Baalebek Nedir, Şehri, Tarihi, Antik Kenti, Harabeleri, Hakkında Bilgi

28

Ba’lebek, Lübnan’ın Bika’ vadisinde tarihî bir şehir.

Ba’lebek (Baalbek), Anti Lübnan dağ­larının (el-Cebelü’ş-şarkr) batı eteğinde ve Bikâ’ (Beka’) vadisinin kuzeydoğusunda, denizden yaklaşık 1200 m. yükseklikte kurulmuştur. Beyrut ile Şam’ı Humus’a bağlayan demiryolu üzerinde ve Beyrut’­tan 86 km. mesafededir. Aksi istikamet­lerde akan Âsi ve Litani nehirlerinin hav­zalarını ayıran setin üstünde, Âsi nehri­nin Re’sül’ayn denilen kaynağına yakın bir yerde bulunur. Etrafı bu geniş kay­naktan sulanan meyve bahçeleriyle çev­rilidir. Şehir bugün Lübnan’ın en önemli tarihî ve turistik merkezi olup 18.000 civarında bir nüfusa sahiptir.

Arapça’da Ba’lebek şeklinde söylenen Baalbek adının Ken’ânîler’in baş tanrısı Ba’l’den geldiği bilinmekte ve şehrin bu tanrının Bikâ’ vadisindeki en önemli kült merkezi olması sebebiyle kelimenin as­lının “Bekâ’ın BaTi” (Ba’lü Beka’) anlamı­nı taşıdığı sanılmaktadır. Ba’l’in Grekler tarafından güneş tanrısı sayılması se­bebiyle şehir Helenistik devirde Heliopolis (güneş şehri) adıyla anılmıştır. Hıristi­yanlığın yayılmasına kadar bölgenin dinî merkezi olmaya devam eden şehir, buraya iki lejyon yerleştiren ve derece­sini koloniye çıkaran Romalılar dönemin­de çok önem kazanmış ve Colonia Julia Augusta Felix Heiiopolis adıyla yeniden İmar edilmiştir. Ayrıca başlıcaları Jüpiter ile Bacchus adına olmak üzere çeşitli tanrılar için yapılan birçok mâbedle süs­lenmiştir. Büyük Konstantin (306-337) ta­rafından mâbedlerin kapatılması ve I. Theodosios (379-395) tarafından büyük bîr bazilika yaptırılarak şehrin bölgenin Hıristiyanlık merkezi haline getirilme­sinden sonra çok tanrılı dönemi hatırla­tan Heiiopolis adı terkedilerek tekrar Ba’lebek adı benimsenmiştir.

Ba’lebek, Hz. Ömer devrinde Ebû Ubeyde b. Cerrah tarafından Dımaşk’ın fet­hinden sonra barış yoluyla alınarak İslâm topraklarına katıldı 1637) ve Hz. Ömer’in emriyle Yezîd b. Ebû Süfyân’nın idaresi­ne bırakıldı. Yezîd’in Amvâs’ta ölümü üzerine Hz. Ömer İdari taksimatta de­ğişiklik yaptı ve Ba’lebek’İn yönetimini Dımaşk ve Belkâ ile birlikte Muâviye’ye verdi. Onun zamanında şehir önemli bir merkez haline geldi. Araplar bölgeyi fet­hettikten sonra Ba’lebek’İn akropolünü bir iç kale ve bölge yöneticisinin otur­ma mahalli olarak kullanmaya başladı­lar. Muâviye 661 yılında halifeliğini ilân edince Ba’lebek’teki darphânede Emevi dirheminin basılmasını emretti; bu pa­rada “emîrü’l-mü’minîn”, “Muhammedün Resûlullah” ve “Ba’lebek” ibareleri yer alıyordu. Emevîler devrinde Dımaşk ordugâhının bir kısmını oluşturan Ba’le­bek, Hz. Osman’ın katilleriyle Emevf düş­manlarının ve Bizanslı esir ve rehinele­rin hapsedildiği bir kale idi. Ayrıca sahil şehirleriyle adalara yapılacak yardımlar açısından da önemli bir konumda bulu­nuyordu. Nitekim Muâviye ve halefleri sahildeki birçok şehre Ba’lebek’ten sü­vari birlikleri göndermişlerdir. Emevîler her bakımdan lâyık olduğu ilgiyi göstermiş oldukları Ba’lebek’te büyük bir cami ve darphâne yaptırmışlardı. Şehir daha sonra Abbâsîler’in kontrolüne geç­ti ve önemli bir ordugâh şehri olma özel­liğini korudu.

