Aziz Nedir, Ne Demek, Hıristyanlıkta Aziz Kavramı

0
59

Aziz, Dinî görevlerini yerine getiren, nefsini terbiye edip dinî hayatta her türlü fedakârlığa katlanan ve çeşitli kerametler gösterdiğine inanılan kimselere kilise tarafından verilen unvan.

“Güçlü, değerli ve şerefli” anlamındaki izz veya izzet kökünden sıfat olan azîz, Türkçe’de Batı dillerindeki saint kelime­sinin karşılığı olarak “Allah nezdinde de­ğerli, Allah dostu” mânasında kullanıl­mıştır. Arapça karşılığı kıddîstir. Batı dil­lerinde aslı Latince sanctus olan saint kelimesi, İbrânîce’de ise qâdoş kelime­si kullanılmaktadır. Bu kelimenin “ayır­mak, ayrı bir yere koymak” anlamına ge­len qâd kökünden türediği veya Âsur di­linde “parlak, temiz” mânasına olan qud-duşudan geldiği ileri sürülmüştür. Ahd-i Atîk’in Yunanca tercümesinde bu keli­menin karşılığı olarak “ayrıimış, diğer­leri arasından seçilmiş” anlamını taşıyan hagios kullanılmıştır.

Azîz kavramı Ahd-i Atîk’te Tanrı (I, Samuel, 6/20; Hoşea, 11/9; İşaya, 6/3) ve İsrâiloğulları (Çıkış, 19/5; Tesniye, 7/ 6) için kullanıldığı gibi Kudüs, Sînâ dağı gibi bazı yerler için de kullanılmıştır (işa­ya, 27/13, 52/1], İsrail kavmine lider olarak seçilmiş kimseler, Levililer ve ha­hamlar da bu sıfatla nitelendirilmiştir (Çıkış, 19/14; Yeşu, 7/13). Ahd-i Cedîd’de de Tanrı için kullanılan bu terim (Yuhanna, 17/11), daha çok Hz. îsâ ve Rûhul-kudüs’e nisbet edilmiştir (Markos, 1/24; Luka, 1/35; Matta, 1/18). Melekler, pey­gamberler ve havariler de azîz kabul edilmiştir (Luka, 9/26; Resullerin İşleri, 3/21; Efesoslular’a Mektup, 3/5). Azfz Hıristiyanlığın ilk devirlerinde bütün hıristiyanlar için kullanılırken (Resullerin İşleri, 9/13) sonraları, özellikle kiliseye bağlı olarak yaşayan ve bu uğurda can­larını feda edenlere (martyr) verilen bir unvan olmuştur. 155’te öldürülen İzmir (Smyrne) piskoposu Polikarpos, bu şekil­de azîz ilân edilen ilk kişidir. Daha son­ra aziz kategorisine, imanları uğruna bü­yük işkencelere mâruz kalan, ancak ölü­me mahkûm edilmeyen kişiler de (con-fessore) katılmış, Ortaçağ’da büyük kral ve prensler de azîz ilân edilmiştir. İlk azîzler defteri (martyrologe) 332’de Ro­ma kilisesi tarafından tutulmuş, buraya yazılanlar faziletlerine göre sınıflandı­rılmıştır. Bunların başında bakire Meryem, sonra havariler, İncil yazarları ve diğerleri gelmektedir.

Azîz unvanı verme yetkisi önceleri ma­hallî kilise yetkililerine ait iken 1234’ten itibaren bu yetki sadece papalara tanın­mıştır. Azîz unvanının verilmesi ve azîz-lere gösterilecek tazimle ilgili kurallar 1588’de Papa V. Sixte ve 1634 yılın­da Papa VIII. Urbain tarafından konul­muş, Papa XIV. Benoit (ö. 1758) bunlara yeni hükümler ilâve etmiştir. Bu husus­taki en son değişiklik ve düzenlemeler. Papa II. Joannes Paulus tarafından 25 Ocak 1983’te ilân edilmiştir.

Azîz unvanına hak kazanacak kişinin hayat ve eserleri etraflı bir şekilde araş­tırılmakta, hıristiyan inancına ve gele­neklerine aykırı bir durum yoksa kera­metleri incelenmekte ve o kişi papa ta­rafından azîz ilân edilmektedir. Azîzlere yapılan tazim, kiliselere resim ve hey­kellerinin konulması, âyinlerde isimleri­nin zikredilmesi, kendilerinden şefaat ve yardım dilenmesi suretiyle gösterilir, Azîzler ölüm yıl dönümlerinde anılırlar; ayrıca 1 Kasım günü bütün azîzler için azîzler günü (toussaint) olarak kutlan­maktadır. Ortodokslar da Katolikler gibi azîzliği kabul ederler; Protestanlar ise azîzliği kabul etmekle beraber ibadet derecesine vardırılan aşın tazimi red­detmektedirler.

Hıristiyanlık’taki azîz inancı İslâmiyet’­teki velî anlayışına yakındır. “Dost ve yardımcı” mânasına gelen velî Kur’an’da Allah’a ve Resûlü’ne nisbet edilmiştir (bk. Mâide 5/55). Ayrıca takva sahibi mü­minlerin Allah’ın velîleri (evliyâullah) ol­dukları ifade edilmiş ve gerek dünyada gerekse âhirette korku ve üzüntüye düş­meyecekleri zikredilmiştir (bk. Yûnus 10/ 62-64). Müslüman âlimlerin büyük ço­ğunluğuna göre Allah nezdinde velî mer­tebesine ulaşanların insanlar tarafından tesbit edilmesi mümkün değildir. Bun­dan dolayı Müslümanlıkta velî unvanını verecek herhangi bir makam yoktur ve hürmetle anılan kişilerin gerçek dinî mertebesini bilmek mümkün değildir. Ancak din uğrunda verdikleri hizmetler ve bıraktıkları tesirler sebebiyle hakla­rında müslümanlar tarafından hüsnü-zan beslenmiş ve velî olarak anılmışlar­dır. Esasen İslâmiyet’te Allah’tan baş­ka bir kimseye ibadet etmek, hatta ona ibadeti andıran aşırı tazim ve hürmet göstermek caiz olmadığından, velîle­re gösterilmesi gereken tazimle ilgili herhangi bir esas da tesbit edilmemiş­tir.

Diyanet İslam Ansiklopedisi