Auguste Comte: Pozitivist Sosyolojinin Gelişimi

Toplumsal Yasaların Belirleyiciliği
Comte’a göre toplumsal olgular değişmez yasalara bağlı olduğu için bu yasalar or- taya konulduktan sonra insanlık bu yasalara boyun eğmek zorundadır. Comte, bi- reylerin doğal ve toplumsal yasalar karşısında boyun eğmesini “rasyonel boyun eğiş” ya da “rasyonel teslimiyet” olarak adlandırır. Bilim toplumsal denetimi ola- naklı hale getirecek, toplumsal ilkeleri yerleştirerek düzen ve ilerleme ihtiyacını aynı anda karşılayacaktır; bu nedenle insanlar toplumsal düzene boyun eğmeli- dirler. Bu rasyonel boyun eğiş, bireylerin toplumsal statülerini kabullenmeleri ve endüstri toplumu içindeki eşitsizliklere boyun eğmeleri anlamına gelmektedir. Her ne kadar pozitivist sosyoloji işçi sınıfının yoksulluğunu bir toplumsal problem olarak görse ve durumlarını biraz iyileştirmeye çalışacak olsa da, kendi yaptığı sı- nışandırmayı yok etmeyi ve genel ekonomiyi bozmayı göze almayacaktır (Swin- gewood, 1998:67). Comte, Saint Simon’un Fransız Devrimi sonrasında toplumda ahlaki bir boşluk, bir kriz meydana geldiği düşüncesini paylaşmıştır ve Saint Si- mon gibi o da bu boşluğu doldurmak için yeni bir din önermiştir. Comte, toplu- mun içinde bulunduğu aşamaya uyarlanmış herhangi bir din biçimi olmadığı tak- dirde toplumun bölüneceğini ve şiddetin yaygınlaşacağını ileri sürmüştür (Hamil- ton, 1996:50). Bilimsel düşünen insanların geleneksel anlamda dine, vahiylere ya da Tanrısallığa inanmayacağını ama dinin insanların sürekli bir ihtiyacını, kendi- lerini aşan bir şeyleri sevme ihtiyacını karşıladığını, bu nedenle toplumun dine ih- tiyacı olduğunu düşünür. Başka bir deyişle Comte da Saint Simon gibi dini, in- sanları ve toplumu bir arada tutacak bir toplumsal bağ olarak görmüştür. Com- te’un önerdiği din ‘insanlık Dini’dir ve bu dinin işlevi, yöneten sınışa yönetilen- ler (işçi sınıfı) arasında arabuluculuk yapmak (Swingewood, 1998:67) ve toplum- sal düzenin kurulabilmesi için gerekli olan ahlaki uzlaşmayı sağlamak (Slattery, 1991:47) olacaktır. Comte, bu yeni dinde insanlığın sevileceğini ileri sürmüştür. Burada insanlıktan kastettiği mevcut insanların toplamı değil, şimdiye dek yaşa- mış ve ölmüş olan bütün insanlardan oluşan, ölümsüzlük kazanmış insanlıktır
Comte’un sosyolojisinde işbölümü elit bir grup tarafından toplumsal uyumu sağlamak için kullanılan bir araç haline gelmiştir.

Comte’un sosyolojisinde birey pasiftir, insan düşüncesi toplumsal biçimlerin ilerlemesinde etkili olsa da son aşamada toplumsal gelişme nesnel, belirleyici dışsal olgulara bağlıdır.

Comte’un insanlık dininin üç temeli vardır: ilke olarak aşk, temel olarak düzen, amaç olarak ilerleme (Kösemihal, 1982:158).
(Aron, 2000:99). Comte’un kurmaya çalıştığı bu yeni din, yeni bilimsel ve rasyo- nel endüstriyel dönem için pozitivizm adına bir dizi ahlaki inancı yerleştirmek amacına yöneliktir; ancak insanlık dini düşüncesi, genel olarak entelektüel çev- reden destek bulmamıştır (Kirby, 1997: 415).

Comte’a göre toplumdaki eşitsizliklerin çözümü, negatif “haklar” kavramı yeri- ne pozitif “ödevler” kavramı geçtiğinde mümkün olacaktır. Ahlaki bir eğitim saye- sinde bireyler hak ettikleri toplumsal statünün ne olduğunun farkına varacak ve bu konumu kabul edeceklerdir. Diğer bir deyişle Comte mülkiyetin bölüşümü ya da işçi sınıfının örgütlenişi ile ilgili bir sorun görmez; çünkü ona göre bireyler özgür iradeye sahip olsalar bile son kertede toplumun doğal yasaları insan eylemlerin- den daha etkili olacaktır.Bireylerin etkileşimde bulunarak kendi sosyal konumları- nı ve toplumsal yapıları değiştirmeleri mümkün görünmemektedir; çünkü bunları belirleyen toplum yasalarıdır ve bireyler kendilerinin ötesinde olan bu yasalara bağlıdırlar. (Swingewood, 1998:67-8; Cross, 2008: 27-8).