Baltacı Nedir, Ne Demek, Tarihi, Ne İş Yaparlardı, Hakkında Bilgi

0
52

Baltacı, Osmanlılar’da sarayın bîrun görevlilerinden bir zümrenin adı.

Farsça teberdârân adıyla da anılan bal­tacılar, bir rivayete göre ilk defa II. Murad zamanında Acemi Ocağı’na alınmış­lar ve sefere giderken yol açmak, batak­lıkları kurutmak, çadır kurmak, yük kaldırıp indirmek gibi işler ve ayrıca bazı saray hizmetleri için kullanılmışlardır. İstanbul’un fethinden sonra daha teş­kilâtlı bir ocak haline gelen bu zümre, Fâtih zamanında Eski ve Yeni Saray’da (Topkapı Sarayı) yaptıkları işlere göre iki sınıfa ayrılmıştır. Daha sonra Edirne, Ga­lata ve İbrahim Paşa saraylarında da müstakil baltacı ocakları oluşturulmuş­tur. XVII. yüzyılda Galata ve ibrahim Paşa saraylarının teşkilâtlan bozulunca, bal­tacılar varlıklarını Eski ve Yeni Saray’da sürdürmüşlerdir.

“Teberdârân-ı Sarây-ı Atîk” denilen Eski Saray baltacıları Topkapı Sarayı’ndaki harem ile Eski Saray mensupları­nın, şehzadelerin ve saray dışındaki sul­tanların hizmetlerini ve muhafızlıklarını yaparlardı. Bunlar doğrudan doğruya Dârüssaâde ağasına bağlıydı. Kışlaları Eski Saray’ın Mercan tarafındaki kapısı civa­rında idi. Fakat İşleri gereği gündüzleri bir kısmı Yeni Saray’da bulunarak baş­ta Dârüssaâde ağası olmak üzere öteki harem ağalarının ve saray mensupları­nın hizmetlerini görürlerdi. Baltacı Oca­ğı’na yeni alınan acemiler Beyazıt Camii’nde ders görürlerdi. Baltacı Ocağı’na genellikle öteki saraylardan, saray aşçı­larından ve Antep. Kayseri gibi Anado­lu’nun çeşitli yerlerinden nefer alınırdı.

Eski Saray baltacılarının Dârüssaâde ağasından sonraki en büyük âmirleri bal­tacılar kethüdası, bölükbaşı ve odabaşılardı. Kethüda ve odabaşıların kıdemli­leri müteferrika’lığa terfi ederlerdi.

Eski Saray baltacılarından olan kapı haseki ağası, Dârüssaâde ağasının sad­razamlıktaki işlerini takip ederdi. Hasekibaşı ise yanındaki haseki başkâtibi ile kızlar ağasına bağlı Haremeyn vakıf­larının tahsili ile görevliydi. Bu vakıfla­ra bakan Dârüssaâde ağası baş yazıcısı da emrindeki altı halife ile yine Eski Sa­ray’ın kıdemli ve okur yazar baltacılarındandı. Baş yazıcılığa bu halifelerden en eski olanı getirilirdi. Baltacı neferleri dış hizmete genellikle kapıkulu süvarisi ola­rak çıkarlardı. Mevcutları XVII. yüzyılın ikinci yarısında 813 iken bir asır sonra 400 kişiye düşmüştür. Baltacı ağalan, başlarına kırmızı çuhadan yapılmış ba­rata denilen bir serpuş giyerlerdi. Nefer­lerin başlıkları ise mor keçeden yapılır­dı. Dolama adı verilen kaputları kırmızı ve yeşil renkteydi.

