BAŞLICA SOSYOLOJİ TEORİLERİNE TOPLU BAKIŞ

BAŞLICA SOSYOLOJİ TEORİLERİNE TOPLU BAKIŞ
Sosyoloji biliminin, teorik planda birçok akımların ve bu çerçevede şekillenen ekollerin oluşumuna imkân verdiğini görmüş bulunmaktayız. Esasen, tüm empirik eğilimlere rağmen, teorik düzeyde kuramsal tartışmalar günümüzde de devam etmekte; bu çerçevede yeni sosyoloji akımları ve teorilerine tanık olunmaktadır. Her halükârda, Fonksiyonalizm, Strüktüralizm, Sembolik Etkileşimcilik ve Çatışma teorileri çağdaş sosyolojiye egemen olan başlıca sosyoloji kuramları olup; bunlara Etnometodoloji, Genetik Strüktüralizm ve Aksiyon teorisi gibi kuramlar eklenmiş bulunmaktadır. Öte yandan, sosyoloji doktrinlerini muhtelif şekillerde tasnif etmek mümkün olmaktadır. Nitekim, bir tasnife göre onlar, beş ana tipe ayrılmakta olup; bu ana tiplerin her birinin de çeşitli alt dalları mevcuttur:
a. Sosyolojik Esasa Dayalı Sosyoloji Doktrinleri
Toplumu tabiî, biyolojik, psikolojik, vs. hassalardan müstakil, kendine has, mutlak bir mevcûdiyet ve realite olarak ele alan ve sosyal olayları bu görüş açısından hareketle açıklamak isteyen sosyoloji doktrinleri bu gruba dahildir.
b. Psikolojiye Dayanan Sosyoloji Doktrinleri
Sosyal olaylara insanın ferdiyetinden türemiş hadiseler olarak bakmak süreriyle, onları içgüdü, duygu, davranış, vb. psikolojik olaylarla açıklamak isteyen ve böylece sosyolojiyi “sosyal psikoloji”ye veya “fertlerarası (interindividuel) psikolojiye icra etmek isteyen sosyolojik nazariyeler bu gruba dahildirler.
c. Biyolojiye Dayanan Sosyoloji Doktrinleri
Bu gruba giren sosyolojik nazariyeler, sosyal hadiseleri “uzvî” olaylara bağlayarak, sosyolojiyi bir şekilde antropoloji ve biyoloji ile alâkalı görmektedirler. Zoolojik, organisist, antropolojik, biyo-sosyal {demografik) ekoller bu grubun örnekleridir.
d. Coğrafyaya Dayanan Sosyoloji Doktrinleri
Sosyal realiteyi tabiî ve fizikî bir realite olarak görüp; iklim, yeryüzü şekilleri, mevsimler, su dağılımı, akarsular, vs. durumlarla İçtimaî vakıaları açıklama temayülü gösteren sosyolojik nazariyeler bu gruba dahildir.
e. Mekanist Esasa Dayanan Sosyoloji Doktrinleri
Sosyal hadiseleri fizikî, kimyevî veya mekânik kavramlar ve terminoloji ile yorumlayan bütün sosyolojik teoriler bu gruba girmektedirler.
Sosyoloji doktrinleri ayrıca, meselâ felsefî düşünceye yahut bilime ağırlık vermiş olmaları veyahutta “tek faktör”e yahut “hakim faktör”e dayalı açıklamayı esas almış ya da “bütüncü görüş”t istinad etmiş olmaları gibi çeşitli kriterlere göre de tasniflere tabiî tutulmaktadırlar. Le Play Okulu ile Mekanik, Biyolojik, Ekonomik, Demografik, vs. okullar, sosyal olayları tek yahut hakim faktörle açıklamak iddiasında olan sosyoloji nazariyelerine örnektirler. Geştalt Sosyolojisi ise, bütüncü sosyolojik görüşe misal teşkil etmektedir.

Sosyoloji biliminin konusu ve metodu hakkında genel bilgiler verirken, onun diğer sosyal bilimler ve özellikle insanın fiilleri, davranışları ve tutumlarını başka açılardan inceleyen, ancak konusu itibariyle sosyolojiye yakın veya benzer ilim dallarından farkım da belirtmekte fayda vardır. Esasen bu konu Amerikan Sosyolojisinin ünlü isimlerinden T. Parsons tarafından sistematik bir şekilde ele alınmış ve aydınlatılmış bulunmaktadır.
Parsons’a göre toplum, bir toprak parçası üzerinde yerleşmiş insanların ilişkilerini düzenleyen, teşkilâtlı ve ampirik bir sosyal sistem yada sosyal münasebetler sisteminden ibarettir. Yapı bakımından, onun bütün parçaları birbirine bağlıdırlar ve parçalardan biri üzerinde meydana gelen değişiklik diğerlerine de tesir eder. İşte sosyoloji de böylesine bir sosyal sistem gözüyle baktığı toplumun incelenmesini kendine konu olarak almaktadır. Hakikatte sosyolojik nazariye sosyal sistemler teorisinin sadece bir yönünü teşkil etmektedir ve şu hale göre sosyoloji özel bir bilimdir. Sosyoloji, sosyal sistemde örneklerin, değer yönelmelerinin müesseseleşmesi hadisesi ile, bu müesseseleşmenin şartları ile, örneklerdeki değişmelerle, bu örneklerden sapma ve bunlara uymanın şartları ve bütün bu konulardaki motivasyon süreçleri ile uğraşır.
Öteki sosyal ilimlerden hiç biri, muhtevasından ayrı olarak sosyal sistemi teşkil eden sosyal münasebetleri inceleme konusu yapmamaktadır. Meselâ Kültür Antropolojisi insanı ve bilhassa ilkel insanı, faaliyetleri ve ürünleri yönünden ele almakta, insanların devlet, teknik, efsane ve bâtıl itikadları ve İçtimaî müesseseleriyle muhteva yönünden uğraşmaktadır. Aynı şekilde iktisat ilmi, insanı, sermaye biriktiren ve topladıkları üzerinde tasarrufta bulunan bir varlık olarak incelemektedir. Bunun gibi Siyaset ve İlâhiyat ilimleri de, kendi alanlarını teşkil eden konuları, analitik değil fakat sentetik bir tarzda ele almakta ve insan münasebetlerinin kendileri ile ilgili muhtevalarını araştırıp inceleme konusu yapmaktadırlar. Buna karşılık sosyoloji, sosyal münasebetin bizzat kendisini, yani toplumu analitik olarak incelemek demektir. Sosyolog, sosyal münasebetlerin ekonomik, kültürel, siyasî veya dinî vasıfları ile değil fakat bunlarla “sosyal” olmaları sebebiyle ilgilenmektedir.

