Aristoteles – Eğitim Üzerine

Eğitim sanatının siyaset sanatına boyun eğeceği ve eğitimcinin yurttaşların ruhlarında biçimlendirilecek karakterin tümüyle ilgili olarak emirlerini devlet adamından alması gerektiği sonucu kendiliğinden çıkar.
Eğitimin kamuyu ilgilendiren ulusal bir sorun olması gerektiği ve tek tek yurttaşların ve aile babalarının denetimine bırakılamayacağı sonucu çıkar.
Kuşkusuz ideal bir devlette en iyi yurttaş tipini üreten eğitim aynı zamanda en iyi insanı da üreten eğitimdir; fakat ideal devlet şimdiye dek hiçbir yerde gerçekleştirilememiştir. (s. 13)
Aslında devlet yapısı veya yönetim tarzı için devlet adamının ihtiyaç duyduğu yurttaş tipini yetiştirmek eğitimcinin işidir, devlet yapısının idame ettirilmesi ise devlet adamının. (s. 14)
İnsan için en yüksek hayat düşünsel veya teorik hayattır. Bu son söcük harfi harfine “temaşa hayatı” anlamına gelir ve Greklerin eşya ve hadiselere bakış tarzının ayırt edici unsurudur. (s. 16)
Araştırmamızın amacı “insan için iyi”dir. Bunu vücuda getirmenin bilimi siyasettir; çünkü o pratik bilimlerin en yükseğidir. (s. 23)
Mutluluk tam (nihai) ve kendi kendine yeter bir şeydir ve yapıp ettiğimiz her şeyin amacıdır. (s. 41)
İnsanın işlevi ruhun akli bir ilkeyi takip eden veya ondan yoksun olmayan bir etkinliğidir. (s. 45)
İyi şeyler üçe ayrılmıştır; harici iyiler, ruhun iyileri ve bedenin iyileri. (s. 48)
Hayatın güzel şeylerini kazananlar da doğru davrananlardır. (s. 49)
Mutluluk tam gelişmiş iyiliği (erdemi) ve tam bir yaşamı gerekli kılar. Nitekim bu hayatta birçok değişiklikle ve talihin türlü cilveleriyle karşılaşır ve Troia hikayesinde Priamos için anlatıldığı gibi, en bahtiyar kişi bile yaşlılığında büyük felaketlere uğrayabilir. (s. 53)
İyilik (erdem) de bu ayrıma göre ikiye bölünecektir. Kimi iyilik (erdem) biçimlerine karakter iyiliği, kimisine de düşünce erdemi diyoruz; bilgelik, anlayış ve basiret (yaşam bilgeliği) düşünce, cömertlik ve ölçülük (kendine mükemmelen hakim olma) ise karakter iyiliği (erdemi) dir. Bir insanın karakterinden söz ederken onun akıllı yahut anlayışlı olduğunu söylemeyiz fakat ona sözgelimi iyi huylu veya ölçülü deriz. Ne var ki akıllı kimseyi de onun ruh durumu (ruhun) terbiye ile edinilmiş alışkanlığı) bakımından överiz ve övülen ruh durumları da iyilik (erdem) ile kastettiğimiz şeydir. (s. 65/66)
Karakter iyiliği doğuştan gelmez, fakat alışkanlık(ta)la (ihtiyatla) kazanılır.
Biri düşünce diğeri karakter iyiliği (erdemi) olmak üzere iki tür iyilik (erdem) vardır; düşünceye özgü erdem daha çok eğitimle meydana gelir ve gelişir, bu yüzden onun için tecrübe ve zaman gereklidir. Buna karşılık karakter iyiliği (erdemi) alışkanlığın sonucudur ve dolayısıyla “ethos”, karakter sözcüğü sesletimdeki küçük bir değişiklikle ethos, alışkanlık söcüğünden türer. (s. 67)
Ölçülülük ve cesaret de hem aşırılık hem de eksiklik yüzünden bozulur ve orta yol ile korunur. (s. 72)
Hazlardan uzak durarak ölçülü oluruz ve onlardan en iyi ölçülü hale geldiğimizde uzak durabiliriz. Cesaret için de böyledir; kendimizi korkulan şeyleri hafifsemeye ve onlara karşı koymaya alıştırarak cesur oluruz ve onlara en iyi şekilde cesur hale gelerek karşı koyarız.
Bize kötü olan şeyi yaptıran hazdır ve bizi doğru olandan uzak tutan acıdır. Bu yüzden daha gençliğimizden, Platon’un söylediği gibi, doğru şeylerden haz ve acı duyacak şekilde eğitilmeye gereksinim duyarız. Doğru eğitim de budur. (s. 73/74)
Üç şey vardır bizi tercihte bulunmaya sevk eder; güzel, yararlı ve haz veren. Üç şey de vardır ki bizi uzak durmaya götürür; çirkin, zararlı ve acı veren.
İyiliğin (erdemin) ve siyaset sanatının kendilerini bütünüyle hazlarla ve acılarla meşgul etmelerinin bir başka nedeni de budur; çünkü bunları doğru yönde kullanan iyi bir insan, yanlış yönde kullanansa kötü bir insandır. (s. 76)
İyiliğin cinsi, o duygusuyla ilgili olarak bir ruh durumudur.