“Teberdârân-ı hâssa” denilen zülüflü baltacılar Eski Saray baltacılarından ta­mamen ayrı bir ocak olup hizmetleri de farklıydı. Giydikleri serpuşun iki tara­fından zülüf veya perçem şeklinde iki Örgü yanaklarına sarktığından bu adla anılan zülüflü baltacılar Topkapı Sara-yı’nda otururlar, Enderun ve haremde hizmet görürlerdi. Bundan dolayı etraf­larını görmemeleri için yakaları kalkık dolama giyerlerdi. Daha sonraları bun­ların sadece harem hizmeti görenlerine “yakalı baltacı” denmiştir. IH. Murad za­manında ortaya çıkan zülüflü baltacıla­rın ikametgâhları akağalar kapısı civa­rında idi. Bu ocağa devşirme oğlanla­rından, öteki saraylardan, saray aşçıla­rından ve Kastamonu’nun gürbüz hal­kından nefer alınırdı. Önceleri kapı ağa­sına bağlı olan zülüflü baltacılar XVIII. yüzyıldan itibaren silâhtar ağaya tâbi olmuşlardır. Zülüflü Baltacılar Ocağı’nın en büyük âmiri baltacılar kethüdası idi. Onun altında sırasıyla baş baltacı, divan-hâneci ve kilercibaşı baltacısı gelirdi. Kı­demli sekiz baltacı “bıçaklı mülâzımı” adıyla anılırdı. Bunlar diğerlerinden ayrı olarak sırma kuşak kuşanırlardı.

Zülüflü baltacıların kethüdaları, bölük-başıları, odabaşıları, diğer ağalan ve kı­demlileri terfi ederlerse müteferrika veya çaşnigîr olurlar, neferleri ise kapıkulu süvariliğine, özellikle bu bölüklerin en iti­barlısı olan sipah ve silâhtar bölüklerine geçerlerdi. Divanhâneci, yemişçi ve su yolcu denilen zülüflü baltacılarından son­ra koşucu (veya kuşçu) denilenleri gelirdi ki bu sonuncular padişahın veya silâhta­rın haberleşme işini yürütürlerdi.

Zülüflü baltacıların birçok görevleri arasında divanhanenin süpürülmesi, açı­lıp kapanması ve muhafazası başta ge­lirdi. Harem yangınlarını da bunlar söndürürlerdi. Zülüflü baltacılar Ayasofya Camii’nde ders görürlerdi. Aralarından kabiliyetli olan on ikisine “halife” denirdi. Bunlardan bazısı harem ağalarına oku­ma yazma öğretir, bazısı da başta has odabaşı olmak üzere öteki harem ağa­larının hizmetlerini görürdü. Sadrazam sancak-ı şerif ile sefere çıkınca zülüf­lü baltacılardan otuzu bu liva altında Kur’ân-ı Kerîm okurdu. Bayramlarda tah­tı Bâbüssaâde önüne getirip götürmek, ayda bir hareme odun taşımak, genel­likle Sultan Ahmed Camii’nde yılda bir yapılan mevlid törenlerinde cemaate şerbet ve gülsuyu ikram etmek, Ende­run’daki camide kayyimlik yapmak, Dîvân-ı Hümâyun toplantılarında hizmet etmek, saraydaki ölümlerde cenazeleri taşımak da bu baltacıların görevleri arasındaydı.

Sayıları zamanla değişen zülüflü bal­tacıların XVII. yüzyıl sonlarındaki mev­cudu emeklileriyle birlikte 109 ile 184 kişi arasında idi. Bunlar 1835’te 176 nefer iken Sultan Abdülmecid zamanın­da sayıları altmış bire indirilmiştir.

Zülüflü baltacılar bellerine enli ve si­yah sahtiyandan kemer takarlardı. Kal­kık yakalı kaputları önceleri kırmızı ve yeşil çuhadan yapılırken sonraları lâci­vert renkli çuhadan yapılmıştır. Başlık­ları Eski Saray baltacılarınınki gibi, fa­kat biraz daha uzundu. Deve tüyünden yapılmış olan bu külahın altına giyilen fesin renginden dolayı serpuşun alt ke­narı kırmızı görünürdü. Mevsimlere gö­re kıyafetleri değişen zülüflü baltacılar koğuşlarında takke ile dolaşırlardı. Zü­lüf salıvermeleri ise Mevlevîliğe bağlan­maktadır.

Baltacılar Ocağı 1757’de II. Mus­tafa tarafından lağvedilmişse de 1774’te I. Abdülhamid zamanında tekrar ku­rulmuş, II. Mahmud’un yenilik hareket­leri sırasında yeniden düzenlenerek var­lığını İmparatorluğun sonuna kadar sür­dürmüştür.

Gerek Eski gerekse Yeni Saray balta­cıları arasından Baltacı Mehmed Paşa. Nasuh Paşa, Yemişçi Hasan Paşa ve Nev­şehirli Damad İbrahim Paşa gibi ünlü devlet adamları çıkmıştır.

Diyanet İslam Ansiklopedisi