Ayasofya Kütüphanesi Tarihi, Mimari, Özellikleri, Hakkında Bilgi

Ayasofya Kütüphanesi, Ayasofya Ca­mii içinde Sultan I. Mahmud tarafından kurulmuştur. Gerek mimarisi gerekse zengin koleksiyonu ve devrine göre ge­niş personel kadrosuyla dikkati çeker. Kütüphanenin vakfiyesi 1152 Şevvalin­de (Ocak 1740) hazırlanmış (VGMA, Ka­sa, nr. 47] ve kitapların bir kısmı da aynı yılın Şaban ayında temin edilmişse de (TSMA, nr. D 1067! açıiış merasimi an­cak 24 Muharrem 1153 (21 Nisan 1740) tarihinde yapılabilmiştir. I. Mahmud’un da hazır bulunduğu bu merasimde Buhârî hatmedilip duası yapılmış, kütüphane muhaddis ve müfessirleri tarafın­dan birer açılış dersi verilmiş ve Ayasofya vaizinin vaazından sonra da dua edil­miştir. Açılış merasiminin ardından pa­dişah-kütüphane görevlilerine ihsanlar­da bulunmuştur.

Ayasofya Kütüphanesi’nin açılışı halk arasında da akisler uyandırmıştır. Nite­kim kütüphaneyle İlgili olarak yazılan bir destanda özellikle kütüphane yapısı­nın tezyinatı üzerinde durulmuş ve her­kesçe beğenildiği ifade edilmiştir. I. Mahmud, kütüphaneyi açılışından sonra da çeşitli vesilelerle ziyaret edip hâfız-ı kütüb’lere, kütüphane hocalarına, mücellit ve müstahfızlara hediyeler vermiş­tir (TS M A, nr. D 1067, vr. 83, 16a, 193).

Tarihçi Subhî Mehmed’in naklettiğine göre Ayasofya Kütüphanesi kurulduğu zaman 4000 eserden oluşan değerli bir koleksiyona sahip bulunuyordu. Bu ko­leksiyonun bîr bölümü Hazîne-i Âmire”-den gelen, bir diğer önemli bölümü de sadrazam, şeyhülislâm, Dârüssaâde ağa­sının ve diğer devlet adamlarının I. Mahmud’a hediye ettikleri kitaplardan mey­dana geliyordu. Kütüphaneye konulan kitapların büyük bir titizlikle hazırlanmış katalogunda I. Mahmud’un bu kütüp­haneyi kurmasıyla ilgili bir giriş ve Ha­remeyn müfettişinin, Anadolu ve Rume­li kazaskerlerinin tasdik mühürleri var­dır (Süleymaniye Ktp., Ayasofya, Kata­log nr. 1). Ayasofya Kütüphanesi’nin da­ha sonraki yıllarda hazırlanmış katalog­larından bu kütüphanenin koleksiyonu­nun gayet dikkatli korunduğu anlaşıl­maktadır (Süleymaniye Ktp., Ayasofya, Katalog, nr. 2-3). Ayasofya Kütüphane­si’nin Osmanlılar döneminde hazırlanmış dördü yazma, biri basma beş kata­logu vardır.

Ayasofya Kütüphanesi diğer Osmanlı kütüphanelerine oranla oldukça geniş sayılabilecek bir personel kadrosuna sa­hipti. Bunlar altı hâfız-ı kütüb, bir müceilit, bir kâtib-i kütüb” ve tatbıki-i kütübden başka Buhâri okuyanların hangi sayfalara geldiklerini takip ve tesbit için iki noktacı, kütüphanenin temizliği ve korunmasıyla görevli iki müstahftz, iki bevvâb, üç ferrâş, bir mâni’u’n-nuküş, kütüphanenin tamiriyie görevli iki meremmetçi, bir kurşuncu ve kütüphaneyi güzel kokması için buhurlayacak bir buhurcudan İbaret olmak üzere yirmi iki kişi idi. Bu kütüphanede çalışan perso­nele diğer kütüphane görevlilerine göre oldukça yüksek ücretler tayin edilmişti.

Ayasofya Kütüphanesi’nde, daha ön­ce birkaç kütüphanede başlamış bulu­nan “kütüphanede Öğretim” düzenli bir hale getirilmiştir. Kütüphaneye tayin edi­len dersiam, muhaddis ve şeyhülkurrâ haftanın belli günlerinde öğrencilere ders okutmaktaydılar. Bu derslere devam ede­cek öğrencilere de kütüphane vakfiye­sinde belli bir ücret tayin edilmişti.

Ayasofya Kütüphanesindeki kitaplar 1968 yılında Süleymaniye Kütüphanesi’ne nakledilmiştir.

Mimari

Ayasofya Camii’nde bü­yük bir tamir ile bazı ek binalar yaptı­rarak burayı bir külliye haline getiren Sultan I. Mahmud tarafından vakfedilen Ayasofya Kütüphanesi, başlı başına bir bina olarak tasarlanmış olmakla birlik­te, caminin güney tarafındaki iki payan­danın arasına sıkıştırılmıştır. Türk kü­tüphane binalarında rutubeti önlemek gayesiyle yapının hava almasını temin için alt kısmının dahi boş bırakılması dü­şünülürken burada böyle bir yer seçil­mesi şaşırtıcıdır. Kütüphanenin girişi ve okuma odası caminin sağdaki sahnının içinde inşa edildiğinden, kitapların mu­hafaza edildiği müstakil binanın cami dışındaki bu payandaların arasına isa­bet ettiği düşünülebilir. Giriş ve okuma odası, beş kemerin oturduğu sütunlarla ayrı bir bölüm halinde inşa edilmiş ve barok üslûpta harikulade bir işçilikle dö­külmüş tunç şebekelerle cami harimin-den ayrılmıştır. Daha geride ve kubbeli olan giriş holünün kemerleri ve kapısı da tunç şebekelidir. Doksan derecelik bir açıyla uzanan dar bir koridor, keme­rinde besmele bulunan demir bir kapı vasıtasıyla kitapların korunduğu hazi­ne bölümüne açılır. Kitap hazinesi, ince mermer sütunlarla ayrılmış iki bölüm halinde olup bunlardan ilki kubbeli, ha­fifçe yüksek seki halinde olan diğeri ise bir aynalı tonozla örtülüdür. Kubbeli bö­lümün ortasında sedef kakmalı, nakışlı ahşap kitap dolabı bulunmaktadır.

