BAYKAN SEZER KİMDİR HAYATI ESERLERİ VE SOSYOLOJİSİ

PAYLAŞ

 

Baykan Sezer, Türk sosyolojisinin ve Türk toplumunun konuları ve sorunları üzerine görüşleri ve çözüm önerileri bulunan bir Türk sosyoloğudur. Türk sosyolojisi için ayrı bir kişilik ve kimlik öneren Baykan Sezer, 1980 sonrası yeniden tavır belirleyen Türk sosyolojisi açısından önemli bir kilometre taşıdır. Sezer’e göre Türk sosyolojisi için ayrı bir kişilik ve kimlikten söz etmek duygusal ya da biçimsel bir sorun değil, aksine son derece zahmetli ve çaba isteyen bir süreçtir. Ancak, unutulmaması gereken Türk sosyolojisini ve Türk toplumunu diğer toplum ve sosyolojilerden soyutlamak gibi bir endişenin asla olmamasıdır. Sosyoloji ve tarih ilişkisine önemle vurgu yapan ve bunu tüm çalışmalarında ortaya koyan Sezer, konuları tarihî boyutlarında ele alınmasının altını önemle çizmektedir. 19. yüzyılda Batı dünyasında görülen sosyal sorunlarla birlikte, doğa ve diğer toplumlar üzerinde egemenlik kurmuş Batı toplumları kendi toplumlarını yönlendirme ve istenilen şekli vermek için sosyolojiyi bir araç olarak görmüşlerdir. Sosyolojinin ortaya çıkışını Batı dünya egemenliği temelinde ele alan Sezer, Osmanlı imparatorluğu’nun yı- kılışı Türkiye Cumhuriyet’nin kuruluşu aşamasında genel Batıcılaşma akımı içinde sosyolojinin Türkiye’ye ithal edildiğini belirtmektedir. Sezer’e göre sosyoloji tarih ürünüdür. Tarihin kaynağı ise toplumlar arası çatışmalar ve çelişkilerdir. Bu anlamda; tarihî bütünlük olmadan başka bir ifadeyle Doğu-Batı çatışma ve çelişkilerini dikkate almadan sergilenen yaklaşımlar tek boyutludur.   Sezer, son tahlilde Türk sosyolojisinin önünde üç yol bulunduğunu belirtir. Bunlar: • Batı’nın getirdigi tüm açıklamaları evrensel kabul ederek Türk gerçegini buna göre açıklamak • Batı sosyolojisinin yalnızca kuram ve yöntemini evrensel olarak kabul etmek • Türk toplumunun kendine özgü sorunları vardır ve bu sorunları yine kendine özgü kuram ve yöntemlerle çözme yoluna gitmekdir. Bu seçenekler aynı zamanda Sezer’in sosyolojik görüşlerinin analizinde takip edilebilecek yol hakkında bilgi vermektedir.   Sezer’e göre sosyoloji tarih ürünüdür. Tarihin kaynağı ise toplumlar arası çatışmalar ve çelişkilerdir. Bu anlamda; tarihî bütünlük olmadan başka bir ifadeyle Doğu-Batı çatışma ve çelişkilerini dikkate almadan sergilenen yaklaşımlar tek boyutludur. Batıcılaşma: Baykan Sezer Batıcılaşma kavramı ile sorgulamadan ve sonsuz bir güvenle Batı’nın tüm öğelerini ithal etmeyi kastetmektedir.