Duygular (etkilenimler), yetiler (imkanlar) ve karakter durumları olmak üzere ruhun belirlenebileceği üç şey vardır. (s. 79)
Durum(huy)larla ruhun niteliklerini kastediyorum ki bu açıdan bizim bu duygulara karşı iyi veya kötü bir tavra (eğilime) sahip olmamızdan söz edilir. (s. 80)
İyiliğin özel farkı, o aşırılık ve eksiklik arasında bir orta yoldur. (s. 81)
Bilgiyle hareket eden herkes aşırılık ve eksiklikten uzak durur; orta yolu araştırır ve onu benimser, ama şeye göre değil, kendimize göre orta olanı.
Her bilim (sanat) eğer dikkatini ortaya olana yönelir ve ortaya çıkardıklarını bu ölçüte göre ayarlarsa işini yapar. (s. 83)
Şeref ve şerefsizlik bakımından orta yol haysiyetlilik (ruh yüceliği)dir; aşırılık kendini beğenmişlik (kibir), eksiklik ise kendini hakir görmedir. (s. 88)
Bu yüzdendir ki iyi olmak böylesine güç bir iştir. Herhangi bir şeyde ortayı bulmak her zaman güç bir iştir; hatta bir dairenin merkezini bile herkes değil, fakat ancak nasıl bulunacağını bilen kimse bulabilir. (s. 92/93)
…her oluş süreci dört sebebin sonucudur:
1- maddi sebep
2- Formal (biçimsel) sebep
3- Nihai (ereksel) sebep
4- Etkin (müessir) sebep
ya da sürecin dayandığı devinimin kaynağı. Ne var ki bu dört sebep, madde ve biçim olarak ikiye indirgenebilir; çünkü ereksel sebep biçime erişmedir. (s. 97)
İrade ihtiyari bir şey gibi görünmekte fakat ihtiyari olan her şey değil. O düşünüp tartmanın düşünsel unsurunu ve istemenin arzulayan unsurunu içerir. (s. 104)
İrade akıl yürütme ve düşünceyi ima (tazammun) etmektedir. Bizzat onun ismi bile bir şeyin diğerine tercihini akla getirmektedir. (s. 106)
İradenin unsurları
1- Düşünüp taşınma
Düşünüp taşınma kendisinin elinden gelecek şeylerle ilgilidir, eylemler kendilerinin ötesindeki şeyler uğruna gerçekleştirilir. Amaç düşünüp taşınmanın konusu olamaz, sadece amaca götüren şeyler olabilir. Tek tek şeyler de düşünüp taşınmanın konusunu oluşturamaz, sözgelimi bunun bir ekmek olup olmadığı ya da düzgün biçimde pişirilip pişirilmediği; bu bir algı konusudur. (s. 110)
İrade, gücümüz dahilindeki bir şeyin enine boyuna düşünülmüş bir arzusu olmalıdır.
Bir şeyi düşünüp taşınmanın sonucu olarak benimseriz ve ardından düşünüp taşınmanın belirlediği hatlar çerçevesinde arzulama ortaya çıkar. Bu irade ile kastettiğimiz şeyin ana hatları için yeterli olacaktır ve bu onun nelerle, amaçlarla değil araçlarla ilgili olduğunu göstermektedir. (s. 111)
2- İsteme
İstemenin nesnesi amaç, (ona ulaştıran) araçlar da düşünüp taşınmanın konuları olduğuna göre araçlarla ilgili eylemler tercih konusu ve dolayısıyla ihtiyari olacaktır. (s. 112)
Kimsenin kendi iradesine karşı mutlu olmadığı doğrudur ama kötülük tamamen ihtiyaridir. (s. 113)
Belli bir alanda belli bir karakteri oluşturan etkinliklerdir… çünkü bunlar bütün zamanlarını bu karakterdeki etkinliklerde geçirirler. (s. 114)
Mutluluk, hiçbir şeye gereksinim duymazi kendi kendine yeterlidir. (s. 121)
O salt kendisinden ötürü değerli olan bir etkinliktir, fakat eğlence değildir.
Mutluluk en yüksek iyilik (erdem) (biçimidir) biçimine, yani bilgeliğe uygun bir etkinlik olacaktır.
Eğer akıl insana kıyasla tanrısal ise o zaman ona uygun (onun etkinliğiyle örülü) hayat da insan hayatına kıyasla tanrısaldır. (s. 126)
Yaşam bilgeliği karakter erdemiyle, karakter erdemi de yaşam bilgeliğiyle iç içedir; çünkü yaşam bilgeliğinin ilk ilkeleri karakter erdemi tarafından verilir ve doğru istikameti veren yaşam bilgeliğidir. (s. 128)
Mutluluk bir düşünsel etkinlik biçimidir. (s. 131)
Her türlü sanat ve eğitimin hedefi doğanın eksikliklerini tamamlamak olmalıdır. (s. 146)
Bedenin çalışması ruhu, ruhun çalışması bedeni engeller. (s. 157)
…müziğin ruhun karakterini değiştirme gücüne sahip olduğunu göstermektedir.
Ruh, ritimler ve gamlar arasında belli bir yakınlık (benzerlik) var gibi görünmektedir ve bu bir çok bilgenin ruhun bir uyum ya da uyuma sahip (bir şey) olduğunu söylemelerini de açığa kavuşturur. (s. 164)

Hazırlayan: John Burnet
Çeviren: Ahmet Aydoğan
Say, 2008