Tarih

Asli Günah Nedir, Asli Günah İnancı Ne Demek,

Asli Günah, Hıristiyanlık’ta, Hz. Âdem ile Havva’nın cennette “Yasak meyve”den yemek suretiyle işlediklerine ve nesilden nesile bütün insanlığa intikal ettiğine inanılan suç.

Aslî günah (Peccatum Originis) terimi­ni ilk defa Saint Augustin kullanmış ve doktrinleştirmişse de bu konuda ilk yorum yapan Pavlus olmuştur. Önceleri Hıristiyanlığa karşı iken daha sonra ilk havarilerin arasına katı­lan, Hz. İsa ile ilgili kurtarıcılık doktrinini ortaya koyabilmek için değişik bir izah getiren Pavlus’a göre günah dünyaya Âdem vasıtasıyla girmiştir. Her insan Âdem’in suçundan bir miktar taşımak­ta ve bu suç nesilden nesile geçmekte­dir. İnsanlığı bu suçtan kurtaran ise Hz. İsa’dır. Her doğan çocuk vaftiz olmadığı müddetçe suçludur.

Gerçekte Pavlus’un bu yoru­mu Tevrat’tan kaynaklanmaktadır. Tev­rat’a göre topraktan yaratılan ve Mezo­potamya bölgesinde bulunduğu tahmin edilen Aden mevkiin­deki bahçede (cennet) oturan Âdem’in iyilik ve kötülüğü bilme ağacından ye­mesi yasaklanmış, yediği takdirde ölüm­lü bir varlık olacağı ve kötülüklere da­lacağı kendisine bildirilmiştir. Fakat yı­lan Havva’yı, onun vasıtasıyla da Âdem’i kandırarak yasak meyveden yemelerine sebep olmuş, böylece ilk günah işlen­miştir. Hıris­tiyanlığa göre Âdem ile Havva’nın so­yundan gelen bütün insanların irsiyet­ten dolayı bu suça iştirak ettikleri ka­bul edilmiş ve cezalandırılacaklanna ina­nılmıştır. Meryem’in rahminde isa’ya hu­lul eden Tanrı günahsız olan kendi oğ­lunu göndermiş, o da bu günaha kefa­ret olmak üzere çarmıhta can vermiş­tir. İnsanlar ise vaftiz olmak suretiyle aslî günahtan kurtulmuş olacaklardır.

Belli başlı hıristiyan mezheplerinde as­lî günahla İlgili anlayışlar farklıdır. Kato­likler Trent Konsili’nde (1546-1563) ken­dilerine mahsus bir doktrin ortaya koy­muşlardır. Buna göre insan (Âdem) gü­nahı işlemeden önce iyi ve kutsaldı. Çün­kü Adem Tanrı’nın dostu olarak yaratıl­mış. Onun inayetine mazhar olmuştu. Günahtan sonra ise aslî iyiliğini kaybet­miş, günah onun mirası olmuş ve bütün kötü arzularının temelini teşkil et­miştir. Böylece insanın iradesi Allah’tan uzaklaşmış bulunmaktadır. Bununla be­raber reformcuların ileri sürdüğü gibi insan tabiatı tamamen bozulmamıştır. Ne var ki insanın zihnine, daha önce fıt­ratında bulunan ve tabii olanla tabiat üstü gerçeği ayırmaya yarayan sezgiyi önleyecek bir perde inmiş ve insan ira­desi önceki hassas mahiyetini kaybetmiştir. Bütünüyle bozulmuş olmamakla birlikte günahtan kurtulamayan insan­da iyilik ve kötülük yan yanadır. Vaftiz, aslî günahı ve işlenen günlük günahları giderir. Protestanlar’a göre aslî günahtan son­ra insanın tabiatı büsbütün bozulmuş, onun hür iradesi kaybolmuştur. Kurtu­luş tamamen Tanrı’nın inayetine bağlı­dır. 1530 ve 1577’de düzenlenen “İman prensipleri” içinde, ebedî kurtuluşu ba­kımından insanın belli bir irade hürriye­tine sahip olduğu hususu yer alır. Fakat hidayete ermeden önce insan ne yapar­sa yapsın Tanrı’yı hoşnut edemez. Doğu kiliseleri ise aslî suç üzerinde pek dur­mazlar. Ortodokslar’a göre kurtuluş, as­lî suçtan değil belki ölümden, yok ol­maktan kurtulmaktır. Sosiniyenler ise aslî günahı kabul etmezler. XVIII. yüz­yıldan itibaren hür düşünceli hıristiyanlarca aslî günah inancı tâdil edilmeye veya ondan tamamen vazgeçilmeye baş­lanmıştır. Bunda rasyonalizmin ve tabii ilimler alanındaki gelişmelerin büyük pa­yı olmuştur.

