Asli Günah Nedir, Asli Günah İnancı Ne Demek,

0
52

Asli Günah, Hıristiyanlık’ta, Hz. Âdem ile Havva’nın cennette “Yasak meyve”den yemek suretiyle işlediklerine ve nesilden nesile bütün insanlığa intikal ettiğine inanılan suç.

Aslî günah (Peccatum Originis) terimi­ni ilk defa Saint Augustin kullanmış ve doktrinleştirmişse de bu konuda ilk yorum yapan Pavlus olmuştur. Önceleri Hıristiyanlığa karşı iken daha sonra ilk havarilerin arasına katı­lan, Hz. İsa ile ilgili kurtarıcılık doktrinini ortaya koyabilmek için değişik bir izah getiren Pavlus’a göre günah dünyaya Âdem vasıtasıyla girmiştir. Her insan Âdem’in suçundan bir miktar taşımak­ta ve bu suç nesilden nesile geçmekte­dir. İnsanlığı bu suçtan kurtaran ise Hz. İsa’dır. Her doğan çocuk vaftiz olmadığı müddetçe suçludur.

Gerçekte Pavlus’un bu yoru­mu Tevrat’tan kaynaklanmaktadır. Tev­rat’a göre topraktan yaratılan ve Mezo­potamya bölgesinde bulunduğu tahmin edilen Aden mevkiin­deki bahçede (cennet) oturan Âdem’in iyilik ve kötülüğü bilme ağacından ye­mesi yasaklanmış, yediği takdirde ölüm­lü bir varlık olacağı ve kötülüklere da­lacağı kendisine bildirilmiştir. Fakat yı­lan Havva’yı, onun vasıtasıyla da Âdem’i kandırarak yasak meyveden yemelerine sebep olmuş, böylece ilk günah işlen­miştir. Hıris­tiyanlığa göre Âdem ile Havva’nın so­yundan gelen bütün insanların irsiyet­ten dolayı bu suça iştirak ettikleri ka­bul edilmiş ve cezalandırılacaklanna ina­nılmıştır. Meryem’in rahminde isa’ya hu­lul eden Tanrı günahsız olan kendi oğ­lunu göndermiş, o da bu günaha kefa­ret olmak üzere çarmıhta can vermiş­tir. İnsanlar ise vaftiz olmak suretiyle aslî günahtan kurtulmuş olacaklardır.

Belli başlı hıristiyan mezheplerinde as­lî günahla İlgili anlayışlar farklıdır. Kato­likler Trent Konsili’nde (1546-1563) ken­dilerine mahsus bir doktrin ortaya koy­muşlardır. Buna göre insan (Âdem) gü­nahı işlemeden önce iyi ve kutsaldı. Çün­kü Adem Tanrı’nın dostu olarak yaratıl­mış. Onun inayetine mazhar olmuştu. Günahtan sonra ise aslî iyiliğini kaybet­miş, günah onun mirası olmuş ve bütün kötü arzularının temelini teşkil et­miştir. Böylece insanın iradesi Allah’tan uzaklaşmış bulunmaktadır. Bununla be­raber reformcuların ileri sürdüğü gibi insan tabiatı tamamen bozulmamıştır. Ne var ki insanın zihnine, daha önce fıt­ratında bulunan ve tabii olanla tabiat üstü gerçeği ayırmaya yarayan sezgiyi önleyecek bir perde inmiş ve insan ira­desi önceki hassas mahiyetini kaybetmiştir. Bütünüyle bozulmuş olmamakla birlikte günahtan kurtulamayan insan­da iyilik ve kötülük yan yanadır. Vaftiz, aslî günahı ve işlenen günlük günahları giderir. Protestanlar’a göre aslî günahtan son­ra insanın tabiatı büsbütün bozulmuş, onun hür iradesi kaybolmuştur. Kurtu­luş tamamen Tanrı’nın inayetine bağlı­dır. 1530 ve 1577’de düzenlenen “İman prensipleri” içinde, ebedî kurtuluşu ba­kımından insanın belli bir irade hürriye­tine sahip olduğu hususu yer alır. Fakat hidayete ermeden önce insan ne yapar­sa yapsın Tanrı’yı hoşnut edemez. Doğu kiliseleri ise aslî suç üzerinde pek dur­mazlar. Ortodokslar’a göre kurtuluş, as­lî suçtan değil belki ölümden, yok ol­maktan kurtulmaktır. Sosiniyenler ise aslî günahı kabul etmezler. XVIII. yüz­yıldan itibaren hür düşünceli hıristiyanlarca aslî günah inancı tâdil edilmeye veya ondan tamamen vazgeçilmeye baş­lanmıştır. Bunda rasyonalizmin ve tabii ilimler alanındaki gelişmelerin büyük pa­yı olmuştur.

