Babailik Nedir, Babailik Tarikatı Ne Demek, Tarihi, Hakkında Bilgi

Babailik, Anadolu Selçukluları devrinde, Orta ve Güneydoğu Anadolu’da Baba İlyas’a bağlı Türkmenler’in isyanı dolayısıyla ortaya çıkan ve gayri Sünnî bir İstikamette gelişen dinî-tasavvufî hareket.

İsyanı Amasya yöresinde faaliyet gös­teren Baba İlyâs-ı Horasânî (ö. 637/1240) adında bir Türkmen şeyhi yönettiği için hareket onun adına izafeten Babaîlik adıyla anılmaktadır. “Babaî” terimine ilk defa, isyanı oldukça teferruatlı bir tarz­da anlatan ve hadiseye çağdaş olan kay­naklardan İbn Bîbrnin Farsça el-Evâmi-rü’l-ea]â’iyye’sinde rastlanmaktadır. Öteki kaynaklar bu terimi kullanmazlar. İbn Bîbfden sonra bu terim ancak XV. yüzyılda başta Oruç Bey’in Tevârîh-i Âl-i Osmân’ olmak üzere daha sonraki Os­manlı kaynaklarında tekrarlanır. İbn Bî-bî ile Oruç Bey “babaî” terimiyle sadece isyana katılanları kastettikleri ve bu adı taşıyan herhangi bir tarikattan söz et­medikleri halde, XVI. yüzyılda Taşköpri-zâde’nin eş-Şekâ* iku’n-nu’mâniyye’sinde Baba İlyas’ın kurduğu farzedilen bir tarikatın ismi olarak kullanılmıştır. Bu sebeple de sonraki müeliif ve araş­tırmacılar babaî terimini hep bir tarikat adı olarak kabul etmişler ve yorumları­nı bu istikamette yapmışlardır. Amas­ya Tarihi müellifi Hüseyin Hüsâmeddin de bunlardan biridir. Yalnız Claude Ca-hen. Baba İlyas’ın böyle bir tarikatı bel­ki de hiç kurmamış olabileceğini söyle­mekle doğruya yaklaşmıştır.

Babaîlik hareketinin doğuşuna yol açan Babaî isyanı veya diğer adıyla Baba Re­sul kıyamı, 1240’ta II. Gıyâseddin Keyhusrev zamanında meydana gelmiş­tir. Babaîlik tarikatı meselesi gibi bu is­yan da çok defa iyi teşhis edilememiş, Babaî isyanıyla ondan sonra teşekkül edip gelişen Babaî hareketi birbirine ka­rıştırılmıştır. Halbuki Babaî isyanı ken­dine mahsus birtakım şart ve sebeple­rin meydana çıkardığı siyasî-sosyal bir olaydır. Babaîlik ise hükümetin isyanı bastırmasından sonra kurtulmayı başa­ran Baba İlyas müridierinin başarısızlık­la sonuçlanan hareketlerinin fikrî saha­ya intikal ederek mahiyet değiştirme­sinden ibarettir. Babaî isyanı büyük öl­çüde, I. Alâeddin Keykubad’dan sonra yerine geçen oğlu II. Gıyâseddin Keyhusrev’in kötü idaresi yüzünden bozulmaya yüz tutan Selçuklu iktisadî-sosyal yapı­sıyla ilgilidir. Bozulmanın yol açtığı idarî yolsuzluklar toprak ve vergi nizamının sarsılmasıyla sonuçlanmış ve bu olay gö­çebe hayatı süren Türkmen toplulukla­rını diğer bütün zümrelerden çok daha güç bir duruma sokmuştu. Hayatlarını sürdürebilmek için zorlu bir mücadele vermek durumuna düşen Türkmenler, tarihin hemen her devrinde benzer du­rumlarla karşılaşan toplumlarda olduğu gibi kendilerini kurtaracak semavî bir şahsiyet beklemeye başladılar. Bu şahsi­yet de Baba İlyâs-ı Horasânî oldu. Onun, Tâcülârifîn Seyyid Ebü’l-Vefâ Bağdâdî’-nin (ö. 501/1107) kurduğu bir tarikat olup Türkmenler arasında çok yayılan ve Yesevîliğe benzediği anlaşılan Vefâîliğe mensup olduğu bilinmektedir.

