Bahailik, Bahaiyye Mezhebi-Düşüncesi (Dinler Tarihi)

0
37

 

felsefe/bahailik Bahailik, Bahaiyye

Bahâullah Mirza Hüseyin Ali Nuri (1817-1892)’nin kurduğu batıl bir mezhep.

Bâb lâkabıyla tanınan Mirza Ali Muhammed 1844 yılı Mayıs ayında insanlığa yeni bir haber getirdiğini bildirip, Bâbilik* mezhebini kurdu. Devlet güçlerine başkaldırmaları sonucu Bâbilerin birçokları öldürüldü. Bâb Mirza Ali Muhammed 1850 yılının Temmuz ayında irtidat suçuyla Tebriz’de kurşuna dizildi.

Bâb’ın yakınlarından olduğunu ileri süren Mirza Hüseyin Ali, Bâb tarafından haber verilen ve zuhur edeceği bildirilen kişinin kendisi olduğunu açıklayıp, bu mezhebi Bahâilik adıyla yeniden faaliyete geçirdi.

Bâbilerin İran şahı Nasirûddin’e karşı giriştikleri bir suikast teşebbüsünden sonra Mirza Hüseyin Ali İran’da tutunamayınca, Osmanlılar’a sığındı. Bir müddet Edirne’de ikamet etti. Burada sapık inançlarını yaymaya çalışınca Akka’ya sürgün edildi.

Bahâullah, davet ettiği dinin yeni bir din olduğunu, Allah’ın kendisine hulûl ettiğini ve her şeyi kendisine vahyettiğini iddia ediyordu. Bu inanç ve mezhebini “el-Kitâbü’l-Akdes” adını taşıyan eserinde topladı. Kendisinin gaybı bildiğini söyler ve vuku bulacak bir takım haberler verirdi. Ölümünden sonra büyük oğlu Abbas, Mısır, Avrupa ve Amerika’yı dolaşarak gezdiği yerlerde Bahâîliği yaymağa çalıştı.

Bahâîlik üzerinde Babîliğin, Bâtınîliğin, Hurûfîliğin ve Hristiyanlığın açık etkileri görülmektedir. Bahâîliğin temel ilkesi genel bir dilin konuşulması ve genel bir yazının kullanılmasıdır. Din birliği esas olup dünya tek vatan, insanlar da bu vatanın vatandaşıdır. Vahiy süreklidir. Kimseye kötülük yapmamak, mütevâzi olmak şarttır. Dünya barışının sağlanması zorunludur. Haksızlığı önlemek için haksızlık yapana karşı bütün insanların birleşmesi gerekmektedir. Kadınların hak ve hukukunu gözetmek esastır.

Her Bahâî bir defaya mahsus olmak üzere malının 19/1’ini vergi olarak cemaate öder. İki kadından fazlasıyla evlenmek yasaktır. Boşanma asla caiz değildir. Ancak eşlerden biri kadınlık veya erkeklik görevini yapamıyorsa o zaman boşanmak mümkündür. İddet beklemek gibi bir şart söz konusu değildir. Boşanan bir kadın hemen ertesi gün evlenebilir. Cenaze namazları dışında cemaatle namaz kılmak yoktur. İbadet için müslümanlar gibi abdest alırlar.

Ayrıca cünüplük için de yıkanırlar. İbadet için kıbleleri Hayfa şehridir. Günde üç defa ibadet edilir. Yılda ondokuz gün oruç tutarlar. Bu oruçları İslâm’da olduğu gibi değil, sadece bir perhizden ibarettir. Hac ibadetine benzer ve yalnız erkeklere farz olan bir ibadetleri olup adına hacc diyorlar. Bu hacc ibadetlerini de Bahâullah’ın Akka’daki mezarını ziyaretle yaparlar. Ayrıca bunun belli bir zamanı yoktur. Herkesin istediği zamanda bu ziyaretini yapması mümkündür. Bu dinlerinde haram ve helâl işleri kimse tarafından belirlenmiş değildir. Herkes kendi istek ve mantığına göre yaşantısını düzenleme hakkına sahiptir.

Bahâî takvimine göre bir yılda ondokuz ay vardır. Her ay ondokuz gündür. Normal yılların hesaplanması 19×19+4 şeklinde, artık yılların hesaplanması 19×19+5 şeklindedir. Ondokuz günde bir kez ziyafet toplantıları yapılır.

İngiltere, Almanya, İsviçre, Türkistan ve Amerika’da Bahâîlik’le ilgili yayınlar yapılmaktadır. Amerika’da iki yılda bir “Bahâî World” (Bahâî Dünyası) adıyla yayınlanan bir yıllıkları vardır.

