Aristippos kimdir? Hayatı ve eserleri hakkında bilgi

23

Aristippos kimdir? Hayatı ve eserleri hakkında bilgi: (İÖ 435-355) Eski Yunanlı bilge. Sokratesçi Kyrene Okulu’nun ve Hedonizm’in kurucu­sudur. Kuzey Afrika’da, Kyrene’de doğdu, aynı kentte öldü. Oldukça varlıklı bir ailedendi. Gençliğinde felsefeye duyduğu ilgiyle Atina’ya gitti, önce Sofistler’ in çevresine girdi. Dönemin en etkili sofisti Protagoras’la tanıştı, sonra Sokrates’in yakın arkadaşı ve öğrencisi oldu. Ailesinin sağladığı olanaklarla geçim kaygısı çekmeden, gönlünün uyarınca yaşamaya, yaşamın tadını çıkarmaya koyuldu. Benimsediği yaşa­ma biçimi, sonradan, düşüncelerinin oluşmasında ve felsefeyle ilgili sorunlara çözüm aramasında belirleyi­ci olmuştur.

Aristippos felsefeye yaşama biçiminden kaynak­lanan ahlak sorunlarıyla yaklaşır. Onun düşünce Ahlak evreninin başlıca alanı kişinin güncel yaşamını düzen­leyen, yaşamına biçim kazandıran, davranışlarını belli görüş ilkelerine bağlayan ahlaktır. Ahlak soyut görüş­lerden oluşan ve yalnız düşünce evreninde davranışla­rı biçimlendiren bir bilgi varlığı değil; yaşama uygula­nan, yaşama ortamına kurallar getiren bir öğretidir. Bu öğretinin ereği de, özü de kişinin mutluluğudur. Mutluluk ise önce birey için, sonra bireylerden oluşan toplum için söz konusudur. Bireylerin üstünde, birey­lere egemen olan bir toplumda, mutluluk düşünüle­mez. Mutluluk, bir davranıştan kaynaklanması nede­niyle tabanı oluşturan bireyden, tavanı kuran topluma doğru, aşağıdan yukarı aşama aşama yükselir. Bu nedenle ahlakın özünü mutluluk sorunu oluşturur.

Aristippos mutluluk sorununa Sokratesçi bir anlayışla yaklaşır; mutluluğun sağlanmasında duyu verileriyle akıl ilkeleri arasında bir bağlantının kurul­ması gereğine inanır. Duyu verileriyle ilgili görüşü­nün kaynağı sofistler ve özellikle Protagoras’ın öğre­tisi, us ilkelerine dayalı düşüncesinin odağı da Sokra­tes’in felsefe anlayışıdır. Aristippos birbirine karşıt iki görüş arasında bir uzlaştırmadan yola çıkarak kendi kuramını biçimlendirmiştir. Kyrene Okulu’nun ku­rucusu olan Aristippos’tan günümüze yapıt kalma­mıştır. Görüşleri, mutluluk kuramı, kendi yazıların­dan değil, kızı Arete’nin oğlu, Aristippos’un açıkla­malarından öğrenilmektedir. Aristippos’la ilgili bilgi­leri veren kaynaklara göre, düşünür yaşadığı çağın gelenekçi felsefesine bağlı kalmamış; mantık, fizik konularıyla ilgilenmemiştir.

Aristippos’a göre bilginin tek kaynağı vardır, o da duyulardır. Duyularımız bize çevremizde bulunan nesnelerin bilgisini verir. Bizim algıladığımız nesne­nin kendisi değil, bize gelen izlenimleri, duyularla sağlanan duyumlardır. Duyularımız bize nesneleri oluşturan nedenleri bildiremez, yalnız nesnenin bize gelen, gene duyularla bize verilen yanını bildirir. Bu yüzden duyumların temel nedenleri “bilinemez” ola­rak kalır.

Bizde, duyu verileri sonucu tatlı, acı, renk, güzel gibi izlenimler oluşur. Ancak nesnelerin tatlı, acı, güzel, renkli olup olmadıklarını kesinlikle bilemeyiz. Yenen bal ağızda bir tat uyandırır, yiyene tatlı gelir. Ancak balın özünün, tatlı olup olmadığı konusunda kesin bir yargıda bulunma olanağı yoktur. Bizdeki “tatlı” izlenimi bir duyumdur, balın özünü kuran öğenin, nedenlerin bilgisi değildir.