I. Alâeddin Keykubad zamanında Amas­ya yakınlarındaki Çat (bugünkü ilyas) kö­yüne yerleşerek burada kurduğu zavi­yesinde yaşamaya başlayan Baba İlyas. bir Vefâî şeyhi olarak civarda yaşayan Türkmenler arasında, daha çok eski Türk inançlarının İslâmiyet’le yorumlanmış bir şeklini tasavvufî hüviyetle tâlim etmek­teydi. Bu fikirlerin kısmen İsmâilî tesir­ler taşıması muhtemeldir. Ancak mu­hakkak olan bir şey varsa o da Baba İl­yas’ın kendisini bir mehdî (belki peygam­ber) hüviyetiyle Türkmenler’e tanıttığı, baskı altında kalmış ve türlü sosyal-ik­tisadî zorluklar içinde bunalmış sade in­sanların da onu bu gözle gördükleridir. Bu yüzden kaynaklar kendisini Baba Re­sul diye de zikrederler.

Olayların akışına bakılırsa Baba İlyas, Türkmenler’! bu durumdan kurtarmak için Selçuklu hükümetini devirerek ida­reyi ele almaya ciddi bir şekilde taliptir ve faaliyetlerini bu hedef üzerinde yo­ğunlaştırmıştır. Bu yolda kendisinin en büyük yardımcısı iieri gelen halifelerin­den Baba İshak’tır. Baba İshak, merkez Kefersud olmak üzere Türkmenler’in yoğun olduğu Güneydoğu Anadolu’da şey­hi adına propaganda yapmaya ve teş­kilâtlanmaya başlamış, aynı faaliyetler Amasya’dan Orta Anadolu’nun muhtelif merkezlerine gönderilen öteki halifeler tarafından da sürdürülmüştür.

İsyanın propaganda ve hazırlıklarını yü­rütenler Baba İlyas’ın yakın çevresiydi. Bu çevrenin mensuplarından Elvan Çe­lebi, başka hiçbir kaynakta yer almayan önemli birtakım isimler zikrederek Ba­ba İlyas ailesine mensup biri sıfatıyla hadiseyi belgelemekte ve diğer kaynak­ları kontrol imkânını sağlamaktadır.

İsyanı fiilen başlatan Baba İshak ol­du. 637’de (1240) Kefersud’da Türkmen­ler ayaklandılar ve burayı ellerine geçir­diler. Ardından Hısnımansûr, Gerger ve Kâhta zaptedildi. Bu safhada ayaklan­maya bazı gayri müslim grupların da ka­tılması hayli dikkat çekicidir. İsyan kıvıl­cımı kısa sürede Orta Anadolu’ya sıçra­dı ve Türkmenler epeyce başarı kazan­dılar. Ancak aradan fazla zaman geç­meden Baba İlyas Selçuklu kuvvetleri tarafından Amasya’da kuşatılıp yakala­narak idam edildi. Onun intikamını al­mak isteyen Baba İshak Amasya’ya ge­lerek beraberindeki kalabalık kuvvet­lerle Konya üzerine yürüdü. Fakat yol­da Kırşehir yakınındaki Malya ovasında Selçuklu ordusu tarafından mağlûp edi­lip öldürüldü. Türkmenler’in çoğu kılıç­tan geçirildi; kalanlar esir edildi: halife­lerden kurtulabilenler ise sağa sola ka­çıp izlerini kaybettirmeyi başardılar.

“Babaîlik” yahut “Babaî hareketi” bu safhadan sonra başladı. Her ne kadar Baba ilyas’ın çevresinde toplanan Vefâî, Yesevî, Kalenderi ve Haydan Türkmen dervişlerinden pek çoğunun katıldığı bu isyan hedefine ulaşamadı ise de bu ba­şarısızlık kurtulabilen taraftarları sıkı bir dayanışmanın içine soktu. Baba İl­yas’ın daha hayattayken kutsallaşan şah­siyeti giderek yeni bir “syncretiste” (farklı dinî inanç ve telakkileri birleştirici) dinî-tasavvufî hareketin merkezi oldu. Babaî­lik adı verilen bu akım Türkmenler ara­sında doğduğu ve onlara hitap ettiği için sosyal, dinî ve kültürel yapılarına uygun bir mahiyet ortaya koymuştur. Bu ma­hiyet, Türkmenler henüz müslüman ol­dukları, yeni dini özümseyecek yeterli zamana sahip bulunmadıkları, eski inanç ve geleneklerinin tesiri büyük ölçüde de­vam ettiği için genellikle Sünnîliğe uy­mayan bir yapıyı yansıtıyordu. Ancak bu­gün için bu yapıyı bütün ayrıntı, nitelik ve özellikleriyle tesbit etmeye ve sergilemeye yarayacak bizzat Türkmenler ta­rafından bırakılmış yazılı kaynaklara sa­hip değiliz. Zaten bu kaynaklar hiçbir zaman mevcut olmamıştır. Zira ne Ba­baîliğin ortaya çıkıp geliştiği Türkmen zümreleri inançlarını s istemi eştirecek ve sonra da kaleme alacak bir durumda idiler, ne de bu inançlar böyle bir sistem oluşturacak yapıda idi.