Avrupa, Amerika, Avustralya ve Asya’nın çeşitli ülkelerinde Rûhânî Mahfil adı verilen ve dokuz kişilik bir kuruldan oluşan Bahâî dernekleri ve toplantı merkezleri ile Washington da büyük bir mâbedleri vardır. Bahâilik, İslâm ülkelerindeki dirilişi, canlanışı önleme amacını taşımaktadır. Emperyalist Batı rejimlerinin ilgi ve desteği de bundan dolayıdır.

Bahâîliğin genel merkezi İsrâil’in Hayfa kentindedir.

Cemil ÇİFTÇİ-Şamil İA

BAHAİLİK

XIX. yüzyıl ortalarında İran’da ortaya çıkan ve bağlılarınca yeni bir evrensel din olarak sunulmak istenen sapık bir İslam Mezhebine
ve­rilen ad.

Dinler tarihindeki tüm dinlerin ortaya birden bire çıkma biçimindeki ortak yanlarına aykırı olarak, Bahailik, sürmekte olan bir uygula­manın güdümlcnmcsİ yoluyla oluşturulmuş ve bu süreç boyunca hareketin başlatıcısı olan Babgibi, tamamlayıcısı olan Bahaullah da gerçekleştirilen gelişmeler uyarınca önce yenileyici, sonra yönlendirici, ardından mehdi, sonun­da da peygamber olduğunu öne sürmüş; bağlılarının bir bölümü de kendilerini tanrılık katına oturtacak ölçüde ileri gitmişlerdir.

Olay, 826 yılında ölen Şeyh Ahmed Ahsaî’nin kurmuş bulunduğu şeyhilik tarikatı ile başlar. Onİkinci İmam Mehdi’nin 73 yıllık Gay-bel-i Suğra (Küçük Gizlenme) boyunca bağlı-larıyla ilişkilerine aracılık eden Dört Sefir’den sonra herhangi bir kimseye görev vermeyip Gaybet-i Kübra (Büyük Gizlenme)’ye girmiş olduğu ve bunun da halen sürmekte bulundu­ğu yolundaki Şii-İmamİyye inancına rağmen, bu mezhebin bağlılarından olan Şeyh Ahmcd Ahsaİ, Son imam’ın “Gaybet zamanında benden yararlanmak, bulut altına girdiği zaman güneşten yararlanmaya benzer” sözlerini dayanak edinip, imamların manevi nurunu yansıtacak ve onlarla ilişkiye aracılık edecek bir kamil-şii’nin varlığı görüşünü ileri sürerek tarikatını kurar. Ona göre hakikat-i Muhammedi kendisinden önceki peygamberlerde kısmen belirmiş bizzat Hz. Muhammed ve on iki imamda apaçık bir tarzda tezahür etmiş, ancak şimdi bu hakikat bin yıl gizli kaldıktan sonra kendisinde, kendisinden sonra da müridi Kazım Reşti’de ortaya çıkmıştır. Kendisi ve kendisinden sonra da müridi olan Kazım Reşlî, Allah bilgisine aracılık eden birer kamil-şii olarak görev yapacaklardır.

Kazım Reşti’nin 1844’te ölümü üzerine müridlerînden Ati Muhammed, tarikat bağlılarının bir halef aramalarından yararlanarak orta­ya çıkar. Kazını Reştİ’nin Mehdi’nin gelmek üzere olduğu ve bu yoldaki kapının açılacağı yolundaki görüşlerine dayanarak da, kendisinin Mehdi’ye açılacak kapı/bab olduğunu Öne sürer. O, beklenen Mehdi’yc Bab olarak ortaya çıkan Ali Muhammed, çevresinde hal-kalanmaları başlayıp, kalabalıklar artınca, ilkin Mehdi, sonra da Peygamber olduğunu ileri sürecek, yazdığı kitaplardan biri olan Be-yan’ın Kur’an-ı Kerim’den daha üstün olduğunu söylemeye dek gidecektir.

Bab’ın 1850 yılında kurguna dizilmesinden sonra, müritlerinden Yahya Nuri, “Hazreti Ali’nin müjdelediği ezel sabahında ışıyan haki­kat ışığı benim” iddiasıyla kendine Subh-ı Ezel adım vererek, Bab’ın vasiyeti doğrultu­sunda hareketin başına geçer. 1862’dc Nasırüddîn Şah’a kar§ı gerçekleştirdikleri suikast üzerine, ilkin Tahran’da hapsedilir, sonra Bağdat’a sürülürler. Bağdat halkının yakınmaları üzerine, bu kez, Osmanlı Hükümetince İstanbul’a getirilir, dört ay sonra da toptan Edir­ne’ye sürülürler. Buradayken, o güne dek mü­ritlerden biri olan baba bir kardeşi Hüseyin Ali, kendisinin Bab tarafından haber verilen Bahaullah olduğunu öne sürerek Subh-ı Ezel Yahya Nuri’den kopar ve Babî’leri kendi çev­resinde toplanmaya çağırır. Çeşitli yerlere yaz­dığı mektuplarla insanları kendine çağırmaya başlar. İki kardeşin bağlıları arasında çıkan olaylar üzerine, 1868’de Yahya Nuri’ye bağlı Babi’ler Kıbrıs’a Hüseyin Ali’ye bağlı Bahailer de Akka’ya sürgün edilir.