Duyumların, bütün kişilerde özdeş olduğu da söylenemez, bu konuda kesin geçerlik taşıyan bir ölçü yoktur. Duyumlar kişiden kişiye, kişinin durumun­dan durumuna göre değişir. Bu nedenle kişi, yalnız kendine duyumlarıyla verileni, kendi algıladığını bile­bilir. Bu algılama da nesnenin görünen, bize verilen yanıyla ilgilidir.

Duyumun ortaya çıkışında başlıca etken devinimdir. Bu devinim de duyumların devinimidir. Devinim yumuşak, katı, belirsiz olmak üzere üç türlüdür. Devinim kişiyle doğa arasında bir uyum, bir uygunluk sağlar ve yumuşak olursa haz (hedone) uyandırır. Devinim katı ve doğa ile kişi arasında bir uyumsuzluk, bir karşıtlık yaratırsa acı, üzüntü doğar. Devinimin belirsiz kaldığı durumlarda izlenim alamayız, bu nedenle de ne acı duyarız ne de tat alırız.

Kişide haz uyandıran etki iyidir, acı uyandıran etki kötüdür, insanla ilgili nesnelerin durumu da böyledir. Sevilen istenen, sevinç yaratan iyi; istenme­yen, kaçınılan, üzüntü doğuran kötüdür. Öyleyse iyilikle kötülük kişiye, kişinin üzerindeki etkiye göre değişir. Kişi bir istenç varlığıdır; bu istencin başlıca ereği de hazdır, yaşamdan mutluluk duymaktır, istencin ereği haz olduğuna göre bu duygu iyidir, istenç acıdan, üzüntüden kaçındığına göre üzüntü ve acı da kötüdür. İyi ile kötü haz ile acı niteliğinde ortaya çıkar.

Haz yalnız yaşanan süre için, şimdi için geçerli­dir; geçmiş ve gelecek için geçerli değildir. Geçmişten haz duyulmaz, o bitmiştir, yok olmuştur. Gelecekten de haz duyulmaz, şimdilik ortada yoktur. Haz yaşanan, duyularımızla bağlantılı olan bir olaydır, yalnız düşüncede bulunan bir kavram değildir. Bu bakımdan haz gövde ile ilişkilidir, bir ruh varlığı sayılmaz. Hazlar arasında nitelik ayırımı da söz konu­su edilemez, bütün hazlar birbirine eşittir. Yalnız aşamaları değişik olabilir. Öz bakımından eşit olan hazların aşamalarını oluşturan süreleridir.

Hazza ulaşabilmek ve hazzın ne olduğunu anla­yabilmek için başlıca ilke bilgidir. Bilgi hazla sağlanan mutluluğun da kaynağıdır. Bilgi bize özgürlüğün, istencin, bilincin, geçmişin, geleceğin ne olduğunu öğretir; yaşamanın tadını çıkarma kurallarını gösterir. Bu bilgi, sıradan kimselerin anladıkları türden bir bilgi değildir; bilgenin bilgisidir.

Evren yaşamını küçümsemenin, özünü eğitmek için birtakım yoksunluklara katlanmanın, kendine acı çektirmenin gereği yoktur. Kişi elinden geldiğince, aklın ilkelerine ve istencin kurallarına uyarak iyi yaşamalıdır. Yaşamın tadım çıkarmak için gerekeni yapmalıdır. Güzel giyinmek, eğlenmek, sevip sevil­mek insan yaşamının bütününü oluşturan eylemler­dir. Bunları sıkı bir denetim altına alarak kısıtlamak bilgece bir davranış olmadığı gibi, insanın doğasına da aykırıdır. Nitekim insan yaratılıştan, daha çocukluk­tan, mutlu yaşamaya eğilimlidir. Bilge kişi bu yaşama eğilimini belli ilkelere bağlamayı, belli bir ölçüye göre davranmayı bilir. Kişinin geçmişten, gelecekten kay­gılanması yaşamın anlamını bilmemesi, bilgece bilgi­den yoksun kalması yüzündendir. Kaygı bilgisizlik­ten kaynaklanır. Kişi, çevrede olup bitenlerle ilgilenir­ken, onlardan acı duyacak, kaygılanacak biçimde etkilenmemelidir.

