Azmizade Haleti Kimdir, Hayatı, Edebi Kişiliği, Özellikleri, Hakkında Bilgi

93

Azmîzâde  Mustafa Haleti, (ö. 1040/1631) Daha çok rubaileriyle tanınan, divan şairi.

977’de (1570) İstanbul’da doğdu. Sul­tan III. Murad’ın hocası âlim ve şair Az-mî Efendi’nin oğludur. Medrese öğreni­mini tamamladıktan sonra Hoca Sâded-din Efendi’den mülâzım oldu ve 1591’de müderrisliğe başladı. İstanbul’un bazı medreselerinde çalıştı ve derece de­rece yükselerek 1597’de Sahn, 1600’de Süleymaniye müderrisi oldu. Daha sonra kadılığa geçerek 1602’de Şam, 1604’te Kahire kadılığına tayin edildi. Bir süre sonra azledildi. 1606’da Bursa kadısı ol­duysa da devrin meşhur âsilerinden Ka-lenderoğlu’nun şehre girmesi üzerine kadılıktan ayrıldı. Bir müddet Ahyolu ar­palığı ile geçindi. 1611’de tayin edildiği Edirne kadılığında da dört ay kalabildi ve buradan Şam’a gönderildi. İki yıl son­ra azledilerek İstanbul’a döndü. 1613’te İstanbul kadılığına getirildi, fakat iki ay kadar kaldığı bu görevden de uzaklaştı­rıldı. Dört yıl boşta bekledi, Sultan II. Os­man’ın tahta geçmesi üzerine sunduğu bir “arz-ı hâl” mesnevisiyle 1618’de Mı­sır kadılığına tayin edildi, ancak 1619′-da yine azledildi. 1623’de Sultan IV. Murad’ın cülusunda Anadolu kazaskeri oldu. Bir yıl sonra kendisine Rusçuk ar­palığı verilerek bu görevden de alındı. 1627’de Rumeli kazaskerliğine getirildi ve 1629’da emekliye sevkedildi. 26 Şa­ban 1040’ta (30 Mart 1631) vefat etti; İstanbul Sofular’da oturduğu evin karşı­sına yaptırdığı mektebin bahçesine def­nedildi.

Azmîzâde kaynakların bildirdiğine gö­re dürüst, âdil, iyilik sever, hoşsohbet ve çok cömert bir insandı. Kâtib Çelebi, Osmanlı tarihinde Kınalızâde Ali Efendi ile Azmîzâde kadar çok okuyan, araştı­ran bir âlim daha olmadığını belirtir. Ta­lebesi olan Atâî, öldüğünde kenarlarına tashih notlan konmuş ve ayrıca çeşitli notlar kaydedilmiş 4000 kadar kitabı çık­tığını yazmaktadır. Zekâsı, yeteneği ve gayretiyle yirmi bir yaşında tahsilini ta­mamlayarak müderris olmuş, dokuz on yıl içinde tedris hayatının en üst derece­si olan Süleymaniye müderrisliğine yük­selmiştir. Bununla birlikte Rumeli kazas­kerliği makamına kadar eriştiği halde bu meslekte başarılı olduğu söylenemez. Tayin edildiği kadılıklarda bir iki yıldan fazla duramamış, sık sık vilâyet değiş­tirmiş veya boşta beklemiştir. Meslek hayatındaki bu başarısızlığı, onun za­manla karamsar bir psikoloji içine düş­mesine yol açmıştır. Yine Atâî’nin belirt­tiğine göre Azmîzâde, bilgisi ve yetene­ği ölçüsünde hakettiği İlgiyi göremeyip bir kenara itildiği kanaatindedir. Şiirle­rinde de yaşadığı hayattan, değerinin bi­linmediğinden ve haksızlıklara uğradığın­dan sık sık şikâyet ettiği görülmektedir.

Süre çok genç yaşta başlamış olan Az­mîzâde Hâletî bu vadide kısa sürede üne kavuşmuştur. 1006 (1597-98) yılında tez­kiresini yazan Beyanı”, onun genç yaşına rağmen olgun bir kişi olduğunu ve baba­sı gibi şiirleriyle tanındığını kaydetmek­tedir. 1602’de tayin edildiği Şam kadılı­ğında kendisini tanıyan Bağdatlı Ruhî de bir kıtasında onun güzel şiirleriyle gö­nüllerde yer tuttuğunu ifade etmiştir.