Bahaullah’ın 1892’de ölümü üzerine Abdulbah’a lakabını taşıyan Abbas geçer. Abdulbaha, 1908’de Meşrutiyetin ilam üzerine serbest kalınca İnançlarını yaymak üzere Mısır’a, Amerika’ya ve Avrupa’ya gezilere çıkar, kon­feranslar verir. Yeni ilişkiler kurar ve bağlıları­nın sayısını arttırır, öyle ki, hareket, artık, Bahailik adıyla tanınmaya başlar.

Abdulbaha’nın 1921 yılında ölümü üzerine yerine geçen büyük torunu Şevki’nİn 1937’de Amerikalı Routh Maxwell ile evlenmesi üzeri­ne, mezheb daha geniş bir yayılma alam ve yaygınlaşma imkanı bulur. İlk çıkış dönemin­de Babilik’in tanınıp yerleşmesinde büyük pa­yı olan Kurretul-ayn, Zerrin Taç gibi lakablar taşıyan Fatma adlı bir kadından sonra, bu kez de Bahailik’in uluslararası alanda atılımlarına büyük katkının yine bir kadın dolayısıyla gerçekleşmiş olması oldukça ilginçtir.

1957 yılında Londra’da ölen Şevki’nin çocuğu bulunmadığından, Bahailer’inyönetimi Evrensel Adalet Mcclisi’ni oluşturan ve seçimle işbaşına gelen bir kurula kalmıştır.

Bab’ın yazdığı Beyan ve Bahaullah’ın eseri olan Akdes, İtkan başta olmak üzere kendilerince birçok kutsal kitaba inanan; Aşkabad, Frankfurt, Sidney, Panama Wİlimetıe ve Kam­pala’da Bahailerce kutsal sayılan 9 sayısınca kapıya sahip meşriku’l ezkar adlı tapınakları bulunan; kurdukları hayır kurumları, verdikleri konferanslar, ilişki kurdukları uluslararası çevreler ve özellikle de Öne sürdükleri sözüm ona yenilikçi ve çağdaş görüşlerle etkili olma­ğa çabalayan Bahailik’teki başlıca inançları şöyle özetleyebiliriz:

Allah, birdir. Bab Ali Muhammed ise, Allah’ın cemalini yansıtan aynadır. Allah, Bab’da olduğu gibi zuhurunu sürdüreceği için, peygamberlikte sonyokturveyenileri ge­lecektir. Namaz, bireysel bir duadır. İstek du­yulduğunda, günde bir kez büyük namaz, günde üç kez orta namaz ve öğlenleri Bahaul­lah’ın dualarını okuyarak günde bir kez de küçük namaz kılınır. Kıble, Akka’dır. Hac ise Babilik ve Bahailik büyüklerinin yaşadıkları yerlere yapılır. Zekat bir kez olmak üzere serma­ye üzerinden % 20 olarak Ruhani Mahfillere teslim edilir. Oruç, 19’uncu ayda tutulur. Süresi bir Bahai ay’ı olarak 19 gündür 19 sayısı kutsal sayıdır. Bu yüzden Bahai Takvimi, 19 gün çeken 19 aydan oluşur. Toplulukları 19 kişilik bir kurul eliyle yürütülür. 19 Sayısının önemi büyük sayıldığından 19’a ilişkin pek çok açıktama ve yorumları vardır.

Müslümanlık ve Hıristiyanlık başta olmak üzere çeşitli dinlerden alınan unsurlarla bir din haline getirilmek istenen Bahailik, öle yandan, bütün dinleri birleştirmek, dünya birliği kurmak, dünya barışını sağlamak, uluslararası tek bir dit oluşturmak, kadın-erkek eşitliğini sağlamak gibi görüş ve düşüncelere sahip çakmak yoluyla etkinliğini artırmağa çalışmaktadır.

