Azamiye Külliyesi Nerede, Tarihi, Mimari, Özellikleri, Hakkında Bilgi

18

Âzamiye Külliyesi, Bağdat’ta İmâm-ı Âzam’ın kabri etrafında teşekkül eden külliye.

150 (767) yılında Bağdat’ta vefat eden İmâm-ı Âzam Ebü Hanîfe, Âzam sıfatı­na izafetle bugün Âzamiye olarak anı­lan semte defnedilmiş ve kabri üzerine kerpiçten bir mezar yapılmıştı. Selçuklu Veziri Şerefülmülk Ebû Saîd el-Hârizmî 459’da (1067) mezarın üzerine bir tür­be, yanına da bir medrese inşa ettirdi. Türbe çok uzaklardan görülebilen mukarnas külâhlı Selçuklu tarzı kubbeli bir yapıya sahipti. Medrese ise Nizâmiye’den dört ay on üç gün önce 27 Cemâziyelâhir 459’da (15 Mayıs 1067) hizmete açıla­rak Bağdat’ta kurulan ilk Selçuklu med­resesi olmuştur.

Şah İsmail’in Bağdat’ı istilâ etmesin­den sonra harap olan İmâm-ı Âzam Tür­besi İle medrese Kanunî Sultan Süleyman tarafından cami, imaret, ribât ve ha­mam ilâvesiyle 1534’te yeniden yaptırıl­mıştır. 50.000 metrekarelik bir alanda etrafı surlarla çevrili olan İmâm-i Âzam Külliyesi, Mimar Sinan’ın eserlerini gös­teren listelerden birinde yer almakta ise de üzeri çizilmiş olduğu için Mimar Si­nan’ın bu eserle olan bağlantısı şüpheli­dir. Sah Abbas’ın işgali sırasında ikinci defa zarar gören İmâm-ı Âzam Türbe­si, Sultan IV. Murad”ın 1639’da Bağdat Seferi sırasında yeniden elden geçiril­miştir. Külliyenin dökülen çinileriyle mi­narenin altın kaplamalı külahı 1802’de Süleyman Paşa, cami 1816’da Dâvud Pa­şa, türbe 1839’da Sultan Abdülmecid ta­rafından tamir ettirilmiştir. Külliyenin ta­mamını ise 1871’de Pertevniyal Valide Sultan ve 1903-1910 yıllarında da Sultan II. Abdülhamid yeniden yaptırmışlardır. Zengin vakıfları sebebiyle düzenli kad­rolara sahip olan Âzamiye Külliyesi’ne ayrıca çok sayıda kandil, şamdan ve ha­lı gibi kıymetli eşyalar da hediye edilmiştir. Irak hükümeti tarafından 1948 ve 1959 yıllarında yapılan tamirlerde mi­mari ve süslemede birtakım değişiklik­lere gidilmiş, külliyeyi çeviren sur duvar­ları, taçkapılar, medrese, imaret, hamam ve batı revakları yıkılarak yerine modern tarzda yeni avlu duvarları, sembolik iki taçkapı ile ek binalar inşa edilmiştir.

Günümüze gelebilen şekliyle İmâm-ı Âzam Camii, etrafı çifte revaklarla çevri­li, 34X17 m. ölçülerinde dikdörtgen plan­lı bir harime sahiptir. Batıdaki revaklar kaldırılarak bu mekân kadınların namaz kılması için ayrılmıştır. Harimi saran di­ğer revaklar, içte on iki mermer sütun, dışta on üç kalın paye dizisiyle, bunları birbirine bağlayan kemerler üzerine otu­ran yirmi altı küçük kubbeyle örtülmüş­tür. Kubbe geçişlerindeki taşkın süsle­melerle dış cephedeki çiniler son tamir­de yapılmıştır. 1.5 m. kalınlığında, 8 m. yüksekliğindeki duvarlarla çevrilen harimin mihrap önü bölümü 15 m. çapında büyük bir kubbeyle örtülüdür. Osmanlı döneminde sivri kemerli pandantiflere yaslanan kubbeler, bugün at nalı kemer ve Mağrib üslubuyla işlenmiş mukarnaslı geçişlerle desteklenmektedir. Kuzey­de sıralanan dört sütunla kuzey duvarı arasında mahfil yer almaktadır. Harime revaklardan açılan kapılarla girilir. Du­varlar yarı yükseklikten, kemerler sütun başlıklarından itibaren kubbe kilit taşı­na kadar bütün mekânlar ince işlenmiş terrakota (terracotta) taklidi mukarnaslı süslemelerle bezenmiştir. Duvarları kap­layan 2 m. yüksekliğindeki İznik çinileri ise sökülerek yerlerine mermer kaplan­mıştır. Ayrıca 5 m. boyundaki çinili mih­rap da kaldırılarak yerine çifte sütunçeii, dışa taşkın yuvarlak kemerli ve antrelaklı Bizans mozaikleri şeklinde süslen­miş bir mihrap oturtulmuştur.

Caminin kıble duvarına bitişik olan İmâm-ı Âzam Türbesi, külliyenin IV. Murad zamanında yapılan tamirle günümü­ze ulaşabilen tek elemanıdır. Harim ve doğu revaklarından iki kapıyla geçilen kare mekân, 7 m. çapında bir kubbeyle örtülüdür. Duvarlar pandantiflere kadar mermerle kaplıdır. Kıble duvarında iki pencere mevcuttur. Harimden geçilen ka­pının üzerinde yedi beyitlik 1322 (1904) tarihli kitabe bulunuyordu. Yüksek kasnaklı kubbe, dıştan iri motifli sır altı tek­niğiyle yapılmış çinilerle kaplıdır. Miğfer biçimindeki kubbe madenî bir alemle sonuçlanmaktadır. İmâm-ı Âzam’ın ah­şap iskeletli gümüş kaplamalı yüksek sandukası, yine gümüş palmetlerle taç-landınlmiştır.

Türbenin doğusunda bulunan ve revaktan geçilen minare kare kaideli, silindirik gövdelidir, Tamamen tuğladan ya­pılan minarenin mukarnas altlıktı bir şe­refesi vardır. 1974’de caminin batı­sındaki mezarlık kısmına aynı tipte ikin­ci bir minare daha yapılmıştır. Bağdat’­taki mozaik çinilerle süslü tuğla minare geleneği burada da devam etmiştir.

Türbenin yanından başlayıp harimin kıble duvarı boyunca uzanan İmâm-ı Âzam Medresesi’nden bugün sadece bir iki duvar parçası kalmıştır. Klasik Türk medrese mimarisiyle ele alınan revaklı iki katlı medresenin yerine modern bir ilahiyat fakültesi binası yapılmıştır. Ay­rıca yüzlerce hücresi bulunan imaretle Sultan II. Abdülhamid’in yaptırdığı rüşdiye binası da yıkılarak yerine misafir­hane inşa edilmiştir.

Selçuklu ve Osmanlı döneminde büyük bir dikkatle korunan İmâm-ı Âzam Kül­liyesi, mimari asaletini kaybetmiş olma­sına rağmen, bugün de binlerce cemaati ve ziyaretçi siyle eski ihtişamını devam ettiren manevî bir merkez durumunda­dır.

Diyanet İslam Ansiklopedisi