Baykan Sezer Türk Sosyolojisinin Ana Başlıkları

Sosyolojinin konusunun toplum olduğunu belirten Sezer, (1985:3)’e göre; Toplumlar ve toplumlara bağlı toplum genel çıkarları kendiliğinden oluşmuş varlıklar ve değerler değildir, böylece birbirinden farklı ve çıkarları birbirleriyle çatışır toplumlarla karşılaşmaktayız. Dolayısıyla sosyoloji, toplum sorunları nı açıklama ve çözümleme girişim ve deneylerinin bir toplam ve ürünüdür. Bu durumda, Sezer’e göre yapmamız gereken ilk şey genel olarak toplum tanımı yapmak sonrasında ise Türk toplumunun nasıl tanımlanabileceğini ortaya koymaktır. Bu bağlamda Türk Sosyolojisi’nin ilk konusunu kendisine büyük ölçüde kaynaklık eden Batı sosyolojisinin anlamak ve açıklamak oluşturmaktadır. Bu noktada Batı sosyolojisinin Doğu toplumlarını tanımladığı şekli ile değil, kendi özellikleri içinde diğer toplumlarla ilişkilerini dikkate alarak yapılan tanım amaca uygun tanımdır. Nitekim Sezer, sosyolojinin bütün araştırmaları nda kullanmak zorunda olduğu başvuru kavramının toplum olduğunu belirtmektedir. Bu noktada Türk sosyolojisine düşen ilk görev Türk toplumunu tanımlamak, bu tanımlamaya bağlı olarak sorunları saptamak ve sorunlarla ilgili çözüm önerilerini sunmaktır. Sezer’e göre toplum tanımımızı yaptıktan sonra günümüz Türk toplumuyla ilgili çoğu soruna da kaynaklık eden ana sorunları belirlememiz gerekmektedir.

Köy Sorunu

Günümüz Türk toplumu açısından ilk belirlememiz gereken sorun, köy sorunudur. Köy sorununu iyi anlayabilmemiz için Osmanlı toprak düzenini iyi bilmemiz gerekmektedir. Osmanlı döneminde, köy düzeni ve tarımda oluşan ilişkiler, tarihin bizlere aktardığı mirası tanımlamamız açısından ne kadar önemliyse, günümüz Türkiye’sinde köy, toplumsal sorunlarımızın kökenini bilmek açısından o denli önemlidir. Osmanlı imparatorluğu’ndaki “millet sistemi”ne bağlı olarak yeni kurulan rejimin Türk olma niteliği köylülükte aranmıştır. Özetle köy sorununun Cumhuriyet döneminde ön plana çıkarılmasının nedeni, Osmanlılığın inkârı ya da Batı lılaşmanın Türkiye’de gerçekleşebilmesi için gerekli ortamın hazırlanmasıdır. Türkiye’nin almış olduğu Batıcılaşma kararı, Osmanlı-Türk toplumunun kendi gelişme ve çelişkilerinin doğal bir sonucu değil, Türkiye’deki siyasal aktörlerin bir tercihinin sonucudur. Böylelikle yeni kurulan Türk toplumu dünya dengeleri içerisinde kendine Batının tanımladığı bir yer edinecektir. Söz konusu Batı tanımları- na göre Türk toplumunun temel özelliği köylülük ve “az gelişmiş” bir toplum olması dır. Sonuç olarak köy, Türkiye Cumhuriyeti kuruluş yıllarında bir lokomotif görevi görürken, daha sonraki aşamalarda kalkınmanın önünde en büyük engel olarak görünmeye başlamış, az gelişmişliğin nedeni sayılmaya başlamıştır (Sezer,  

