Aşık Edebiyatı Nedir, Özellikleri, Nazım Biçimleri, Temsilcileri, Hakkında Bilgi

0
50

Âşık Edebiyatı, Kendisinin veya başkalarının şiirlerini saz eşliğinde çalıp okuyan ya da halk hikâyeleri anlatan ve âşık adı verilen saz şairlerini oluşturduğu edebiyat.

Âşık edebiyatını, sade bir dil kullana­rak şiirlerini daha çok hece vezniyle ya­zan ve saz çalarak yurdu dolaşan âşık­ların eserleri oluşturur. Beş yüzyılı asan bir zamandan beri Anadolu, Rumeli ve Azerbaycan’da gelişip olgunlaşan âşık edebiyatı, çoğu manzum eserlerden, bazan da nazım-nesir karışımı hikâyeler­den meydana gelmiştir. Geniş halk ta­bakalarının dil ve duygu İnceliğine, he­yecanlarına cevap veren bu edebiyatın adlan bilinen şairleri için genellikle “Saz şairi” veya “Aşık” deyimi de kullanılmak­tadır.

Bir topluluk ya da zümre edebiyatı ola­rak kabul edilen âşıkların eserleri uzun süre halk edebiyatı içinde değerlendiril­miş ve aydınlardan pek ilgi görmemiş­tir. Ancak II. Meşrutiyetten sonra diğer edebiyat ve kültür meseleleri gibi halk edebiyatı da daha fazla bir ilgiyle ele alınmaya başlanmıştır. İlk defa Rıza Tevfik 1911’de Peyam gazetesinin ede­bî ilâvesinde “Folklor” başlığıyla yayım­ladığı makalede konuyla ilgili dikkate değer bazı bilgiler vermiş ve kendine gö­re bir de tasnif yapmıştır. Daha sonra M. Fuad Köprülü, Millî Tetebbûlar Mecmuası’nda “Türk Edebi­yatında Âşık Tarzının Menşe” ve “Tekâ­mülü Hakkında Bir Tecrübe” adlı makalesinin mukaddimesinde bu konuya yer vermiştir. Köprülü, çok defa halk edebi­yatı veya yüksek zümre edebiyatı ile ka­rıştırılan âşık edebiyatının ayn bir ede­biyat olarak kabul edilmesi gerektiğini kaydetmiştir. Ziya Gökalp ise Türkçü­lüğün Esasları’nda halk edebiyatının çeşitli bölümlerini ele almış, tekke ve saz şairlerinin eserleriyle türkü, mâni, Şah İsmail. Kerem İle Aslı hikâyelerini de halk edebiyatı genel adı altında topla­mıştır. Sadeddin Nüzhet Ergun da bu edebiyat sadece manzum eserler ola­rak kabul etmiş, âşık, tekke ve folklor edebiyatlarına da halk edebiyatı içinde yer vermiştir. Âşık edebiyatı konusunda ilk ciddi eser, Fuad Köprülü’nün Türk Saz Şairleri adlı antolojisidir. Beş ana bölümden oluşan bu antolojide XVI-XIX. yüzyıllarda Osmanlı İmparatorluğu sı­nırları içinde yetişen başlıca saz şairleri hakkında biyografik bilgilerle şiirlerinden örnekler vardır. Âşık edebiyatı üze­rine günümüze kadar yapılan çalışma­larda genel olarak Fuad Köprülü’nün bu eserinde ileri sürdüğü görüşler esas alın­mıştır.

Âşık edebiyatı hem sözlü hem yazılı kaynaklara dayanmaktadır. Sözlü kay­naklar daha çok âşıkların hafızasıdır. Ya­zılı kaynaklar ise ya okuma yazması olan âşıkların ya da meraklılarının cönk de­nilen defterlerde topladıkları şiir, hikâ­ye ve folklorik metinlerden ibarettir. Bu edebiyatta mûsikinin de önemli bir yeri vardır bk. Aşık mûsikisi. Âşıklar kendi­lerinden önce mevcut beste ve mûsiki üslûplarında bazan yeni makamlar, de­ğişiklikler meydana getirdikleri gibi ba­zan da eski usul ve gelenekleri aynen sürdürmüşlerdir.

