Bali Bey Camii Nerede, Tarihi, Mimari, Özellikleri, Hakkında Bilgi

41

Bâlî Bey Camii, Bursa Yenişehiri’nde XV. yüzyıl sonlarında yapılan cami.

Üzerinde inşa kitabesi bulunmadığın­dan kesin olarak kurucusu tesbit edile­memektedir. Bazılarına göre caminin ba­nisi, Fâtih Sultan Mehmed devri ümerâ­sından, 1461’de Eflak’ta Drakul adıyla tanınan Vlad Tepeş ta­rafından şehid edilen Niğbolu sancak beyi Hamza Bey’in (Paşa) oğlu Bâlî Bey’dir. Bazılarına göre ise caminin banisi 909’da (1503) vefat eden Silistre Beyler­beyi Malkoçoğlu Bâlî Bey olmalıdır. Baş­ka bir görüşe göre de caminin kurucu­su olan Bâlî Bey, Yahya Paşa’nın iki oğ­lundan biri olup Kanunî Sultan Süley­man’ın yanında Belgrad’ın fethine (1521) ve Mohaç Savaşı’na (1526) katıldıktan sonra Budin beylerbeyi olmuş ve 1543’te ölmüştür. Onun yerine Budin beyi olan kardeşi Mehmed Bey’in ise Arslan Bey ile Derviş Bey adlarında İki oğlu vardır. Ev­velce caminin üzerinde iken sonra yeni­den çıkarılan bir tamir kitabesinde ca­minin “…ceddi Derviş Paşa”nın torunla­rından Halil Bey tarafından tamir etti­rildiği yazılıydı. Buna göre Yenişehir’de­ki caminin Yahya Paşa’nın oğlu Bâlî Paşa’nın hayratı olması muhtemeldir. Bu çapraşık durum arşiv ve vakfiye kayıtları­nın dikkatle araştırılıp incelenmesi sure­tiyle aydınlığa çıkarılabilir. Bu caminin ev­kafından olarak Bursa’da büyük bir de han inşa ettirilmiştir.

Evliya Çelebi, 1082 Muharreminde (Ma­yıs 1671) çıktığı seyahatinde uğradığı Ye­nişehir’den bahsederken, “…cemâat-i kesîreye mâlik…” di­yerek buranın çarşısında bulunan Paşa Camii adıyla anlattığı eser, görüşümüze göre sanıldığı gibi Bâlî Bey Camii değil Sinan Paşa Külliyesi olmalıdır. Çünkü Bâlî Bey Camii Evliya Çelebi’nin tarif et­tiği külliyeye uymamaktadır. XVIII. yüzyıl Bursa Kadı Sicilleri’nden öğrenildiğine göre, Bâlî Bey vakıflarının mütevellisi Halil Bey’e kinle­ri olan önceki mütevellilerden Lutfullah, Ahmed ve Seyfullah adlarındaki kişiler mütevelliyi zarara sokmak için Yenişe­hir’deki câmi-i şerifi yakmışlar ve bu­nunla da yetinmeyip İstanbul’a fedaile­rini göndererek caminin tamiri işleriyle uğraşan Halil Bey’i evinde tüfekle vura­rak öldürtmüşler, kalfasını da yarala­mışlardır. Suçluların cezalandırılması 20 Rebîülevvel 1161 tarihli bir hükümle karar altına alınmıştır. Bu önemli belge Bâlî Bey Camii’nin XVIII. yüzyılın ilk yarısında büyük Ölçüde tah­ribe uğradığını gösterir. Ayrıca belgede­ki mütevelli Halil Bey adının kitabede de bulunması, bu kitabenin cinayetten az önce konulmuş olduğunu göstermek­tedir.

Bâlî Bey Camii, benzerleri XIV ve XV. yüzyıllarda pek çok olan iki yanında tab-hâne odalarına sahip camiler biçiminde­dir. Pâyeli son cemaat yeri revakı camekânlarla kapatılmıştır. Esas camiyi mey­dana getiren ana mekân kare şeklinde olup üstü evvelce 9 m. kadar çapında bir kubbe ile örtülü iken bu kubbe ile yan­lardaki tabhâne odalarının kubbeleri de yıkılarak ortadaki cami bölümünün sa­çak hizasına kadar olan kısımların du­varları yükseltilmiş ve caminin bütünü son cemaat yeri ile beraber tek çatı al­tına alınmıştı. Bu sırada tabhâne odala­rı ile ana mekân arasındaki perde duvarları da açılarak bu küçük mekânlar namaz kısmına katılmıştır. Bütün bu değişikliğin Halil Bey’in tamirinden önce veya bu tamirde yahut da yangından sonra mı yapıldığını tayin etmek müm­kün değildir. 1969’da başlayan büyük tamirde ahşap çatı sökülerek cami eski biçimine daha yakın bir şekle dönüştü­rülmüştür.

Caminin sağ taraftaki minaresi kes­me taştandır. İçeride sanat değerine sa­hip herhangi bir süsleme olmadığı gibi ahşap minber de kayda değer bir özel­liğe sahip değildir. Caminin naziresinde XVI. yüzyıl başlarına ait iki mezar bulun­maktadır. Bunlardan biri Bâlî Bey’in oğ­luna ait olup üzerinde 910 (1504) tarihi okunmuştur. Diğerinde ise 956 (1549) tarihi tesbit edilmiştir.

Diyanet İslam Ansiklopedisi