Auguste Comte: Pozitivist Sosyolojinin Gelişimi

1831
PAYLAŞ

Auguste Comte (1798-1857),
19 Ocak 1798’de Fransa’da orta sınıf bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelmiştir. Politeknik’te eğitim görmüştür. 1817 yılından itibaren bir süre Saint Simon’la birlikte çalışmalar yapmıştır. 1830- 1842 yılları arasında altı ciltlik Pozitif Felsefe Ders- leri, 1851 yılında da Pozitif Politika Sistemi adlı eserlerini yayınlamıştır. Comte 5 Kasım 1857’de ölmüş, çalışmaları hem Fransa’da hem de diğer ülkelerde çok sayıda düşünürü etkilemiştir (Rit- zer, 2008:16-7).
Comte, pozitivizmin sosyolojik versiyonunu geliştiren ve sosyoloji terimini ilk kez kullanan düşünürdür. Yaşarken sosyolojiye olan katkıları anlaşılmamış olsa da Comte, sosyolojinin bilim olarak ortaya çıkmasını mümkün kılmıştır. Comte sosyo- loji tarihindeki yerini (i) endüstri toplumunun kökeni ve gelişmesini açıklama ça- balarına, (ii) zenginliği ve bireyciliği geliştirmede işbölümünün etkilerini analiz et- mesine ve en önemlisi de (iii) toplumsal olguların incelenmesinde metafiziği red- dederek pozitivist yöntemi savunmasına borçludur (Swingewood, 1998:60).
Comte, Bonald ve Maistre gibi devrim karşıtı düşünürlerden etkilenmiş, Aydın- lanma düşüncesine karşı olumsuz bir tavır göstermiştir. Aydınlanma düşüncesinde- ki ilerleme düşüncesini kabul etmişse de  endüstri  öncesi  toplumun,  özellikle  de Orta Çağ’ın uygarlığın karanlık çağı olduğu şeklindeki görüşü reddetmiş, geçmişin bu şekilde tek taraşı olarak değersizleştirilmemesi gerektiğini ileri sürmüştür. Bu- nunla birlikte, Orta Çağ’a dönülmesinin imkânsız olduğunu, bilim ve endüstride yaşanan gelişmelerin bunu olanaksız kıldığını da kabul etmiştir. En önemli eseri olan Pozitif Felsefe Dersleri’nde Comte, on sekizinci yüzyılın bireyci filozoşarı ta- rafından geliştirilen felsefeyi ‘negatif’ olarak adlandırmış ve bu filozoşarı toplum- sal düzen ve uzlaşma için yeni temeller kuracaklarına bu temelleri yok etmekle eleştirmiştir.

Comte’un çalışmaları Montesquieu, Turgot, Concordet gibi önemli bazı Aydın- lanma düşünürlerinin ve bir dönem birlikte çalıştığı Saint Simon’un çalışmalarının bir sentezi olarak kabul edilir. Bununla birlikte, yeni bilim olan sosyolojinin konu- sunu ve yöntemini tanımlama açısından Comte, etkilendiği bu düşünürlerin çok daha ötesine gitmiştir. Comte, Montesquieu’nun “Kanunların Ruhu” adlı çalışması- nın temel düşüncesi olan gerekircilik ile Concordet’nin insan düşüncesinin kaçınıl- maz bir sıraya göre ilerlemesinin zorunlu evreleri olduğu şeklindeki görüşlerini birleştirmiştir; Comte’a göre toplumsal olgular, toplumların kaçınılmaz evrimi altın- da ortaya çıkan katı bir gerekirciliğe bağlıdır ve evrimi de insan düşüncesinin ge- lişmesi yönetir (Aron, 2000:78-79). Comte, olgular ve teorilerin karşılıklı olarak bir- birlerine bağlı olduğunu savunan ilk sosyologdur. Bu anlamda saf haliyle empi- rizmi reddetmiş, olguların teori sayesinde kurulduğunu, gerçek bilginin tek başına gözlemlenen olgulara değil, bütün toplumsal olguları benzerlik ve ardışıklık aracı- lığıyla birbirine bağlayan yasalara dayandığını savunmuştur. Comte’a göre bü- tün gözlemler başlangıçta bir teori tarafından yönlendirilir, sonunda da bu teori ta- rafından yorumlanır, bunun dışında hiçbir gerçek gözlem mümkün değildir. Com- te, gözlemlenen olguların kendi adlarına konuşmadıklarını, teorilerle olguların bir- birlerine bağlı olduğunu ifade ederek Aydınlanmanın eleştirel düşüncesinin ötesi- ne  geçmiştir  (Swingewood,  1998:66).