Bununla beraber bu durum, Babaîli­ğin mahiyetini az çok teşhis etmeye ve anlamaya engel değildir. Her ne kadar bugün Babaîlik adını taşıyan bir mezhep veya tarikat yoksa da Babaîliğin inanç ve gelenekleri kendilerine miras kalan Kızılbaş zümrelerle bir Bektaşîlik tari­katı vardır. Bunlar, sonraki Şiî ve Hurü-fî tesirleri hariç tutulursa Babaîliğin isim değiştirmiş şeklinden başka bir şey de­ğildirler. Aksi halde gerek Kızılbaş züm­relerin gerekse Bektaşîliğin mevcudi­yetini ilmî olarak sırf Şiîlik’Ie açıklamak mümkün değildir. Bu sebeplerle, Bekta­şîlik bünyesinde XVI. yüzyıldan evvei. ya­ni Şiî tesirlerin yoğunlaşmasından önce meydana getirilen ve bir kısım menâkıb-nâmelerden ibaret bulunan eserler Ba­baîliğin inanç yapısını doğruya yakın bir biçimde tahlile yarayacak kaynaklar ola­rak değerlendirilmelidir. Ayrıca bu eser­lerde yer alan inançların onların yazıldık­ları devirde birden bire var olmadıkları, eskiden beri kuvvetle devam edegeldik-leri için bunlara girdikleri şüphesizdir.

Söz konusu eserlerdeki metinler dik­katle incelendiği zaman farklı kaynak­lardan gelen çok değişik inançları yan­sıttıklarını görmek zor değildir. Bunlar muhtelif tabiat.kültleri ve Gök Tanrı kül­tü gibi eski Türk inançları ile Şamanizm, Budizm, Zerdüştîlik, Maniheizm, Mazdeizm, Hıristiyanlık gibi çeşitli zaman ve mekânlarda Türk zümreleri arasında az çok yer bulmuş dinlerin ve hatta kıs­men mahallî Anadolu inançlarının kalın­tılarıdır. Bu kalıntılar arasında bilhassa atalar kültü, dağ tepe, taş kaya kültle­ri, ağaç, su ve ateş kültleri, tenasüh, hu­lul ve metamorfoz ile ilgili inançlar kuv­vetli bir yer işgal eder. Bugün de Bektaşî ve Kızılbaş zümreler arasında bu inanç­lar aynı kuvvetle mevcudiyetlerini sür­dürmektedir. İşte Babaîlik, bütün bu ka­rışık ve farklı menşelerden gelen inanç­ların İslâmî cila altında bir “syncretism” ile eski Türkmen sosyal yapısının birbi­rini tamamladığı bir bütündür.

Bu bütün içinde Şiîliğin payına gelin­ce, bugün, Babaî isyanı ve hareketinin meydana geldiği XIII. yüzyıl Anadolu’sunda sistemli Şiî propagandasının ve mev­cudiyetinin söz konusu olmadığı bilin­mektedir. Ancak bir kısım Türkmen aşi­retlerinin Anadolu’ya gelmeden önce İran ve Suriye’de İsmâllI propagandalar tesi­rinde kaldıkları kuvvetle muhtemel ve hatta VIII-IX. yüzyıllarda Mâverâünne-hir, Horasan ve Azerbaycan’da bazı ha­reketlere katıldıkları bir gerçektir. Bu­nunla beraber bu kısmî tesirlere baka­rak Türkmenler’i Şîa mezhebine men­sup kabul etmek, dolayısıyla Babaîliğin Şiî” bir cereyan olduğunu ileri sürmek yanfış olur. Anadolu’da asıl Şiî tesirleri taşıyan hareketler ancak XV. yüzyılın sonlarından itibaren Safevî propaganda­sıyla başlamış. Bektaşî ve Kızılbaş züm­relerde kuvvetle yer eden on iki imam kültü bu devirde Anadolu’ya girmiştir. Ancak burada unutulmaması gereken son derece önemli bir nokta da söz ko­nusu bu Şiî tesirlerin bile adı geçen züm­reler arasında eski Türk inançlarının ge­niş ölçüde damgasını yemiş olduklarıdır. Babaîliğin önemi Anadolu Türk din ta­rihinde gayri Sünnî hareket ve zümrele­rin temelini oluşturmasından, dolayısıy­la bugünkü yapının iyi kavranmasına bü­yük ölçüde yardım etmiş olmasından ile­ri gelmektedir. Bu sebeple Babaî isya­nının ve hareketinin Anadolu Türk din tarihinde mühim bir yer işgal ettiği söy­lenebilir.

Diyanet İslam Ansiklopedisi