Babür Şah Kimdir, Hayatı, Hakkında Bilgi

0
60

Zahîrüddîn Muhammed Bâbür (ö. 937/1530) Bâbürlü Devleti’nin kurucusu ve ilk hükümdarı (1526-1530).

6 Muharrem 888’de (14 Şubat 1483) Fergana’da doğdu. Babası Timur’un to­runlarından Fergana hâkimi Ömer Şeyh. annesi Cengiz’in torunlarından Yûnus Han’ın kızı Kutluğ Nigâr Hanım’dır. Bâbür’ün çocukluğu hakkında fazla bilgi yoktur. Annesiyle birlikte Endican Kalesi’nde otururken babasının bir kaza so­nucu ölümü üzerine 5 Ramazan 899’da (9 Haziran 1494) henüz on iki yaşında iken Fergana hükümdarı oldu.

Bâbür’ün siyasî mücadeleleri üç ana bölümde ele alınabilir: Fergana hâkimi­yeti (1494-1504), Kabil hâkimiyeti (1504-1526) ve Hindistan hâkimiyeti (1526-1530). Bâbür başlangıçta akrabalarıyla ve ken­disini tanımayan kumandanlarla uğraş­tı. Amcası ve Semerkant hâkimi Sultan Ahmed Mirza gailesinden kurtulduktan sonra Taşkent hâkimi Sultan Mahmud’-la mücadele etti. Bâbür’ün asıl gayesi Endican’da saltanat sürmek değil ata­larının vaktiyle sahip bulundukları Semerkant’ı ele geçirmekti. 1497 ve 1501 yıllarında kısa sürelerle iki defa Semerkant’a hâkim oldu. Mâverâünnehir’in ku­zeyinde güçlenen Özbek Hükümdarı Mu­hammed Şeybânî Han (1500-1510) Bâ­bür’ün en tehlikeli rakibi idi. İran’da ise Şah İsmail, Safevi Devleti’ni kurmuştu ve sınırlarını Ceyhun ötesine kadar genişlet­me gayesini güdüyordu. Bâbür Özbek-ler’le Ser-i Pül’de giriştiği savaşta mağlûp oldu ve Taşkent’teki dayısının yanı­na sığındı. Ancak uğradığı başarısızlık­lara rağmen sağlam iradesinin yardımı ile tekrar eski gücüne kavuştu. Az sayı­daki Türk ve Moğollarla birlikte Hindu-kuş dağlarını aşarak Kabil’e indi ve kan dökmeden şehri ele geçirip buraya yer­leşti (1504). Bütün ayaklanma ve tertip edilen tuzakları bertaraf ederek Kabil’­de tutunmaya muvaffak oldu. Semerkant’ı da tekrar ele geçirmekten vaz­geçmemişti. Bu sırada Muhammed Şey­bânî Han Şah ismail tarafından mağlup edildi ve öldürüldü (916/ 15101. Bunun üzerine Bâbür Safevîler’in yardımıyla Se­merkant ile Buhara’yi ele geçirdi (1511) ve Mayıs 1512’ye kadar hâkimiyetini sür­dürdü. Buna karşılık Şiilerin bazı istek­lerini kabul etmek zorunda “kaldı. Sün­nî olmasına rağmen hutbede ve para­larda Şah İsmail’in adını zikrettirdi. An­cak mevcut durum süratle Bâbür aley­hine gelişme gösterdi ve Safevî kuvvet­lerinin İran’a dönmesinden sonra Bâbürlüler’e karşı galeyan artmaya başladı. Buhara ve buraya yakın Gucdüvân’da Özbeklerle Bâbür arasında savaş oldu. 1513 ve 1515’te Hisar Kalesi’nin kaybına rağmen Bâbürlüler bölgede fırsat kolladılar. 1514’te Şah İsmail Çaldıran’da Yavuz Sultan Selim karşısında yeni­lince Özbekler tekrar Mâverâünnehir’de güçlendiler ve Bâbürlüler’e karşı tutum­larını sertleştirdiler. Bâbür artık Semerkant’ta tutunamayacağını anladı. Bu se­beple şansını Afganistan’da merkezi Ka­bil olmak üzere yeni bir devlet teşkili için denedi ve bunda da muvaffak oldu.

