Aşık Paşa Camii Nerede, Tarihi, Mimari, Özellikleri, Hakkında Bilgi

Aşık Paşa Camii, İstanbul’da Fâtih Külliyesi ile Haliç arasındaki yamaçta XVI. yüzyıla ait cami ve müştemilâtı.

Fetihten sonra Fâtih’in mimarı Sinân-ı Atîk’ten dolayı Mimar Sinan mahallesi olarak adlandırılan bu yerde (bugünkü Haydar Mahallesi), Anadolu ve Rumeli’de Türk fetihlerinin işaret taşı gibi birkaç türbesi olan San Saltuk’un da makamı bulunuyordu. Herhalde bu makamın ya­nında bir de zaviye yapılmış olmalıydı. Cami eskiden beri, türbesi Kırşehir’de bulunan tanınmış şair ve mutasavvıf Âşık Paşa’nın adıyla bilinmekte ise de doğ­rudan doğruya onunla bir ilgisi yoktur. Diğer taraftan caminin kimin tarafın­dan ve hangi tarihte yaptırıldığı da çap­raşık bir mesele halindedir. 953 (1546) tarihli İstanbul Vakıfları Tahrir Defteri’nden öğrenildiğine göre, Sarây-ı Atîk ağalarından Hüseyin b. Abdullah Ağa 898 Muharreminde (Kasım 1492) burada bir cami yaptırarak bu hayrata çeşitli yer­lerde pek çok mülk ile Unkapanı civa­rında Üsküplü mahallesinde bir de çifte hamam vakfetmiştir. Sonradan 908 Cemâziyelâhirinde (Aralık 1502), 909 Rebî-ülevvelinde (Eylül 1503) ve 909 Recebin­de (Ocak 1504) bu vakıf, aynı kişinin ye­niden bağışladığı mülklerle zenginleş­miştir. Vakfiyeden anlaşıldığına göre ca­minin yanında bir de zaviye bulunuyor­du.

Ayvansarâyî ise Âşık Paşa Mescidi’nin (veya camii) her ne kadar bu adla şöhret bulmuş ise de gerçek kurucusunun Şeyh Ahmed Efendi olduğunu bildirir. Şeyh Ahmed Efendi. XV. yüzyıl içinde yaşamış olan ve Âşıkpaşazâde adı ile bilinen, ta­nınmış tarih yazarı Derviş Ahmed Âşikî’den başkası değildir. Fethin hemen arkasından, eski ve yaygın geleneğe uyu­larak bir Bizans kilise harabesinin ye­rinde, Halic’e hâkim bir yamaçta. San Saltuk Baba adına bir makam ve bir za­viye kurulmuş olması muhtemeldir. Hat­ta belki de bu ilk basit tesis Derviş Ah­med Âşıkfnin hayratıdır. XV. yüzyıl son­larına doğru yapılan cami, Ayvansarâyf-nin Mecmûa-i Tevârî/ı’inde belirttiği­ne göre Enderun ağalarından Tavaşî Hü­seyin Ağa tarafından yeni baştan inşa ettirilmiştir. Minberini ise Kanunî Sul­tan Süleyman ile Sigetvar Seferi’ne ka­tılan ve padişahın Öldüğü günlerde (7 Eylül 1566) Peç’te (Peçuy) vefat ederek oradaki Kasım Paşa Camii naziresine gö­mülen Nişancı Eğri Abdizâde Mehmed Efendi koydurmuştur. Yine Ayvansarâ-yî’den öğrenildiğine göre Hüseyin Ağa “müceddeden mescid-i şerifi bina eyle­miştir”. Ancak bütün bu bilgiler bu ca­minin tarihçesinin aydınlanmasına yet­memektedir. Çünkü Hüseyin Ağa’ya ait olması gereken türbenin kitabesinde 1783 gibi çoK geç bir tarih vardır. Bu­nun 1782 yangınından sonra yaptırılan

tamir ile ilgili olabileceği bir ihtimal ola­rak düşünülebilir. Hüseyin Ağa tarafın­dan cami yeniden yaptırılırken belki Âşık-paşazâde ile Seyyid Velayet’in türbeleri de şimdi görüldükleri biçimde inşa edil­miştir. Âşık Paşa ailesinden pek çok ki­şinin gömüldüğü bu manzumenin zavi­yesine bağışlanan vakıflar arasında 907 Cemâziyelâhirinde {Aralık 1501) yapılan bir tanesi dikkate değer. Bu, İstanbul’­dan başka Dimetoka. Hayrabolu, Tire ve Denizli’den buraya gelirler ayıran Fat­ma Sultan “in bağışıdır. Mezarı Bursa’da bulunan ve Sûff Sultan Hatun olarak ta­nınan Fatma Sultan ise Padişah 11. Baye-zid’in kızı ve Güzelce Hasan Bey’in zev-cesidir. Bu hanım sultanın Âşık Paşa ZS-viyesi’ne yaptığı bağışla ilgili bazı geç tarihli belgeler Topkapı Sarayı Arşivi’n-dedir. Âşıkpaşazâde ailesinden Şeyh Sey­yid Velayet, Muharrem 928 (Aralık 1521) tarihli vakfiyesiyle bu zaviyeye pek çok vakıf bıraktığı gibi Râbia Hatun’un 934 Cemâziyelâhirindeki (Mart 1528) vakfi­yesinde Âşık Paşa Zâviyesi’ne ilâve et­tirdiği sekiz hücrenin Mimar Sinan ta­rafından yapıldığı belirtilmiştir. Bu ka­yıt da şaşırtıcıdır, çünkü o tarihte Sinan henüz mimarlık çalışmalarına başlamış bile değildi.