Bahailik gözden geçirildiğinde tümüyle teklifçi ve yapay bir yapı görüleceği gibi, Kur’an-ı Kerim’in taklidiyle yazılan Beyan ve Akdcs’in de gerek dil, gerekse içerik bakımından yeter­siz ve tutarsız olduğu uzmanlarca belirtilmektedir. Buna karşın, 1963 yılında verdikleri sayıya göre 259 yörede 25000 Bahai Merkezi kurabilecek bir yaygınlık göstermişlerdir.

Şu var ki, Babilik’in ilk çıkıştaki tutunması nasıl ki, yönetimden hoşnutsuz halkın sığınacak bir yer araması ve böl-parçala-yönet yön­temi kullanan emperyalizmin desteği ile ol­muşsa, bugünkü yaygınlığı da barış arayan dünyaya bu maskeyle çıkmaları ve yine uluslararası çıkar odaklarının desteğiyle gerçekleşmektedir. Dünyanın pek çok yerinde olduğu gibi Türkiye’de de resmi makamlarca ayrı bir din olarak tanınma teşebbüsleri olmuşsa da, Yargıtayca bu İstek reddolunmuşlur.

Zübeyİr YETİK-Sosyal Bilimler Ansiklopedisi, Risale Yayınları: 1/115-116.


Bahailik


Bahailik
(Arapça: بهائية, Farsça: دین بهائی Dīn-e Bahāī), 19. yüzyılda doğmuş, dünyanın hemen hemen tüm ülkelerinde inananı olan bir dindir[kaynak belirtilmeli]. Dünya vatandaşlığı idealine sahip bir inanç olup dünyada 5 milyonun üzerinde mensubu vardır[kaynak belirtilmeli].

Tanım

1800’lerde İran’da Mehdi inancının uzantısı olarak doğan bir dindir. Bahâîlik İran ’da ortaya çıkan bir dindir ve ortaya çıkışında İran toplumunun içinde bulunduğu sosyal ve kültürel şartların önemli bir yeri vardır. 19. yüzyılın başlarında İran’da kurtarıcının beklendiği bir dönemdir. İran’da idarenin son derece baskıcı bir yönetim anlayışı içinde olması ve kitlelerin ekonomik olarak giderek ezilmesi gibi hususlar, insanların kendilerini adalete kavuşturacak bir kurtarıcı beklemesine neden olmuştur. İran hükümeti ülkedeki iç ve dış karışıklıklara bir çözüm getirememiştir. Halk ülkedeki huzursuzluktan oldukça rahatsız olmuştur. Hükümetin ülkede tam olarak otorite kuramaması ulemanın halk üzerindeki etkisinin artmasına sebep olmuştur. Bu sebepler doğrultusunda Bahâîlik kendisine taraftar bulmakta zorlanmamıştır. Irkçılık, sınıfçılık ve dini grup taassuplarının hakim olduğu bir dönemde renkleri, ırkları ve dinleri ne olursa olsun bütün insanların bir olduğu iddiasıyla ortaya çıkan Bahâîliğin dikkatleri üzerine toplaması normal sayılabilir . Bahai Tarihi, 1844’te Bab’ın (Seyyid Ali Muhammed) yeni bir çağın gelmekte olduğunu ve yeni bir peygamberin geleceğini ilan etmesiyle başlar. Bahailiğin kurucusu, lakabı Bahaullah olan Mirza Hüseyin Ali’dir. 21 Nisan 1863’te Bağdat’ta sürgünde iken peygamberliğini ilan etmiştir.

Tarihi bilgiler

Seyyid Ali Muhammed (Bab) (Bab, Arapça’da kapı demektir), kendisinin tüm Müslüman âleminin beklediği kişi olan “Kaim”, “Mehdi” olduğunu 23 Mayıs 1844’te Şiraz’da ilan etti. Binlerce kişi Bab’a inanarak “Babi” oldu. Bu gelişmeler ve onun eski dini yapıya göre çok yenilikçi ve radikal fikirleri ortaya koyması İran’da işkencelere ve baskılara yol açtı. Bab, 1850’de Tebriz şehrinde kurşuna dizildi. Birçok Babi ise yine İran’da değişik feci işkence yöntemleri ile öldürüldü. Bab’ın ölümünden sonra Babi’lere Mirza Hüseyin Ali (Bahaullah) liderlik etti. Bahaullah ve beraberindekiler İran Kaçar yönetiminin baskısıyla, Osmanlı Devleti ile yapılan görüşmeler sonunda Bağdat’a sürgün edildi. Bahaullah 1863’te burada, Bab’ın gelişini müjdelediği kişinin kendisi olduğunu ve insanlık tarihinde bütün önceki dinlerin gelmesini vaat ettiği “dünyanın bir vatan gibi olacağı, insanların artık savaş yapmayı öğrenmeyecekleri” Mehdi çağının gelmiş olduğunu ilan ederek Bahai Dininin yeni ilkelerini açıkladı. Bahaullah’ın hayatının 40 yılı Osmanlı Devleti’nin topraklarında geçti. Osmanlı Devleti’nin Bahaullah ve Bahailere sürgün dışında bir baskısı olmamıştır,İran’daki gibi hayatlarına yönelik şiddet görmemişlerdir.12 Aralık 1863’te vardığı Edirne’de bu tarihten itibaren 5 yıla yakın yaşadı.