1518’de Güney Afganistan seferine çıktı ve Hayber Geçidi’ni aşarak Sind bölgesine indi. Bu yılın sonlarında Kunar ile Sind arasındaki topraklara hâ­kim oldu. 15 Şubat 1519’da 1500 kişiy­le ilk defa Sind nehrini sallarla geçerek Pencap ile Cenap nehri yöresini yağma­ladı. 1398-1399 yıllarında Hindistan’ı is­tilâ eden Timurlenk Pencap ve Delhi ha­valisini kendine tâbi olan Seyyidler’e bı­rakmıştı. Bâbür de atasının mirasçısı olarak bu topraklarda hak iddia etmiş ve halkına baskı yapılmaması için de emirler vermişti.

Kandehar Kalesi’nin fethiyle Hindis­tan-Afganistan ve İran yolu kontrol al­tına alındı. Bâbür bu kalede iken Mayıs 1522’de Lahor’dan gelen Devlet Han Lûdî ve Âlem Han’la görüştü. Lûdî sarayı­na yakın olan bu meliklerin yardım ta­lebi kabul edildi. Bâbür iki yıl zarfında Pencap’ı üç defa istilâ etti. Ancak Kâbil’in Özbekler tarafından tehdidi üzeri­ne tekrar Afganistan’a dönmek zorun­da kaldı. Bâbür hatıratında Hindistan fethinin gecikmesine kardeşleri arasın­daki anlaşmazlıklar ve emirlerin gevşek­liğinin sebep olduğunu yazmaktadır. Bu sırada doğan bir şehzadeye Hindâl adı­nın verilmesi de Bâbür’ün Hindistan fet­hini ne kadar arzuladığını göstermek­tedir.

Bâbür kesin ve büyük Hindistan sefe­rini 1525’te yaptı. Önce Pencap’ı istilâ ettikten sonra Delhi üzerine yürüdü. Bu sırada Kuzey Hindistan Lüdîler tarafın­dan idare edilmekteydi. İbrâhîm-i Lü-dfnin yakınları olan Lahor valisi ve Âlem Han ile arası iyi değildi. Bâbür Lûdr baş­şehrine giden yol üzerinden hareket ede­rek Panipat yakınlarına geldi. Karargâ­hını burada kurdu. Kale önlerindeki ay­nı adı taşıyan ovada Bâbürlü ve Lüdî kuvvetleri Nisan 1526’da karşı karşıya geldiler. Lüdî ordusu çok kalabalıktı ve orduda 1000 kadar fi! de yer alıyordu. Bâbür’ün ordusu ise 12.000 civarında idi. Osmanlı savaş nizamını uygulayan ve ateşli silâhlar kullanan Bâbür karşı­sında İbrâhîm-i Lûdî büyük bir yenilgi­ye uğradı ve öldürüldü. Onun ölümüyle Lûdîler’in hâkimiyeti sona erdi. Bâbür bu seferden sonra Delhi ve Agra’yı da süratle ele geçirdi ve Bâbürlü haneda­nını kurdu (1526).

Bâbür, Çitor Racası Rânâ Sangâ’nın kalabalık bir ordu ile üzerine yürüdüğü­nü haber alınca hemen harekete geçti ve taraflar Biyâne yakınlarındaki Hânüvâ’da karşılaştılar. Mart 1527’de yapılan savaşta Rânâ Sangâ büyük bir hezime­te uğradı. Arabalar üzerine yerleştirilmiş toplar karşısında tutunamayan Hindu­lar çok kayıp verdiler. Bu savaştan son­ra Bâbür Agra’da yerleşti ve Bedahşan askerlerini ülkelerine gönderdi. 1527’den sonra kesilen paralarda Bâbür ismi yanında “gazi” unvanı da görülmekte­dir. Bu ise Çitor Racası Rânâ Sangâ’ya karşı kazanılan zaferden dolayıdır.

