Ayetullah Nedir, Ne Demek, Şiilerde Ayetullah’ın Anlamı

32

Ayetullah, İsnâaşeriyye Şîası’nın âlim ve fakihlerî için kullanılan bir unvan.

Şîa âlim ve fakihlerinden birinin veya bir kısmının ilmî bakımdan diğerlerin­den daha üstün olduğu kanaatine varı­lırsa bunlara “âyetullâhi’l-uzmâ” denilir. Dinî ve ilmî bakımdan fazilet ve kemal sahibi olduklarına inanılan bu kişiler hak­kında özellikle âyetullah unvanının ter­cih edilmesi, “âyet” kelimesinin Kur’ân-ı Kerîm’de Allah’ın alâmet ve işareti gibi mânalarda kullanılmasından ve bunla­rın ilâhî hakikatlerin tercümanı olarak kabul edilmelerinden ileri gelmektedir. Halkın şer’î ve dinî vazifelerini amelî ko­nularda yetki sahibi olan bu kimselerin sözlerine göre yerine getirmelerinden do­layı bunlara “merci-i taklîd” veya “müctehid-i mukalied” de denilmektedir.

Şiîler’de âyetullah unvanı ilk defa Allâme el-Hillî diye bilinen Hasan b. Yûsuf b. Ali b. Mutahhar (ö. 726/1325) için kul­lanılmıştır. Nitekim el-Bâhü’l-hâd! caşer ve Nehcü’l-müsterşidîn adlı eserlerinin mukaddimesinde Allâme Hillî’den bah­seden Cemâleddin Mikdâd b. Abdullah Süyûrî, onu “âlemler içinde Allah’ın âye­ti” olarak vasıflandinmiştir. Söz konusu unvanın kullanılmasından önce Şîa’nın önde gelen bütün âlimlerinin kendilerine has birer lakabı vardı. Meselâ Kütüb-i Erbaa* olarak bilinen eserlerin müellifle­rinden Ebû Ca’fer Muhammed b. Ya’köb el-Küleynî(ö. 329/941) “Sikatü’l-İslâm”, İbn Bâbeveyh el-Kummî (ö. 381/9911 “es-Sadûk” ve Ebü Ca’fer Muhammed b. Hasan et-Tüsî de (ö. 460/1067) “Şey-hu’t-tâife” unvanlarıyla anılmaktaydılar.

Safevîler devrinde ulemâ için daha çok “şeyh, molla, mevlânâ, ahund” gibi umu­mi unvanlar, Kaçarlar devrinde ise “ale-mü’l-hüdâ, nizâmü’l-ulemâ, şeriatmeda-rî, sadrü’l-efâdıl” vb. unvanlar kullanıl­mıştır. Sünnîler’in öteden beri İmam Gazzâlî için kullandıkları “hüccetü’l-İs-lâm” tabiri, İran’da meşrutiyet devrin­den itibaren Şîa âlimleri arasında da ge­çerli olmaya başladı. Bu devirde meşru­tiyet öncülerinden Seyyid Abdullah Bih-behânî ve Seyyid Muhammed Tabata-bâî’nin hüccetü’l-İslâm unvanı ile anıldı­ğı, bazan da ikisine birden “hücceteyn” denildiği görülmektedir. Bu sırada Şîa arasında daha önce kullanılan âyetullah unvanı giderek yerleşmeye ve adı geçen iki âlim “âyeteyn” diye de anılmaya baş­ladı. Yine Necef te ikamet eden ve meş­rutiyeti destekleyen Mirza Halil Tahrâ-nî. Kâzım Horasânî ve Abdullah Mâzen-derânî adlı müctehidlerin de âyetullah lakabını aldıkları bilinmektedir. Bu de­virden itibaren din âlimleri ve mezhep fakihleri hakkında “âyât-ı izam ve hucec-i İslâm” tabiri de yerleşti.

Hac Şeyh Abdülkerim Hâiri Yezdî (ö. 1355/1937) vasıtasıyla Kum şehri ilim çevresinin yeni bir şekil ve gelişme ka­zanması üzerine âyetullah unvanı civar­daki fakih ve müctehidler için de kulla­nılmıştır. Bunlar arasında, merci-i tak­lîd olan ve mensuplarının amelî görevlerinde rehberlik edenlere de âyetullahi’l-uzmâ denilir. Necef te Âga Hac Seyyid Ebü’l-Hasan İsfahânîlö. 1946) ve Kum’da Âgâ HâcÂgâ Hüseyin Burücirdîtö. 1961] en önemli âyetullâhi’l-uzmâ idiler. Bu unvanla anılanlar arasında en meşhur sima olan Rûhullah Humeynî, 1979 İran İslâm inkılâbından sonra “imam” unva­nıyla da anılmıştır.

Diyanet İslam Ansiklopedisi