Âdem’in yaratılışı ve cennetteki haya­tıyla ilgili bilgiler yahudi kutsal kitabın­da bulunmasına rağmen bu dinde böy­le bir yorum söz konusu değildir. Yahu­di Rabbinik düşüncesine göre insanın suça temayülü ve ölümlü oluşu Adem’in günahından ileri gelmiştir. Hint dinlerindeki karma tenasüh inancına göre hayatın ıstırabı önceki hayatların ceha­let ve yanılgılarının bir sonucudur; an­cak öncekilerden intikal eden bir günah söz konusu değildir.

İslâm’da Hz. Âdem’in yasak ağaca yak­laşması (Bakara: 2/35-37; A’râf: 7/19-22) onun ahdi unutması olarak ni­telendirilir. Ne var ki yüce Allah Âdem’in bu davranışında bir kasıt bulmadığını açıklamıştır (Tâhâ: 20/ 115). Muhtelif tefsirlerde, özellikle bu son âyete dayanılarak Âdem’in bu davranışının kasıtlı değil unutkanlık sonucu vuku bulmuş basit bir hata (zelle) olduğu belirtilmiş­tir. Söz konusu olay cennette meydana geldiğine ve orada tebliğe muhatap ola­cak bir ümmet bulunmadığına göre o durumda Âdem henüz peygamber de­ğildi. Peygamberliğinden önce kendisin­den sâdır olan bu fiilinden dolayı Âdem tövbe etmiş, tövbesi kabul olunmuş ve daha sonra peygamberlikle görevlendi­rilmiştir (Bakara: 2/37; Âl-i İmrân: 3/33; Tâhâ: 20/122) Cennette vuku bulduğu ve şeytanın da rol aldığı ifade edilen bu olay, aslında Âdem’in şahsında insan neslinin Al­lah tarafından imtihana tâbi tutuluşu­nun bir başlangıcıdır. Şeytanın aldatıcılığı Âdem kıssasında bir ibret örneği haline getirilmiş, hac sırasındaki şeytan taşlama hadisesiyle de onun aldatıcılığına ve düşmanlığına karşı gösterilme­si gereken tepki sembolize edilmiştir. Kur’ân-ı Kerîm, “Âdem oğlu” (A’raf: 7/ 35) ifadesiyle insan olarak kimsenin ha­tadan uzak kalamayacağını, önceki bazı dinlerde Tanrı’nın oğlu” vb. şekillerde tanrılaştırman insanların da Âdem’in nes­linden geldiklerini ve onların da hata iş­leyebileceklerini ima etmektedir. Âdem itaatsizlik etmişse de Hıristiyanlık’ta ol­duğu gibi bir günahkâr olarak görül­mez. O bir peygamber olmakla beraber neticede bir insandır, Allah’ın kuludur. Şeytan, insanoğlunun imtihan âlemine yani dünyaya inmesine sebep olmuş, in­san dünyaya inince de imtihan başla­mıştır.

Yahudi ve hıristiyan kutsal kitapların­da yasak meyveyi yılanın kadına, kadının da Âdem’e yedirdiği belirtilirken Kuran’da kadını aslî suçun sebebi olarak göste­ren böyle bir bilgiye rastlanmaz. Kur’an’da şeytanın ikisini birden aldatarak cen­netten çıkarılmalarına sebep olduğu be­lirtilmekte (Bakara: 2/36) hatta şeytanın Havva’ya herhangi bir hitabın­dan söz edilmezken, “Ey Âdem! Sana ebedîlik ağacını ve eskimeyecek bir sal­tanatı göstereyim mi?” (Tâhâ: 20/120) denilerek doğrudan Âdem’e hitap edil­diği görülmektedir. Aslında İslâm’a gö­re herkesin yaptığı, kazandığı kendisinedir. Kimse başkasının günah yükünü taşımaz. (En’âm: 6/164) Her do­ğan, lekesiz ve tertemiz bir tabiatta (fıt­rat) doğar. Doğuştan gelen günah yok­tur, suç ferdîdir. İslâm’da, Yahudilik ve Hıristiyanlık’ta olduğu gibi önceki insanların işlemiş oldukları günahın son­raki nesillere intikal etmesi tarzında bir inanç yoktur. Bu çeşit inançlar, suçların ferdîliğine dayanan günümüz hukuk an­layışına da aykırı düşmektedir.

Diyanet İslam Ansiklopedisi