Sosyolojik Pozitivizm, Üç Hal Yasası ve Bilimlerin Sınıfandırılması
Pozitivizmin kökleri ingiliz filozof Bacon’a ve Locke, Berkeley ve Hume gibi am- piristlere dayanır. Pozitivizm ve pozitif felsefe terimlerini dünyaya bilimsel şekilde yaklaşmayı ifade etmek için ilk kez Saint Simon kullansa da sistematikleştiren Comte olmuştur. Comte, Aydınlanma’nın negatif ve yıkıcı felsefesiyle savaşmak için “pozitivizm” ya da “pozitif felsefe” olarak adlandırılabilecek bilimsel görüşü geliştirmiştir.
Pozitivizm, insan bilgisine ulaşmanın tek geçerli yolunun ampirik bilim olduğu ve gözlenebilir olgular ve bu olgular arasındaki ilişkiler dışında hiç- bir şeyin bilgisine sahip olamayacağımız şeklindeki felsefi görüştür. Sosyo- loji açısından pozitivizm; toplumsal dünyanın doğal dünyadan büyük ölçüde fark- sız olduğunu, toplumsal gerçekliklerin de doğal gerçeklikler gibi tamamen insan öznelliğinden bağımsız, nesnel, dış gerçeklikler olduğu ve bu gerçekliklerin de en iyi şekilde doğa bilimlerinde geliştirilen bilimsel yöntem aracılığıyla incelenebile- ceği varsayımlarını içerir.Pozitivizm böylece soyut felsefeyi ve doğaüstü güçlerin metafizik olarak çalışılmasını reddeder. Mantıksal çıkarımlardan, sınanabilir hipo- tezlerden, neden sonuç ilişkilerinden ve doğa bilimlerindeki yasalara benzer ne- densellik ve evrim yasalarından elde edilen katı gerçekliklerin gözlemlenmesini, sınışandırılmasını ve ölçümünü içerir. Pozitivizme göre bilimsel gerçekliğe sadece gözlemlenebilir olgular sahiptir; başka bir deyişle bilimsel olarak bilinemeyen bir şey, başka bir şekilde de bilinemez. Toplum hakkındaki gerçekler de ancak müm- kün olduğu kadar nesnel, önyargısız ve tarafsız olan bilimciler tarafından keşfedilebilir ve analiz edilebilir. Pozitivizmde öznel duygulara ve yorumlara yer yoktur; çünkü bunlar hem gözlemlenemez ve ölçülemezler, hem de nesnel analizleri çarpıtabilirler.

Comte, sosyolojik araştırmaların ve teorileştirmenin temel biçiminin pozitivizm olması gerektiğini savunmuş ve doğa bilimleri ile kıyaslanabilecek natüralist bir toplum bilimi inşa etmeye çalışmıştır. Comte’un pozitivizmine göre toplumsal dün- ya, kendisine ait temel özellikleri gösteren ve bu özellikler arasındaki ilişkileri açıklayan soyut yasalara bağlıdır ve bu yasalar nesnel bir şekilde toplanmış veriler aracılığıyla sınanabilirler.
Comte, ‘pozitif’ terimini kullanırken bilimsel incelemelerin sadece gerçek, kesin, kullanışlı, inşa edici ve faydalı olanla ilgilenmesi gerektiğini, hayalî, boş, muğlak, yı- kıcı sorularla ilgilenmemesi gerektiğini kastetmektedir. Geliştirilen bu yeni “pozitif felsefe”, toplumu geliştirmek için temel olacak inşa edici, güvenilir ve kullanışlı bil- ginin keşfedilmesini amaçlamaktadır. Comte’un felsefesi, bilimsel analiz aracılığıyla toplumsal düzeni yeniden inşa etmeye çalışan muhafazakar bir felsefedir. Comte’un gençliğinden itibaren iki temel amacı, toplumu iyileştirmek ve bilimsel bilginin sen- tezini yapmak olmuştur. Toplumu iyileştirmek için bir toplumsal reform gereklidir; bu reform sayesinde teolojik düşünce biçimi yerine pozitivist davranışlar yaygınlaş- tırılacaktır. Bu reformun gerçekleşmesi ise ancak bilimsel gelişmeyle mümkün ola- caktır. Bu açıdan Comte’a göre sosyolojinin görevi toplumsal sorunları bilimsel yollar- la önceden tahmin etmek, böylece bu sorunlardan kaçınılmasını mümkün kılmak ve bu yolla toplumun yeniden örgütlenmesini sağlamak ve düzeni sağlamlaştırmaya çalışmaktır. Böylece bilim, toplumda politika tarafından çözülemeyen sorunları çö- zecek, bilimin çözemeyeceği sorunlar olursa da en azından doğa yasaları gereği bu sorunun çözülemeyeceğini kanıtlamış olacak; böylece insanların bu sorun karşısın- da duydukları huzursuzluk azalacaktır (Pickering, 1993:340).
Comte, geliştirmeye çalıştığı natüralist toplum bilimini önceleri sosyal fizik ola- rak adlandırmış, 1839 yılında ise bu bilime sosyoloji adını vermiştir. Önce sosyal fizik adını kullanmış olması, Comte’un sosyolojiyi doğa bilimlerinin modelleri çer- çevesinde inşa etme çabasını yansıtır. Comte matematikçi olmasına rağmen, sosyo- lojiye istatistiğin uygulanmasına karşı çıkmıştır. 1835 yılında Belçikalı istatistikçi Quetelet’nin (1796-1874) “insan ve Becerilerinin Gelişimi Üzerine, Ya Da Sosyal Fizik Üzerine Bir Deneme” adlı kitabının yayınlanması üzerine, geliştirmeye çalış- tığı bilimi Quetelet’nin sosyal istatistiğinden ayırmak amacıyla sosyoloji terimini icat etmiştir (Maus, 1998:11-12). Böylece Comte, toplumun bilimsel olarak çalışıl- masını tanımlamak için ‘sosyoloji’ terimini ilk kez kullanan kişi olmuştur.

