Andre Bonnard – Antik Yunan Uygarlığı 3

Andre
Bonnard – Antik
Yunan Uygarlığı 3

Euripides’ten
İskenderiye’ye

1

Gerileme
ve Keşif

Medeia,
Euripides Tragedyası

Milattan önceki IV. ve III. Yüzyıllar (…) Bunlar
sitelerin ölümüne tanık olan yüzyıllardır.

İskender’in -ondan önce de babası
Philippos’un- dehası bu siyasal topluluklara öldürücü bir darbe indirir. Ama
İskender yalnızca site devletini yıkmakla kalmaz, aynı zamanda modern devletin
yeni biçimini yaratır.

Platon (…) Dünya üzerinde site devletinin
ve yurttaşların bozulan demokrasisinin yerine bir kutsal dünya koyar, tanrısal
krallığın ön belirtisi olan ve öbür dünyada ölümden sonra bütün ruhların
buluşacakları bir göksel dünya düşünür.

Yunan uygarlığı inişe geçerken, topluma ve düşünceye
ilişkin köklü devrimlerle, Hıristiyanlığın yollarını hazırlamaktadır. (s. 12)

Nietzsche’nin öne sürdüğü gibi, bir
anlamda, Euripides tragedyayı yıkmıştır.

Tregadyayı (…)  fazlaca düşünsel planda bırakır ve oyunu
şemalaştırır.

Euripides insanın her tür kaygısına
açıktır.

Euripides her zaman hizmete hazırdır. Fazlasıyla
insandır o.

Euripides (…) bizi yönlendiren ve çoğu
zaman yanlışa doğru saptıran tutkuların tragedyasını keşfeder.

…çapraşık yüreğimizin tüm varlığını
kullanarak tragedyayı daha bir insani kılar.

Medeia kocası tarafından terk edilmiş bir
kadındır.

Oyunu açan dadı, bize bilgi verir.

Medeia kralın kızıdır.

Medeia kendisini iki çocuğu ile bırakan bu
kocayı, lason’u, karşılaştıkları o uzak ülkede, Kolkhis’de bir vakitler
sevmiştir.

Iason Kolkhis’e Altın Postu aramaya
gelmiştir. Medeia babasına ihanet ederek lason’la birlikte Yunanistan’a gelmiştir.

Iason, başka bir kadınla, Korinthos
kralının kızıyla ikinci evliliğini yapmak üzeredir.

İhanete uğrayan Medeia üzgün ve umutsuzdur.

Çocuklarında da tiksinmektedir. Medeia’nın
çocuklarına karşı olan kötü bakışları, tragedyaya inceden inceye gerilim katar.

Saraydan bir çığlık yükselir: Medeia ölümü
çağırır. “Sevgili çocuklar, der alçak sesle dadı, annenize yaklaşmaktan sakının.”
“Acının kemirdiği bu gururlu yürek, bu boyun eğmez ruh kim bilir neye kapılacak?”

Sokakta kadınlar tragedyada koro olarak
karşımıza çıkar. Biraz sonra Medeia da saraydan çıkarak kadınların arasına
gelir. Kendini savunur: “Evet, bir kadın korkak olabilir, bir kılıç karşısında
titreyebilir. Ama yatağının haklarına saldırıldığını gördü mü, artık ondan daha
kana susamış bir ruh yoktur.”

Medeia erkeğe karşı girişeceği mücadelede
tüm kadınların desteğini ister. Korodan bir suç ortağı sessizliği vaadini
kolayca koparır.

Korinthos kralı Kreon ona sürgününü haber
vermeye gelir.

Medeia yakında öldürecektir.

Medeia intikam hırsıyla bilenmeye devam
eder.

Iason hiçbir şeyi sevmez. Tam bir bencil
olarak önümüze çıkarılır. Iason sofistlerin okulundan geçmiş ve onların ağzıyla
konuşan bir edepsizdir.