Türkiye’nin almış olduğu Batıcılaşma kararı,

Osmanlı-Türk toplumunun kendi gelişme ve çelişkilerinin doğal bir sonucu değil, Türkiye’deki siyasal aktörlerin bir tercihinin sonucudur. Kalkınma Sorunu Günümüz Türk sosyolojisinin önündeki önemli sorunlardan bir diğeri kalkınma sorunudur. Gerçekte bir toplumun iktisadi açıdan güçlü olması, çeşitli tarihî olayları n bir sonucudur. Hiçbir toplum olayının mekanik bir gelişme sonucu ve sırası geldiği için oluşmadığını hatırlayarak bir toplumun iktisadi açıdan güçlü olmasını da tarihî gelişmelerin bir ürünü olarak değerlendirmemiz kaçınılmazdır. Günümüzde Türk toplumu çeşitli sorunlarla karşı karşıya bulunmaktadır. Türk sosyolojisinin konusu da bu sorunlardır, bu sorunların büyük çoğunluğu diğer toplumlarla olan ilişkilerde belirlenmektedir. Dolayısıyla Batıcılaşma girişimleri beraberinde az gelişmişlik durumunu ortaya çıkarmış, Batı’yı tanıtma görevini üzerine alan sosyoloji için de kalkınma sorunu, toplumumuz önündeki çözüm getirilmesi gereken önemli bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Batı’da sosyolojinin kuruluşu ve ortaya çıkış koşulları, Batı’nın elde etmiş oldu- ğu dünya egemenliğinin özelliklerini, Batı toplumlarının kendini temelden sarsan sorunların neler olduğunu ve Batı düşünce dünyasının olaylara bakış açısının özellikleri Türk sosyolojisi tarafından öncelikle ele alınacak konulardır. Nitekim Sezer’e göre; Türk sosyolojisi’nin en önemli başlığını yöntem konusu oluşturmaktadır. Yöntem konusu, sosyolojinin ele aldığı konuları diğer bilimlerden farklı ele alış tarzını içermektedir. Sosyolojinin bu farklı ele alış tarzı, araştırma alanı birçok bilimsel disiplinle çakışmasına rağmen bağımsız bir bilim kimliği kazanmasına yol açmıştır (Sezer, 1985:27). Türkiye’de sosyoloji Batı’dan aktarma bir bilimdir ancak tarihimizden bilgi edinmek, tarihimizden gerekli sonuç ve dersleri çıkarmak Türk sosyolojisi açısından kendi kimliğini kazanmanın bir gereğidir. Türk sosyolojisi toplum sorunlarının karşılıklarını Batı sosyolojisinde bulduğuna inanmış ve bunun sonucunda her türlü bilgiyi Batı’dan aktarma yoluna gitmiştir. Ancak, belirtilmelidir ki Batı’dan aktarmacılık yalnızca sosyolojiye ait bir özellik değildir. Türk sosyolojisi Batıcılaşma çabalarında yüklenmiş olduğu yol göstericilik çabası yanında asıl önemini toplum olarak yeni bir kimlik kazanma çabaları nda ön saşarda yer almıştır. Bu çaba bize göstermektedir ki ne kadar aktarmacı gözükürse gözüksün Türk sosyolojisi, toplum sorunlarından uzak değildir (Sezer, 1985:89). Sonuç itibarıyla sosyolojiyi tüm yönleriyle Batı’dan aktaran Türk sosyolojisi, ayrı bir kimlik ve kişilik oluşturma çabasında öncelikle Türkçülük ve laiklik konuları nı sosyolojik bir perspektifte ele alarak günümüzde de etkili olan toplumsal sorunları açıklamak ve anlamlandırmak zorundadır. Baykan Sezer 1939 yılında göz doktoru bir baba ve ilkokul öğretmeni bir annenin ikinci çocuğu olarak Malatya’da dünyaya gelmiştir. Lise eğitimini Galatasaray Lisesi’nde tamamlamış, daha sonra Fransa’da bulunmuştur. Fransa’da bulunduğ u yıllarda Cezayir Bağımsızlık Savaşına tanıklık eden Sezer’in Doğu toplumları yla ilgili görüşleri bu süreçte şekillenmiştir. Türkiye’ye döndüğünde, Kemal Tahir aracılığıyla Cahit Tanyol ile tanışma fırsatı bulmuş, kitap okuyarak para kazanabileceğ i asistanlığa Cahit Tanyol’un teklifi üzerine istanbul Üniversitesi’nde başlamı ş, emekliliği gelince bölüm başkanlığı görevini bırakmıştır. Baykan Sezer, verdiği önemli eserler yanında, en önemli mirasını Baykan Sezer ekolüyle bırakmıştı r. 2002 yılında aramızdan ayrılan Sezer’in en önemli eserleri arasında Sosyoloji’nin Ana Sorunları, Sosyoloji’de Yöntem Tartışmaları, Sosyoloji’nin Ana Konuları sayılabilir. Türkiye’de sosyoloji Batı’dan aktarma bir bilimdir ancak tarihimizden bilgi edinmek, tarihimizden gerekli sonuç ve dersleri çıkarmak Türk sosyolojisi açısından kendi kimliğini kazanmanın bir gereğidir.

