Auguste Comte: Pozitivist Sosyolojinin Gelişimi

(1)    Teolojik Aşama: Teolojik aşamada insan bütün olguların doğaüstü güçle- rin bir sonucu olduğunu düşünür, bütün olguların kökenlerini ve niha- i nedenlerini arar, bu aşamada duygular ve hayal gücü baskındır. Teolojik aşama dünyanın 1300 yılına kadar olan dönemine hakimdir (Ritzer, 2008:15). Teolojik aşamada insanlar her şeyin nedeninin Tanrı olduğunu, toplumsal ve fiziksel dünyanın Tanrı tarafından üretilmiş olduğunu düşünürler ve va- roluşu kendi akıllarına dayanarak açıklamak yerine, kilisenin doktrinlerini kabul ederler. insanların toplumdaki yeri tanrısal güçler ve kilise tarafından belirlenir, toplumda kilisenin kabul ettiği ‘gerçek’lere inanılır ve toplumsal yaşamı düzenlemek için kilise tarafından koyulan kurallara uyulur. Teolojik aşama fetişizm, çoktanrıcılık ve tektanrıcılık şeklinde üç döneme bölünmüş- tür. Fetişizm, doğanın insan duyguları ekseninde tanımlanmasıdır. Çoktanrı- cılık birden çok tanrının ve tinin olduğu dönem, tektanrıcılık ise tek bir tan- rının varlığının söz konusu olduğu, insan aklının adım adım uyanmaya baş- ladığı dönemdir (Swingewood, 1998:63). Comte’a göre toplumsal evrimin her aşaması, kendinden önceki aşamadan çıkmaktadır, örneğin teolojik aşa- manın son dönemi olan tektanrıcılık, insan düşüncesine soyut kavramların egemen olduğu metafizik aşamanın yolunu açmaktadır.
(2)    Metafizik aşama: Metafizik aşama, 1300-1800 yılları arasına hakim olan metafizik aşamada neden ya da öz gibi soyut düşünceler, ideal biçimler ha- kimdir (Ritzer, 2008:15). Olguların nedeninin kişiselleştirilmiş tanrılar değil, doğa gibi soyut güçler olduğuna inanılır. insanların saygı duyulması gere- ken temel hakları olduğu ve en önemli değerin bu haklar olduğu düşünce- sinin yaygın olduğu bu aşamada özgür irade vurgulanmaktadır (Wernick, 2005:130). Bu aşamada da açıklamaların ana kaynağı soyut güçler olmakla birlikte açıklamalar Teolojik dönemdekilerden daha tutarlı ve sistematiktir.
(3)    Pozitif Aşama: 1800’den itibaren dünyanın girdiği Pozitif (ya da bilimsel) aşamada ise insan düşüncesi kesin doğruyu ve mutlak nedenleri aramaktan vazgeçer, düşünce özleri terk edilir. Bunun yerine artık akıl ve gözlemin bir bileşimi sayesinde olguların birbirlerini takip etmelerine ve birbirlerine ben- zemelerine neden olan değişmez ilişkilerini, yani olguların kanunlarını keş- fetmeye çalışır (Ritzer, 2008:18). Başka bir deyişle pozitif aşama bilimsel aşa- ma olduğu için bu aşamada pozitivist ve bilimsel bakış açısı ve bilimsel yön- tem hakimdir; bu aşamada artık doğru olan değil, gerçek olan aranır; düşün- celer ve açıklamalar spekülasyonlara değil, bilime ve ampirik deneyimlere dayanır. Teolojik sistem çok tanrıcılıktan tek tanrıcılığa doğru, metafizik sis- tem de çeşitli ve çok sayıda kuvvetten tek bir kuvvete, doğaya doğru ilerler ve bu noktalara ulaştıklarında en yetkin biçimlerini alırlar. Pozitif sistem ise en yetkin biçimini, bütün olay ve olguları tek ve genel bir olaya bağladığı zaman alacaktır (Kösemihal, 1982:152-3).