Eserleri ve Edebi Kişiliği

Azmîzâde’nin manzum ve men­sur birçok eseri vardır. Edebi muhteva­lı eserlerinin başlıcaları şunlardır:
1. Di­van. Azmîzâde divanını 1012 (1603) yı­lından önce Sultan III. Mehmed adına tertiplemiştir. Oldukça hacimli olan bu divanda münâcât, na’t, mi’râciye gibi di­nî şiirlerden sonra Sultan III. Mehmed, Sultan I. Ahmed ve devrin büyüklerine yazdığı kasidelerle gazel, müseddes, terkib, kıta ve rubâîleri toplanmıştır. Sade­ce İstanbul kütüphanelerinde yirmi ka­dar nüshası bulunan divanın yazmaları oldukça fazladır. Şiir sayıları da çok fark­lı olan bu nüshalar arasında şiir adedi bakımından zengin bir yazma olan Sü­leymaniye Kütüphanesi’ndeki bir nüsha­da (Ayasofya, nr. 3910) otuz kaside, 411 gazel, üç müseddes, terkibibend şeklin­de Mehdî Çelebi mersiyesi, 116 kıta, 593 rubâî ve 327 beyit vardır. Topkapı Sara­yı Müzesi Kütüphanesi’nde bulunan nüs­ha da (Hazine, nr. 894) otuz bir kaside, 721 gazel, 300 rubâî ve Sâkinâme’yi içi­ne alan iyi bir yazmadır. Divan nüshaları karşılaştırıldığında şiir sayılarının daha da artacağı tahmin edilmektedir. Eser henüz yayımlanmamıştır.

Azmîzâde edebiyatımızda şiirlerinden çok rubâîleriyle tanınmıştır. İran’da rubâinin gerçek üstadı olan Ömer Hayyam gibi Türk şiirinde de Azmîzâde’nin bü­yüklüğü hem kendi devrinde hem de da­ha sonraki yüzyıllarda genel bir kabul görmüştür. Azmîzâde rubâîlerinin değer­leri yanında sayıları bakımından da aşı­lamamış bir şair olup rubâîlerinin topla­mı 900-1000 civarındadır. Divanındaki rubâîleri ayrıca Rubûiyyât-ı Hâletî adıyla bir araya getirilmiştir (Süleymaniye Ktp., Esad Efendi, nr. 3479/11; Halet Efendi, nr. 806/19],

2. Sâkinâme. Deği­şik yazmalarda 496, 515 ve 520 beyit­ten ibaret olan mesnevi şeklindeki eser, aruzun “feûlün feûlün feûiün feûl” kalıbıyla yazılmıştır, Bir giriş ile on beş bö­lüm ve bir sonuç kısmı içinde alışılmış sâkînâme konulan tasavvufî bir anlayış­la ele alınmıştır. Hâletî’nin Sâkmâme’-sinin benzerlerinden ayrıldığı nokta, övü­len şarabın ilâhî aşk şarabı olması dola­yısıyla eserin tasavvufî özelliğidir. Bazı divan nüshaları içinde bulunan Sâkinâ-me’ye (TSMK, Hazine, nr. 894; Atıf Efen­di Ktp., nr. 2067) ayrıca mecmualar için­de de rastlanmaktadır (Nııruosmaniye Ktp., nr. 4097), 3. Münşeat. Azmîzâde’nin devrindeki bazı kişilere yazdığı mektup­larının toplandığı bu eser, onun inşâ sa­natındaki ustalığını göstermesi bakımın­dan önemlidir. İstanbul Üniversitesi (TY, nr. I916İ, Topkapı Sarayı Müzesi (Revan, nr. 1057), Nuruosmaniye (nr. 49761, Sü­leymaniye (Lala İsmail, nr. 599; Esad Efen­di, nr. 3330/4) ve Uppsala (nr. 707) kü­tüphanelerinde nüshaları mevcuttur. 4. Mihr ü Mâh. Azmîzâde bu eseri, babası. Azmî Efendi’nin Assâr-ı Tebrîzî adıyla tanınan Şemseddin Muharnmed’den çe­virmeye başladığı Mihr ü Müşterî veya Mühr ü Meh adını taşıyan mesnevisini tamamlamak üzere kaleme almış, ancak kendisi de 500 beyitten fazla çeviremediği için eser yine eksik kalmıştır. Şairin ayrıca Süleymaniye Kütüphanesi’ nde Tezkiretü’l-evliya ve merâkıdü’1-astiyâ ü etrâfi Bağdâd adıyla bir eseri da­ha görülmektedir (Fâtih, nr. 4263/2).

Azmîzâde’nin bu eserlerinden başka pek çok şerh, haşiye ve ta’likatı da var­dır. Bunlardan Haşiye calâ Düreril-hük-kâm, Molla Hüsrev’in eserine yapılan en meşhur haşiye olup Süleymaniye Kütüp­hanesi’nde birçok yazması vardır. İbn Melek’in Menâr şerhine yapılan ve Ne-tâ’îcü’l-efkâr adıyla da anılan Haşiye zaiâ Şerhil-Menâr (İstanbul 1315, 1317) ile Muğni’l-lebîb’e şerhi ve el-Hidâye’ye ta’likatı tanınmış diğer eserleridir.

Diyanet İslam Ansiklopedisi