Aristippos’un önerdiği ahlak anlayışı hazza da­yanmakla birlikte ruh dinginliğini, kendi kendisiyle dengeli olma anlamını da içerir. Aristippos, bu konuda Sokrates’in akılla ilgili görüşünü benimser; ancak bu akıl kuramcı değil uygulayıcı, soyut değil somut olaylara yönelik bir ilkedir. Aklın başka bir görevi de yaşamayı kolaylaştırmak, birtakım çelişki­lerden, tutarsızlıklardan kurtarmaktır.

Aklın denetimi altında olan bilginin ereği mutlu­luğu sağlayan hazzı elde etmektir. Bilgi, yalnız kendisi için değil, haz sağlamak için bir araçtır. Aklın denetlediği bilgi doğal olandan kaynaklandığı için insan yaşamına uygundur. Bu nedenle doğal olan bir insan eyleminin utandırıcı diye nitelenmesi de söz ko­nusu değildir. Doğada utanç yoktur, kendi bütünlüğü içinde gerçekleşen eylemler, olaylar vardır. Felsefenin konusu bu eylemleri insan yaşamına haz verecek, insanı mutlu kılacak bir düzene koymaktır. İşte mutluluğun gerekli kıldığı bilgi budur.

Kişi bir erek varlığıdır, onun belli bir amacı vardır. Bu amaç bireysel ve öznel izlenimlerce belirle­nir, biçimlenir. Bütün edimlerimizin kurallarını oluş­turan da bu izlenimlerdir. Kişisel yaşam bu izlenim­lerle bağlantılıdır. Öte yandan yaşamın bir devinim olması nedeniyle devinim-izlenim ilişkisi de sürekli­dir, izlenimlerin kaynağı duyularımızdır. Böylece duyu-izlenim-haz üçlüsünden oluşan bağlantı kişi yaşamını biçimlendirir. Duyu verilerinden edinilen hazlar, duyuların nitelikleriyle orantılıdır. Bu nedenle anlayış gücünün (zihnin) hazları, duyuların sağlamlı­ğına bağlıdır.

Aristippos’un öğretisi, mutluluğu yaşamdan yüz çevirmede, istekleri, gereksinmeleri elden geldiğince azaltmada, kıvancı (hazzı) kötülemede bulan Antisthenes’in görüşlerine bir tepki olarak ortaya çıkmıştır, iki bilgenin de Sokrates’in öğrencileri olmalarına, Sokrates’in öngördüğü akıl ilkelerine dayanmalarına karşılık, ahlak konusunda birbirine karşıt görüşleri savunmaları yaşama biçimlerinin farklılığından kay­naklanmıştır. Öte yandan, öğretmenleri Sokrates’i farklı bir biçimde yorumlamaları iki ayrı okulun doğmasına olanak sağlamış, etkileri çağlar boyunca sürmüştür. Aristippos’un görüşlerini kendisinden yüz­yıl sonra gelen Epikuros yeni bir yorumdan geçire­rek işlemiş, mutluluk kavramlarını onlara başka bir anlam vererek, geliştirmiştir. Roma felsefesinin mut­luluğu elde bulunan olanaklardan yararlanarak, yaşa­mın tadını çıkarma olarak yorumlayan kanadını besleyen de Aristippos’un görüşleridir.

Doğu İslam düşüncesindeki yaşadıkça mutlu olmak, eğlenmek, günün tadım çıkarmak, geçmişi, geleceği düşünmemek, bilgece davranmak, duyu veri­lerinin dışında bir gerçek tanımamak gibi görüşlerin kaynağı da Aristippos’un yaşama anlayışıdır.

Kaynak: Türk ve Dünya Ünlüleri Ansiklopedisi, 8. cilt, Anadolu yayıncılık, 1983