Ata Bin Ebi Rabah hayatı ve tefsiri

33

Ata Bin Ebi Rabah hayatı ve tefsiri: (Ö. 114/732)Tabiilerin önde gelenlerinden ve İbn Abbas’ın talebelerinden biri olan Atâ b. Ebî Rabâh, 27/647 senesinde Yemen’in el-Cened beldesinde doğdu. Mekke’ye gelerek İslâm’ı ilimleri öğrendi ve meşhur bir kişi oldu. Künyesi Ebû Muhammeddir. Hicretin 114/732 veya 115/733 yıllarında 88 yaşında iken vefatettiği söylenir.

Atâ, Mekke’de Benû Fihr’in mevlâsı idi. Onun, el-Cehm’in mevlâsı olduğunu söyleyenler de vardır. Hz. Osman’ın hilafetinde doğduğu ve onun katlini hatırladığı söylenir. Anne ve babasının siyahi olması sebebiyle Atâ b. Ebî Rabâh da saçları kıvırcık bir siyahi idi. Kaynaklara göre Atâ, şaşı, burnu çö­kükçe, çolak ve topaldı. Hayatının sonlarına doğru da kör olmuştur. Mekke’ye çok küçük yaşta gelmiş, orada pek çok sahabeden ilim almıştır. Bizzat ken­disi, sahabeden 200 kişiye ulaştığını söylemiştir. Kendisinden de tabiilerden ve etbaından pek çok kişi rivayette bulunmuştur.

Atâ b. Ebî Rabâh’ın ilmi kabiliyetini, onun fıkıh, verâ ve fazilet yönünden önde gelen sika bir tabiî olduğunu hemen herkes kabul etmektedir. İbn Cüreyc, mescid 20 sene Atâ’ya yatak oldu. O namaz yönünden insanların en iyisi idi, demektedir. Hocası İbn Abbas’ın

“Ey Mekke ahâlisi yanınızda Atâ gibi şahıs varken, niçin benim etrafımda toplanıyorsunuz” dediği rivayet edilir. Hacc meselelerinde en sahibi salâhiyet kişi olarak zikredilir. O, fetva hususunda Mekke’liler tarafından yüceltilen bir şahıs olarak karşımıza çıkar. Ebû Hanife

“Atâ’dan daha faziletli bir kimseye rastlamadığını”, Muhammed b. Abdillah da

“Atâ’dan daha hayırlı bir müftü görmediğini, meclisinin zikir meclisi olduğunu, orada iftira yapılmadığını ve sorulan suallere en güzel cevaplar alındığını” söylemektedir. Evzâ’i, Atâ herkesin razı olduğu bir insan olarak öldü, derken; Seleme b. Küheyl, ilmi Allah rızası için isteyen üç kişiden başka kimseyi görmediğini, onların da, Mücâhid, Atâ ve Tavus olduğunu, söylemektedir. Verilen haberlerden,  kendisine sorulan meseleler hususunda re’y izhar etmekten kaçındığı anlaşılmaktadır. Yahya b. Sa’id el-Kattân, Mücahid’in murselâtını, Atâ’nınkine tercih eder. Ahmed b. Hanbel de Sa’id b. Müseyyeb’in mürselâtını, mürselatların en sahihi, Hasan ve Atâ’nın kini ise en zayıfı olarak görür. Sebeb olarak da, bu iki şahsın, tefrik etmeksizin herkesten aldığını, söylemektedir. Ali b. el-Medînî, Atâ’nın son zamanlarında, İbn Cüreyc ve Kays b. Sa’d tarafından terkedildiğini zikreder ve bu terkedilişe son zamanlarında, yaşlılığından dolayı, unutkanlığı ve isnadları karıştırmış olmasını sebep gösterir. Hatta fedlis yaptığı dahi zikredilir. Zehebî, talebelerinin Atâ’yı terketmelerini hafifletmek ve Atâ’yı mazur göstermek için, bu terkin istilâhî mânada olmadığını, belki bu büyük insanın rızasıyla sabit olduğunu söyler. İmâm eş-Şâfi’i, şehirlerde insanlara ilim öğreten tabiileri sayarken şöyle demektedir: Atâ, Tâvûs, Mücâhid, İbn Ebî Müleyke, İkrime, İbn Hâlid, Ubeydullah b. Yezîd, Abdulah b. Bâbâhe, İbn Ebî Ammar Mekke’de, Vehb b. Münebbih Yemen’de, Mekhûl Şam’da, Abdurrahman b. Ganem, el-Hasen ve İbn Sirîn Basra’da, el-Esved, Alkame ve Şa’bi Kûfe’de insanlara hadis rivayet eder ve şehirlerde âlimlerin verdikleri fetvalar bu haberlere dayanırdı, yaşlı veya genç olanlar onları birbirlerinden rivayet ederlerdi. Katade, el-Hasen ve İbrahim’in Irak’ta, Said b. Müseyyeb ve Atâ’nın da Hicaz’da şehir imamlarından olduğunu söylemektedir. İbn Ma’in, o, zamanının Kur’ân muallimi idi, demektedir. Ebû Ca’fer el-Bâkır’ın insanlara,