Ba’lebek 878-974 yılları arasında Tolunoğullan, İhşîdîler, Hamdânîler. Kar-matiler ve Fâtımîler’in hâkimiyetinde kal­dı. 974’te Bizans İmparatoru I. Johannes Tzimiskes’in, 1025’te Halep Emîri Salih b. Mirdâs’ın ve 1075’te Suriye Sel­çuklu Meliki Tutuş ve oğullarının hâki­miyetine girdi. 1083’te Halep Emîri Müs­lim b. Kureyş tarafından işgal edildiyse de onun şehirden ayrılması üzerine Dı­maşk Selçuklu Meliki Dukak’ın emirle­rinden Gümüştegin buraya vali tayin edildi. Ancak Gümüştegin daha sonra Dımaşk Atabeği Tuğtegin’in aieyhinde bulunduğundan azledildi ve yerine Tuğ­tegin’in oğlu Böri getirildi (1110), Böri atabeg olunca Ba’lebek’i oğlu Muhammed’e iktâ etti. Bu değişikliklerin mey­dana geldiği dönemlerde şehir kuvvetli bir şekilde tahkim edildi. Muhammed 1138’de Dımaşk emlri olunca veziri Üner’İ Ba’lebek valisi tayin etti. Ancak 1136’da Halep Valisi Zengî şehri alarak valiliğine Selâhaddîn-i Eyyûbrnin babası Eyyüb’u getirdi. 1146’da Zengî’nin öldürülmesi üzerine Eyyûb şehri Böriler’e geri ver­mek zorunda kaldı. Böylece Ba’lebek do­kuz yıl kadar (1146-1155) tekrar Böriler’in idaresinde kaldı.

1155 yılında Dımaşk’ı alarak orada Bö-riler’in hâkimiyetine son veren Nûred-din Zengî Ba’lebek’e doğru yöneldi. Dı-maşk’ta efendisi Müdrüddin Abak’ın mağlûp olmasına rağmen Ba’lebek Va­lisi Dahhâk b. Kays şehri teslim etmediy­se de Nûreddin Zengr iki yıl kadar sonra burayı barış yoluyla ele geçirdi. 1170’te depremden büyük zarar gören kale sur­ları tamir edildi. 1174’te Selâhaddîn-i Eyyûbî tarafından alınan şehir Haçlılar’a karşı yapılan mücadelede önemli bir üs olarak kullanıldı. Selâhaddîn-i Eyyûbî şehrin idaresini önce serdarı Muham-med’e, sonra kardeşi Turan Şah’a ve daha sonra da yeğeni Ferruh Şah’a ver­di. 1182-1230 yılları arasında Selâhaddîn-i Eyyûbî’nin diğer yeğeni Behram Şah’ın idaresinde kalan şehir 1230’da Dımaşk hâkimi el-Melikü’l-Eşref Mûsâ tarafından zaptedildi. Eyyûbîler’in ida­resinde de birçok defa el değiştirdi ve 1260’ta Moğollar’ın eline geçti; ancak Memlûk Sultanı Kutuz’un Aynicâlûfta kazandığı zafer üzerine Memlükler’in idaresine girdi. Böylece Ba’lebek Dımaşk vilâyetine bağlı önemli bir şehir haline geldi. Fakat daha sonraki dönemlerde önemi. Memlükler’in posta yollan olan Dımaşk-Humus, Dımaşk-Trablus hattı­nın değişmesiyle azaldı. 1401’de Timur tarafından kısa süreyle işgal ve tahrip edilen Ba’lebek 1516’da Yavuz Sultan Selim’in Suriye seferi sırasında Osmanlı hâkimiyetine geçti. Bu tarihten itibaren küçük beylerin, özellikle Harfûş ailesi­nin elinde kaldı. XVII. yüzyılda bölgeyi gezen ve çevredeki peygamber mezar­ları ile ilgili menkıbeler nakleden Evliya Çelebi’ye göre Ba’lebek, Şam eyaletine bağlı bir subaşılık ve 150 akçelik bir ka­za idi.

Daha sonra Suriye’deki aileler arasın­da cereyan eden anlaşmazlıklar ve olay­lardan etkilenen Ba’lebek’İn refah sevi­yesi düştü ve nüfusu azaldı: XIX. yüzyı­lın sonlarındaki nüfusunun 1000 civa­rında olduğu bilinmektedir. XVIII. yüz­yılda kalesi, cami ve hamamı en önem­li eserleri idi. 1759’da meydana gelen depremde binaları yıkıldı ve virane hali­ne geldi. 1831’de Mısır Valisi Mehmed Ali Paşa’nın oğlu İbrahim Paşa tarafından zaptedildiyse de tekrar geri alındı ve 1850’de Babıâli’nin yeni düzenleme­siyle Şam vilâyetine tâbi bir kaza mer­kezi yapıldı: bu dönemde şehirde yedi cami, sekiz türbe, üç kilise, 100 dükkân bulunuyordu. I. Dünya Savaşı’ndan son­ra Suriye ile birlikte burası da Fransız manda idaresine geçti.

1898-1905 yılları arasında Almanlar tarafından önemli kazı çalışmaları ya­pıldı ve ortaya çıkarılan İslâm öncesi dö­neme ait tarihr eserler daha sonra Fran­sız manda idaresi ve Lübnan hükümeti tarafından restore ettirilerek Ba’lebek bir müze-şehir haline getirildi. İzleri ta­mamen ortadan kalkmış bulunanlar ya­nında Mescidü İbrahim, Mescidü Re’si’l-ayn, el-Câmiu’l-kebîr gibi önemli İslâmî eserler ise bugün harap durumda olup bazı duvar ve kemerleri ayakta ka­labilmiştir.

Diyanet İslam Ansiklopedisi