Ayazma Camii Nerede, Tarihi, Mimari, Özellikleri, Hakkında Bilgi

Ayazma Camii, İstanbul’da Üsküdar’ın Salacak sırtlarında XVIII. yüzyıla ait selâtin camii.

Cümle kapısı üstündeki kitabelere gö­re Sultan III. Mustafa tarafından 1174 (1760-61) yılında, annesi Mihrişah Emi­ne Sultan ile ağabeyi Şehzade Süleyman adına yaptırılmıştır. Ta’lik hatla yazılan tarih manzumesi Sadrazam Râgıb Mehmed Paşa’nın, yazı ise Şeyhülislâm Veliyyüddin Efendi’nindir.

Topkapi Sarayı Müzesi Arşivi’ndeki in­şaat defterine (nr, 1137) göre inşaata 19 Receb 1171’de (29 Mart 1758) başla­narak 1174 Cemâziyelevveli sonlarında (Ocak 1761) bitirilmiştir. Bina emini ise Beykoz’daki meşhur çeşmeyi yaptıran İshak Ağa’dır. Yine Topkapı Sarayı Mü­zesi Arşivi’ndeki 1172 (1758-59) tarihli bir belgeden (nr. 5466), caminin yerinde evvelce Ayazma Sarayı ve bahçesinin bu­lunduğu anlaşılmaktadır. Başka bir ar­şiv belgesinden ise 1740’ta Ayazma Sarayı’nın iyi durumda olduğu ve tamir edilerek İran elçisinin ikametine tahsis edildiği öğrenilmektedir. Camiye vakıf olarak bir hamam ile birçok dükkân ve han yaptırılmış, ayrıca cami, hamam ve avluya bitişik çeşmeye Bulgurlu’dan su getirilmişti. Sem’dânîzâde Fındıklıiı Sü­leyman Efendi’nin yazdığına göre 1174 yılı Cemâziyelevvelinde (Ocak 1761) bir cuma günü Râgıb Paşa ve Veliyyüddin Efendi’nin hazır bulundukları bir tören­le ibadete açılmıştır. Cami birkaç defa tamir görmüş, yıkılan minaresi de iki defa yeniden yapılmıştır. Son yıllarda yi­ne tamir edilmiştir.

Etrafı duvarla çevrili geniş bir avlu ortasında yer alan caminin son cemaat yerine yarım yuvarlak biçimli on basa­mak merdivenle çıkılır. Avlu kapilan üs­tünde celî hatla yazılmış âyet-i kerîme­ler bulunmaktadır. Üç bölümlü olan son cemaat yerini takip eden esas mekân dikdörtgen planlı olup dört kemere otu­ran tek kubbe ile örtülmüştür. Caminin sol tarafına bitişik bir hünkâr köşkü vardır. Sokak tarafında taş konsollara otu­ran bir çıkması bulunan bu kasır, sütun­lar üzerine oturan iki katlı galeri ile ca­minin hünkâr mahfeline bağlanmıştır. İçeride sütunlar üzerinde bulunan bu mahfe! çok göz alıcı biçimde tezyin edi­lerek altın yaldızla yaldızlanmıştır. Geri­ye kalanlardan, iç duvarlarının önceleri İtalyan çinileri ile kaplı oldukları anlaşıl­maktadır.

Ayazma Camii Avrupa sanat üslûpla­rının hâkim olduğu bir devirde yapılmış olmakla beraber, büyük kemerlerin içle­rindeki pencerelerde Türk mimarisi özel­liklerini taşıyan kemerler kullanılmıştır. Mihrap, minber ve kürsü mermer ve çe­şitli renkli taşların ustalıkla birleştiril­mesi suretiyle çok zengin ve gösterişli biçimde yapılmıştır. Bunlar Türk sanat geleneğine tamamen ters olmakla be­raber göze hoş gelen bir ihtişama sa­hiptir. Kapı üstlerindeki yazıların Seyyid Abdullah adındaki bir hattatın kalemin­den çıktığı, bazı renkli camlı alg pencere-lerdeki (revzen) yazıların ise Seyyid Mus­tafa tarafından yazıldığı imzalarından öğrenilmektedir.

Ayazma Camii’nin müştemilâtından olan sıbyan mektebi ile hamam ve muvakkithâne yıkılmıştır. Önceleri cami ya­kınında inşa edilen vakıf dükkânlardan ise sadece bazı izler kalmıştır. Cami­nin duvarlarında küçük konsol çıkmala­rı üzerlerine oturan tam bir Türk köş­künün minyatür modeli biçiminde kuşevleri görülmektedir. Caminin naziresinde ise saraya mensup pek çok kişinin me­zarları bulunmaktadır. Geniş avluyu çev­releyen duvarın bir köşesinde mermer­den büyük bir çeşme vardır. Kitabesin­den 1174’te (1761) cami ile birlikte ya­pıldığı anlaşılan bu çeşmenin manzum tarih kitabesi şair Zihnî’nindir. Alışılma­mış bir biçimde olan bu çeşme, mermer bir cepheye yapıştırılmış dört köşe bir paye şeklindedir. Alt kısmı taş ve tuğla, üst pencereli kısım taş olan avlu duva­rında açılan esas kapının önünde taş korkuluklu iki taraflı rampa bulunuyordu.

Ayazma Camii, Türk mimarisinde ar­tık yabancı üslûbun hâkim olduğu bir dönemin örneği olmakla beraber, nor­mal ölçüleri aşan yüksekliği ve yapıldığı yerin topografik durumu ile bunu bir kat daha arttıran heybetli bir görünü­me sahiptir. Marmara ve Boğaz’ın giri­şine hâkim oiuşu ile şehrin Anadolu ya­kasına değişik bir güzellik kazandırdığı açıkça görülmektedir.

Diyanet İslam Ansiklopedisi