Ayasofya Camii -Edirne- Tarihi, Mimari, Özellikleri, Hakkında Bilgi

Ayasofya Camii, Edirne’de Kaleiçi’nde geçen yüzyıla kadar Ayasofya adıyla tanınan cami.

Bizans devrindeki adı bilinmeyen ya­pıya şehrin en büyük kilisesi olduğun­dan Ayasofya adının yakıştırılmış olma­sı da mümkündür. Edirne fethedildiğin­de (1362) âdet olduğu üzere şehrin bu en büyük kilisesi I. Murad Hüdâvendigâr’ın emriyle cami haline getirilmiştir. II. Murad zamanında (1421-1451) cami­nin yanına bir medrese inşa edilmiş, bu­raya Sirâceddin Mehmed b. Ömer Halebî müderris olarak tayin edildiğinden cami de halk arasında Halebî Camii adıy­la tanınmıştır. Hibrî Abdurrahman Efen­di Enîsü’l-müsâmirin adlı eserinde bu camiyi şu şekilde tarif eder: “Hâlen kili­se tarzında dört kemer üstünde bir kub­besi vardır. Zahir budur ki, bu şehirde ibtida cuma namazı bu camide kılınıp bundan kadîm bir mâbed olmaya. Hale­bî namıyla şöhretine sebep, zamân-ı sa­bıkta medresesine Halebî denmekle mâ­ruf bir kimesne müderris olmasıdır. Mi­naresi yoktur. Bir köşesinde ahşaptan bir me’zene bina etmişlerdir.” Hibrî Efendi’nin kaydettiğine göre burası Edirne fethinden beri cami olmakla beraber masrafı Yıldırım Bayezid evkafından kar­şılanıyordu. Edirne tarihi hakkında et­raflı bilgiler toplamış olan Ahmed Bâdı Efendi de Riyâz-ı Belde-i Edirne adlı eserinde Hibrî Efendi’nin yazdıklarını ay­nen tekrarlamıştır.

Edirne’de çok büyük tahribat yapan 1165 (1752) zelzelesinde harap olan Aya­sofya bundan sonra tamir edilmediğin­den gitgide yıkılmaya yüz tutmuş ve ni­hayet 1899’da kubbesi çökmüştür. XIX. yüzyıl sonlarında henüz ayakta kalabi­len kısımları da malzemesinden fayda­lanılmak üzere yıktırılmış, 1902’de ise son harabesi ortadan kaldırılmıştır. Os­man Nuri Peremeci’ye göre Ayasofya Ka­leiçi’nde, Keçeciler Kapısı yolu üstünde imiş.

Ayasofya ile, Fâtih Sultan Mehmed ta­rafından eski bir kilisenin yerinde yap­tırılan iki pâyeli ve altı kubbeli, İstanbul Edirnekapı’daki Atik Ali Paşa Camii’nin benzeri olan Kilise Camii ayrı iki binadır. Edirne’deki mimari eserler hakkında de­ğerli araştırmaları bulunan Rifat Osman Bey bu iki camiyi karıştırmıştır. Edirne’yi 4 Ekim 1875’te ziyaret eden Fransız mi­marlık tarihi uzmanı A. Choisy, Ayasofya’nın bir planını çizip yayımlamıştır. 1888’de Edirne’de Rus konsolosu olan G. Lechine de bu harap mabedin bir fotoğra­fını çekmiş ve bunu Bulgar konsolosu P. Mateev’e vermiştir. Bu iki belgenin yardımıyla, 1752’ye kadar Ayasofya Ca­mii olarak kullanılan eski kilisenin tuğ­ladan inşa edilmiş büyük bir yapı oldu­ğu ve esasında dört yapraklı yonca biçi­minde bir planı bulunduğu anlaşılmak­tadır. Bizans’ın geç devirlerinde ortada­ki ana mekân takviye edilerek bunun üstü yüksek kasnaklı bir kubbe ile ör­tülmüştü. 1888’de çekilen fotoğrafta bu kubbenin bir kısmının henüz durduğu görülmektedir.

Diyanet İslam Ansiklopedisi