Bayraklı Camii Tarihi, Mimari, Özellikleri, Hakkında Bilgi

0
42

Bayraklı Camii, Belgrad’da Türk devrinden günümüze kadar ayakta kalan cami.

Sırbistan’ın başşehri Belgrad’da bu­gün Gospodar Jevremovoj caddesi ya­kınında bulunan Bayraklı Cami’nin han­gi tarihte ve kim tarafından yaptırıldı­ğı açık şekilde bilinmemektedir. Tayyib Okiç Üsküp’te çıkan Bayrak gazetesinin 1959’a ait bir sayısında kaynak gösterilmeksizin banisinin Hacı Evrenos so­yundan Ali Bey olduğu ve caminin 930’da (1524) yapıldığının belirtildiğini yaz­maktadır. 1953-1963 yıllarında yapılan tamir sırasında minareye geçit veren ka­pının üstünde tahrip edilmiş bir kitabe bulunmuştur. Okiç ikinci rakamı okuna­mayan bu kitabedeki tarihin 928 (1522) veya 988 (1580) olabileceğini ileri sür­mektedir. Bayraklı Cami gerçekten 928’de yapılmışsa, Belgrad’in fethinin hemen arkasından şehirde inşa edilen ilk ca­midir.

Evliya Çelebi’nin Seyahatname’sinde adına rastlanmayan bu caminin o devir­de başka bir ad ile tanınması muhtemel­dir. Nitekim E. Hakkı Ayverdi XVIII. yüz­yıla ait bir evkaf defterinde, “Vakf-ı Câmi-i Şerîf-i Hüseyin Ket­hüda, el-Ma’rûf Câmi-i Şerîf-i Bayraklı der Varoş-ı Mahrûsa-i Belgrad” başlığı ile bu caminin kaydını bulmuştur. Divna Duriç-Zamolo’ya göre ise cami XVII. yüz­yıl sonlarında çizilen Belgrad planlarında işaretlenmiş ve bir ihtimale göre 1660-1688 yıllan arasında yapılmıştır. Bu araş­tırmacı caminin Sultan II. Süleyman (1687-1691) tarafından yaptırıldığı yolunda bir rivayet bulunduğuna da işaret ederek bir adının da Çuhacı (Cokadzi) Hacı Ali Bey (veya Paşa ?) Camii olduğunu yazar. Belgrad Avusturya tarafından işgal edil­diğinde cami 1717-1739 yılları arasında Katolik kilisesine çevrilmiş ve Cizvit ta­rikatına tahsis edilmiştir. 1728’de yapı­lan bir tahrirde 888 numara ile Cizvitler’in idaresinde bir kilise olarak işaret­lenmiştir. Tayyib Okiç de 1953-1963 yıl­ları arasındaki tamir sırasında son ce­maat yeri altında bulunan mezarlardaki iki iskeletin, cesetlerin yatış durumları­na göre hıristiyan olduklarını tesbit et­miştir.

Belgrad 1739’da Avusturyalılar’dan ge­ri alındıktan sonra 174l’de Hüseyin Ket­hüda tarafından cami tamir ve ihya edil­miş ve buraya Hüseyin Kâhya (Husein-cehajina) veya Kâhya Bey (Cehaja-begova) Camii denilmiştir. Ancak XVIII. yüzyılda­ki bu tamirden sonra muvakkithâne ola­rak da kullanılan caminin, minaresine belirli saatlerde bayrak çekildiğinden, halk arasında Bayraklı Cami adı yerleş­miştir. Nitekim 1789’da çizilen bir planda caminin yanındaki sokak bu adla işaretlenmiştir. Belgrad’ın üçüncü işga­linden (1789-1791) sonra bütün camiler gibi Bayraklı Cami de herhalde harabe haline gelmiş bir durumda olmalıdır. Bu işgal sırasında Belgrad camilerinde ce­reyan eden korkunç sahnelerin burada da geçtiğine ihtimal verilir. Belgrad’ın kesin olarak elden çıkması tarihi olan 19 Eylül 1867’ye kadar müslüman ce­maat tarafından bakımı sürdürülen ve kullanılan Bayraklı Cami, Knez Mihail Obrenoviç’in 18 Mayıs 1868 tarihli ira­desiyle, hademesine Sırp Devleti tara­fından maaş verilmek suretiyle resmen İslâm cemaatine tahsis edilmiştir. Bun­dan sonra bir ara kapatılan cami 1311′-de (1893-94) Sultan II. Abdülhamid’in baskısı ile bir tamir daha görmüştür. Bunu belirten Tevfik adlı bir şairin yazdı­ğı ve el yazması levha halinde olan uzun bir tarih manzumesinde Padişah II. Abdülhamid’e ve Sırp Kralı Aleksandr Obrenoviç ile belediyeye teşekkür edilmek­tedir. Okiç’in ifadesine göre veliaht Yûsuf İzzeddin Efendi I. Dünya Savaşı yıllarında Almanya’ya giderken uğradığı Belgrad’da Bayraklı Cami’ye güzel bir halı hediye etmiştir. II. Dünya Savaşı sırasında cami top mermileri isabetiyle zarar görmüş. 1945’ten sonra bir ara, içine namaz kı­lar vaziyette bal mumu mankenler ko­nularak acayip bir müze yapılması da düşünülmüştür. 1953-1963 yılları ara­sında yapılan bir tamirin birçok bakım­dan hatalı olduğu görülmektedir. Vak­tiyle 250’ye yakın camisi olan Belgrad’ın ayakta kalabilen bu son camisi bugün hâlâ esas görevini sürdürmektedir.

Bayraklı Cami tamamen kesme taş­tan inşa edilmiş olup basit bir mimariye sahiptir. Her bir kenarı dıştan 12,80 m. olan bir kare biçimindedir. Üzeri 10,20 m. çapında bir kubbe ile örtülüdür. Rumeli camilerinde biraz yüksek olan sekizgen biçimli kasnak son tamirde mimari üs­lûbuna çok aykırı düşecek biçimde aşırı yükseltilmiştir. Caminin son cemaat ye­ri tamamen kaldırılmış, bütün pencere­lere Türk mimarisinde benzeri olmayan şebekeler takılmış, alt sıra pencereler dikdörtgen olması gerekirken sivri ke­merli yapılmış ve esas cümle kapısına çok ters düşen yuvarlak kemerli bir ka­pı açılmıştır. Yeni inşa edilen şadırvan ise hem çirkin hem de kullanışsızdır. Ca­mi 1930’dan sonra ibadetler dışında reî-sülulemâiık tevcihi gibi önemli dinî top­lantıların yapıldığı bir merkez olma özel­liğini de kazanmıştır.