Yeniden evlenmeyi, çocuklarının geleceği
için istediğini açıklar (Kralın kızıyla evlenmek ona böyle imkânlar
sağlayacaktır).

İçimizde baskı altında tuttuğumuz şeyleri
açıklamak Euripides’in sanatının sırlarından biridir. Eylemlerimizin çoğunun
kökünde var olanı ortaya çıkarmaktan hoşlanır.

Hiçbir şeyi sevmeyen Iason, çocuklarına
düşkündür. Medeia bu ipe sarılır.

Medeia’nın eski dostu Atina kralı Aigeus, gerektiğinde
Atina’ya gelmesi için Medeia’ya davette bulunur, ısrar eder ve onayını alır. Medeia,
intikamının tadını çıkarmak istediği için bu daveti kabul eder.

Medeia’nın planları korkunç bir şaşmazlıkla
gerçekleşmeye başlar.

…var olmayı bırakalım diye bizi artık özgür
olmadığımıza inandırmak şeytanın her zamanki tuzaklarında biridir. İç
çatışmalar yaşayan Medeia planına sadık kalır.

“Öfkem kararlarımdan daha güçlüdür. ”

Medeia kendini toparlamıştır. Sakin sakin
rakibi kadının ölüm haberini bekler.

Koronun ezgileri arasında duyulan öldürülen
çocukların çığlıkları sinirlerimizin sonuna kadar gerilmesi için yeter de artar
bile…

Iason kapıları açmaya çalışırken
parmaklarını kırar.

Koro ona haykırarak çocuklarının çoktan
öldüklerini duyurur.

Tüyler ürperten zaferiyle Medeia bir tür
katılığa ulaşmıştır.

Medeia’nın istenci, bile bile tutkusu
karşısında açıkça yenik düşmüştür.

Euripides Medeia’nın şeytani tutkusunda
dünyaya ait olduğumuzu, Kosmos’un bir parçası olduğumuzu vurgular.

2

Iphigeneia
Aulis’te de Trajik Olan

Aiskhylos ile Sophokles hiçbir zaman bu
kadar karmaşık (…) entrikalar uydurmadılar.

Tragedyanın kahramanı olan kişiler, Iphigeneia’nın ölümünün birer “parçaları”dırlar.

Zayıf biridir Agamemnon: her zaman “ister.”
İradesi ancak koşullara göre saptanabilir:
gerçeğin içine girmez, onu kararla biçimlendirmeyi bilmez.
Iphigeneia’yı Yunanlıların ordugâhına getirtmek için bir
mektup yazar, sonra onu yırtar; sonra yeniden yazar. Kararsız iradesi önündeki
her engel onun güvensiz bakışına göre kader olur.
Kendinin yerine başkalarının karar vermesine izin
verdiğinden, zayıf kişilerde olduğu gibi, görevinin gereği olduğunu düşündüğü
bu karara, öfkeyle tutunur.

Euripides, gerçek olana duyduğu o doyumsuz
sevgisiyle, sahte değerlerin balonunu “söndürmek”ten her zaman büyük bir zevk
almıştır.

Euripides felsefe yapmaksızın, ahlak dersi
vermeksizin gerçeği gözlemenin o derin zevkini tadar.

Iphigeneia’nın mutluğunun (…) babasının
ruhunun kaypak kumlarına bağlı olduğunu saptar. Iphigeneia’nın yaşamı, tanrı
kelamının tuzağından çok, önce bunun içinde, bu gevşek baba sevgisi içinde
boğulacaktır. Bundan daha trajik olacak ne var?

Klytaimnestra (Iphigeneia’nın annesi) hepten
iradedir. Agamemnon ondan törene katılmamasını rica edince buna razı olmaz,
şiddetle itiraz eder. Kızını anasız evlendirmek, aman ne güzel!

Bu ana yüreğinde çocuğu için yalvarışını
sahte kılan bir çatlak vardır.

Saygınlığını öne sürer ve sitem eder.