Bahai Dünya Merkezi İsrail’in Hayfa şehrindedir. 1868’ten itibaren Bahaullah ve ailesinin ve beraberindeki inananlarının o tarihte Osmanlı toprağı olan Akka Kalesine (bugün İsrail’de Akdeniz kıyısında) sürgün edilmesi ve orada vefatına kadar yaşamaya devam etmesi sonrasında Akka’nın hemen yanındaki Hayfa şehri, Bahai Dünya Merkezi’nin yeri oldu. Bahailik Birleşmiş Milletler’de temsil edilmekte ve dünyadaki gayrisiyasi alanlarda sosyoekonomik projelere katkıda bulunmak için çalışmaktadır.

Öğretileri

* Allah birdir
* Tüm dinlerin temeli birdir
* İnsanlık âlemi birdir
* Din bilim ve akıl ile uyum içinde olmalıdır
* Irksal, dinsel, etnik taassuplar terk edilmelidir
* Kadın ve erkek eşittir
* Genel barış için çalışılmalıdır
* Eğitim zorunludur ve evrensel eğitim hedeflenmelidir
* Serbest düşünce ile gerçek araştırılmalıdır
* Aşırı zenginlik ve yoksulluk kaldırılmalıdır

Kutsal Yazılar ve İbadet

Kutsal Kitaplar

Temel yasaları ve dinin şeri hükümlerini içeren Kutsal kitap olan Kitab-ı Akdes (En Kutsal Kitap, Akdes Kitabı), İkan Kitabı [Kitab-ı İkan- Tevrat, İncil ve Kuran’daki bazı ayetlerin açıklamasını ve bazı ilahiyat konularını içeren bir kitap. İkan, Arapça’da kesin bilgi demektir(ikan, yakin, yakinen vb.)], Saklı Sözler (Kelimat-ı Meknune), Kurdun Oğlu Risalesi gibi kitaplardır. Bahailer, tüm dinlerin Kutsal Kitaplarının (Tevrat, İncil, Kuran, Bhagavad Gita ve diğerleri) tek bir sistemin parçaları ve insanlığın ortak dinsel mirası olduğuna, kutsallıklarını yitirmediğine inanırlar.

İbadet

Bahailikte dua, namaz ve oruç gibi yasalar vardır. Namaz, bireysel yapılan bir tapınmadır ve toplu namaz yoktur. 2-21 Mart tarihleri arasında Kutsal Sayı 19’dan oluşan 1 Bahai ayı süresince oruç tutulur. Dua, namaz, oruç bireyin kendi sorumluğundadır; temel amacı yaşamı konusunda onu meditasyona yöneltmek, karakterini düzeltmesinde yol göstermektir.

Bahai Takvimi

Dünyanın Güneş etrafındaki bir tam dönüşünü bir yıl kabul edildiği Bahailikte, Takvim her biri 19 gün olmakla 19 aya bölünmüştür. Artık kalan 5 gün ise Gregoryen Takvimine göre şubata denk gelen ay olan “mülk ayı” ‘na ilave edilmiştir.
Bahai Takviminde ilk ay baha Ayı olup, yılbaşı kabul edilen 21 Mart Nevruz Bayramı (Oruç Bayramı) olarak kutlanır. Takvimin son ayı olan âlâ ayında ise 19 gün boyunca oruç tutulur ve güneşin Koç burcuna girmesiyle oruç terk edilerek Oruç Bayramı kutlanır.

Bahai Dininde Dünya Barışı, Dünya Görüşleri

Dünya barışı sadece mümkün olmakla kalmayıp aynı zamanda kaçınılmazdır. Barışa, insanların eski davranış kalıplarına inatla sarılmasının sebep olacağı akla hayale sığmaz dehşetteki olaylardan sonra mı ulaşılacak, yoksa şimdi müşaverelerle belirecek iradenin tasarrufu ile mi kucak açılacak; bu, tüm dünya sakinlerinin önündeki bir seçimdir.

