Ayasofya Camii -Vize- Tarihi, Mimari, Özellikleri, Hakkında Bilgi

Ayasofya Camii, Kırklareli’nin Vize ilçesinde kiliseden çevrilen cami.

Büyük Cami veya Gazi Süleyman Pa­şa Camii olarak da bilinen ve Vize sur­larının içinde bulunan bu büyük yapının Bizans devrinde şehrin ana kilisesi oldu­ğu tahmin edilebilir. Etrafındaki toprak seviyesi zamanla bilhassa doğu tarafın­da aşırı derecede yükseldiğinden cep­heler ve özellikle mihrap tarafı toprağa gömülmüştür. Binanın yerinde daha es­ki bir kilise bulunduğu ihtimal dahilin­dedir. Vize’de X. yüzyıl başlarında varlı­ğı bilinen piskoposluk kilisesinin burası olduğu yolundaki görüş ise tam olarak aydınlığa kavuşmamıştır. Fakat bugün görülen yapı, üzerindeki Bizans ve Türk devirlerine ait tamir izlerine rağmen da­ha geç devir bir Bizans yapısı intibaını bırakmaktadır. Şimdiki biçimini Son Bi­zans devrinde (XI1I-XIV. yüzyıl) almış olan Ayasofya, birkaç defa el değiştiren Vi­ze’nin 1453’ten sonra kesin olarak Türk topraklarına katılmasının ardından ca­miye çevrilmiş olmalıdır. Kimin tarafın­dan cami haline getirildiği kesinlikle bi­linmemekle beraber bunun Gazi Mihal Bey oğullarından Süleyman Bey’in (Paşa) vakfı olduğu söylenmiştir. Gazi Mihal oğullarının şeceresinde Mihaloğlu Ali Bey (ö. 906/1500-1501) torunu olarak bir Sü­leyman Bey’in adına rastlanmaktaysa da bu şahıs Vize’nin fethinden çok son­ra yaşamıştır. Bu sebeple bu görüş inan­dırıcı olmaktan çok uzaktır. Fâtih Sultan Mehmed devrinde Trakya’da vakıf­ları olan bir de Hadım Süleyman Paşa vardır. Fâtih devrinde Rumeli beyler be­yi olan, İşkodra kuşatmasına katılan ve Boğdan Seferi’nde adı geçen Hadım Sü­leyman Paşa Edirne ile Ferecik’te de ca­miler vakfetmişti. Diğer taraftan Orhan Gazi’nin oğlu ve I. Murad’ın kardeşi Sü­leyman Bey (Paşa) ile de bu camiyi ilgili görmek isteyenler vardır. 1357 yılı son­larına doğru vefat eden Süleyman Paşa Bolayır’da defnedilmiş ve kabri yanına bir de zaviye yapılmıştır. Ayasofya bu Süleyman Paşa adına cami olmuşsa an­cak hâtırasını yaşatmak üzere onun adı verilmiş bir vakıf olabilir. Zira Süleyman Paşa Trakya’da akınlar yapmakla bera­ber Vize’nin fethi onun Ölümünden çok sonradır. Bu kasaba ilk defa 1368’de Türkler tarafından fethedilmiş, fakat az sonra yeniden Bizans idaresine geçmiş, bazı belirtilere göre belki 1411-1413 yıl­larında Mûsâ Çelebi tarafından bir da­ha ele geçirildikten sonra yeniden Bizanslılar’ca alınmıştır. Trakya’da son Bi­zans kaleleri olan Silivri ile Vize, ancak 1453’te kesin olarak fetholunmustur. Bu duruma göre Vize Ayasofyası’nın ki­min tarafından vakfedildiği meselesi tam olarak aydınlanamamaktadır. E. H. Ayverdi, yine kiliseden çevrilmiş olan Ferecik Camii’nin Gazi Süleyman Paşa’nın ev­kafından olduğunu tesbit ederek bu ca­minin de Hadım Süleyman Paşa’nın de­ğil Gazi Süleyman Paşa’nın vakfı olması gerektiğine işaret eder. Evliya Çelebi ise daha değişik bir bilgi vermektedir. 1072 (1661-62) yılında Sofya’dan İstanbul’a dö­nerken uğradığı Vize’de kale içinde kili­seden çevrilmiş Ebü’l-feth Mehmed Han Camii bulunduğunu ve üstünün kurşun kaplı olduğunu yazar.

Vize Ayasofyası, Bizans sanatının son yüzyıllarında ortaya çıkan ve bilhassa Mora’da Mistra’daki kiliselerde görülen “karma” tipte bir binadır. Zemin planı­nın bir bazilika biçiminde olmasına kar­şılık üst yapısı “Yunan haçı” şeklinde­dir. Ortada yüksek kasnaklı bir kubbe yükselir. Ayakta tutulabilmesi için ge­rekli görülen tamir ve eklemeler, bün­yesine ve mimari düzeninin ana çizgile­rine pek zarar vermemiştir. Bugün gö­rülen minber ve mihrap hiçbir sanat de­ğeri olmayan unsurlardır. Geçen yüzyıl­da içinde oldukça güzel bir ahşap mah­fil inşa edilmiştir. Giriş cephesinde, cüm­le kapısının üstünde mevcut ikiz veya üçüz pencereler herhalde yıkıldıkların­dan XIX. yüzyılda bu kısım Batı üslûbun­da ahşap bir inşaat ile kapatılmıştı. Ca­minin içinden çıkılan minaresi ise 1961′-de kürsü kısmına kadar yok olmuştu. Caminin içinde, kubbede ve tonozlarda geç Osmanlı devrine ait kalem işi nakış­larla duvarlarda yazılar bulunuyordu.

Vize Ayasofyası’nın çok harap ve ba­kımsız durumu dikkate alınarak 1952-1953 yıllarında Vakıflar İdaresi’nce ta­miri için hazırlıklar yapılmış fakat işe başlanmamıştı. 1961’de gördüğümüzde hiçbir çalışma yapılmadığından cami çok kötü durumda bulunuyordu; yerleşme sahasının dışında kaldığından cemaati de yoktu. 1980’li yıllarda Vakıflar tara­fından tamirata başlanmış ise de çalış­malar bitirilmeden kalmıştır. Büyük mik­tara varan mezar taşlarından caminin önünde evvelce geniş bir hazîre olduğu anlaşılmaktadır.

Diyanet İslam Ansiklopedisi