…çocuğunun yaşamını unutmuş gibidir. Ama
kendini de, haklarını da hiçbir zaman unutmaz.

Iphigeneia’nm yaşamasının ya da ölmesinin
onlara bağlı olduğu beş kişiden -Agamemnon, Klytaimnestra, Menelaos, Akhilleus,
ve elbette, iphigeneia’nın kendisi- dramanın belli bir anında, birbiri ardına
ya da ikisi üçü birlikte, hepsi de onun kurtulması için çalışırlar.

…bu savaş ısrarla kaçınılabilir bir savaş
olarak gösterilmiştir.

Agamemnon kızını kurtarmak istediğinde buna
Menelaos engel olur. Menelaos ona yardım etmek istediğinde, Agamemnon bunun
imkânsız olduğunu söyler.

Dünyanın düzensizliğinin, duygulardaki
kargaşanın, irade kararsızlığının oluşturduğu trajik duygu, Euripides’in tüm
tiyatrosu bunu işler.

Tanrıların dalgınlığı, yüreğin şaşkınlığı,
rastlantının kalleşliği -Iphigeneia’nın kaderi bu üst üste yığılı karanlıktan
oluşmuştur…

3

Bakkhalar
Draması

Euripides 406 yılında, Makedonya’da, konuğu
olduğu kral Arkhelaos’un ülkesinde öldü. Yetmiş beş yaşındaydı. Iphigeneia Aulis’te
ve Bakkhalar
onun yazmış olduğu ve bize ulaşan son tragedyalardır.

Bakkhalar tuhaf, şaşırtıcı bir dramadır. Bu
drama en azından şairimizin bütün ömrü boyunca kafasını kurcalayan ve en aykırı
cevapları bulduğu (…)soruyu bütün açıklığıyla ortaya koyar.

Bakkhalar tragedya şairi Euripides’in
anahtarıdır.

Thebai’deyiz. Karşımızda bir tanrı, Zeus’un
oğlu Dionysos var.

Yanında Asyalı çılgın Mainad’lar vardır
(Mainadlar = Bakkhalar).

…karşısına korkunç bir rakip çıkar;
Dionysos tapınımını sadece sahtekârlık ve bozgunculuk gibi gören ülkenin genç
kralı Pentheus’dur bu kişi.

Dionysos ona tanrı olduğunu gösterecektir.

…güzel yüzlü genç bir Lydia’lının (…) kılığına
bürünür.

Mainad’lar flütün ve darbukanın sesiyle
ilerlerler.

İki ihtiyar: kâhin Teiresias ile Thebai’nin
kurucusu Kadmos çıkagelir.

…tanrının şerefine oyun oynarlar.

Kral Pentheus gelir. 

Bunak olduklarına karar verdiği iki ihtiyarın
hali, kralı fazlasıyla öfkelendirir.

Pentheus, askerlerine yalancı peygamberi,
yani tanrının kendisi olan yakışıklı Lydia’lıyı tutuklama buyruğunu verir.

Muhafızlar zincire vurulmuş Dionysos’u
getirirler.

…art arda sahnelerde kral ile tanrı yüz
yüze geleceklerdir.

Dionysos zincirlerini kırar, sarayda
serbestçe yürür, müridi olan Mainadlar da efendilerinin ayaklarına tapınarak
ona eşlik ederler.

Kithairon’dan bir sığırtmaç gelir, doğada
Bakkhaların sürdürdükleri yaşamı akıl almaz olayları anlatır.

Mucizeler Pentheus’u kızdırır. Dağa yürüyecek ve doğaüstünü yola getirecektir.

Pentheus’un kaderinin sallantıda olduğu bir
sahnede Dionysos rakibine elini uzatır: kralı tasarısından vazgeçmeye çağırır,
iyilikle konuşur onunla. Ama Pentheus onun önerisini bir tuzak sayar, güvenmez
ona.

O zaman tanrının havası birden değişir.