Comte’un kurmak istediği toplumsal bilimin konusu, insan türünün tarihidir. Toplumsal evrimin özelliklerini ve toplumsal bütünün işlevlerini anlamak için bu tarihi tek bir insanlık tarihi olarak kavramış ve bütün bilimlerin, grupların, birey- lerin, toplumların ve insan düşüncesinin birbirinin yerini alan üç ardışık aşama- dan geçtiklerini ileri sürmüştür. Comte’a göre toplumlar ancak üyeleri aynı inanç- lara ve düşünce biçimine sahip oldukları sürece var olurlar ve toplumların içinde bulundukları aşamaları belirleyen şey, insan düşüncesinin biçimidir. Başka bir de- yişle toplumların toplumsal örgütlenme ve toplumsal düzen biçimleri de insan düşüncesini yansıtarak bu aşamaları izler (Aron, 2000:70; Hamilton, 1996:50). Comte’tan önce de toplumların belirli aşamalardan geçerek ilerlediği düşüncesini savunan düşünürler olmuştur; ancak Comte her bir aşamadan diğerine geçişin in- san aklındaki bir ilerlemenin sonucu olduğunu belirterek bu düşünürlerden ayrılır. Comte’un insan düşüncesinin, bilimlerin ve toplumların teolojik ve metafizik aşamalardan geçerek son olarak pozitif aşamaya ulaşacakları şeklindeki düşünce- si Üç Hal Yasası olarak adlandırılır. fiimdi Comte’un Üç Hal Yasası’nın aşamala- rını kısaca inceleyelim:


(1)    Teolojik Aşama: Teolojik aşamada insan bütün olguların doğaüstü güçle- rin bir sonucu olduğunu düşünür, bütün olguların kökenlerini ve niha- i nedenlerini arar, bu aşamada duygular ve hayal gücü baskındır. Teolojik aşama dünyanın 1300 yılına kadar olan dönemine hakimdir (Ritzer, 2008:15). Teolojik aşamada insanlar her şeyin nedeninin Tanrı olduğunu, toplumsal ve fiziksel dünyanın Tanrı tarafından üretilmiş olduğunu düşünürler ve va- roluşu kendi akıllarına dayanarak açıklamak yerine, kilisenin doktrinlerini kabul ederler. insanların toplumdaki yeri tanrısal güçler ve kilise tarafından belirlenir, toplumda kilisenin kabul ettiği ‘gerçek’lere inanılır ve toplumsal yaşamı düzenlemek için kilise tarafından koyulan kurallara uyulur. Teolojik aşama fetişizm, çoktanrıcılık ve tektanrıcılık şeklinde üç döneme bölünmüş- tür. Fetişizm, doğanın insan duyguları ekseninde tanımlanmasıdır. Çoktanrı- cılık birden çok tanrının ve tinin olduğu dönem, tektanrıcılık ise tek bir tan- rının varlığının söz konusu olduğu, insan aklının adım adım uyanmaya baş- ladığı dönemdir (Swingewood, 1998:63). Comte’a göre toplumsal evrimin her aşaması, kendinden önceki aşamadan çıkmaktadır, örneğin teolojik aşa- manın son dönemi olan tektanrıcılık, insan düşüncesine soyut kavramların egemen olduğu metafizik aşamanın yolunu açmaktadır.
(2)    Metafizik aşama: Metafizik aşama, 1300-1800 yılları arasına hakim olan metafizik aşamada neden ya da öz gibi soyut düşünceler, ideal biçimler ha- kimdir (Ritzer, 2008:15). Olguların nedeninin kişiselleştirilmiş tanrılar değil, doğa gibi soyut güçler olduğuna inanılır. insanların saygı duyulması gere- ken temel hakları olduğu ve en önemli değerin bu haklar olduğu düşünce- sinin yaygın olduğu bu aşamada özgür irade vurgulanmaktadır (Wernick, 2005:130). Bu aşamada da açıklamaların ana kaynağı soyut güçler olmakla birlikte açıklamalar Teolojik dönemdekilerden daha tutarlı ve sistematiktir.
(3)    Pozitif Aşama: 1800’den itibaren dünyanın girdiği Pozitif (ya da bilimsel) aşamada ise insan düşüncesi kesin doğruyu ve mutlak nedenleri aramaktan vazgeçer, düşünce özleri terk edilir. Bunun yerine artık akıl ve gözlemin bir bileşimi sayesinde olguların birbirlerini takip etmelerine ve birbirlerine ben- zemelerine neden olan değişmez ilişkilerini, yani olguların kanunlarını keş- fetmeye çalışır (Ritzer, 2008:18). Başka bir deyişle pozitif aşama bilimsel aşa- ma olduğu için bu aşamada pozitivist ve bilimsel bakış açısı ve bilimsel yön- tem hakimdir; bu aşamada artık doğru olan değil, gerçek olan aranır; düşün- celer ve açıklamalar spekülasyonlara değil, bilime ve ampirik deneyimlere dayanır. Teolojik sistem çok tanrıcılıktan tek tanrıcılığa doğru, metafizik sis- tem de çeşitli ve çok sayıda kuvvetten tek bir kuvvete, doğaya doğru ilerler ve bu noktalara ulaştıklarında en yetkin biçimlerini alırlar. Pozitif sistem ise en yetkin biçimini, bütün olay ve olguları tek ve genel bir olaya bağladığı zaman alacaktır (Kösemihal, 1982:152-3).