Dünyanın tek bir ülke olması, insanlığın vatanı olarak yeniden örgütlenmesi ve yönetimi için ilk temel şart, insanlığın birliğini kabul etmektir. Dünya barışını kurma çabalarının başarısı için bu ruhani prensibin evrensel ölçüde kabulü gereklidir. Bunun için, evrensel olarak beyan edilmeli, okullarda öğretilmeli ve sosyal yapıda içerdiği organik değişikliğe hazırlık olarak her millete devamlı olarak ifade edilmelidir.

En zararlı ve inatçı kötülüklerden biri olan ırkçılık barışın en büyük engellerinden biridir. Irkçılık uygulaması, bahanesi ne olursa olsun, insanlık onurunun en çirkin bir şekilde ihlalini teşkil eder.” “Zengin ve yoksul arasında ölçüsüz farklılık, şiddetli bir ıstırap kaynağı olarak dünyayı, hemen hemen savaşın eşiğine getiren bir istikrarsızlık halinde tutmaktadır.

Makul ve meşru bir vatanseverlik dışında, dizginlenmemiş bir milliyetçiliğin yerini daha geniş temelli bir bağlılığın, tüm insanlık sevgisinin alması gerekir. Bahaullah şöyle demektedir: Dünya tek bir ülke ve insanlar onun vatandaşlarıdır. Dünya vatandaşlığı kavramı, bilimin ilerlemesi sebebiyle dünyanın tek bir mahalleymiş gibi daralmasının ve milletlerin tartışmasız şekilde birbirine bağımlı olmasının doğrudan bir sonucudur. Dünya milletlerinin hepsini sevmek insanın kendi memleketini sevmesini dışlamaz.

Dinsel çatışmalar tarih boyunca sayısız savaşlara ve çarpışmalara neden olmuş, ilerlemeye büyük bir engel teşkil etmiş, her dinden veya dinsiz insanlar için gitgide menfur hale gelmiştir. Bütün dinlerin mensupları, bu çatışmanın ortaya çıkardığı temel sorunlara bakmaya ve açık seçik cevaplar aramaya razı olmalıdırlar.

Kadınların özgürlüğü, iki cins arasında tam eşitliğin sağlanması, barışın daha az kabul edilmekle beraber, en önemli ön şartlarından biridirp. Ancak kadınlar insan girişiminin her alanında tam ortaklığa kabul edilirse, uluslararası barışın boy vereceği ahlaki ve psikolojik ortam oluşabilir.

Tüm din ve ırklar birdir: “Hiç şüphesiz hangi milletten, hangi ırk veya dinden olursa olsun, tüm insanlık ilhamını bir İlahi Kaynaktan almaktadır ve tek Tanrının kuludur.”

Diğer Dinlere Göre Bahailik

Birçok kaynağa göre Bahai Dini, yeni dini akımlar arasında sayılmaktadır. Bazı görüşlere göre, 19. yüzyılda doğmuş, başlıca büyük dinler ve diğer inançları sentezlemeye çalışan hümanist ve barışçıl bir dinsel harekettir; bazılarına göre bir din sayılmamaktadır. Bahailiği bir din olarak kabul edenler arasında, tarihsel kökeni nedeniyle onu İbrahimi Dinler arasında sayanlar da vardır.

Başta İslam, Hıristiyanlık ve Yahudilik inananlarının Bahailik ile çatıştığı ve karşı olarak öne sürdüğü noktaların başında “son din, son peygamber inanışı” sayılabilir; çünkü bu üç dinin mensuplarında da, doğru yolda olma, bir daha başka peygamber gelmeyeceği inancı görülebilir. Örneğin Müslümanlıktaki son din kavramı gibi, Hıristiyanlıkta İncil’de geçen “Alfa benim, Omega da Benim” -yani İlk benim, Son da benim- sözlerinden kaynaklanan sonluk inanışı, Musevilikte (Yahudilik) de temelini Kutsal Kitap Tevrat’tan alan, Tanrı’nın seçilmiş tek dini olma inancı vardır. Bahailiğe göre ise bu ifadelerin kastettiği şey, bu dinlerin peygamberlerinin aslında aynı dini ve aynı öğretileri diriltmekte olduğu; dolayısıyla dinlerin bu noktada birbiriyle çelişik olmadığıdır.

Bahailik, dünyada birçok ülkede resmi din olarak tanınmakla birlikte bazı yerlerde bu söz konusu değildir. Özellikle doğduğu ülke olan İran’da başlangıcından itibaren meydana gelen baskılar ve ölümler sonrasında, dünyanın birçok kıtasına Bahailerin göçü yaşandı. Doğuşundan itibaren geçen 150 yıllık sürede bu göçler yüzbinlerle sayılabilecek kadardır. İran’daki Bahailer halen kamu hizmeti ve üniversite öğrenimi haklarından yoksun durumdadırlar.

