Aşk ve Batı

Aşk Hakkında

Aşk ve Batı

Ruha varana dek
tensel, ete varana dek ruhsal…

St. Augustine

Mukadder Yakupoğlu –
Batı Düşüncesinin Temel İkilemi Olarak Aşk ve Cinsellik (s. 13-26)

Metafiziksel düşünce ruha yönelirken, bilimsel düşünce
bedeni ele aldı.

Bilimsel düşünce (de) ruhu bilimsel bir yöntemle analiz etme
merakı da gelişti.

(Stendhal, Aşk Üzerine)
İnsan bu çılgınlığı yaşamaktan kaçınamaz.

Çünkü aşk zevk verir.

Standhal aşkın doğuşunu (…) cinsel zevkin umut edildiği
döneme oturtur.

Stendhal bu olguyu kristalleşme olarak adlandırır.

Aşkın doğuşu yedi evrede gerçekleşir: 1) hayranlık, 2)
alınacak zevkin hayal edilmesi, 3) ilişkinin gerçekleşme umudu, 4) sevileni
görme, dokunma, hissetme, 5) birinci kristalleşme, 6) kuşku, aşığın karşı
taraftan güven talep etmesi, 7) ikinci kristalleşme – bu evrede âşık, talep
ettiği güvenceleri bizzat kendisi temin eder.

Aşk bir yoksunluk hali olduğu için patolojiktir ve bu
nedenle de bir ruh hastalığıdır.

Dante’de aşk en üst duygu olarak bütün kötülükleri yok eden bir
üstün güç olarak sunuluyor. Bu aşkta beden ve seks yoktur. Dolayısıyla ruh
bedene tutsak değil, özgürdür.

Hayat korkunçtur, tek sığınak aşktır.

Aşk, ruhun bedene müdahalesidir ve bu nedenle dengesizliğe
yol açar.

Aşk var mıdır sorusu aşkın ne olduğu sorusudur.

(Modern dünyada/modern zamanlarda) Aşk, arzunun önündeki
engeldir ve bu engelin yıkılması gerekir.

Aşkla birlikte ruh da yok edilir.

Bataille’da aşk sözcüğünün hiçbir anlamı ve yeri yoktur.

…yalnızca erotizm vardır.

Bataille’a göre erotik arzu bir ölüm deneyimidir. Erotizm
ölüme açılır. Ölüm bireysel yaşam süresinin reddedilmesi olgusuna açılır. Her
olasılığın sınırına getiren bu olumsuzluğu içsel bir şiddet olmadan özümsememiz
olanaklı mıdır?

Erotizm, aşkı ve cinselliği bir potada eritme çabası olarak
insan varlığının ikilemini çözen bir kavram düzeyine yükseliyor.

Nietzsche / Salome biraz
da Rilke

Benim Nietzsche-Salome olayından çıkardığım en önemli sonuç,
kadın erkek ilişkisinde entelektüelliğin merkezde olamayacağıdır.

Bu dramatik ilişki erotizm coşkusunun yokluğunun hastalıklı
bir aşk yarattığının en somut örneğidir.

“…kalbinize konuşmalıyım (…) her şey yalın, duru ve saf
olmalı…”

“Sevgi insana sayısız farklı kapılar açıyor.

Çünkü bizler sevdiğimize dönüşür, ancak yine de kendimiz
kalırız.

İnsan yazgısı, başka insan yazgısına teslim eder kendini ve
mutlak sevginin ödevi bu teslimiyeti ilk günün diriliğinde tutmaktır.”

Heidegger

Aşk ile ilgili yaratılan ne varsa, yazılan her şeyde çatışma
olmalıdır. Olay örgüsü, merak öğesi, yükselen gerilim ve çoğunlukla da keder
kaynağı, olanaksızlıklar içinde bocalayan âşıklardan hiç değilse birini kan
revan gösteren bir son. Böylece diyebiliriz ki ölüm aşkın izdüşümüdür.

Jean Baudrillard –
Tutkunun Meleği Kötülük (s. 83-94)

“Aşk birleştirir nefret ayırır.”

Tüm fiillerde şimdiki zaman emir kipinin arkasına gizlenmiş
bir ayartma kipi vardır.

‘Sizi seviyorum’un söylemeye çalıştığı şey ‘sizi ayartmak
istiyorum’dur.

‘Sizi seviyorum’a inandığınız an, aşkla birlikte her şey
sona ermektedir. Çünkü bu, anlamı olmayan bir şeye bir anlam vermeye
kalkışmaktan başka bir şey değildir.

Aşkların en güzeli masal ve romanlardadır.

Bir kadın sevilmemeyi bağışlayabilir

Ama bağışlamayacağı bir ley varsa o da baştan çıkartılmamak
ya da baştan çıkartamamaktır.

Sizi ayartmayan bir kadın yok etmeye çalışacaktır.

Don Juan ilk olarak 1630’da Tirso
de Molina
’nın Sevilla Çapkını
karakteriyle karşımıza çıkar.

Don Juan Tenorio nefsine düşkün Endülüslü bir gençtir.

Tristan & Isolde

Tristan, İngiltere kralı olan amcası Marke’nin sarayına
gelir.

Kral Marke, İrlanda kralının kızı altın saçlı Isolde ile
evlenmek ister.

Tristan’ı aracı olarak gönderir.

Isolde’nin annesi bir aşk iksiri hazırlar müstakbel çiftler
için.

İksiri Kral Marke ile Isolde’ye sunması için Isolde’nin
arkadaşı Brangane’ye verir.

Yolda/gemide Tristan hizmetçiden şarap ister.

Hizmetçi bilemden malum iksiri sunar Tristan’a.

Tristan dolan kadehi evvela Isolde’ye sunar ardından da
kendi içer.