Sosyoloji, Tarih Felsefesi, Sosyal Felsefe, Hukuk, Biyoloji, Coğrafya, Etnoloji, Etnoğrafya, Folklor, Psikoloji, Sosyal Psikoloji, Demografi, Ahlâk ve diğer kültür bilimlerinden de, özellikleri dolayısıyla ayrılmaktadır. Bu bilimlerin pek çoğu normatif birer bilim oldukları halde, sosyoloji pozitif ve empirik bir bilimdir.
Tarih, toplumların dağılıp çözülmelerine ait örneklerle doludur. Dağılıp çözülen bir toplumu anlatırken tarih, elbetteki çözülmeye ait nedenleri de açıklamaya çalışır. Sosyolog da, toplumların dağılıp çözülmeleri konusu ile ilgilenir. Ancak sosyolog bunu belli bir toplum bakımından değil de bu konuda genel prensiplere, genelleştirmelere ulaşmak için yapar. Tarih ise, belli zaman ve mekândaki sosyal olayları, sırf bunlara has özellikler bakımından inceler. Tarihin açıkladığı olayların kendilerine has isimleri, zamanları, başlangıç tarihleri ve yerleri vardır. Tarih, genel prensipler çıkarma konusu ile ilgilenmez. Sosyoloji ise, olaylar üzerinde tahliller yapar ve genel tipleri göstermeye, zaman ve mekândan bağımsız gerçekleri tespite çalışır. Bununla birlikte sosyoloji ve tarihin karşılıklı olarak birbirlerine önemli derecede . yardımlarının bulunduğu muhakkaktır. Genel prensiplere ulaşmak amacında olan sosyoloji, tarihten ve öteki bazı bilim dallarından esaslı şekilde faydalanır. Buna mukabil tarih de, incelediği sosyal olayları anlatmak hususunda sosyolojinin kategorilerinden yararlanır. Öte yandan, bazılarının sandığı gibi, sosyoloji günün, tarih de geçmişin bir etüdü değildir. Çünkü sosyoloji her yerde tekrarlanabilecek, gerçek olaylarla ilgilenir ve onlar arasında genel tipler kuran bir tahlile yönelir. Bununla birlikte sosyoloji, müşahhas bir muhtevadan tamamen mahrum bir “sosyal felsefe” de değildir. Aynı şekilde sosyoloji, kategorileri her yazarın isteğine göre değişen bir “toplum felsefesi” de değildir.

Psikoloji, etnoloji ve etnoğrafya gibi bilim dalları da sosyolojinin yakından münasebette bulunduğu ve karşılıklı olarak yardımlaştığı komşu disiplinlerdir. Ruh ile ilgili her türlü belirtiler ve olayların bilimsel incelenmesinden ibaret olan psikoloji bilimi insan davranışlarını anlamak ve açıklamaya yöneldiğinde, insanların oluşturduğu toplumu ve orada ortaya çıkan sosyal olayları incelemeyi kendine konu edinen sosyoloji bilimi ile karşılıklı şekilde yardımlaşmak durumundadır. Toplumların, müessesevî teşkilatları ile münasebetleri yönünden, şahsiyet ve motivasyon süreçleriyle ilgilenen sosyal psikoloji ise, sosyoloji ve psikoloji arasında bir alt daldır. Çeşitli insan gruplarının ve onların antropolojik, sosyolojik, vs. karakterlerinin deskriptif tetkikinden ibaret bulunan etnoğrafya ve etnoğrafya tarafından tasvir olunan olayların teorik etüdünden ibaret bulunan etnoloji ile sosyolojinin karşılıklı olarak birbirlerine çok şeyler borçlu olduklarını belirtmeliyiz. Sosyoloji, bu komşu disiplinlerin verileri sayesinde toplum hayatı ve tipleriyle ilgili kategorilerini düzenlemek imkânına kavuşur. Kısacası yukarıda da belirtiğimiz gibi gerçekte sosyoloji bir bakıma “disiplinlerarası” bilimsel çalışmadır.