Bahai Tapınaklar

Bahai Tapınakları (ya da Mabetleri- Arapça’da “Meşriku’l Ezkâr” olarak bilinir), her dinden kimsenin sessiz olmak koşuluyla bildikleri şekilde ibadet edebilecekleri mekânlardır. Şimdiye dek her kıtada bir tane olacak şekilde yedi tapınak inşa edilmiştir. Bu tapınakların ortak özeliği, bir kubbelerinin ve dokuz girişlerinin olmasıdır. Bu dokuz giriş dünyada dokuz dinin varolduğuna ilişkin Bahai inancını yansıtır.

İlki Aşkabat’ta 1908’de hastane, okul, hostel gibi başka birçok birimi içeren bir kompleks olarak inşa edilmişti. 1938’e kadar hizmet veren bu tapınak Sovyet rejimi tarafından ibadete kapatıldı; 1962’de bir depremle yıkıldı.

1953 yılında ABD’nin Illinois eyaletinde Şikago’nun kuzeyinde bir Bahai mabedi tamamlandı.

Daha sonra inşa edilen tapınaklar sırasıyla şu ülkelerdedir: Uganda(Kampala), Avustralya (Sidney yakınında), Almanya (Frankfurt’un dışında), Panama (Panama City yakınında), Batı Samoa (Apia), Hindistan (Yeni Delhi)

En yeni Bahai Tapınağı olan Hindistan, Yeni Delhi’deki tapınak, 1986’da tamamlandı ve pek çok mimari ödül aldı.

Osmanlı Reformcuları ve Bahailik

Osmanlılar/Tanzimat Devri

1789 Fransız Devrimi’nden sonra Hürriyetçilik (liberalizm) ve Milliyetçilik gibi bazı ideolojiler Osmanlı İmparatorluğu’na da ulaştı ve 19. yüzyıla kadar Avrupa, Osmanlılar için önemli bir rol taşımıyordu; ancak ondan sonra batının gelişmiş orduları, hızla gelişen teknolojisi ve siyasi ve kültürel fikirleri gittikçe iktidarda olanların ve entelektüel grupların ilgisini çekmeye başladı. Avrupa artık medeniyetsiz değildi lakin büyük bir tehdit ve aynı zamanda araştırmaya değer bir model olarak görülüyordu.

1839-1876 senelerini “Tanzimat Devri” olarak tanıyoruz. Bu devirde Sultan II. Mahmud, I. Abdülmecid ve Sultan Abdülaziz iktidarlarında değişik alanda reformlar ilan edildi ve birkaç paşanın sayesinde gerçekleştirilmeye çalışıldı. Reform Devrinin önemli aşamaları, 1839’da Mustafa Reşid Paşa tarafından ilan edilen “Gülhane Hatt-ı Hümayunu” ile başladı. Bu belge, sosyal haklar açısından herkese, hangi dine mensup olsa da, aynı hakları temin ediyordu. Gelecek 30 sene içinde bu ve daha sonraki belgelerin şartları yürürlüğe girecekti. Bu müddet esnasında, Mustafa Reşid Paşa başta olarak, Mehmed Emin Âli ve Keçecizade Mehmed Fuad Paşalar da önemli rol oynadılar. Âli ve Fuad Paşalar Bahai tarihinde iyi tanınan kişilerdir; çünkü Bahaullah onlara, Kendisini ve başka Bahaileri, durumlarını hiç araştırmadan sürgün ettikleri için, şiddetli kelimeler yöneltmiştir.

Gülhane belgesinin ilanından hemen sonra reform çabaları, onlara karşı olanların çoğunluğu yüzünden durakladı; ama 1856’da Hatt-ı Hümayun veya Islahat Fermanı ilan edildi. Bu, birinci belgeyi tasdik ediyor ve yeni şartlar da koşuyordu. Âli ve Fuad Paşalar Tanzimat reformlarını ellerinden geldiği kadar gerçekleştirmeğe çalıştılarsa da etraflarındakilerden ve toplumdan gereken muvafakatı bulamadıkları için reformlar gene yavaş yürütülüyordu. Osmanlıların parasal ve idari sorunları, 1876 senesinde bir krizde sonuç buldular. O zamana kadar hükmeden Abdülaziz tahttan indirildi.

