye karar verir.

11. Kahraman evinden ayrılır.

12. Kahraman büyülü bir nesneyi ya da
yardımcıyı edinmesini sağlayan bir sınama, bir sorgulama, saldırı vb. ile
karşılaşır.

13. Kahraman ileride kendisine bağışta
bulunacak kişinin (bağışçının) eylemlerine tepki gösterir.

14. Büyülü nesne kahramana verilir.

15. Kahraman aradığı nesnenin bulunduğu
yere ulaştırılır, kendisine kılavuzluk edilir ya da yol gösterilir.

16. Kahraman ve saldırgan bir çatışmada
karşı karşıya gelir.

17. Kahraman özel bir işaret edinir.

18. Saldırgan yenik düşer.

19. Başlangıçtaki kötülük giderilir ya da
eksiklik karşılanır.

20. Kahraman geri döner.

21. Kahraman izlenir.

22. Kahramanın yardımına koşulur.

24. Düzmece bir kahraman asılsız savlar
ileri sürer.

25. Kahramana güç bir iş önerilir.

26. Güç iş yerine getirilir.

27. Kahraman tanınır.

28. Düzmece kahramanın, saldırganın ya da kötünün
gerçek kimliği ortaya çıkar.

29. Kahraman yeni bir görünüm kazanır.

30. Düzmece kahraman ya da saldırgan
cezalandırılır.

31. Kahraman evlenir ve tahta çıkar. (s.
215-217)

Arketip eleştirisi (…) esas amacı
bakımından esere dönüktür.

Bütün aletler, kullanıldıkları yere,
gördükleri işe yani işlevlerine göre tanımlanırlar. Duygusal etki kuramı,
sanatı bu yoldan tanımlamaya çalışır. (s. 230)

John Dryden “zevk” diyor, “edebiyatın tek
değilse de başlıca amacıdır.”

Bir eserin estetik değeri kendi nesnel
niteliklerine dayanmaz, insanda uyandırdığı duygulara dayanır. (s. 235)

Güzelliğin eserde bulunduğu sanısına
kapılmak, Richards’a göre dilin bizi sürüklediği bir yanılgıdır ve ilkel bir
tutumdur. (s. 236)

Edebiyat eserinde söylenenlerin doğru
olması, gerçekliği yansıtması söz konusu edilemez. Edebiyatta doğruluk, eserin
kendi içindeki tutarlılık demektir. (s. 238)

Alımlama estetiği

Edebiyat eserlerinin anlamı ve yorumu ile
ilgili olarak okurun işlevini inceleyen çeşitli kuramlara verilen genel bir addır.

Alımlama kuramı (…) anlam sorununa eğilir.
(s. 240)

Edebiyat yapıtının anlamı (…) metindeki
bazı ipuçlarına göre okur tarafından okuma süresinde yavaş yavaş kurulur. (s.
241)

İzlenimci eleştiri (…) eser hakkında
herkesçe geçerli yargılar verilemeyeceği kanısında olduğu için eserin
nitelikleri ve yapısı üzerinde durmaz.

Güzellik bir zevk meselesidir ve zevkler
değişir.

On dokuzuncu yüzyılda bilimin başarıdan
başarıya koşması sonucu, hakikate varmanın tek yolu bilim yöntemi olarak
belirince, bir kısım edebiyatçılar edebiyatı kurtarabilmek için hakikatle
ilişkisini kesmişlerdi.

Ne yapabilir sanat?

Sanat sezgisel bilgi kazandırır.

Genellikle edebiyatta örtük anlam büyük rol
oynar.

Edebiyat dilin o yolda kullanılışıdır ki,
anlamın, önemli bir kısmını örtük anlam oluşturur denebilir. Bilimsel yazılarda
ise örtük anlam hemen hiç yoktur. (s. 281)

Dilin duygusal kullanılışında
doğruluk-yanlışlık söz konusu değildir ve edebiyatta dilin kullanılışı işte bu
duygusal alandadır.

Edebiyat eserindeki anlam bilgisel değil
de, duygusal demekle, Richards (…) hakikat sorununu edebiyatın tamamen dışında
bırakıyor. (s. 285)

Eleştirmenin söylediklerini kabaca üç
kategoriye ayırabiliriz: Betimleyici, açıklayıcı/yorumlayıcı ve değerlendirici.

Betimleyici kategori doğru ya da yanlış
olabilecek sözlerdir.

Açıklama ya da yorumlama herkesçe doğru ya
da yanlış sayılacak türden sözler olmadığı için tartışmalara ve anlaşmazlıklara
açıktır. (s. 300)

Edebiyat sözcüğünün anlamını bilmek onu
tanımlamakla olmaz. (s. 302)

Estetik yargılar her zaman öznel, duygusal
ve bundan ötürü bir beğeni işi değildirler. Bir anlamda nesnel olabilirler,
çünkü az çok yerleşmiş ölçütler vardır. Ama bu ölçütlerin genel-geçerlikten
yoksunlukları estetik yargının mantıksal bir çıkarım olmasını engeller. (s.
328)

Yansıtma

Sanat eseri gerçekliği yansıtırken
tümelleri belirttiği için insanı ve hayatı açıklayıcı bir rol oynar.

Anlatımcılıkta ise önemli olan sanatçının
duygularını dile getirmesi ve aktarması…

Biçimci kuramlar metnin yapısal yönüne eğiliyorlar.

İletişim Yayınları

2. Baskı, 1999