Bâbür 1S28’de Çanderi’ye saldırarak Raca Medini Rao’yu mağlûp etti. Ancak Afgan meselesi yüzünden Racpûtlar’a karşı genel bir tenkil harekâtına girişe­medi. Ganj nehrini geçerek topçular sa­yesinde Lûdîler’e sadık kalan kuvvetleri de yendi ve Bâbürlü kuvvetleri 21 Mart 1328’de Leknev’i ele geçirdiler.

1529’da Bengal meselesi ortaya çıktı. Bihâr’da istiklâlini ilân eden Mahmud Şah Afganlılar’ı çevresine toplayarak bölgedeki Bâbürlü nüfuzuna son verdi. Bâ­bür 6 Mayıs 1529’da Bihâr seferine çık­tı ve Mahmud Şah’ı mağlûp ederek do­ğuya ilerledi. Dönüşte Leknev’i tekrar hâkimiyeti altına aldı.

1530’da hastalanan Bâbür, hastalığı­nın giderek ağırlaşması üzerine bütün emîrleri huzuruna çağırarak oğlu Hümâ-yun’u hükümdar ilân etti ve onlardan bağlılık yemini aldı. Üç gün sonra da 6 Cemâziyelevvel 937’de (26 Aralık 1530) Agra’da vefat etti. Naaşı Cemne nehri kenarındaki Nûr-Efşân bahçesinde top­rağa verildi. Vasiyeti gereğince de altı ay sonra Kabil’e taşınarak Bâğ-ı Bâbür’-de yakınlarının yanına gömüldü. Sah Ci­han 1646’da Bâbür için muhteşem bir türbe inşa ettirdi. Bâbür’ün on sekiz ço­cuğu olmuştu. Öldüğünde dört oğlu ile üç kızı hayatta idi. Bunlar Hümâyun, Kâmrân. Askerî, Hindâl, Gülreng, Gül-çehre ve Gülbeden’dir.

Bâbür kurduğu devlet ve tarihte oy­nadığı önemli rol bakımından Türk tari­hinin önde gelen simalarından biridir. Batılı yazarlar, o devirde pek az hüküm­darda görülen meziyetleri şahsında top­lamış olan Bâbür’e hayrandırlar ve baş­ka hiçbir kahramanın kendisini onun Bâbürnâme’sindeki kadar güzel tasvir ede­mediği kanaatindedirler.

Bâbür kılıç kullanmakta, ok atmakta, ata binmekte mahir olduğu kadar in­san ruhunu tanımakta, fertleri ve top­lumları idare etmekte de o derece ma­hirdi. İleri görüşlü bir devlet adamı ve soğukkanlı bir kumandandı. Maiyetine karşı merhametli ve şefkatli davranır, affına sığınan suçluları bağışlamakta te­reddüt etmezdi. Gerektiğinde de en ağır cezaları uygulamaktan çekinmezdi. Spor ve avla, fikrî ve edebî meselelerle uğraş­maktan zevk alırdı. İçki ve eğlenceye düşkünlüğüne rağmen idarî ve askerî iş­lerde en küçük bir ihmal göstermemiş­tir. Daima halkının refahı için çalışmış, ülkeyi mâmur hale getirmeye gayret et­miştir.

Bazı besteler yaptığı bilinen Bâbür gü­zel sanatların hemen hepsiyle yakından ilgilenmiştir. Aynı zamanda iyi bir hat­tat olan Bâbür “hatt-ı Bâbürî” adıyla ye­ni bir hat icat etmiştir. Şiir ve edebiya­ta da vâkıf olup Çağatay şiir ve nesrinin en güzel ve orijinal örneklerini vermiş­tir. Teknolojik gelişmeleri de yakından takip ederek bunları yalnızca savaş için değil aynı zamanda tarımda üretimi ar­tırmak amacıyla da kullanmıştır.

Diyanet İslam Ansiklopedisi