Üç hal kanunundaki üç aşama bütün bilimler için geçerlidir, yani bütün bilim- ler bu aşamalardan geçerek pozitif aşamaya ulaşır. Bununla birlikte, bütün bilim- ler pozitif aşamaya aynı anda ulaşmazlar, bu aşamaya ulaşmaları bilimlerin sınıf- landırılmasındaki yerlerine bağlıdır. Comte, bilimleri sınışandırırken iki tür bilim olduğunu belirtir. Birinci tür, amacı olayları yöneten genel yasaları araştırmak olan soyut ve genel bilimlerdir. ikinci tür, bilimler birinci tür bilimlerden çıkan somut ve özel bilimlerdir. Örneğin, biyoloji birinci tür, botanik ise ikinci tür bilim- dir. Comte, kuramsal ve genel bilimleri ele alarak bu bilimleri belirli ilkeler doğrul- tusunda sınışandırır. ilk olarak, bilimler genelden özele ve basitten karmaşığa doğ- ru sıralanırlar. Matematik en basit ve genel, sosyoloji ise en karmaşık ve özel bi- limdir. ikincisi, bilimler mantıksal bağlılığa göre sıralanırlar. Bu, her bilimin ken- dinden önce gelen bilimlerden yararlandığı, ancak bu bilimlerin sahip olmadığı bir fazlalığa sahip olduğu anlamına gelir. Sosyoloji, matematikten “soyutlama ve ba-
ğıntı”, astronomiden “edilgen gözlemcilik ve varsayımcılık”, fizikten “etkin göz- lemcilik ve deneyleme”, kimyadan “çözümleme ve sınışama”, biyolojiden “statik ve dinamik inceleme” ve “çevre ve uyum” kavram ve kurallarını almıştır (Sencer ve Sencer, 1978:27-8). Bu açıdan sosyoloji, kendinden önce gelen bilimlerin tümün- den yararlanır ve bunlara ek olarak kendi konusuna sahiptir. Üçüncüsü, bilimlerin bu şekilde sınışandırılması didaktik bir değere sahiptir. Son olarak ise, bilimler üç hal yasasına göre sıralanmıştır. Her bilim, diğer bilimlere oranla genelliği, basitliği ve bağımsızlığı ölçüsünde pozitif aşamaya ulaşır. Buna göre pozitif evreye giren ilk bilim matematik, son giren bilim ise sosyolojidir (Kösemihal, 1982:155).
En altta bulunanlar en basit bilimlerdir ve pozitif aşamaya daha önce ulaşırlar; bu nedenle bilimsel ilerleme incelendiğinde önce astronominin geliştiği, onu fizi-
ğin, kimyanın, biyolojinin ve sosyolojinin izlediği görülür (Slattery, 1991:46). Baş- ka bir deyişle pozitif düşünce biçimi matematik, fizik ve kimya bilimlerinde biyo- lojiden daha önce zorunlu hale gelmiştir. Her bilim kendinden önceki bilimler te- melinde gelişir, bu bilimlerin bilgilerini içerir ve bu nedenle bilimler arasında bir hiyerarşi vardır. Daha sonra gelişen bilimler daha karmaşıktır ve genellikleri de ar- tar. Kendilerinden önceki bilimlere dayanan, daha karmaşık olan bilimler pozitif aşamaya daha sonra ulaşırlar ve bilimler hiyerarşisinde daha üst sıralarda yer alır- lar. Sosyoloji bu hiyerarşide kendinden hemen önce gelen biyolojiye özellikle bağ- lıdır. Çünkü biyoloji, fizik ve kimya gibi yalıtılmış ögelerden değil, organik bütün- ler ve sistemlerden yola çıkan bütüncül bir yapıya sahiptir (Swingewood, 1998:63; Cross, 2008: 26).
Comte’un üç hal yasası ve bilimlerin hiyerarşik sınışandırması ile ilgilenmesinin nedeni, bütün mevcut bilgilerin bir sentezini yapmak istemesidir. Bütün bilimlerin bilgilerini içeren bilime ulaşabilmek için Comte, bilimleri hiyerarşik olarak sınışan- dırmıştır. Aslıda Comte’dan önce Turgot, Concordet ve Saint Simon gibi çeşitli dü- şünürler bilimlerin sınışandırılması ile ilgili benzer görüşleri belirtmişlerdir. Örne-
ğin, Saint Simon da ilk başlarda bütün bilimlerin bazı varsayımlara dayalı olduğu- nu, ama basitten karmaşığa doğru evrilerek hepsinin sonunda pozitif bir noktaya geldiğini belirtmiştir (Swingewood, 1998:62-63). Comte, bu iddiaları sistematize et- miş, ayrıntılandırmış ve sonuç olarak bilimler hiyerarşisinde en üst düzeydeki bili- min sosyoloji olduğunu savunmuştur. Psikoloji ise içe dönük (introspektif) yönte- mi ve düşünceyi aşırı vurgulaması nedeniyle (Bodenhafer, 1923:15) Comte’un bi- limler hiyerarşisinde yer almamıştır.

