Aynalı Köşk Nerede, Tarihi, Mimari, Özellikleri, Hakkında Bilgi

18

Aynalı Köşk, Edirne Sarayı’nın sınırları içindeki köşklerin en son yapılanı.

Bilindiği kadarıyla Dolmabahçe deni­len setin Tunca’ya bakan istinat duva­rının üstünde, Suitan Ahmed dairesinin hizasında bulunuyordu. İnşası, Edirne Sarayı’nda son büyük inşaatların yapıldı­ğı Sultan IV. Mehmed yıllarına rastlar. Edirne Sarayı hakkında bugün elde bu­lunmayan bir risale yazmış olan Bostancıbaşı Âşık Ali Ağa, 1085’te (1674-75) kaleme aldığı eserinde bu köşkten bah­setmediğine göre bina bu tarihten son­ra ve IV. Mehmed’in hal’edildiği 1687’den, hatta belki de Viyana bozgunundan (1683) önce, 1680’e doğru yapılmış olma­lıdır. Sultan II. Ahmed tebdil gezmek için hazırlığını bu köşkte yaptığından bura­ya Tebdil Köşkü de denilmiş, altındaki kapı da bu yüzden Tebdil Kapısı olarak adlandırılmıştır.

Avusturya elçisi ile birlikte gelerek İs­tanbul ve Edirne’de resimler yapan, haritalar çıkaran, bazı saray ve köşklerin kro­kilerini çizen Baron von Gudenus, 1741’de Aynalı Köşk’ün de basit bir gö­rünümü ile planının krokilerini çizmiştir. Bunlardan, yapının dış manzarası ile dü­zenini doğru olarak öğrenmek mümkün olmaktadır.

1174 (1760-61) tarihli bir keşifte “Âyineli Kasr-ı Hümâyun’un” tamirinde, “üs­tünün kurşun örtüsünün, esas odasının, havuzlu sofanın ve yanlardaki mekânla­rın tavanlarının elden geçirilmesi, duvar­lardaki sıva ve çinilerin yenilenmesi, ek­sik çinilerin tamamlanması, demir par­maklıkların yaldızlanması, camların ta­miri, selsebilin dış sıva ve boyalarının ya­pılması, alemin yaldızlanıp yerine takıl­ması” istenmektedir. Edirne Sarayı’nda tamir edilmesi gereken yerlerin keşfini gösteren 1222 (1807) tarihli keşif rapo­runda ise, “Tebdii Kapısı üzerinde vâki Aynaiı Köşk tabir olunan kasr-ı hümâ­yun” başlığı altında öngörülen işler sıra­lanmaktadır. Bu yazıdan çatının tama­men harap olduğu, dolayısıyla içeride ta­van ile duvarlar, aynalar ve pencerelerin zarar görmüş oldukları anlaşılmaktadır.

Bu keşiflerin ne zaman ve ne ölçüde gerçekleştirildiği bilinmemektedir. Bel­ki de bu raporlar yazıldıkları gibi Evrak Hazinesi’nde öylece kalmıştır. Nitekim kısa bir süre sonra Edirne Sarayı’nın ta­mire muhtaç kısımlarına dair yeniden tafsilâtlı bir rapor hazırlanmıştır. 1242-1243 (1826-1827) tarihli bu keşifte ka­sırda yapılması düşünülen tamir ve ta­mamlamalar çok ayrıntılı olarak bildi­rilir.

Edirne Sarayı’nın harem kısmında IV. Mehmed döneminde Şehvar Havuzu de­nilen çok büyük bir havuz yapılmış, bu­nun bir kenarına Sultan Mehmed Köş­kü inşa edilmiştir. Bunun karşısındaki kenarda da Aynalı Köşk adı verilen ka­sır yapılmıştır. 1242-1243 tarihli keşif­te Aynalı (Âyîneli) Köşk, Şikâr Kapısı üs­tünde olarak kaydedilmiştir ki bunun yanlışlıkla yazıldığını sanıyoruz. Ancak bu keşiften öğrenilen önemli bir husus da köşkün o sırada çok harap, hatta çatısı­nın kısmen çökmüş durumda olduğu­dur. Keşif, Aynalı Köşk’ün yeniden yapı­larak ihyasını ve bunun için nelerin ge­rekli olduğunu bildirmektedir. Fakat bu projenin uygulanıp uygulanmadığı da bi­linmemektedir.

Bütün bu belgelerin yardımıyla Sedat H. Eldem, “çift mekânlı eklemli tipte” olduğunu vurguladığı Aynalı Köşk’ün bir planını çizmiştir. Buna göre büyük ha­vuzu çeviren taşlığa, dört sütuna otu­ran bir çıkma ile taşan köşkün bu çık­ması üç eyvanlı büyük bir sofaya aitti. Mermer döşeli bu sofanın (divanhane) or­tasında fıskiyeli bir havuz-şadırvan var­dı. İki kapıyla geçilen odanın iki yanında küçük dikdörtgen planlı mekânlar yer almıştı. Bunlardan biri abdest yeri ve hela olmalıdır. Divanhane ile oda arasın­daki duvarda ise iki mekâna da yüzü olan şebekeli selsebil bulunuyordu.

Bu köşkün Tunca’ya bakan arka cep­hesini tasvir eden bir resim Rifat Osman Bey tarafından yapılmıştır. Aynalı Köşk bir setin üstüne oturduğuna göre alt katında hizmetlilere mahsus odalar ol­malıydı. Rifat Osman Bey köşkün tava-nındaki aynanın yüzünde şu dörtlüğün ta’lik hatla yazılı olduğunu haber verir: “Fikr et ey dii ki doğduğun vaktin / Halk handan idi ve sen giryân / Ana sa’y et ki öldüğün vaktin / Halk giryân ola ve sen handan”.

Bugün hiçbir izi kalmayan, hatta yeri bile belli olmayan Aynalı Köşk’ün güzel­lik ve ihtişamı ancak birkaç belgenin yar­dımıyla öğrenilmektedir.