Ayasağa Kasrı Nerede, Tarihi, Mimari, Özellikleri, Hakkında Bilgi

Ayasağa Kasrı, İstanbul’un Rumeli tarafında günümüzde de aynı adla anılan yerde XIX. yüzyılda yapılmış sultan kasrı.

Maslak’ta Ayasağa köyü yakınındaki koru içinde bulunan bu kasır, hünkârın kısa süre kalması için yapılmış bir “bi­niş” kasrıdır. İlk inşasının Sultan II. Mahmud devrinde olduğu, bahçesinde bulu­nan bu padişaha ait 1831 tarihli bir ni­şan taşından tahmin edilmektedir. Batı mimari üslûbunda saray ve kasırları ter­cih ederek hepsini bu görüşe göre yeni­leten Sultan Abdülaziz, Ayasağa Kasrı’nı da küçük bir Avrupa sarayı biçiminde yeniden inşa ettirmiştir. Mimarlarının Sarkis ile Agop Balyan kardeşler olduk­ları ileri sürülmüştür. Buna karşılık biz­zat Sarkis Kalfa tarafından hazırlanan 1875 tarihli bir listede ise burası kendi eseri olarak gösterilmiştir.

Ayasağa Kasrı II. Meşrutiyet’in ilânın­dan sonra askerî kuvvetlere verilerek I. Dünya Savaşı yıllarında Süvari Küçük Za­bit (Astsubay) Okulu olarak kullanılmış­tır. 1936’ya doğru tamir edildikten son­ra süvari okuluna tahsis edilmiş, koru­nun bir kısmına büyük bir de kapalı ma­nej yapılmıştır. 1960’ta jandarma kuv­vetlerine verilen kasır 1973’te bir tamir daha görmüştür. Şimdi de silâhlı kuv­vetlere aittir.

Ayasağa Kasrı, dış görünüş bakımın­dan XIX. yüzyıl Avrupası’nın pek çok sayıdaki büyük köşklerinin tam bir benze­ridir. Bir bodrumun üzerinde iki kat ha­linde olup ayrıca meyilli damda bir de çatı katı vardır. Bu kırma çatı (mansarde) bol sayıda pencerelerle aydınlanmış­tır. Hiçbir gösterişi olmayan dış kapıya mermer bir merdivenle çıkılır. Alt katta mermer döşeli büyük bir sofadan köşe­lerdeki dört odaya geçilir. Zarif ve tek çıkışlı bir merdiven yukarı kata bağlantı sağlar. Bu merdiven başında zengin be­zemeli tavanı taşıyan destekler, koyu yeşii sütunların demet halinde birleşti­rilmesi suretiyle elde edilmiştir. Kasrın bilhassa üst kattaki tavan süslemesi mo­tiflerin renkleri ve altın yaldızın bolluğu ile dikkati çeker. Üst kat sofasının ta­van süslemesinde eski Türk sanatından alınma motiflerin de kullanılmasına kar­şılık, diğer tavanlar kaburgalı ve kasetli biçimlerde yapılarak bunların içleri çok renkli bezemelerle doldurulmuştur. Oda tavanlarında ise bazı yerlerde, o yıllarda usulden olduğu gibi, manzara resimleri yapılmıştır.

Ayasağa Kasrı bahçesi içinde mutfak ile maiyyet-i şahane odalarının bulun­duğu ikinci bir köşkten başka. Sultan II. Mahmud adına dikilmiş 5.30 m. yüksekliğinde bir nişan taşı bulunmaktadır. Bu­nun bir yüzünde on dört mısralık esas kitabe, diğer yüzünde ise buraya süva­ri okulunun yerleşmesini bildiren ikinci bir kitabe vardır. Ayasağa korusunun alt tarafındaki vadide, iyi suyu olan bir pı­narın yakınında 100 x 20 m. ölçüsünde ve 2,5 m. derinliğinde büyük bir havuz ile bunun başında da Çinili Köşk veya Av Kasrı denilen ahşap, ufak bir yapı da­ha bulunmaktadır. Bu havuzlu kasrın esasının Sultan II. Mahmud devrine ait olduğu bilinmekle beraber bugün görü­len yapı Abdülaziz devrinindir. Sultan II, Mahmud tarafından yaptırılan havuzun bir dar cephesi tabii kayalar biçiminde olup karşısındaki dar kenarın başında ise Çinili Köşk inşa edilmiştir.

Etrafını çepeçevre ince ahşap direkle­rin taşıdığı bir saçak ile örtülü revaklar dolaşan bu köşk, yukarıdaki esas bina ile yapılmış olup onun müştemilâtıdır. Her tarafında bol, geniş pencerelerin bu­lunuşu, buranın yazın kısa süreli eğlen­celerde padişahın oturması için yapıldı­ğını gösterir. Kiremit kaplı bir çatının örttüğü bina, ortasında bir havuz bulu­nan büyükçe bir salonla iki küçük oda­dan ibarettir. Bu odaların üstünde de herhalde çalgıcılar için ayrıca bir mu-sandra vardır. Salonun iki köşesine ise mermerden bir selsebfl ile bir kahve oca­ğı yerleştirilmiştir.

Çinili Köşk’ün bu adı almasının sebe­bi, duvarlarını kaplayan çeşitli renk ve desenlerdeki çinilerdir. Bunların istisna­sız hepsi Avrupa’da yapılmış olup hiçbir bakımdan Türk çini sanatı geleneği ile bağlantılı değildir. Gerek dış revandanın gerek içerideki salonun tavanları da zen­gin biçimde nakışlarla bezenmiştir. Ay­rıca panjurlu ait pencerelerin üstünde sıralanan tepelik pencereler de renkli camlarla kapatılmıştır. Kasrın etrafındaki geniş saçağın zengin profilli praçoilar ile taşınması öngörülmüş, ancak son­raları bu saçağın direklerle desteklen­mesine gerek duyulmuştur. Ayasağa ko­rusu içindeki bu Çinili Köşk, iç süsleme­sinin Batılı bir üslûpta olmasına karşı­lık, büyük bir havuz başında hafif yapılı köşkleri seven Osmanlı zevkine uygun­dur. Böylece birçok örnekleri eskiden beri yapılagelen havuz başı köşklerini andıran bu eser, eski Türk mimari ge­leneğini, süslemesinde olmasa bile hiç değilse yapısında yaşatan güzel ve de­ğerli bir binadır.

Diyanet İslam Ansiklopedisi