Comte’un toplumsal düzen teorisinde sürekli vurgulanan uyum, denge ve top- lumsal patoloji kavramları biyolojiden alınarak uyarlanmış kavramlardır. Sosyoloji- nin kendinden önceki bilimler, özellikle de biyoloji üzerinde temellendiğini düşü- nen Comte’a göre biyoloji gibi sosyoloji de toplumu bir sistem olarak görmeli ve bir bütün olarak çalışmalıdır. Sosyoloji, toplumsal sistemin çeşitli parçaları arasın- daki eylem ve tepkileri incelemelidir. Bireysel unsurlar bütünle olan ilişkileri çer- çevesinde analiz edilmelidir. Biyolojik organizmalar gibi toplum da kendini oluş- turan parçalara indirgenemeyecek karmaşık bir birimdir. Başka bir deyişle toplum, kendini oluşturan parçalara indirgenemez. Bu nedenle parçalara ait bilgi edine- bilmek için bütünü incelemek gerekir, bunun tersi olamaz (Swingewood, 1998:64). Örneğin, dinin durumu ya da bir toplumda devletin biçimi, bu toplumun bütünü düşünülmeden anlaşılamaz. Aynı şekilde, tarihsel evrimin bir anı da tarihsel evri- min bütünü düşünülmeden anlaşılamaz. Comte’a göre toplum, bireysel parçaları ve bütün arasındaki uyumla karakterize edilen kolektif bir organizmadır. Nasıl bi- yolojide bir yapıyı anatomik olarak elementlerine, dokularına ve organlarına ayrış- tırabiliyorsak, toplumsal organizmayı da ayrıştırabileceğimizi savunan Comte’a gö- re toplumsal güç biçimleri dokulara, elementler toplumun tohumu olan aileye, or- ganlar da kentlere denk düşmektedir. Biyolojide doğal yasalar bedensel organiz- madaki hastalıklar tarafından nasıl bozuluyorsa, toplumda da patolojik durumlar aynı şekilde meydana gelir.


Toplumsal Statik, Toplumsal Dinamik
Statik ve dinamik, Comte’un sosyolojisindeki en temel kavramlardır. Nasıl biyolo- jik organizmaların evrimlerinin ve gelişmelerinin kesin şekilde tanımlanmış kanun- ları varsa, toplumsal sistemlerin de evrimlerinde ve gelişmelerinde benzer kanun- lar vardır ve sosyoloji, toplumsal örgütlenmenin hem statik hem de dinamik yönü- nü analiz ederek toplumsal evrimdeki bu desenleri ortaya koymalıdır. Comte, bi- yolojideki anatomi ile fizyoloji arasındaki ayrımı kullanarak sosyolojinin yapıyı işlevden, dinamiği statikten, toplumsal düzeni toplumsal ilerlemeden ayırabileceğini savunmuştur.

Bütün canlı varlıklar gibi toplum da statik ve dinamik ilişkilerle var olur. Statik, parçalarla bütün arasında normal durumda mevcut olan dengedir. Toplumsal sta- tik de toplumsal düzenin, toplumsal sistemin farklı parçalarının hareket ve tepki- lerinin yasalarını araştırır. Başka bir deyişle toplumsal statik, toplumsal uzlaşmanın incelenmesidir. Toplumun bir organizmaya benzetildiğini düşünürsek, nasıl bir or- ganın çalışması o organ canlı varlığın bütünü içine konulmadan incelenemezse, si- yaset ya da devlet de belirli bir zaman dilimindeki toplumun içine konulmadan in- celenemez. Bu açıdan toplumsal statik, işbölümü, aile, din gibi toplumsal sistem açısından işlevsel olan toplumsal olgular arasındaki karşılıklı bağların netleştirilme- si ile ilgilidir. Hem toplumun belirli bir andaki yapısının, hem de toplumsal uzlaş- mayı belirleyen ögelerin çözümlenmesini içeren toplumsal statik, sonuçta bütün insan topluluklarının temel düzenlerinin incelenmesidir (Swingewood, 1998: 65; Aron, 2000:85).
 