Ayasofya Kütüphanesi tunç şebekele­rinin güzelliği kadar içindeki nakışlar ve duvarlarının bir kısmını kaplayan çini­lerle de tanınmıştır. Ancak çiniler bina İle aynı zamanda yapılmış olmayıp XVI. yüzyıldan itibaren çeşitli üslûplarda imal edilmiş parçalardan meydana gelmekte­dir. Bu yüzden burası âdeta Türk çini sanatının bir müzesi halindedir. Duvar­lara yer yer devşirilmiş İznik, Kütahya, Tekfur Sarayı çinileri konulmuş, hatta aralarına tek tük de olsa İtalya Faenza çinileri sokuşturulmustur. Eski çinilerin arasında bilhassa üzerinde bir servi mo­tifi işlenmiş pano çok değerlidir. Kitap hazinesi bölümünde de duvarlardaki do­lap aralarında çiniler vardır. Burada kub­be kasnağını saran celî – sülüs hattıyla yazılmış Fâtır sûresinin 29-3

2. âyetleri Baltacızâde Mustafa Paşa’nın eseridir. Kubbe içindeki alçı kabartma süsleme­ler ve çeşitli askıları ile okuma odası ve kitap hazinesindeki taş kakma tekniğin­de yapılmış tuğralar da buradaki zen­gin süsleme unsurlarıdır.

Sultan I. Mahmud kütüphaneye gelir sağlaması için 1152-1153 (1739-1740) yıllarında Anadolu ve Rumeli’de geniş araziler vakfetmiş, ayrıca İstanbul’da bir de çifte hamam inşa ettirmiştir, Kütüp­hane ile aynı yıllarda yapılan bu hama­ma 1153 Cemâziyelâhirinde (Eylül 1740) su verilmesi için ferman yollandığına gö­re hamamın yapımı kütüphane ile aynı zamanda bitmiş olmalıdır. Aslında Aya-sofya Küliiyesi’nin bir parçası olarak dü­şünülen hamam, yakında daha önce ya­pılmış Haseki Hamamı bulunduğundan, caminin biraz uzağında, Cağaloğlu’nda inşa edilmiştir.

Pek çok değerli yazmaya sahip olan Ayasofya Kütüphanesi’ndeki minyatürlü yazmalardan bazı sayfalar, geçmiş yıl­larda buraya dadanmış olan bazı Avru­palı müsteşrikler tarafından kesilip yurt dışına çıkarılmış ve yabancı müze ve özel koleksiyonlara devredilmiştir.

Ayrıca geç dönemlerde binanın içinde mimarisini bozan bazı değişiklikler ya­pılmış, bina 1906’da önemli bir tamir görmüş, 1959-1960 yıllarında Kütüpha­neler Genel Müdürlüğü’nün emriyle oku­ma odasının sedirleri kaldırılıp tavanı sunta ile kaplanmış, kitap hazinesi bölü­mündeki kalem işi nakışlarla süslü olan ahşap dolaplar sökülerek bunların yerine saç dolaplar konulmasına girişilmiştir. Vaktinde haber alınarak durdurulan bu teşebbüsten ahşap kitap dolapları güç­lükle kurtarılmıştır. 1968’de ise kütüp­hanenin bütün kitapları Süleymaniye Kü­tüphanesi1 ne taşınmıştır. 1982-1983 yıl­larında kütüphane ciddi bir şekilde res­tore edilerek sonradan yapılan bütün ilâ­veler kaldırılmış, daha önce örülerek do­lap haline getirilen pencereler açılmıştır. Bu sırada evvelce bozularak parçaları yanlış birleştirilen ve kurt işlemiş olan ahşap kitap dolabı dağıtılarak tedavi edildikten sonra parçalan aslî biçimine uygun olduğu sanılan şekilde yeniden birleştirilmiştir.

XVIII. yüzyılın ikinci yarısında derlen­diği tahmin edilen bekçi destanlarından birinde “Fasl-ı Kütübhâne” başlığı altın­da bu kütüphane övülmektedir. Hayır sahibinin vefatından sonra düzenlendi­ği anlaşılan on dört dörtlük halindeki bu destanda kütüphanenin nakışları, çinileri, padişaha mahsus al pûşîde ile ör­tülü yer, sedef kakmalı kısımlar, orta­daki nakışlı, kafes biçimindeki kitap do­labı anlatıldıktan sonra burada bir de elmas askının asılı olduğu bildirilmek­tedir.

Ayasofya Kütüphanesi. Osmanlı devri Türk sanatına Batı barok üslûbunun sız­ması dönemine ait olmakla birlikte her iki üslûbun da izlerine sahip güzel bir eserdir. Günümüzde okuma odasının es­ki süslemelerinin ihya edilip eskisi gibi halılar ve sedirlerle yeniden döşenmesi halinde bu Türk kütüphanesi eski şek­liyle yaşatılmış olacaktır.

Diyanet İslam Ansiklopedisi