Üç hal kanunundaki üç aşama bütün bilimler için geçerlidir, yani bütün bilim- ler bu aşamalardan geçerek pozitif aşamaya ulaşır. Bununla birlikte, bütün bilim- ler pozitif aşamaya aynı anda ulaşmazlar, bu aşamaya ulaşmaları bilimlerin sınıf- landırılmasındaki yerlerine bağlıdır. Comte, bilimleri sınışandırırken iki tür bilim olduğunu belirtir. Birinci tür, amacı olayları yöneten genel yasaları araştırmak olan soyut ve genel bilimlerdir. ikinci tür, bilimler birinci tür bilimlerden çıkan somut ve özel bilimlerdir. Örneğin, biyoloji birinci tür, botanik ise ikinci tür bilim- dir. Comte, kuramsal ve genel bilimleri ele alarak bu bilimleri belirli ilkeler doğrul- tusunda sınışandırır. ilk olarak, bilimler genelden özele ve basitten karmaşığa doğ- ru sıralanırlar. Matematik en basit ve genel, sosyoloji ise en karmaşık ve özel bi- limdir. ikincisi, bilimler mantıksal bağlılığa göre sıralanırlar. Bu, her bilimin ken- dinden önce gelen bilimlerden yararlandığı, ancak bu bilimlerin sahip olmadığı bir fazlalığa sahip olduğu anlamına gelir. Sosyoloji, matematikten “soyutlama ve ba-
ğıntı”, astronomiden “edilgen gözlemcilik ve varsayımcılık”, fizikten “etkin göz- lemcilik ve deneyleme”, kimyadan “çözümleme ve sınışama”, biyolojiden “statik ve dinamik inceleme” ve “çevre ve uyum” kavram ve kurallarını almıştır (Sencer ve Sencer, 1978:27-8). Bu açıdan sosyoloji, kendinden önce gelen bilimlerin tümün- den yararlanır ve bunlara ek olarak kendi konusuna sahiptir. Üçüncüsü, bilimlerin bu şekilde sınışandırılması didaktik bir değere sahiptir. Son olarak ise, bilimler üç hal yasasına göre sıralanmıştır. Her bilim, diğer bilimlere oranla genelliği, basitliği ve bağımsızlığı ölçüsünde pozitif aşamaya ulaşır. Buna göre pozitif evreye giren ilk bilim matematik, son giren bilim ise sosyolojidir (Kösemihal, 1982:155).
En altta bulunanlar en basit bilimlerdir ve pozitif aşamaya daha önce ulaşırlar; bu nedenle bilimsel ilerleme incelendiğinde önce astronominin geliştiği, onu fizi-
ğin, kimyanın, biyolojinin ve sosyolojinin izlediği görülür (Slattery, 1991:46). Baş- ka bir deyişle pozitif düşünce biçimi matematik, fizik ve kimya bilimlerinde biyo- lojiden daha önce zorunlu hale gelmiştir. Her bilim kendinden önceki bilimler te- melinde gelişir, bu bilimlerin bilgilerini içerir ve bu nedenle bilimler arasında bir hiyerarşi vardır. Daha sonra gelişen bilimler daha karmaşıktır ve genellikleri de ar- tar. Kendilerinden önceki bilimlere dayanan, daha karmaşık olan bilimler pozitif aşamaya daha sonra ulaşırlar ve bilimler hiyerarşisinde daha üst sıralarda yer alır- lar. Sosyoloji bu hiyerarşide kendinden hemen önce gelen biyolojiye özellikle bağ- lıdır. Çünkü biyoloji, fizik ve kimya gibi yalıtılmış ögelerden değil, organik bütün- ler ve sistemlerden yola çıkan bütüncül bir yapıya sahiptir (Swingewood, 1998:63; Cross, 2008: 26).
Comte’un üç hal yasası ve bilimlerin hiyerarşik sınışandırması ile ilgilenmesinin nedeni, bütün mevcut bilgilerin bir sentezini yapmak istemesidir. Bütün bilimlerin bilgilerini içeren bilime ulaşabilmek için Comte, bilimleri hiyerarşik olarak sınışan- dırmıştır. Aslıda Comte’dan önce Turgot, Concordet ve Saint Simon gibi çeşitli dü- şünürler bilimlerin sınışandırılması ile ilgili benzer görüşleri belirtmişlerdir. Örne-
ğin, Saint Simon da ilk başlarda bütün bilimlerin bazı varsayımlara dayalı olduğu- nu, ama basitten karmaşığa doğru evrilerek hepsinin sonunda pozitif bir noktaya geldiğini belirtmiştir (Swingewood, 1998:62-63). Comte, bu iddiaları sistematize et- miş, ayrıntılandırmış ve sonuç olarak bilimler hiyerarşisinde en üst düzeydeki bili- min sosyoloji olduğunu savunmuştur. Psikoloji ise içe dönük (introspektif) yönte- mi ve düşünceyi aşırı vurgulaması nedeniyle (Bodenhafer, 1923:15) Comte’un bi- limler hiyerarşisinde yer almamıştır.

Comte’un toplumsal düzen teorisinde sürekli vurgulanan uyum, denge ve top- lumsal patoloji kavramları biyolojiden alınarak uyarlanmış kavramlardır. Sosyoloji- nin kendinden önceki bilimler, özellikle de biyoloji üzerinde temellendiğini düşü- nen Comte’a göre biyoloji gibi sosyoloji de toplumu bir sistem olarak görmeli ve bir bütün olarak çalışmalıdır. Sosyoloji, toplumsal sistemin çeşitli parçaları arasın- daki eylem ve tepkileri incelemelidir. Bireysel unsurlar bütünle olan ilişkileri çer- çevesinde analiz edilmelidir. Biyolojik organizmalar gibi toplum da kendini oluş- turan parçalara indirgenemeyecek karmaşık bir birimdir. Başka bir deyişle toplum, kendini oluşturan parçalara indirgenemez. Bu nedenle parçalara ait bilgi edine- bilmek için bütünü incelemek gerekir, bunun tersi olamaz (Swingewood, 1998:64). Örneğin, dinin durumu ya da bir toplumda devletin biçimi, bu toplumun bütünü düşünülmeden anlaşılamaz. Aynı şekilde, tarihsel evrimin bir anı da tarihsel evri- min bütünü düşünülmeden anlaşılamaz. Comte’a göre toplum, bireysel parçaları ve bütün arasındaki uyumla karakterize edilen kolektif bir organizmadır. Nasıl bi- yolojide bir yapıyı anatomik olarak elementlerine, dokularına ve organlarına ayrış- tırabiliyorsak, toplumsal organizmayı da ayrıştırabileceğimizi savunan Comte’a gö- re toplumsal güç biçimleri dokulara, elementler toplumun tohumu olan aileye, or- ganlar da kentlere denk düşmektedir. Biyolojide doğal yasalar bedensel organiz- madaki hastalıklar tarafından nasıl bozuluyorsa, toplumda da patolojik durumlar aynı şekilde meydana gelir.