BARIŞ DÜŞÜNCESİ

244

 

BARIŞ DÜŞÜNCESİ

 

Milletler arasında her
türlü savaşın ortadan kalkması ve evrensel bir barışın kurulmasıyla

İnsanlığın ilerleme
sağlayacağını İleri süren XIX. yüzyıl sonlarının düşüncelerinden biri. Barış
düşüncesini savunanlar, meselenin ana­yasal düzenlemeler yoluyla çözüme kavuşma­sından
çok, uluslararası çatışmaların sebeple­ri konusundaki değer yargılarına ağırlık
verir­ler. Gerilimsiz, şiddetsiz, İdeal bir uyumlu top­lum yaratıldığında barışa
kav usul ab iteceği inancını taşırlar. Dolayısıyla barış düşüncesi sadece
ferdin ahlakî sorumluluğa dayalı er­demli tutumlara olan İhtiyacını açıkça dile
ge­tirenlerin düşüncesi olagelmişi ir. Bu haliyle barış düşüncesi, kötülüklerin
reddi ve tama­men ferdî çözümlerin uygulanmasına İndirge­nebilir.

Tabiî hukuk anlayışını
savunanların, daha sonra dayanışına leorisyenlcrİnın ileri sürdük­leri kanun
yoluyla barış, sosyal grupların adil şekilde düzenlenmesi anlayışında
ıncrkczîleş-miştir. Siyaset yoluyla barış, devlcileri belli il­kelere göre
düzenlemeyi hedef alır, meselâ XIX. yüzyılda milliyet esasına göre düzenlen­mesinin
düşünüldüğü gibi, İlerleme yoluyla barış, geçen yüzyılda iyimser liberalizmin,
po­zitivizmin ve bazı sosyalist ekollerin düşü ol­muştur. Ama Marksizmin tesis
etme iddiasın­da olduğu barış, devrini (veya savaş) yoluyla gerçekleşecektir.

Baş düşüncesi bir çok
ideoloji içinde kalıcı ağırlığını sürdürerek (akımdan akıma, düşün­ceden
düşünceye) kendini aktarmakladır. Ro­mantik hıımanitarizm, hrislı’yan
ahlakçılığı, faydacılık ve ütopyacılık barışla genel olarak ilgilenen düşünce
akımlarıdır.

I.Dünya Savaşından bu
yana barış düşüncesi çeşitli yaklaşımlar biçiminde ortaya çıkmıştır:

1-
Birincisi, savaşın uygun anayasal işlemler­le ortadan kaldırılabileceğine
işaret eder. Baş­kan Wilson ve Cemiyct-i Akvam (daha sonra Birleşmiş Milletler
olacaktır) savunucularına barışçı (1916-19) denilmişiir. Çünkü bunlar sa­vaşın
ahlâka aykırı olması yanında, medeniye­tin yıkıcı olduğunu da söylerler. Ama
bunlar nıililarizmc karşı kuvvet kullanma konusunda çekingen davranmamışlar
veya saldırıyı kış­kırtmaktan geri durmamışlardır. Onlar iktida­rı
“kollekı i deştirmek” istemişler, lek ick ülkelerin elinden iktidarı
alıp onu uluslararası top­luluğun hizmetine vermek İstemişlerdir.

2- ikinci
kullanım, bir başka millete karşı ku­rulmuş bir orduda hangi şart altında
olursa ol­sun görev almayı reddedenlerin inanç ve tu­tumlarına matuftur. Bu,
şahsî veya dinî barış düşüncesi olarak tasvir edilebilir. Hristiyan, Budist,
Konfüçyanİst, Hinduİst örnek olarak verilebilir; onlara göre insan
ilişkilerinin teme­lini uzlaşma, sevgi ve itaat, şefkat oluşturur.

3- Üçüncü
kullanım, silah yoluyla meselenin çözümüne karşı olan kimselerin inanç ve tu­tumlarında
saklıdır. Bunlar silaha başvuruldu­ğu takdirde meseleye taraf olanların,
sonuçta önceki durumlarından çok daha kötü hâlde olacaklarından dolayı barıştan
yanadırlar. Bir muhalifin fikrini değiştirmek için hoşgörüyü ve şeikati,
yardımı artırmalı, bunu yaparken etkin olarak onun acılarını giderici bir çaba
içi­ne girmelidir. Bu fikre siyasî veya rasyonalist barış düşüncesi denir.

