Azeri İbrahim Çelebi Kimdir, Hayatı, Eserleri, Hakkında Bilgi

33

Azeri, İbrahim Çelebi (ö. 993/1585) Divan şairi.

Babası II. Selim devrinde Anadolu ve Rumeli kazaskerliklerinde bulunan Muallimzâde Ahmed Efendi’dir. Feridun Bey’in yerine nişancı olan Mahmud Efen­di ile Sivas defterdarlığına kadar yükse­len Mehmed Celebi de kardeşleridir.

Kaynaklarda daha çok Azerî mahlasıyla veya Muallimzâde nisbesiyle anılan İbrahim Çelebi hayatının ilk devrelerin­de dervişane, hatta meczubâne bir ha­yat sürerken medrese tahsiline başlaya­rak Ebüssuûd Efendi’den mülâzım ol­du. Ancak kardeşi Mahmud Efendi’nin nişancı olması üzerine o da devlet hiz­metine girerek 30.000 akçe zeamet ile Dergâh-ı Âlî müteferrika “lan arasına ka­tıldı. Fakat bir müddet sonra asıl mes­leğine dönerek kadılık yapmaya başla­dı. Tire ve Kestel kadılıklarında bulun­du. Hama kadısı iken hummaya yakala­narak genç yaşta vefat etti. Yakın arkadaşı şair Cinânî vefatına, son mısraı “Didiler geçti Azerî Çelebi” (993! olan bir ta­rih manzumesi yazmıştır. Atâi’nin ver­diği bilgiye göre mezarı, arkadaşı Hâmid Çeiebi’ninki ile birlikte Hama’nın dı­şında, şehre girenlerin dikkatini çeken yüksekçe bir yerde idi.

Kaynaklarda hayatı hakkında daha fazla bilgi bulunmayan Azerî Çelebi, Riyâzi’ye göre gençliğinde bir güzele tutu­larak Konya’ya kadar gitmiştir. Şiir mec­lislerinden ve sohbetlerden hoşlandığı, sanatkârları himaye ettiği, yakın arka­daşı ve hâmisi olduğu Cinânî’nin diva-nındaki şiirlerden anlaşılmaktadır. Kay­naklarda kudretli ve kabiliyetli bir sa­natkâr olduğu belirtilmektedir. Mürettep bir divanı olduğu bildirilmekle bera­ber henüz ele geçmemiştir. Daha çok nazîre ve tazminlerden, muhammes ve müseddeslerden ibaret olan şiirlerine çeşitli mecmualarda rastlanmaktadır. Fuzûlî ve Nev’î gibi şairlerin tesiri altın­da kalan Azerî, bu şairlere yazdığı nazîrelerle tanınmaktadır.

Âzeri’ye asıl şöhretini kazandıran eser, 987’de (1579) tamamladığı ve girişinde Nizâmî’nin Mahzenül-esrâr’ıtu, Câmî’nin Tuhfetü’l-ahrâr’m, Hüsrev’in Mat-lacu’l-envâr’ını örnek alarak Hâcû-yİ Kirmânî’yi takliden yazdığını belirttiği Nakş-ı Hayâl’ adlı mesnevisidir. Dinî ve tasavvufi mahiyette didaktik bir eser olan Nakş-ı Hayâl, nüshalarına göre farklılık göstermekle birlikte yirmi altı bölüm kadardır. Her bölümde “makale” başlığı altında ahlâkî bir öğüt verilmek­te, “hikâyet” adıyla da konuyla ilgili bir hikâye anlatılarak birkaç mısra halin­deki öğütlerle bölüm tamamlanmakta­dır. Allah’ın birliği, tevekkül, uzlet, sabır, aşk, hüsün, gurur, cûd ve sehâ, üzün­tüden kurtulmak, sükûtun kıymeti, Al­lah’a güvenmek, yemeğe düşkünlük, uy­kuya düşkünlük, çalışmak, ilim öğren­mek, dünyaya aldanmayıp âhirete ha­zırlanmak gibi konuları yaklaşık 12.000 beyit içinde ele alan eserin İstanbul kü­tüphanelerinde birçok nüshası vardır (meselâ bk. Süleymaniye Ktp., Esad Efendi, nr. 2600, Çelebi Abdullah, nr. 331; TSMK, Revan, nr. 849).

Azerî Çelebi ayrıca Nakş-ı Hayâlın girişinde daha önce bir Leylâ vü Mec­nûn mesnevisi yazdığını haber vermek-teyse de bu eserin nüshasına henüz rast­lanmamıştır.

Diyanet İslam Ansiklopedisi