Sosyolojide Yöntem Tartışmaları

Sosyoloji felsefeden en son ayrılan bilimsel disiplin olduğu için genç bir bilim dalıdır. Bundan dolayı ki yeniliğini ve farklılığını kullandığı yöntemlere ortaya koyma çabasına girmiştir. Nitekim Sezer (1993:9)’in belirttiği gibi sosyolojinin sahip olduğu iki özelliği bu çabasında etkili olmuştur. Birinci özellik, yeni bilim olmasıyla değişen bilim anlayışı- na büyük katkıları olmuştur. ikinci özellik ise sosyolojinin kendi üstüne soru sorabilen ve bu soruları sürekli yenileyen yani reşeksif bir bilim olması- dır. Sosyolojide yöntem tartışmalarının diğer bilimlerde görülmeyecek boyutlara ulaşmasının nedeni, bu yenilik ve farklılık arayışıdır. Zira sosyolojinin ilk kurulduğu yıllarda yükselen pozitivist düşüncenin etkisiyle sosyolojinin bir do- ğa bilimi (matematik, fizik, kimya gibi) olduğu ve doğa bilimlerinin kullandığı yöntemleri kullanması gerektiği ve bunun karşısında ise sosyolojinin kendi yöntem ve tekniklerini oluşturması yönündeki karşıt görüşler, sosyolojide yöntem tartışmaları nı en üst seviyeye taşımıştır. Sosyoloji diğer bilimlerin aksine bulgularının aktarılmasından önce kendi geçerliliğ ini, kullandığı yöntemlerin geçerliliğini ve bu yöntemlerin bilimselliğini savunmaya yönelmiş özel bir bilim dalıdır. Başka bir tabirle sosyolojide yöntem tartı şmalarında sorun, sosyoloji yöntemleri olmaktan ziyade sosyolojinin kendi geçerliliğ idir. Sosyolojide yöntem tartışmaları her şeyden önce kendi varlığını doğrulayabilmek amacıyla sürdürülmektedir. Sosyolojide yöntem tartşmalarının hiçbir bilimde görülmeyen boyutlara ulaşmasının nedeni budur (Sezer, 1993:17). Bu nedenle sosyoloji doğuşundan bugüne kadar kendi üzerine soru sormaktan geri kalmamıştır. Sosyolojinin kendi üzerine tartışmayı böylesine uzun sürdürmesi yalnızca henüz arayış içinde olması ve kendisini bulamaması sonucu değildir. Soru sormayı sürdürmektedir; çünkü kendisini kanıtlamaktan öte her soru soruş biçimiyle birlikte konuyu ele alış biçimi ve buna bağlı olarak da ulaştığı sonuçlar de- ğişmektedir. Bu yüzden her yeni sosyoloji akımı ile hatta her yeni sosyolog ile bu sorular yinelenmektedir. Görüldüğü gibi sosyolojide yöntem, bir yerde sosyolojinin kendisiyle eş anlama gelmeye başlamıştır. Yöntemle ilgili olarak diğer bir tartışma konusu ise sosyolojinin yansızlığı sorunudur. Bilimin zorunlu olarak objektif olması gerektiği yönündeki yaygın kanı sosyolojinin de bir bilim sayılabilmek için tarafsız olması gerektiğ i inancını doğurmuştur. Sezer’e göre sosyolojide ne araştırmacı ne de araştı rma konusu kullanılan yöntemden bağımsız değildir. Sosyolojideki araştırmacı, araştırma konusu ve araştırma yöntemi arasındaki bağımlılık sosyolojide tarafsız- lık konusunun bilim olabilmek adına göz ardı edilmesine yol açmıştır (Sezer, 1985:28).