Âşık edebiyatı temsilcilerini düşünce şekli ve ifade özellikleri bakımından iki gruba ayırmak mümkündür. Birinci grup geniş halk kitlelerine daha yakın olmuş, ömürleri boyunca halktan kopmamışlardır. Bunlar köylülerle yeniçeri ocakla­rının duygu ve düşüncelerinin temsilcisi olan âşıklardır. XVII. yüzyılın ikinci yarısından önce Karacaoğları, Kayıkçı Kul Mustafa. Köroğlu ve Cezayir ocak şairleriyle XIX. yüzyılda Dadaloğlu bunlar­dan şöhretleri en yaygın olanlardır. Saz çalıp irticalen şiir söyleyen bu âşıklar şi­irlerini yalnız hece vezniyle ortaya koy­muşlardır. XVII. yüzyılın ikinci yarısın­dan itibaren görülen diğer grup ise da­ha çok büyük yerleşim merkezlerinde yaşamış, kendilerini devlet erkânına sev­dirmiş ve birçok imtiyazlar elde etmiş­lerdir. Bunlann en önemli temsilcileri Âşık Ömer, Gevheri ve Kâtibî’dir. Aruz bildikleri gibi belli ölçülerde tahsil de görmüşlerdir. Aralannda az sayıda saz çalamayanlar bulunsa da genellikle saz çalarlar. Bu dönemde bazı divan şairle­rinin hece vezni ile şiirler yazmalanna rağmen divan edebiyatının âşık edebi­yatı üzerindeki etkisi daha fazla olmuş­tur. Nitekim sonraki yıllarda yetişen Er­zurumlu Emrah, Âşık Dertli, Bayburtlu Zihni ve Şem’î gibi saz şairlerinde bu etki açıkça görülür.

Tamamen millî ve köklü bir geleneği olan âşık edebiyatı XVI. yüzyıldan başla­yarak yakın zamana kadar Osmanlı top­raklarında yaşayan Ermeniler’i de etki­lemiştir. Bunun sonucu, büyük şöhrete ulaşmış pek çok Ermeni “Aşug”, âşık edebiyatımızın geleneklerini benimseyip başarıyla uygulamıştır. Özellikle XVIII. yüzyılda Türkçe şiirler söylemiş bu Ermeni aşuglardan Mecnûnî, Âşık Vartan ve Civan önemli isimlerdir.

XIX. yüzyıl, âşık edebiyatının İstanbul’­da saray ve konaklara da girdiği bir devir olmuştur. Âşıkların yetişmesinde önem­li bir yeri olan Yeniçeri Ocağfnı kaldıran II. Mahmud âşıkları koruyarak saraya almıştır. II. Mahmud’dan Abdülaziz’in son zamanlanna kadar âşıkların düzenli teş­kilâtı ve esnaf loncalarına benzer lonca­ları vardı. “Âşık fasılları”ndan hoşlanan II. Mahmud, Abdülmecid ve Abdülaziz devirlerinden sonra âşıklar ve âşık edebiyat eski önemini kaybetme­ye başlamıştır.

Eserleri bilinen âşıkların sayısı şimdi­ye kadar ciddi bir çalışmayla belirlen­miş değildir. Fuad Köprülü ve daha son­raki araştırmacıların vardıkları sonuç­lardan hareketle âşık edebiyatı mensu­bu 400’den fazla saz şairi ve halk hika­yecisinin bulunduğunu söylemek müm­kündür. Yüzyıllara göre ilk planda ha­tırlanması gerekli olan saz şairleri şöyle sıralanabilir:

XV. yüzyılda dinî-mistik halk edebiya­tı, yüksek zümre edebiyatından henüz ayrılmamıştır. Bu bakımdan XV. yüzyıl, XIV. yüzyılın ve Yûnus Emre geleneğinin devamı sayılır.

XVI.  yüzyılda özellikle din dışı âşık edebiyatı büyük bir gelişme göstermiş­tir. I. Ahmed devrinde vezirlik yapmış olan Mehmed Paşa (Kul Mehmed). Bahşî, Öksüz Dede, Köroğlu, Hayalî, Kul Çulha, Cırpanlı, Armutlu, Gedâ Muslu, Oğuz Ali gibi birçok meşhur şair bu yüzyılda ye­tişmiştir.

XVII. yüzyılda Osmanlı ordusunun se­ferlerine katılan ve şiirlerinde bunun yankıları görülen şairlere “Ocak şairleri” adı da verilmektedir. Kul Deveci, Tımışvarlı Âşık Hasan. Kâtibi, Kayıkçı Kul Mus­tafa, Aşık Gevherî, Âşık Ömer ve yetiş­me tarzı bakımından bunlardan ayrılan Karacaoğlan ile Ercişli Emrah bu yüzyıl­da yaşamışlardır.

XVIII. yüzyılda âşık edebiyatı bir önce­ki yüzyılın karakteriyle devam etmiş, fa­kat kuvvetli şahsiyetler yetişmemiştir. Başta Âşık Şem’î olmak üzere Hocaoğ-lu. Derviş Mûsâ, Ravzî, Kabasakal Meh­med, Levnî, Şermî, Kıymeti, Mahtûmî, Derûnî, Âşık Süleyman ve Küşâdî bu yüz­yılın önemli isimleridir.