Dinamik değişimle ilgilidir, toplumsal dinamik de farklı toplum tiplerinde deği- şen bu karşılıklı bağların empirik olarak incelenmesidir. Comte sosyolojinin hem toplumsal statik hem de toplumsal dinamikle ilgilenmesi gerektiğini ileri sürmüş ancak toplumsal dinamiğin toplumsal statikten daha önemli olduğunu düşünmüş- tür. Toplumsal dinamik, basitçe insan toplumlarının kat ettiği ardışık aşamaların ifadesi değildir, insan düşüncesinin ve insan toplumlarının oluşumunun birbirini izleyen zorunlu evrelerinin incelenmesidir. Toplumsal dinamik, toplumsal statiğe bağlıdır, statik insan toplumlarının temel düzenini ortaya çıkarırken dinamik de bu düzenin son aşama olan pozitif aşamaya ulaşana dek geçirdikleri değişimi göste- rir. Comte sosyolojinin bu yönünü tarihsel yöntem olarak adlandırır (Aron, 2000:85).
Yöntem açısından Comte’un sosyolojisinde karşılaştırmalı yöntem statiğe, tarih- sel yöntem ise dinamiğe aittir. Karşılaştırmalı yöntem çeşitli toplumların aynı anda içinde bulundukları ve birbirinden tamamen bağımsız olan durumların karşılaştırıl- masıdır. Tarihsel yöntem ise, bu durumların toplumsal gelişmenin dinamik yasala- rı aracılığıyla toplumsal evrimle ilişkilendirilmesidir (Swingewood, 1998:65). Com- te, uygarlığın farklı dönemlerinin tarihsel karşılaştırmalarının ancak genel toplum- sal evrime atfedildiği takdirde bilimsel bir niteliğe sahip olacağını belirterek tarih- sel yöntemin önemini vurgulamıştır.


Endüstri Toplumu ve işbölümü
Comte, toplumsal bakış açısını, tüm bilimsel anlayışları kavrayan tek ve evrensel bir bakış açısı olarak tanımlamaktadır. Modern toplumda toplumsal birlik isteğinin politik ya da ekonomik güçlerden değil, ahlaki ve entelektüel güçlerden kaynak- landığını ileri sürerek toplumsal olanı politik olandan da ekonomik olandan da ayırmıştır. Yönetimin kendi sorumluluklarını güç uygulayarak değil, ahlaki ve en- telektüel önderlik yaparak yerine getirmesi gerektiğini, ekonomik faaliyetlerin uy- gun şekilde düzenlenmesini de toplumsal uyumu da sağlayabilecek olanın yalnız- ca ahlak olduğunu savunmuştur. Bu açıdan, toplumsal düzeni yapay kurumların düzenlemesinden bağımsız, serbest şekilde işleyen piyasa güçlerinin bir sonucu olarak gören politik ekonomiyi ve ekonomik olguları toplumsal bütünden ayırarak inceledikleri için liberal iktisatçıları eleştirmiştir (Swingewood, 1998:69).

Comte, endüstriyel işçi sınıfını yeni bir toplumsal olgu olarak kabul eder. En- düstri sayesinde işler en yüksek verimi sağlayacak şekilde örgütlenmiş, bu şekilde yapılan üretim sonucunda fabrikalarda çalışıp kenar mahallelerde yaşayan yeni bir işçi sınıfı doğmuştur. Ancak Comte’a göre üretim herkesin yararınadır; çünkü en- düstri toplumunun yasası zenginliğin artmasıdır. Üretimin herkesin yararına oldu-
ğunu düşündüğü için Comte endüstriyel işçi sınıfı ile işverenler arasında bir çıkar çatışması olduğunu düşünmez. Comte, özel mülkiyet ve kamu mülkiyeti arasında- ki çelişkiyle ilgilenmez, her toplumsal düzende gücün, toplumsal ve ekonomik otoriteye sahip olan zenginlerin elinde olması Comte’a göre zorunlu ve kaçınıl- mazdır. Comte’a göre asıl mesele, kişisel mülkiyetin keyfi niteliğinden arındırılma- sıdır. Özel mülkiyete sahip olanların toplumu keyfi olarak değil, evrensel ilkelere dayanan, işçilerin itaatini sağlayabilecek şekilde yönetmesi gerekmektedir. Başka bir deyişle Comte üretim araçlarının kamulaştırılmasına eğilimli değildir, özel mül-
 