Tristan, dünyayı Isolde’den ibaret görmeye başlar.

Isolde ile kral Marke evlenirler.

Isolde gerdeğe karanlıkta girmek ister.

Işıklar sönünce Brangane ile yer değiştirir. Kral,
Isolde’dir diye Brangane ile birlikte olur.

Âşıklar her gün ormanda bir göl kenarında buluşurlar.

Entrikacı Melot durumdan şüphelenir.

(Marke) Şüphe ve kıskançlık, içindeki bütün demonları
uyandırır.

Tristan ve Isolde’ye ülkeyi terk etmelerini söyler.

İki âşık aynı yatakta aralarında kılıç olduğu halde uyurlar.

Güneşli bir gün, yeşillikler içinde başları dönen âşıklar
öpüşürler ve krala yakalanırlar.

Tristan Normandiya’ya gider.

Kendi vatanında “beyaz elli” başka bir Isolde ile evlenir.

Hikâyenin başka bir varyantında Tristan ağır yaralı olarak
bir kaleye çekilir. Arkadaşı Kurvenal Isolde’yi haberdar eder. Tristan,
Isolde’nin gelişini müjdeleyen beyaz bayraklı geminin yolunu beklemeye başlar. “Beyaz
elli” Isolde, uzakta bir gemi göründüğünü söyler, ancak kıskançlığından dolayı geminin
beyaz değil siyah bayraklı olduğunu söyler. Tristan kahır içinde ölür.

Karaya çıkan Isolde Tristan’ın yanına uzanır, bir daha
ayrılmazlar.

Novalis’in Heinrich von Oftendingen adlı romanında esas
karakterin ozanlığa erişinceye kadarki ruhsal gelişimini işler.

Rüyasında görüp âşık olduğu mavi çiçek, narin genç kızı
aramaya koyulur.

Mathilde’de aradığını bulduğuna inanır.

Aşkın annesi kalp, babası mânâdır.

Romanın ilk bölümü Bekleyiş, Mathilde’yi bulmakla sona
ererken ikinci bölüm Gerçekleşme, Mathilde’nin ölümünden sonra Heinrich’in
kendini bir hac yolcusu gibi yollara vermesini anlatır.

Platonik aşk (…) Hölderlin
için ruhsal bir gerçekti. Mutlak ve ideal aşktan başka bir olgu onun için yok
gibiydi.

Hölderlin için en güzel (…) en kutsaldır.

Güzelliğin kızları sanat ve dindir.

İdealize edilmiş aşk, Dolce Stil Nuove / Yeni Tatlı Stil

Dolce Stil Nuove şairleri için aşk, yaşamın anlam ve amacını
tümüyle ortaya koymada yardımcı bir unsurdur.

Dante bu akımın temsilcilerindendi.

Petrarca’da büyük bir ikilem vardır ve Ortaçağ’ın yoğun dini duyguları
ile Rönesans’ta öne çıkacak olan dünyevi yaşamın zevkleri arasında şair sürekli
bocalamaktadır.

Petrarca Canzoniere
adlı yapıtında bu ikilemi kadına duyulan aşk-şiire duyulan aşk ikilemi şeklinde
ortaya koyar.

Boccaccio’nun aşkı ise ilahi, gizemli bir güç değildir, bir doğa
gücüdür. Kadını meleksi bir varlık olarak değil (…) arzu edilecek bir varlık
olarak görür.

Leopardi

Amore e Morte / aşk ve ölüm adlı şiirinde (…) aşk insana yaşama dayanma
gücü, zorluklar karşısında direnme cesareti veren bir duygudur. Ama olmadığında
insan çok da çaresiz değildir. Çünkü bir de ölüm vardır insanın sığınabileceği.
Hiç değilse o insana ebedi bir rahatlık verecek, onu acılarından
kurtarabilecektir.

Aşk ve Ölüm, kardeş
yaratmış birbirine

Onları kader

Dünyada, yıldızlarda yok
başka bir şey

Böylesi güzel

Birinden iyilik doğar,

En büyük zevk doğar

Varlık denizinde var
olan;

Diğeri ise yok eder,

Her büyük acıyı, her
büyük kötülüğü.

Faulkner’ın Snopes üçlemesinin ikinci kitabı Köy, dört ayrı bölümden oluşur.

Her bölüm köydeki farklı olay ve karakterlerle ilgilidir.

Üçüncü bölüm, “O Uzun Yaz” Snopes ailesinin genç üyesi Isaac
Snopes’un sarışın ineğe duyduğu aşkı anlatır.

Faulkner’ın eserinde cinsel arzu, olandan çok olmayanın,
yitirilenin ifadesidir.

Zekâ özürlü Ike, çoğunlukla oğlan diye nitelenir, adı fazla
geçmez.

Anlatının can alıcı noktası, Ike’ın inekle ilişkisine engel
olmak isteyen köylülerin onu inekten ayırmasıdır.

Köyün din adamı Brother Whitfield’ın Ike’ın içindeki
şeytanın ancak ineğin kesilmesi ve etinin Ike’a yedirilmesiyle çıkacağını
söylemesinden sonra inek kesilir.

Acısını hafifletsin diye ona oyuncak bir inek hediye edilir.

İnek, Ike’ın annesi olduğu kadar arzu edilen ötekidir de.

Yarım akıllı, sapkın kahramanların, normlarını sarsan,
toplumun düzenini tehdit eden varlığı, Faulkner’ın aklını hep kurcalamış,
romanlarından çoğu aman olan biteni onların gözüyle resmetmeye çalışmıştır (Ses
ve Öfke’nin Benji’si gibi).

Doğu Batı: Aşk ve Batı

Sayı: 27, Temmuz 2004

Doğu Batı Yayınları

Ankara