Baba Cafer Kulesi/Zindanı Nerede, Tarihi, Özellikleri, Hakkında Bilgi

36

Baba Cafer Zindanı, İstanbul’da Haliç surlarındaki bir burcun altında ve içinde Bizans ve Osmanlı dönemlerinde hapishane olarak kullanılan yer.

Günümüzde İstanbul Ticaret Odası ile Galata (Karaköy) köprüsü arasındaki Ha­liç kıyısında yakın zamana kadar Yemiş İskelesi adıyla anılan yerde bulunmak­tadır. Buraya adını veren Cafer rivayete göre Hz. Peygamber soyundan gelmek­tedir ve Abbasî Halifesi Hârûnürreşîd tarafından Bizans İmparatorluğu’na elçi olarak gönderilmiştir. Cafer, İstanbul’da bulunan Araplar’la Rumlar arasındaki çarpışmalarda ölen müslümanların naaşlarının sokak aralarında kalmasına çok üzülerek devrin imparatoru Nikephoros’a sert bir dille çatınca zindana atılmış, da­ha sonra da öldürülerek mahpus bulun­duğu burcun aitına gömülmüştür. Bir başka rivayete göre ise Şeyh Zindanı Abdurraûf Samedânî adlı bir kişi İstanbul’­un fethinde bulunmuş ve onun girdiği kapıya Zindan Kapısı denilmiştir. Seyyid Baba Cafer’in torunlarından olduğu id­dia edilen Zindânî Abdurraûf yıllarca ceddinin türbedarlığını yapmış ve ölün­ce buraya gömülmüştür.

İstanbul’un fethinden sonra yeniçeriler bu kapıya, mensubu bulundukları Bek­taşîlik geleneklerine uygun olarak muh­temelen Bâb-ı Cafer’den bozma Baba Cafer demişlerdir. Cafer’in türbesinin üst kısmında bulunan hapishaneye de Baba Cafer Zindanı adı verilmiştir. Bu­raya sivil ve bazan da asker, özellikle yeniçeri zümresinden katil, hırsız, borç ve zina hükümlüleri gibi âdi suçlular atılır­dı. Hapishanede ayrıca hırsızlık yapan veya zina eden kadın suçlular için de bir bölüm vardı. Hatta XIX. yüzyılda bir ara burası bütünüyle kadınlara tahsis edil­mişti. Zindanda Rum, Ermeni ve yahudi gibi azınlıklar için de ayrı ayrı koğuşlar mevcuttu.

Buraya giren mahpuslar serbest bı­rakılırken kendilerinden harç adı altın­da 18 para ve dilekçi akçesi olarak da 2 para alınırdı. Ancak daha sonraları ki­lim, keçe vb. mefruşat getirenlerden ya­tak akçesi adıyla ücret alınmıştır. Mah­pusların iaşesi için devletçe herhangi bir ödenek ayrılmaz, mahkûmlar bazı hayır sahiplerinin sadaka ve adak gibi yardım­larıyla geçinirlerdi. Zaman zaman gerek bu bağışlar gerekse buraya düşen bazı zenginlerin verdiği rüşvetler yüzünden zindan kâtipleri ve subaşılar arasında anlaşmazlıklar, hatta kavgalar çıktığın­dan 1766’da bazı tedbirlerin alınmasına ihtiyaç duyuldu. Buna göre İstanbul ka­dılığı tarafından zindana tecrübeli ve dürüst bir subaşı tayin edilecek, mah­kûmlardan kesinlikle para alınmayacak, hayır sahiplerinin yaptığı aynî ve nakdî yardımlar Baba Cafer türbedarı, müte­velli ve zindan subaşısı nezâretinde mu­hafaza edilecek ve İstanbul kadısı dört ayda bir hesapları kontrol edecekti. Su­başı mahpusların yiyeceklerinden, ser­best bırakılan bir mahkûmdan 20 akçe­den fazla harç alınmamasına kadar zin­danın her işinden sorumluydu. Mahpus­lara hiçbir şekilde eziyet edilmeyecek, herhangi bir suistimali görülen subaşı cezalandırılacaktı. Zindan bekçiliğinden ise asesbaşı”lar sorumluydu. İstanbul bazı isyan hareketlerine sahne olduğu zamanlarda âsiler tarafından öteki ha­pishanelerdeki mahpuslarla birlikte bu­radakiler de salıverilir, böylece isyancı­lar taze güç kazanırlardı.

Yeniçeri Ocağı’nın kaldırılmasından son­ra ocakla ilgili her şey ilga edilirken Bek­taşîliği hatırlatan Baba Cafer Kapısı ye­rine Bâb-ı Cafer veya Hazret-i Cafer Kapisi, inşa edilecek karakola da Bâb-ı Ca­fer Karakolhânesi denilmesi hakkında II. Mahmud’un bir fermanı çıkmışsa da yeni isimler pek tutun ma m ıştır. Bu dö­nemde hapishane Sultanahmet’teki Tab-hâne’ye nakledilince burası kısmen kara­kol, kısmen de esnaf ve tüccar için tica­rethane olarak kullanılmıştır. Seyyid Ca­fer’in türbesi II. Mahmud tarafından ta­mir ettirilmiş, Kapının üstüne de bu pa­dişahın tamir kitabesi konulmuştur. So­kak kapısı üstünde bulunan 1298 (1881] tarihli kitabede ise Ca’fer el-Ensârî’ye yapılacak ziyaretin faziletleri belirtilmek­tedir. Burası gerçekten yüzyıllarca hal­kın ümit kapılarından biri olmuş, dertli, çocuksuz, sakat kimseler gerek türbe sahibinden gerekse türbe içindeki su­dan medet ummuş ve şifa aramışlardır. Zindanın halen (1989-1990] restorasyo­nu yapılmaktadır. Bitişiğinde bulunan Batı mimari üslûbundaki ticaret hanı da Baba Cafer Hanı veya Zindan Hanı olarak tanınır.

Diyanet İslam Ansiklopedisi