 
kiyeti korumak ve elit bir grup tarafından kullanılan bir toplumsal işlev haline ge- tirmek ister (Swingewood, 1998:70).
Comte, işbölümünün toplumda insanları bir arada tutan ve toplumsal evrimi sağlayan bir olgu olduğunu düşünür. Gelişmiş toplumlarda işbölümünün uzman- laşmasının, işçilerin sürekli sıradan işlerle ilgilendikleri için yeteneklerini geliştire- memelerine, bu nedenle insanların anlayışını kısıtlayıp ve işçi sınıfı arasında ceha- leti artırdığını düşünür. Bununla birlikte işbölümünün temel bir işlevi vardır, bu iş- lev, insanların toplumun doğal yasalarını boyun eğmelerini, toplum içindeki yerle- rini kabul etmelerini ve toplumun genel dengesine uyum göstermelerini sağlamak- tır. Diğer bir deyişle işbölümü, Comte’a göre işçiler ve işverenler arasında çıkar ça- tışması yaratacak bir olgu değil, elit bir grup tarafından toplumsal uyumu sağlamak için kullanılacak bir araçtır. Comte bu yönetimin sivil kurumlara devredilmesi ta- raftarı değildir; çünkü ona göre Fransız Devrimi sonrasında bu kurumlar kendi bünyelerinden toplumsal birlik açısından zorunlu olan değerleri taşıyan kurumlar geliştirememişlerdir. Bu nedenle işbölümünü bir araç olarak  kullanıp  insanların içinde bulundukları toplumsal konuma uyum sağlamalarını sağlaması gereken kü- çük bir elit gruptur (Swingewood, 1998:70).


Toplumsal Yasaların Belirleyiciliği
Comte’a göre toplumsal olgular değişmez yasalara bağlı olduğu için bu yasalar or- taya konulduktan sonra insanlık bu yasalara boyun eğmek zorundadır. Comte, bi- reylerin doğal ve toplumsal yasalar karşısında boyun eğmesini “rasyonel boyun eğiş” ya da “rasyonel teslimiyet” olarak adlandırır. Bilim toplumsal denetimi ola- naklı hale getirecek, toplumsal ilkeleri yerleştirerek düzen ve ilerleme ihtiyacını aynı anda karşılayacaktır; bu nedenle insanlar toplumsal düzene boyun eğmeli- dirler. Bu rasyonel boyun eğiş, bireylerin toplumsal statülerini kabullenmeleri ve endüstri toplumu içindeki eşitsizliklere boyun eğmeleri anlamına gelmektedir. Her ne kadar pozitivist sosyoloji işçi sınıfının yoksulluğunu bir toplumsal problem olarak görse ve durumlarını biraz iyileştirmeye çalışacak olsa da, kendi yaptığı sı- nışandırmayı yok etmeyi ve genel ekonomiyi bozmayı göze almayacaktır (Swin- gewood, 1998:67). Comte, Saint Simon’un Fransız Devrimi sonrasında toplumda ahlaki bir boşluk, bir kriz meydana geldiği düşüncesini paylaşmıştır ve Saint Si- mon gibi o da bu boşluğu doldurmak için yeni bir din önermiştir. Comte, toplu- mun içinde bulunduğu aşamaya uyarlanmış herhangi bir din biçimi olmadığı tak- dirde toplumun bölüneceğini ve şiddetin yaygınlaşacağını ileri sürmüştür (Hamil- ton, 1996:50). Bilimsel düşünen insanların geleneksel anlamda dine, vahiylere ya da Tanrısallığa inanmayacağını ama dinin insanların sürekli bir ihtiyacını, kendi- lerini aşan bir şeyleri sevme ihtiyacını karşıladığını, bu nedenle toplumun dine ih- tiyacı olduğunu düşünür. Başka bir deyişle Comte da Saint Simon gibi dini, in- sanları ve toplumu bir arada tutacak bir toplumsal bağ olarak görmüştür. Com- te’un önerdiği din ‘insanlık Dini’dir ve bu dinin işlevi, yöneten sınışa yönetilen- ler (işçi sınıfı) arasında arabuluculuk yapmak (Swingewood, 1998:67) ve toplum- sal düzenin kurulabilmesi için gerekli olan ahlaki uzlaşmayı sağlamak (Slattery, 1991:47) olacaktır. Comte, bu yeni dinde insanlığın sevileceğini ileri sürmüştür. Burada insanlıktan kastettiği mevcut insanların toplamı değil, şimdiye dek yaşa- mış ve ölmüş olan bütün insanlardan oluşan, ölümsüzlük kazanmış insanlıktır
 

Comte’un sosyolojisinde işbölümü elit bir grup tarafından toplumsal uyumu sağlamak için kullanılan bir araç haline gelmiştir.

Comte’un sosyolojisinde birey pasiftir, insan düşüncesi toplumsal biçimlerin ilerlemesinde etkili olsa da son aşamada toplumsal gelişme nesnel, belirleyici dışsal olgulara bağlıdır.