Sosyoloji’de Yöntem Tartışmaları

Sonuçta sosyoloji, diğer bilimlerin aksine bulgularının aktarılmasından önce kendi geçerliliğini ve kullandığı yöntemlerin geçerliliğini ve bu yöntemlerin bilimselliğ ini savunmaya yönelmiş özel bir bilim olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu nedenle de sosyoloji öğretisi öncelikle kendisinin incelenmesine eğilmiştir (Sezer, 1993:16). Sezer, (1993:17)’e göre sosyolojinin yöntem konusundaki tüm bu sorunları sosyolojinin yoksullaşması olarak değil, ancak böylece bir bilim kimliğine kavuşabilecektir şeklinde yorumlanmalıdır. Görüldüğü üzere sosyolojide tam anlamı yla bir objektişiğin olamayacağını belirten Sezer’e göre; sosyolojide yöntem ele alınan olayların özellikleri ve bu özelliklerin gereklilikleri üzerine belirlenmemektedir. Yöntem sorunu öncelikle bizlerin olaylara bakış açısına bağlıdır. Yani sosyolojide yöntem her şeyden önce araştırmalarımızdan önce bildiklerimize bağlı kalmaktadı r (Sezer, 1985:28).

Tarihte Doğu-Batı Çatışması

Sorunlara Doğu-Batı çatışması temelinde yaklaşan Sezer, Doğu’yu da Batı’yı da iyi tanımamız ve bilmemiz gerektiğinin altını önemle çizmektedir. Doğu toplumları için önerilen modellerde amacın, Doğu’yu Batı’ya benzetmek olduğunu belirten Sezer; öne sürülen modellerde çıkış noktasının Doğu toplumlarının sorunları olmadığı nı, Batı’nın kendisi olduğu saptamasını yaparak, sosyoloji-tarih bağlantısının önemini bir kez daha vurgulamaktadır. Buna bağlı olarak sosyoloji ve tarih ilişkisi Sezer (1985:3)’e göre kaçınılmazdır. Toplumlar kendi özelliklerini kendi serüvenleri sonunda kazanmaktadır. Kendi tarihlerinin asıl yaratıcı gücü olan bu gelişme isteğ e bağlı ya da ısmarlama olmaktan uzaktır. Bir toplumun özellikleri de, sorunları da tarihte yaşamış bulunduğu serüvenin ürünüdür. Eğer sorunlarımızı aşmak istiyorsak sorunları- mızın kaynağının doğru saptanmasının yanında tarihin akışına yeni bir yön kazandırmakla bu sonucu elde edebiliriz. Bir toplumun yükselişi, sorunlarını aşması ancak tarihin akışıyla uyum sağlayabilmesi ve tarih akışını denetleyip yönlendirebilmesiyle gerçekleşebilir. Yoksa belli estetik ameliyatlarla böyle bir sonucun elde edilebileceğini düşünmek, bedelini halkların ödediği yanılgıdan