Âdem’in yaratılışı ve cennetteki haya­tıyla ilgili bilgiler yahudi kutsal kitabın­da bulunmasına rağmen bu dinde böy­le bir yorum söz konusu değildir. Yahu­di Rabbinik düşüncesine göre insanın suça temayülü ve ölümlü oluşu Adem’in günahından ileri gelmiştir. Hint dinlerindeki karma tenasüh inancına göre hayatın ıstırabı önceki hayatların ceha­let ve yanılgılarının bir sonucudur; an­cak öncekilerden intikal eden bir günah söz konusu değildir.

İslâm’da Hz. Âdem’in yasak ağaca yak­laşması (Bakara: 2/35-37; A’râf: 7/19-22) onun ahdi unutması olarak ni­telendirilir. Ne var ki yüce Allah Âdem’in bu davranışında bir kasıt bulmadığını açıklamıştır (Tâhâ: 20/ 115). Muhtelif tefsirlerde, özellikle bu son âyete dayanılarak Âdem’in bu davranışının kasıtlı değil unutkanlık sonucu vuku bulmuş basit bir hata (zelle) olduğu belirtilmiş­tir. Söz konusu olay cennette meydana geldiğine ve orada tebliğe muhatap ola­cak bir ümmet bulunmadığına göre o durumda Âdem henüz peygamber de­ğildi. Peygamberliğinden önce kendisin­den sâdır olan bu fiilinden dolayı Âdem tövbe etmiş, tövbesi kabul olunmuş ve daha sonra peygamberlikle görevlendi­rilmiştir (Bakara: 2/37; Âl-i İmrân: 3/33; Tâhâ: 20/122) Cennette vuku bulduğu ve şeytanın da rol aldığı ifade edilen bu olay, aslında Âdem’in şahsında insan neslinin Al­lah tarafından imtihana tâbi tutuluşu­nun bir başlangıcıdır. Şeytanın aldatıcılığı Âdem kıssasında bir ibret örneği haline getirilmiş, hac sırasındaki şeytan taşlama hadisesiyle de onun aldatıcılığına ve düşmanlığına karşı gösterilme­si gereken tepki sembolize edilmiştir. Kur’ân-ı Kerîm, “Âdem oğlu” (A’raf: 7/ 35) ifadesiyle insan olarak kimsenin ha­tadan uzak kalamayacağını, önceki bazı dinlerde Tanrı’nın oğlu” vb. şekillerde tanrılaştırman insanların da Âdem’in nes­linden geldiklerini ve onların da hata iş­leyebileceklerini ima etmektedir. Âdem itaatsizlik etmişse de Hıristiyanlık’ta ol­duğu gibi bir günahkâr olarak görül­mez. O bir peygamber olmakla beraber neticede bir insandır, Allah’ın kuludur. Şeytan, insanoğlunun imtihan âlemine yani dünyaya inmesine sebep olmuş, in­san dünyaya inince de imtihan başla­mıştır.

Yahudi ve hıristiyan kutsal kitapların­da yasak meyveyi yılanın kadına, kadının da Âdem’e yedirdiği belirtilirken Kuran’da kadını aslî suçun sebebi olarak göste­ren böyle bir bilgiye rastlanmaz. Kur’an’da şeytanın ikisini birden aldatarak cen­netten çıkarılmalarına sebep olduğu be­lirtilmekte (Bakara: 2/36) hatta şeytanın Havva’ya herhangi bir hitabın­dan söz edilmezken, “Ey Âdem! Sana ebedîlik ağacını ve eskimeyecek bir sal­tanatı göstereyim mi?” (Tâhâ: 20/120) denilerek doğrudan Âdem’e hitap edil­diği görülmektedir. Aslında İslâm’a gö­re herkesin yaptığı, kazandığı kendisinedir. Kimse başkasının günah yükünü taşımaz. (En’âm: 6/164) Her do­ğan, lekesiz ve tertemiz bir tabiatta (fıt­rat) doğar. Doğuştan gelen günah yok­tur, suç ferdîdir. İslâm’da, Yahudilik ve Hıristiyanlık’ta olduğu gibi önceki insanların işlemiş oldukları günahın son­raki nesillere intikal etmesi tarzında bir inanç yoktur. Bu çeşit inançlar, suçların ferdîliğine dayanan günümüz hukuk an­layışına da aykırı düşmektedir.

Diyanet İslam Ansiklopedisi