ANİMİZM

0
411

 

ANİMİZM

 

Animizm, Yunanca
anemosm sözcüğünden türemiş olup ruhun, hem iç yaşayışın ve nem­de biyolojik
hayatın ana İlkesi olduğunu kabul eden görüştür. Buna göre ruh, bedenin serpi­lip
gelişmesinde her şeye can veren bir hayat ilkesidir. Animizm görüşünde doğanın
ve do­ğa güçlerinin birer ruha sahip olduğuna inanı­lır. Bu ruh, hareket
ettiren ve yaşatan bir güç olarak, insan ve hayvanların olduğu kadar, ev­rendeki
tüm nesnelerin de davranış ve hare­ketlerini belirler. Düşüncenin ve biyolojik
ha­yatın ilkesinin bir ve aynı ruhtan geldiğini sa­vunan teoriye de animizim
adı verilir. Tabiat­taki her şeyin insanmkine benzer ruhlara sa­hip olduğuna ve
onların insan iradesine ben­zer ruhlar tarafından yönetildiğine inanan İl­kel
toplulukların inancı için de bu terim kulla­nılır.

Sosyolojide animizm,
Tabiatçılık (naturism) ve Totemcilik (totemism) gibi, dinlerin kök ve
başlangıçları konusunda ortaya atılan bir teoridir. Animizm üzerinde bu açıdan
duran E.B.Tylor, onu, ilkel toplumların en eski dini olarak yorumlar. İlkel
insanlarda ruh düşünce­sini doğuran faktörler arasında ölüm ve rüya gibi
olaylar bulunmaktadır. Bu insanlara göre ruhlar bedenden daha güçlüdür; daha
seyyal biryapıya sahiptirler ve istedikleri biçime gire­bildikleri gibi,
diledikleri zaman gözükmez bir yapıya da bürünebilirler. Özellikle ölüm­den
sonra ruh, bedenle tüm bağlarını kopara­rak büsbütün özgürleşir; müthiş ve
engellene­mez bir güç kazanır. Artık ruh kolaylıkla her canlıya girmeye, onu
güçlendirme ya da zayıf­latmaya güç yetirebilir.

Animizm, pozitivizm,
mekanizm ve vitalİz-me karşı ve aykırı bîr akım olarak karşımıza çı­kar. Çünkü
animizm, hayata ait olayları ve ruhsal durumları tek bir nedene, düşünen in­san
ruhu (nefs-i natıka)’na dayandırır. Ruh be­deni canlandıran, ona hayat veren
bir ilkedir. Yani, insanda kutsallık ve saygınlık düşüncesi­ni uyandıran şey
“ruh” düşüncesidir. Onlar, il­kel İnsanı kendini, geceleyin kaçıp
dolaşabi-len, sabah olunca sahibine yeniden dönen bir ruhun maddi ikametgahı
olarak görürler. Rü­yalarda ruh bedenden ayrılarak çeşitli şeylerle meşgul
olmaktadır. Ancak rüya da günlük olaylar gibidir, bu durumda ruh bedeni geçici
bir zaman için terk etmiştir.

Son zamanlarda Stahl,
geçen yüzyılda Rava-isson ve Bouiller iarafından İleri sürülen bu görüşlerin
temeli Aristoteles’e kadar geri gi­der, Stahl’a göre, İnsan ruhu, organları
oluştu­rur, hayata ait hareketleri yönetir. Sözgelimi hastalık, bedeni koruyucu
ruhun beceriksizce iş gördüğü bir durumda doğal sınırı aşan bir bozulma ve
değişimdir. Hastalığa bağlı ölüm, ruhun bilgisizlikle ve güçsüzlükle beden üze­rindeki
hareketinden doğar. Ancak insanın doğal bir şekilde ölümü nasıl açıklanmalıdır?
Bu konu cevapsız kalmakta ve ruhun ebediliği inanışını açıklayamamaktadır.

Atalara ve tabiat
güçlerine tapınmaktan doğ­duğu ileri sürülen animizmden zamanla büyü­cülük, ruh
çağırmacılık (ispiriizmacılık) hulul inanışı gibi değişik inançlar veya
uygulamalar çıkmıştır.

Animizm çeşitli
şekillerde eleştirilmiştir. Bu eleştirilerin en Önemlisi, onun dini bir vehim
ürününden ibaret sayılmasıdır. Gerçekten din bu şekilde meydana gelmiş ve İlkel
insanın rü­yasını, gölgesinin veya sudaki görüntüsünün varlığını yanlış
yorumlamasından doğmuş ol­saydı, onun hiçbir gerçekliği bulunmazdı ve in­sanlığın,
başlangıçtan bugüne kadar asılsız dü­şüncelere kapılmış ve hala da kapılıyor
olması gerekirdi. Halbuki tarih boyunca büyük uygar­lıkların kurulmasına neden
olmuşbüyük dinle­rin, bir takım basit vehimlerden doğmuş olma­sı düşünülemez.
Dolayısıyla animizm, insanlı­ğın ilk dini olarak değerlendirilemez. O olsa
olsa, gerçek dinlerden kopan insanların za­man zaman içine yuvarlandıkları bir
kaos dö­neminin din görünümlü inancı olabilir. Dolayı­sıyla insanın köklü bir
düşünce inanç biçimi olan dini, böyle özel bir inanç türüyle
tfedeşleş-tiremeyiz.

Yüksel KANAR[1]

 



[1] Sosyal Bilimler Ansiklopedisi, Risale Yayınları:
1/41-42.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here