Ayasofya Muvakkithanesi Tarihi, Mimari, Özellikleri, Hakkında Bilgi

Ayasofya Muvakkithânesi, Ayasofya Camii etrafında Türkler’in inşa ettiği kül­liye parçalarından biri olarak saatlerin muhafazası için yapılmıştır. Bizans dev­rinde Ayasofya’nın güneybatı köşesinde zamanı gösteren ve mekanik olarak ça­lışmak suretiyle her saat başını içinden bir kuklanın çıkmasıyla belirten bir saat (horologion) vardı. Böyle bir saatin min­yatür resmi, İsmail b. Rezzâz el-Cezerî’nin Kitöbü’l-Hiyel adlı eserinde (bk. TSMK, III, Ahmed, nr. 3472, vr. 5b; Süleymaniye Ktp., Ayasofya, nr. 3606) yer al­maktadır. Ancak bu saatin ne zamana kadar kullanıldığı bilinmemektedir.

İstanbul’un fethinden sonra şehrin ulu-camii durumuna gelen Ayasofya’da na­maz vakitlerinin düzenli şekilde tesbit edilebilmesi için muvakkitlerin nezâre­tinde saatlerin korunacağı başlı başına bir bina, bir muvakkithâne yapılması an­cak geçen yüzyılın içlerinde düşünülmüş­tür. Ayasofya Camii’nin daha eskiden de bir muvakkithânesi olup olmadığı bilin­memektedir. Günümüzde görülen müs­takil yapı Sultan Abdülmecid zamanın­da, Ayasofya’nın Fossati kardeşler tara­fından 1846-1849 yıllarındaki büyük ta­miri bittikten birkaç yıl sonra inşa edil­miştir. Bu hususta 27 Safer 1270 (29 Kasım 1853) tarihli bir belge (BA, Meclis-i Vâlâ, nr. 13152), Ayasofya-yı Kebîr Ca­mii’nin Şekerci Kapısı bitişiğindeki muvakkithânenin müteahhit Mısırlı Yani Kal­fa nezâretinde yapıldığını ve inşa için harcanan parayı bildirmektedir. Süheyl Ünver bir yazısında, kaynağını belirtmeksizin, Sultan Abdülmecid’in Ayasofya Muvakkithânesi’nde iftar yaptığını kayde­der.

Fossati’lerin, şimdi Güney İsviçre’nin Bellinzona şehri arşivinde muhafaza edi­len evrakı arasında, bu muvakkithânenin “Vakit Odası” kaydı ile projeleri bu­lunmaktadır. Fakat bu projeler bugün mevcut bina ile karşılaştırıldığında ara­da farklılıklar olduğu dikkati çeker. Cadde cephesinde pencere kemerleri ara­sındaki madalyonlar, kemer başlangıcı hizasındaki silme, saçak kenarında sıra­lanan tomurcuklar, kubbe kasnağındaki saat ile yuvarlak pencereler ve niha­yet kubbenin tepesindeki çıkıntı binada mevcut değildir. Böylece muvakkithânenin Fossati’nin çizimine göre daha sade ve gösterişsiz bir biçimde inşa edildiği anlaşılmaktadır.

Ayasofya Muvakkithânesi, meydandan şadırvan avlusuna geçit veren yan kapı­nın hemen iç tarafında olup cephesi ya­ya kaldırımı üstündedir. Kare planlı olan bu kagir yapının cami tarafında bir ka­pısı vardır. Diğer üç cephede ise demir parmaklıklı üçer pencere içeriyi aydınla­tır. Ortada bir daire halinde sekiz sütun sıralanır. Bunların üstünde, sekizgen bi­çimli kasnağında dört pencere bulunan bir kubbe yükselir. Kubbe ve etrafında­ki dehlizin çatısı kurşun kaplıdır. Tam ortada, profilli bir mermer ayak üstün­de, son yıllarda kırılmış olan yekpare ka­lın mermerden yuvarlak bir masa bulun­maktaydı. Ayasofya Camii müzeye dö­nüştürüldüğünde muvakkithânenin için­deki yazı levhaları ile bazıları çok değer­li olan saatler de dağıtılmıştır. Muvakkithâne müzenin bürosu haline getiril­diği sırada içine mimari ifadeyi bozan bazı bölümler yapılmıştır.

Ayasofya Muvakkithânesi, bu çeşit ya­pıların içinde en gösterişli olanlardan bi­ridir. Hepsi de XIX. yüzyılda yapılan muvakkithânelerden Tophane’de Nusretiye, Üsküdar’da Selimiye ve Dolmabahçe camilerinin muvakkithâneleri gerek dış mimarileri gerekse süslemeleri bakımın­dan Ayasofya’daki gibi iddialıdırlar. Türk devri boyunca beş yüzyıl İstanbul;un en önemli ibadet yeri olan Ayasofya’nın Türk devrine ait eklerini de değerlendirmek ve onları ilk yapılış gayelerine uygun bir biçimde teşhire açmak, bunun için Aya­sofya Muvakkithânesi’ni ilk yapıldığı ve uzun yıllar kullanıldığı gibi saatleri, du­varlarını süsleyen vakit ve saat ile ilgili yazı levhaları ve diğer eşyası ile döşeyip tek Türk muvakkithânesi örneği olarak yaşatmak, Türk kültür mirasının tanıtıl­ması bakımından önem taşımaktadır.

Diyanet İslam Ansiklopedisi