başka bir şey de- ğildir. Toplumun kendisi gibi çıkarları da tarih içinde oluşmaktadır. Toplumlar tarih içinde kendilerine bir yer, bir rol ve çeşitli ilişkiler içinde bir çerçeve edinirler, oluştururlar. Topluma kimliğini kazandıran da başka bir şey değildir. Toplumun tarihteki rolüne, yerine, edindiği çevreye uygunluk ya da ters düşmesi ile toplum çıkarlarını sapta- mamız konusundaki tek ölçüyü oluşturur. Çıkarlarımızı ancak tarihî yakından bilmekle tanıyabiliriz. Bu nedenle sosyolojinin tarihle işbirliği kaçınılmazdır. Tarih, sosyolojinin başlıca bilgi kaynağıdır. Toplum olayı gerçekleştiği andan itibaren tarihin konusu olmaktadır. Böylece sosyoloji ile tarih birbiriyle iç içe bir görünüm içinde bulunmaktadır. Sosyolojinin tarihle olan ilişkisi öbür toplum bilimlerinden farklıdır ve çok daha yakındır. Toplum olaylarının tarihî boyutu konusunda sosyoloji doğrudan tarihe başvurmak zorundadır. Bu nedenle herhangi bir toplum olayı üzerinde doğru yargıda bulunabilmemiz için tarih bilgisine gerek bulunmaktadır. Türkiye ile ilgili sorunlar birbirinden kopuk ve bağımsız değildir. Bu nedenle bu sorunların birini ele alış biçimimiz diğer sorunları da ilgilendirmektedir. Günümüzde toplumların karşılaştığı sorunlar tarihin bir ürünüdür. Sorunların tarihî boyutu bulunmaktadır ve çözümleri de tarihî gelişmeye yol açmaktadır vurgusunu yapan Sezer, sosyoloji ve tarih ilişkisine üzerinde önemle durmuş, konuları tarihî boyutları içinde ele alarak özellikle yakın tarihimizi sadece bir akademik ilgi alanı olmaktan çıkarmıştır. Sezer, günümüz sorunlarını çözmeyi başarabilmenin sorunları mızı iyi ve doğru tanımakla mümkün olabileceğini belirtmektedir. Toplumsal olayların mutlaka tarihî boyutu olması nedeniyle tarihî bir kenara bırakmanın doğ- ru olmadığını dolayısıyla sosyoloji ve tarihin birbirlerinden faydalanmasının gerekli olduğunu vurgulamaktadır. Toplumun temel niteliklerinden birinin değişme olduğu anlayışı, toplumun tarihsel bir süreç olduğu anlayışını da beraberinde getirir. Her toplum, kendine özgü koşullarıyla göreli yapısal ve dolayısıyla düşünsel aşamalardan geçmiş ve geçmektedir. Sosyolojik anlamda bu aşamalar tarihin konusu içinde yer alan olaylarla kendisini somutlaştırmaktadır.