“Atâ’dan ilim öğrenin. Yemin ederim ki, o benden hayırlıdır” dediği rivayet edilir. Birisi İbn Cüreyc’e, şu iki siyahî olmasaydı, bizim için fıkıh olmayacaktı, demiş; o iki kimsenin de Mücâhid ve Atâ olduğunu söylemiştir. el-Leys, Abdurrahman b. Sâbit’ten rivayetle, Ebû Bekir’in imânının yeryüzündekilerin imanına, Atâ’nın imanının ise, Mekke’lilerin imanına müsavi gördüğünü söylemiştir. Abdullah b. Hassan, Atâ’ya, kula verilen en kıymetli şey nedir diye sorulduğunda, Allah tarafından verilen akıldır. Onunla din bilinir, dediğini nakleder.

İlim, verâ, fazilet bakımından ileri gelen şahsiyetlerden biri olan Atâ b. Ebî Rabâh’ın, Kur’ân muallimlerinden biri olduğunu yukarıda söylemiştik. Onun tefsir sahibi bir kişi olduğunu kaynaklar zikretmektedirler. Fakat tefsiri elimize ulaşmış değildir. Onun tefsir rivayetleri çeşitli isnadlarla, eski rivayet tefsirlerine girmiştir.   Onun   tefsir örneklerini, Abdurrazzak b. Hemmam’ın tefsirinde:

Abdurrazzak-Ma’ıner-İbn Ebî Necih-Atâ b. Ebî Rabâh şeklinde, bazen Abdurazzak-Süfyân b. Uyeyne-Amr b. Dinâr-Atâ b. Ebî Rabâh isnadıyla, bazen de, Ma’ıner’in, Atâ b. Ebî Rabâh’tan bize baliğ olduğuna göre, şeklindeki nakillerle geldiğini görmekteyiz. Süfyân es-Sevri’nin tefsirinde de genellikle şu isnadlar yer almaktadır: Süfyân-İbn Cüreyc-Atâ veya Süfyan-Abdülmelik b. Ebî Süleymân-Atâ. Aynı isnadlar Taberi’nin tefsirinde de bu­lunmaktadır. Taberi’nin tefsirindeki isnadlar ise genellikle İbn Cüreyc vasıtası ile şu şekilde gelmektedir: Kasım b. Hasen el-Hemedânî-Huseyn b. Dâvûd el-Masîsî-Haccac b. Muhammed el-Masîsî, İbn Cüreyc Diğer bir isnad da şu şekildedir: Ebû Ahmed ve Müemmil-Süfyân es-Sevrî-İbn Ebî Necih-Atâ es-Sa’lebi de, Atâ’nın tefsirinin kendisine şu isnadla ulaştığını kaydeder:

Yukarıda zikrettiğimiz kaynaklarda, Atâ’dan geien tefsir rivayetleri tetkik edi­lecek olursa, genellikle Atâ, sahabeden gelen rivayetler zincirinde en mühim halkalardan biri olmaktadır. İlk devirdeki Kur’ân tefsiri anlayışını sâf ve sâde bir şekilde nakletmesinin ve lisân inceliklerinden ziyade, mânânın hâkim olduğu bu tefsir rivayetlerinde, Allah’ın murat ettiği şeyin anlaşılmasına matuf bir gayret göze çarpmaktadır. Kelimelere getirilen açıklıklar âyetlerin fıkhî hükümlarının anlaşılmasını kolaylaştırmaktadır. Atâ b. Ebî Rabâh’ın tefsir ilmindeki yeri ve tefsirinin değeri hakkında, naklî tefsirlerdeki görüşleri toplamak suretiyle geniş bir araştırma yapılabilir. Bilhassa ona atfedilen Garibu’l-Kur’ân veya Lugatu’l-Kur’ân adlı risaleler bu alanda mühim bir yer işgal etmektedir. Fakat bu garib kelimeler ne Taberî tefsirinde ve ne de Buhârî’nin taliklerinde görülmektedir. Buhârî’nin Kaynakları adlı eserde, Tabiîlerden isnadsız gelen filolojik izahlar başlığında, Atâ’dan tek bir muallak habere yer verilmektedir. Şunu da unutmamak gerekir ki, Buhârî’nin diğer birçok talikinin bir kaç kaynaktan birden alınmış olma ihtimali vardır. Meselâ Atâ’dan muallak olarak nakledilen bir tefsirin, Buhârî’nin yanında bulunan yazılı kaynağı Atâ’dan başka, onun bu tefsirini kitaplarına nakleden daha birçok muhaddis olabilir. Sarihler bunu Abdurrazzâk b. Hemmâm (ö. 210) ve İbn Cüreyc (ö. 150) kanalıyla vasletmişlerdir. Zaten Atâ’dan gelen tefsir rivayetleri genellikle Atâ-İbn Ebî Necih-Ma’ıner isnadıyla veya Atâ, Amr b. Dinâr-Süfyân b. Uyeyne vasıtasıyle Abdurrazzak’ın tefsirine girmiştir.

Buraya kadar tefsir alanında şöhret kazanmış, dört tabiinin tefsirdeki yerini göstermeye çalıştık. Bu arada pek çok tabiî, Islâmî ilimler ve tefsir ile meşgul olmuşlardır. Onların bâzılarının isimlerini zikretmekle iktifa edeceğiz. Onların hayat hikâyeleri, tefsir ve islâmî ilimlerdeki yerleri hakkında bilgiyi biyografik ve bibliyografik eserlerde bulmak mümkündür:

Alkame b. Kays (ö. 61/681)

Mesrûk b. el-Ecdâ (ö. 63/683).

el-Esved b. Yezîd (ö.74/693).

Mürre b. Şurâhîl (ö. 76/695).

Ebu’l-Âliye er-Riyâhi (ö. 90/709).

İbrahim en-Neha’i (ö. 95/714).

Dahhâk b. Müzâhim (ö. 105/723).

Tâvûs. b. Keysân (ö. 106/724).

Âmir eş-Şa’bî (ö, 109/727).

Muhammed b. Sirîn (ö. 110/728).

Hasan el-Basrî (ö. 110/728)

Atiyye el-Avfi (ö. 111/729).

Katâde b. Diâme (ö. 117/735).

Muhammed b. Ka’bel-Kurezî(ö. 118/736).

Kays b. Müslim (ö. 120/738).

el-Kâsım b. Ebî Bezze (ö. 124/742).

Atâb, Dinar (ö. 126/744).

Süddî el Kebir (ö. 127/745).

İbn EbîNecîh (ö. 131/749).

Zeydb. Eşlem (ö. 136/753).

Kaynak: Tefsir Tarihi, İsmail Cerrahoğlu, Fecr Yayınevi