XIX yüzyılda âşık şiirini temsil eden­lerden bir kısmı doğrudan doğruya Bek­taşî babalandır. Âgâhî, Türâbî ve Harâbî bunlardandır. Bu yüzyılda İstanbul âşık edebiyatının gelişmesi bakımından çok müsait bir çevre olmuştur. Bunda II. Mahmud’un âşıkları korumasının payı büyüktür. Böylece âşık geleneği yeniden canlanmıştır. Erzurumlu Emrah, Bay­burtlu Zihnî. Âşık Dertli, Dadaloğlu, Kay­serili Seyrânî, Deliktaşlı Ruhsatı ve Ispartalı Seyrânî gibi oldukça büyük şöh­retleri olan saz şairleriyle Sümmânî. Ge-dâyî, Sürürî, Nigârî, Hikmeti. Sabri. Nûrî, Celâlî, Gülzârî, Ferdî. Tıflî, Meslekî. Pinhânî, Deli Boran. Gündeşlioğlu, Be­yoğlu, Nİhânî, Devâmî. Bezmî, Kemâlî ve Âşık Şenlik gibi saz şairleri de bu yüz­yılda yetişmiştir.

XIX.  yüzyılın sonlarında, büyük yerle­şim merkezleri ve özellikle İstanbul’da­ki kuvvetli âşık geleneği yerini bir baş­ka geleneğe, “Semai kahveleri”ne bırak­mıştır. Bu kahvelerde söz sahibi olan âşıklar artık bütün imparatorluğu ge­zen gezginci âşıklar değildir. “Meydan şairleri” de denen bu tarzın temsilcileri semai kahvelerinde mâni, destan, koş­ma, divan, semai, kalenden gibi şiirler okur ve söylerlerdi. Ramazan, bayram ve cuma geceleri semai kahvelerinde bü­yük toplantılar olurdu. Önce klarnet dar­buka ve zilli maşa gibi enstrümanlar­dan ibaret mızıka faslı yapılırdı. Alafran­ga bir marşla başlayan mızıka hareketli türküler, oyun havaları ve diğer çeşitli halk türküleriyle devam eder, en sonda da âşık şiirleri okunurdu. İstanbul’daki semai kahvelerinde genellikle tulumba­cı teşkilâtlarına bağlı çoğu  İstanbullu olan şairler bulunurdu.

XX.  yüzyılda saz şiiri geleneğini de­vam ettiren Posoflu Müdâmî, Kağızman­lı Hıfzı. Ardanuçlu Efkârî, Bayburtlu Ce­lâlî, Şarkışlalı Âşık Veysel, Yusufelili Hu-zûri ve Ali İzzet sayılabilir.

Günümüzde âşık edebiyatını canlı tut­mak için gösterilen gayretlerin başın­da Konya Âşıklar Bayramı gelmektedir. Unutulmaya yüz tutmuş âşıklık gelene­ğini yeniden canlandırmak, âşıklara ye­ni bir güç ve imkân kazandırmak gaye­siyle Konya Turizm Derneği tarafından ilki 1966’da düzenlenen bu bayrama çok sayıda âşık katılmaktadır. Her yıl ekim ayının son haftasında yapılan âşıklar bayramında âşık edebiyatının hemen bü­tün türlerinde “Şiirli-sazlı atışma”, “En güzel memleket şiiri” ve “En güzel mem­leket türküsü” gibi dallarda ödüllü ya­rışmalar da düzenlenmektedir. Âşıklar bayramında dağıtılan ödüller, eski bü­yük âşıkların veya edebiyatçılann adı ile anılmaktadır. Yarışma jürisini ise ilim adamları, edebiyat tarihçileri ve ünlü âşıklar teşkil etmektedir. Bunlara ilâ­veten 1975’de düzenlenen X. Âşık­lar Bayramı’nda yetmişe yakın yerli-yabancı ilim adamının katıldığı Milletlera­rası Folklor ve Halk Edebiyatı Semineri de yapılmıştır.

Bu arada konuya eğilen üniversiteler içinde bu sahada yapılan araştırmalar ve Saz Şairleri Şöleni ile Erzurum Ata­türk Üniversitesi’nin faaliyetleri, son yıl­larda Uluslararası İstanbul Festivali için­de yer alan Âşıklar Şöleni, âşık edebi­yatını canlı tutmaya yönelik çalışmalar­dır.

Aşık Edebiyatında Şiir ve Hikaye