Türk Sosyolojisinin Sorunları ve Çözüm Önerileri

Sezer’e göre; Türkiye’de sosyolojinin ilk ve ana sorunu, önce Batı sosyolojisi ile ilişkilerini iyi belirleyebilmesi ve Türk toplumunun ve gerçeklerinin aydınlanması nda takınılması gerekli tutumun ne olduğunu saptayabilmesidir. Türk sosyolojisi açısından yöntem konusunun önemini ve gerekliliğini vurgulayan Sezer’e göre; “Türkiye’de sosyoloji, sorunlarını ortaya koyarken aynı zamanda kendi gelenek ve yöntemlerini de kurmak zorundadır. Ancak o zaman, gerçekten Türk toplumuna ışık tutabilir. Yöntem gerçeklerin anlaşılması amacıyla izlenmesi gerekli yoldan başka bir şey değildir. Karşımıza çıkan sorunlara göre biçimlenecektir. Yöntemin gerçeklere değil de gerçeklerin yönteme uyacağını sanmak mümkün değildir. Türk sosyolojisi, sorunları bütünlükleri içinde ele almak ve böylece olayların gerçek anlamları nı su yüzüne çıkarmakla yükümlüdür. Bu nedenle görevleri arasında yeni açıklayıcı kuramlar geliştirmek de bulunmaktadır. Türk sosyolojisinin gerçekleştireceğ i çeşitli bulgular, ancak genel kuramlar aracılığıyla doğru bir yoruma kavuşturulabilecektir” (Sezer, 1988:13).   Bir toplumun yükselişi, sorunlarını aşması ancak tarihin akışıyla uyum sağlayabilmesi ve tarih akışını denetleyip yönlendirebilmesiyle gerçekleşebilir. Toplumsal olayların mutlaka tarihî boyutu olması nedeniyle tarihî bir kenara bırakmanın doğru olmadığını dolayısıyla sosyoloji ve tarihin birbirlerinden faydalanmasının gerekli olduğunu vurgulamaktadır. Günümüzde Türk sosyolojisi konusunda doğru saptamalarda bulunabilmek için Batı sosyolojisini iyi bilmemiz gerektiği gibi sosyolojinin Türkiye’deki serüvenini de yakından tanımamız bir zorunluluktur. Batı sosyolojisinin bütün önerilerinin Türkiye için geçerli olması gerekmemektedir. Elbet bu durum Batı sosyolojisinin bütün önerilerinin Türkiye için geçersiz olduğu anlamını da taşımaz. Yalnızca sosyoloji bilgilerinin öğrenilmesi yeterli değildir. Bu bilgilerin aynı anda eleştirilmesi, yeni baştan ele alınması, irdelenmesi gerekmektedir. Sezer (1985:81), Batı sosyolojisinin üzerinde ısrarla durmamız gerektiğinin altını çizmektedir. Bunun nedeni; Türk sosyolojisine büyük ölçüde kaynaklık eden Batı sosyolojisini bilmek ve Türk sosyolojisinde öne sürülmüş çoğu görüşleri gerçek anlamlarıyla tanıyabilmektir. Yine ayrıca Batı sosyolojisi yalnızca kendi toplumlarının sorunlarının çözümüyle ilgili kalmamaktadır, kendi dışındaki toplumlar için de değer yargıları getirmektedir. Türkiye’de önceleri çeşitli konularda Avrupa’nın değişik ülkeleriyle işbirliği imkanları nı aramak biçiminde başlayan Batıcılaşma akımı, kısa süre içinde bizlerin de Batılılar gibi düşünmemiz ve yaşamamızla ancak imparatorluğun kurtarılabileceği görüş ve inancına dönüşmüştür. Bunun sonucu Batı düşünce öge ve dalları Türkiye’ye ithal edilmeye başlanmıştır. Bu arada sosyoloji de yurdumuza girmiştir. Böylece teknik alanlarda başlayan Batı bilim ve düşüncesinin Türkiye’de kökleşmesi toplum bilimleriyle de bütünleşmiştir vurgusunu yapan Sezer, sosyolojide geçerli olan yöntemlerin Batı’nın sunduklarıyla sınırlı olduğunun da bilinmesi gerektiğini belirtmektedir. Baykan Sezer kendi yöntem anlayışını ortaya koyarken, bütüncü yaklaşımın ve makro düzeyde analizlerin önemini belirtmektedir. Nitekim ona göre; Türk sosyolojisi, sorunları bütünlükleri içinde ele almak ve böylece olayların gerçek anlamlarını su yüzüne çıkarmakla da yükümlüdür. Bu nedenle görevleri arasında yeni açıklayıcı kuramlar geliştirmek de bulunmaktadır. Sosyolojimizin gerçekleştireceğ i çeşitli bulgular, ancak genel kuramlar aracılığıyla doğru bir