Barış düşüncesi hiçbir
devlet tararından res­mî politika olarak benimsenmiş değildir, fa­kat iki dünya
savaşı arasında bütün Avrupa ül­kelerinde oldukça taraftar bulmuştur. Bu ka­nı,
dindar olmayıp da savaşa karşı olanlara (Avrupa ülkelerinin savaşmasının bir iç
savaş olduğu düşünülürse) cesaret ve güç vermiştir. Ccmiyet-i Akvam
destekleyicileri, her türlü sa­vaşa karşı olanlar ve diğerleri şeklinde bölün­meye
temayül göstermişlerdir. Cemiyetin ta­raf olacağı savaşları gayrı meşru
sayanlar bir yanda, silahlı kuvvetleri sınırlandırıp cemiye­tin onayladığı
savaşa yetecek gücü korumayı savunanlar diğer yanda yer almışlardır. Bu
İkinciler toplu güvenlik sağlanamadığı İçin 1939’dan önce mutlak barışçıların
milliyetçi vcyalnızlıkçılarla (isolationist) şuursuz işbirli­ğine girdikleri
için cemiyete bağlı bir kuvvet İs­tiyorlardı. II.Dünya Savaşıyla birlikte
kişisel barış düşüncesi azalma eğilimigöstermişve as­kerlik hizmetine bilinçli
itiraz, bu hizmeti ka-nunîleştirmiş, bulunan devletlerde 1914-18’dc olduğundan
daha da düşmüştür. Nükleer si­lahların keşfiyle birlikte barış düşüncesi can­lanmış
ve konvansiyonel silahlarla yapılan sa­vaşlara İtiraz etmeyen çevrelerde bile
nükleer

silahların karşılıklı
indirimi fikri savunulur ol­muştur. Özellikle II.Dünya Savaşı’nın bitimi-ni
sağlayan ABD’nin Japonya’nın Hiroşima ve Nagazaki şehirlerine atom bombası
atması ve yüz binlerce insanın ölmesi, savaşa ve nük­leer silahlara karşı barış
düşüncesinin gelişme­sinde önemli rol oynamıştır.

Barış düşüncesi belli
bir siyasî doktrin man­zarası arzetmez. Bütün savaşların ahlaken ka­bul
edilemez olduğu, bu siyasi ve başka amaca ermek için şiddet ve kaba kuvvet
kullanmanın hiçbir haklı nedene dayanmadığı yolundaki ge­nel kanı, bu düşünceyi
beslemiştir. Bu görüş­ler tarih boyunca ortaya çıkmışsa da XIV. yüz­yılın son
otuz yılı ve XX. yüzyılda yaygınlaş­mış, örgütlenme imkânı bulmuş veya bazı
siya­sî tezlerin içinde önemli yer tutmuştur. Bunun nedeni kısmen Orta çağdan
dünya savaşlarına kadar geçen sürede savaşın küçük ve profesyo­nel güçlerin
sınırları içinde kalmış olmasıdır. Mecburî askerlik XIX.yüzyılda Avrupa ordu­larında
uygulanmaya başlayınca askerlik hiz­metine karşı çıkmalar başlamış, böylece
barış düşüncesinin bir doktrin olarak topluca ifade edilmesi gerekmiştir.

Hristiyan
kiliselerinin terk edilmesi haklı sa­vaşın ilahi adalet gereği olduğunun İleri
sürül­mesine yol açtı. I.Dünya Savaşının dehşeti, sa­vaş aleyhtarı görüşlerin
kabut görmesini kolay­laştırdı. Barış düşüncesinin yaygınlaşmasına etki eden en
önemli siyasî faktör, savaşın ne­denlerinin ne olduğu yolunda sol kanat yazar­ların,
anarşist ve marksistlcrin açıklamaları ol­muştur. Bu siyasî tutumlara göre
savaş, yöneti­ci kapitalist seçkinlerin bencil iktisadî hırsları yüzünden
milletler arasında patlak vermekte, ama savaştan zarar gören her iki tarafın
halk­ları, sömürülen proleterya olmaktadır. Barış düşüncesini yerleştiren,
bütün ülkelerin işçile­rinin doğal olarak kardeş olduğu ve savaşı çı­karan
kapitalistlere karşı birlik olmaları gerek­tiği      yolundaki      uluslararası      inançtır.

(SBA)

Bk. Banş; Güç Dengesi;
Savaş.