Cami ve zaviyenin yanına. Âşıkpaşa-zâde’ye ait olarak bilinen bir türbeden başka. 874’te (1469-70) kızı Râbia Ha­tun ile evlenerek damadı olan müridle-rinden Seyyid Velayet için de bir türbe yapılmıştır. Âşıkpaşazâde tarihini yayım­layan Âlî Bey’e göre Râbia Hatun, Sey­yid Velâyet’in zevcesi değil müridelerin-den bir hanımdır. 1633 ve 1782 yangın­larında büyük ölçüde zarar gören man­zume, sonuncu yangının hemen arka­sından ihya edilmiş ve bu tamiri belir­ten 1198 (1783-84) tarihi caminin ka­pısı üstündeki bir âyetin altına konul­muştur. Son cemaat yerinin sol tarafına eklenen kare planlı küçük bir mekân ise Hüseyin Ağa’nın türbesi olmuştur. Me­zar taşında yine 1198 tarihinin bulun­ması şaşırtıcıdır. Ayvansarâyf, Hüseyin Ağa’nın “…vefatında camiin taşrasında dergâhı kurbunda defn olunmuştur” de­diğine göre, 1782 yangınında zarar gö­ren bu kabir, bir yıl sonra yapılan bü­yük tamirde caminin bitişiğine eklenen bir türbeye konulmuş ve mezar taşına da tamir tarihi işlenmiş olmalıdır. Bü­tün manzume 1918’de büyük Cibali-Fa-tih yangınında bir kere daha yanmış, 1970’li yıllarda cami ve türbeler restore edilmiştir.

Âşıkpaşazâde manzumesinin merkezi olan cami, kare bir plana sahip, kurşun kaplı tek kubbe ile örtülü basit bir ya­pıdır. Önceleri üç bölümlü olduğu sanı­lan son cemaat yeri bugün mevcut de­ğildir. Caminin beden duvarları munta­zam iki sıra tuğla ve bir sıra kesme taş­tan olmak üzere inşa edilmiş, sonraki tamirlerde üst kısmı değişen minaresi de tamamen kesme taştan yapılmıştır. Yangınlar yüzünden caminin içinde ilk yapılışına ait hiçbir şey kalmamıştır.

Caminin kıble tarafında tek kubbeli kare bir mekân halinde muntazam kes­me taş cepheli türbe binası, tarih yaza­rı Derviş Ahmed Âşıkî’ye ait kabul edil­mektedir. Bitişiğinde, üstü bir aynalı to­nozla örtülü küçük türbede ise iki san­duka bulunmaktadır. Caminin önünden geçen dar sokağın karşı tarafında ise yine kubbeli kare bir bina biçiminde olan Seyyid Velayet Türbesi bulunmaktadır. Bu da öteki gibi muntazam kesme taş­tan inşa edilmiş klasik Türk mimarisi üslûbunda bir yapıdır.

Caminin etrafında ve Seyyid Velayet Türbesi’nin yanında geniş hazîreler var­dır. Caminin etrafındaki arazide bulunan ve bağışlanan vakıflardan çok saygı du­yulan bir tesis olduğu anlaşılan zâviye-tekkeden ise bugün görünürde bir iz yoktur. Dahiliye Nezâreti’ne ait bir nüfus sayımındaki kayıtlardan Emirler, Seyyid Velayet Hazretleri. Seyyid Velayet adla­rı ile anılan tekkede 1301’de (1883-84) biri erkek, üçü kadın olmak üzere dört kişinin oturduğu anlaşılmaktadır. Tek­kenin en azından XX. yüzyıl başlarına kadar mâmur ve faal olduğu düşünü­lebilir. Büyük bir ihtimalle tekke de bu çevreyi harap eden 1918 yangınında yok olmuş, bir daha da ihya edilmemiş­tir. Caminin avlusunu sokaktan ayıran duvarda İstanbul’un en eski ve esas mi­marisini koruyabilmiş nâdir çeşmelerin­den biri bulunmaktadır. Çeşme Âşık Pa­şa sülâlesinden Şeyh Ahmed Efendi ta­rafından yaptırılmıştır. Üzerindeki Arap­ça kitabesinde 972 (1564-65) tarihi var­dır. Kemerin iki yanındaki birer mısradan ibaret Türkçe kitabede ise rakamla tarih olmadığından ebcedi değişik bi­çimlerde hesaplanabilmektedir. İ. Hilmi Tanışık bunu 987 (1579) olarak çözmüş, R. Ekrem Koçu ise tarihin ta’miye*]) ve mücevher bir tarih olduğuna işaretle 976 (1568-69) rakamını çıkarmış, Fahri Derin ve Vahit Çabuk ise 978 (1570-71) tarihini bulmuşlardır. Tamamen kesme taştan yapılan, kemerinin kilit taşındaki ile cephesinde üç rozet süslemesi olan bu küçük eser İstanbul’un en eski çeş­melerinden biri olarak ayrıca değerlidir. Âşık Paşa Camii ve manzumesi Os­manlı devri Türk tarihinin önemli adla­rının hâtırasını yaşatan tarihî bir eser olarak İstanbul’u süslemekte, fakat ol­dukça çapraşık tarihçesi ile de bunu tam olarak aydınlatacak bir araştırıcıyı beklemektedir.

Diyanet İslam Ansiklopedisi