Comte’un insanlık dininin üç temeli vardır: ilke olarak aşk, temel olarak düzen, amaç olarak ilerleme (Kösemihal, 1982:158).
 

(Aron, 2000:99). Comte’un kurmaya çalıştığı bu yeni din, yeni bilimsel ve rasyo- nel endüstriyel dönem için pozitivizm adına bir dizi ahlaki inancı yerleştirmek amacına yöneliktir; ancak insanlık dini düşüncesi, genel olarak entelektüel çev- reden destek bulmamıştır (Kirby, 1997: 415).

Comte’a göre toplumdaki eşitsizliklerin çözümü, negatif “haklar” kavramı yeri- ne pozitif “ödevler” kavramı geçtiğinde mümkün olacaktır. Ahlaki bir eğitim saye- sinde bireyler hak ettikleri toplumsal statünün ne olduğunun farkına varacak ve bu konumu kabul edeceklerdir. Diğer bir deyişle Comte mülkiyetin bölüşümü ya da işçi sınıfının örgütlenişi ile ilgili bir sorun görmez; çünkü ona göre bireyler özgür iradeye sahip olsalar bile son kertede toplumun doğal yasaları insan eylemlerin- den daha etkili olacaktır.Bireylerin etkileşimde bulunarak kendi sosyal konumları- nı ve toplumsal yapıları değiştirmeleri mümkün görünmemektedir; çünkü bunları belirleyen toplum yasalarıdır ve bireyler kendilerinin ötesinde olan bu yasalara bağlıdırlar. (Swingewood, 1998:67-8; Cross, 2008: 27-8).


 

Comte’un Yöntemsel Stratejileri
Sosyolojinin pozitivist yöntemi benimsemesi gerektiğini düşünen ve sosyolojik po- zitivizmi geliştiren Comte, veri toplamak, teorileri test etmek ve analiz edilen veri- lerden teorik ilkelere ulaşmak için ne gibi yöntemsel stratejiler izlenmesi gerektiği üzerinde de durmuştur. Comte’un temel olarak dört yöntemsel stratejisi vardır. Bunlardan birincisi gözlemdir. Comte, toplumsal olguların ahlaki yargılardan uzak bir şekilde gözlemlenmesi gerektiğini belirtmiştir. ikinci stratejisi deneydir. Comte deneyle laboratuvarda yapılan deneylere benzer uygulamaları değil, doğal seyrin- de devam eden toplumsal durumların dışarıdan bir müdahaleyle kesilmesi gibi du- rumları kastetmektedir. Nasıl bir doktor bir hastalık durumunda bedenin normal iş- levini kaybedişini ve bu hastalıkla nasıl başettiğini gözlemleyebiliyorsa, Comte’a göre bir sosyolog da toplumdaki toplumsal patalojileri benzer şekilde gözlemleye- bilir (Turner, 2001:34:33). Comte’un bahsettiği üçüncü strateji karşılaştırmadır. Comte karşılaştırma stratejisi ile farklı toplumların yapılarının karşılaştırılabileceği- ni belirtmektedir. Aslında Comte karşılaştırma ile sadece yapıların değil, dinamik- lerin de karşılaştırılabileceğini, insan toplumunun önceki ve sonraki toplumsal bi- çimlerinin kıyaslanabileceğini düşünmektedir; ancak bunun için karşılaştırma yön- teminin değiştirilmiş bir biçimi olan tarihsel analiz stratejisinin kullanılması gerek- tiğini belirtir. Bu açıdan bakıldığında Comte’un üç hal kanunu, tarih boyunca in- san düşüncesinin ve bu düşünceye karşılık gelen yapıların incelenmesine izin ve- ren bir tarihsel yöntemdir (Turner, 2001:34).

Özetle Comte’un sosyolojiye en önemli katkıları sosyolojinin yöntemi olarak pozitivizmi benimsemesi, saf haliyle ampirizmi, yani sadece top- lumsal gerçekliklere ilişkin veri toplanması ve ölçüm yapılması fikrini red- detmesi, gerçeklerle teorilerin ilişki içinde olduğunu savunması, bütün toplumsal olguların değişmez kanunlara bağlı olduğunu ve sosyal bilimle- rin görevinin bu kanunların gerçekliğini ortaya koymak olduğunu belirt- miş olması olarak görülür. Comte birçok kuramcıyı etkilemiştir. Genel olarak Comte’un pozitivizm anlayışının ve toplumsal olguların indirgenemez olduğu yönündeki düşüncelerinin Durkheim’i (Wernick, 2005:133), toplumsal gelişme süre- cinde uzmanlaşmış işbölümünün etkileri hakkındaki düşüncelerinin Marx’ı (Swin- gewood, 1998:71) ve toplumu biyoloji kökenli kavramlarla ve biyolojik organizma- ya benzeterek incelemesinin de Spencer’ı etkilediği söylenebilir.