yoruma kavuşturulabilecektir. Toplum tanım ve yasaları öncelikle toplum gelişme ve değişmelerini açıklamak durumundadır. Gerçekte bu tanım ve yasalardan umulan, toplumda amaçlanan gelişme ve değişmeleri elde edebilmektir. Batı’da toplumların büyük çalkantı ve değişmeler içinde bulunduğu bir dönemde kurulmuş olması şaşı rtıcı değildir. Sosyolojinin konusu budur. Bu konuların gündemde olduğu ve doğrudan gözlem olanaklarının bulunduğu değişmeler dönemi, sosyolojinin do- ğuşunu ve gelişmesini kolaylaştırmıştır. Yakından incelendiği zaman belli başlı sosyoloji akımlarının, bu değişmeleri kendilerine konu aldıklarını görürüz (Sezer, 1988: 120). Baykan Sezer, sosyoloji tarih bağlantısının gerekliliği yönündeki görüşleriyle bağlantılı olarak; Sosyolojinin günümüze kadar ürettiği bilgilerin kaynağı Batı tarihî olmuştur. Oysa Türk toplum tarihini ele aldığımız zaman ilk gözlemleyebileceğ imiz, Türk toplum tarihî ile Batı kalıplarının uyuşmazlığıdır. Genel olarak Do- ğu tarihinde, en azından Batı tarihinde görülen Eski Çağ-kölelik, Orta Çağ-feodalizm ve Yeni Çağ-kapitalizm kesişmesine tanık olunmamaktadır. Bu durumda bizim ise Türk tarihinde önemli değişmeleri saptamakla başlamamız gerekmektedir. Daha önce de değindiğimiz gibi Türk tarihinde iki önemli değişiklik olayı Anadolu’nun Türkleşmesi ve Osmanlı’nın Batıcılaşması olayıdır. Anadolu’nun Türkleşmesi olayında bir uygarlık çevresinden bir başka uygarlık çevresine gireceğiz. Kimli- ğimizi değiştirmeksizin yurdumuzu değiştireceğiz. Osmanlı’nın Batıcılaşma olayın- 8. Ünite – Baykan Sezer ve fierif Mardin 163 Türkiye’de önceleri çeşitli konularda Avrupa’nın değişik ülkeleriyle işbirliği imkanlarını aramak biçiminde başlayan Batıcılaşma akımı, kısa süre içinde bizlerin de Batılılar gibi düşünmemiz ve yaşamamızla ancak imparatorluğun kurtarılabileceği görüş ve inancına dönüşmüştür. da ise bu kez yurdumuzu değiştirmeden kimliğimizi değiştirmek girişimi bulunmaktadı r. Yine bir uygarlık çevresinden bir başka uygarlık çevresine geçilmektedir. Görüldüğü gibi bu iki olayın temelde benzer ve uyuşmaz iki önemli özelliği olacaktır. Türk tarihinde bu iki olayla ölçülebilecek önemde başka değişmelere rastlamak zordur saptamasını yapmaktadır. Baykan Sezer sosyolojik yaşamı boyunca pozitivist anlamda hiçbir uygulamalı çalışma yapmamıştır. Buna karşılık sosyolojinin uygulamasının siyaset olduğunu düşünmektedir.Yöntemi genel anlamıyla karşılaşılan güçlükleri sistemli bir çözümleme çabası olarak tanımlayan Sezer, sosyolojinin başlıca bilgi kaynağının tarih olduğ unu belirtmektedir (1993:79).Nitekim sosyoloji yaşanan toplum olaylarının tarihî boyutunu öğrenebilmek için tarihe başvurmak zorundadır. Türkiye’de sosyoloji yapmak, sosyolojinin getirdiği kutsal ve mutlak doğrularla Türkiye sorunları önünde bilgiçlik taslamak değildir. Önemli olan ve gereken Türk toplumunun günümüzde karşılaştığı sorunlara çözüm getirebilmektir. Türkiye’de sosyolojinin yeri söz konusu biçimde tanımlanınca çözüm getirmesi gereken sorunların saptanması da gerekmektedir. Sorunlar belli bir toplumun, Türk toplumunun sorunlarıdır. Bu nedenle Türk toplumunun tanımlanması sosyolojimizde öncelik kazanmaktadır. Elbet önce soruların doğru ortaya konulması gerekmektedir. Sosyoloji bu nedenle vardır. Sorular ve doğrular yeterince bilinirse siyaset doğruların dile getirilişini yüklenecektir. Ana doğrular bilinip siyasette dile gelseler bile sorunların daha kolay ve daha sağlam çözülebilmesi için sosyoloji yine çabasını sürdürecektir. Hiçbir sorun kalmaz ve en kusursuz çözümler gerçekleşir ya da bilinirse işte o zaman sosyoloji gereksiz olacaktır.