Yeni sultan II. Abdülhamid 1876 senesinde Kanun-i Esasi’yi ilan etti. Bu Türkiye tarihindeki önemli belge Tanzimat’ın şartlarını tekrarladı ve bir daha vurguladı. Bununla beraber, en önemli noktası olarak, Meşrutiyet’i yani bir anayasayı ortaya koydu ve demokrasi saltanatını takdim etti. 1877-78 Osmanlı-Rus savaşı sırasında Abdülhamid batı ülkelerine, absolütist yani mutlak monarşiyi kaldıracağına ve bir parlamenter demokrasi kuracağına söz verdi; ancak sultan, Balkan krizinin karışıklığında Mart 1877’de açılan ilk Türk parlamentosunu 1878 senesinde belirsiz bir süre için dağıttı. İmparatorluk kanunen demokrasi saltanatıydı. Halbuki Abdülhamid 1909’e, Jön Türk devriminin sonrasına kadar mutlak hükümdardı. Tanzimat’ta eğitim alanında başlatılan reformlar birçok bürokrat, doktor, subay, yazar, vs. yetiştirdi ve bunlar batıdan her türlü liberal fikirleri benimsediler. Bu entelektüeller yavaş yavaş Osmanlı gelenekçiliğiden uzaklaşıp gitgide batı eserlerine yöneldiler ve kendi yazılarında Osmanlı İmparatorlugu’ndaki siyasi, iktisadi, toplumsal ve dini sorunlarını ele aldılar.

Bahailik’te Kadın

Bahâîler; kadını toplum hayatının tüm aşamalarında yer alması için teşvik ederler. Ancak bu teşvik Umumi Adalet Evi Kanunları mucibinde erkekler tarafından sınırlandırılır . Kadınlar, Mahalli ve Milli Adalet Ev’ine üyelik hakkına tam olarak sahiptirler. Mahalli ve Merkezi Ruhani Mahfil’lerin her ikisine de üye olabilmeleri idari işlerde tam bir hakka sahip olmaları anlamı gelir. Bahâîler, Abdülbahâ’nın bu görüşünü kabul ederler. Bu görüşün arkasında ilahi bir yol göstericilik olduğunu ve bir hikmet bulunduğunu ifade ederler. Kadınların, Dünya Adalet Evi üyeliğinden muaf tutulmaları, kadın ile erkeğin işlevlerinde eşitlik olmaması gerçeği, taraftarlardan herhangi birisinin diğerinden, yaratılışça daha üstün veya daha aşağı olduğu veya haklara sahip olmadıkları anlamına gelmemektedir. Bahâî dininde kadın yeryüzünde erkekle eşit haklara sahip, dinde ve toplumda önemli yeri olan bir varlıktır. Kadın erkek herkesin ödevi, Emri tebliğ etmek ve öğretmektir. Kadının kendisi için mümkün olan en yüce mertebeden menedildiği sürece erkeğin de mukadder mertebesine yükselebilmesi mümkün görülmez . Bahâî dininde beşeri faziletlerin kadın ve erkeğe eşit derecede ait olması sebebiyle, Tanrı huzurundaki saygınlık cinsiyete değil, yüreğin temiz ve aydın olmasına bağlıdır . Bahâîler, kadının ilerleme ve becerilerindeki eksikliğini, onun fırsat ve eğitimindeki eşitlik ihtiyacına bağlı olduğunu belirtirken, bu eşitlik ona verilmiş olsaydı, kadının da kabiliyet ve kapasitede erkeğin muadili olacağını savunmuşlardır. Yine Bahâîler, insanların mutluluğunun ve esenliğinin kadın ve erkeğin eşit derecede gelişmesine bağlı olarak gerçekleşeceğini, zira onların her ikisinin de birbirlerinin yardımcısı ve tamamlayıcısı olduğunu savunur .  Bahâullah, tüm hanımların eğitilmesini emrederek, kadın-erkek herkesin eşit haklara sahip olduğunu ve her iki cinsiyetin eğitimlerinde farklılık olmaması gerektiğini bildirmiştir. Tanrı katında cinsiyetin bir özelliği yoktur. Düşüncesi temiz, eğitimi üstün, ilmi başarıları büyük, hayırseverliği fazla olanlar ister kadın, ister erkek olsun, ister siyah, ister beyaz olsun tüm meziyetleriyle mümtaz olurlar ve bundan başka bir fark da yoktur .  Kadınla erkeğin eşitliği Bahâî öğretileri tarafından garanti edilse de, toplumsal rollerinin kadına yüklediği bazı kaçınılmaz sorumlulukları vardır. İstedikleri mesleği seçme hakkına sahip olsalar da kendi doğurdukları çocukların ilk öğretmeni olmak durumundadırlar .

Bahâîler kadınların iştirak etmesinin uygun olmadığı bazı meselelerin varolduğunu söylerler. Örneğin bir düşman hücumu karşısında, toplumun hararetli bir savunma içinde bulunduğu zamanlarda hanımlar askeri hizmetlerden muaf tutulmuşlardır.

Vikipedi