İyilik olan tatlı dili, bundan böyle
yalnızca kalleşlik olacaktır.

Dionysos şimdi Pentheus’a dağda tanrının
müminlerini görmesi için Mainad kılığına girmesini önerir. Kral kabul eder.

Koroya şöyle der:

“Kadınlar, bu adam yakalandı kapana.

Gidip Bakkbaları bulacak: cezasını görecek,
cezası ölüm. ”

Pentheus alaycı tanrının ellerinde artık
ruhsuz, gülünç ve acınacak bir oyuncaktan başka bir şey değildir.

Önce Pentheus’un Mainad’lar tarafından
parçalanmasının öyküsü gelir.

Sonraki sahne (…) Agaue, dağda öldürdüğü
bir aslan yavrusunun başı sandığı şeyle birlikte çıkagelir. Kopardığı kelle
aslında oğluna aittir.

Böylece yaşlı babası Kadmos, torununun
parçalanmış kalıntıları ile Kithairon’dan döner.

Agaue’ye, yaptığı işi anlamasına yol açacak
doğru sorulan sorar.

Tragedyanın sonunda, Dionysos gökyüzünde
belirir.

Agaue suçunu itiraf eder, yalvarır.
Tanrının, tragedya çatışmasının sonunda insanın karşısında diktiği “çok geç”
sözüyle karşılaşır. “Beni çok geç tanıdınız” der Dionysos.

Kimileri tragedyayı Euripides’in dine karşı
yönettiği sert bir saldırı sayarlar.

Başka eleştirmenler de, tam tersine, bu
tragedyada bir iman savunması görür.

Pentheus tanrılara inanır, ama coşma ve
mucizeler ona tanrısal bilgelik ve yetenek değil, insanca saçmalıklar olarak
görünürler.

Pentheus’da başka bir şey daha var:
mücadele ettiği bu dinin onun üzerindeki cazibesi.

Dionysos Pentheus’un ölümüne başından karar
vermemiştir.

Uyarmış, tehdit etmiştir. Sabır
göstermiştir.

Ama Pentheus’un gözleri bu alametlere
kapalı kalır, bu durumda tanrı onu cezalandırır. Çünkü tanrıyı reddetmenin
başka bir adı olan körlük, bağışlanamaz bir suçtur.

4

Thukydides ve Siteler Arası Savaş

Thukydides, bütün zamanların en büyük
tarihçilerinden biridir.

Rönesans onu hemen hemen unutmuştu.

Thukydides sadece büyük bir tarihçi değil,
aynı zamanda ve belki her şeyden önce büyük bir sanatçıdır. O Peloponne- sos
Savaşı’m (Peloponnisos) üç perdelik bir drama biçiminde yazar.

Bu dramada ilk planda dört ya da beş kişi
vardır, daha fazla değil.

Atina’da muhafazakâr partinin önderi Nikias
namuslu bir kişidir. …uygulamada sınırlı diyebileceğimiz bir zekâya sahiptir.

Nikias’ın karşıtı olarak Kloen (ya da
Alkibiades) var.

Kleon büyük bir imparatorluğun ancak
haksızlıkla kurulacağını ve yaşayacağını bilir ve gösterir.

Kleon şiddetten çekinmez, onu geliştirir, o
sevilen söylevcilerin en sertidir.

Onda (Thukydides) her şey bakışımlı
(simetrik) yapılar halinde açıklanır; ama o bunların içine, (…) “asimetrik”
öğeler sokar.

Thukydides’in bize anlattığı yalnız
Atmalılar ile rakiplerinin savaşının tarihi midir? Hayır. Bizim için en gerekli
nimetleri -ekmek, özgürlük, şan- ele geçirme ya da yitirme -işte Thukydides’in
sözlerinin bizi sürüklediği bu çetin diyalog boyunca tartışılan budur.

Thukydides tarihin de yasaları olduğu ve bu
yasaların bizce anlaşılabilir oldukları inancındadır.

Leukippos’un şu sözü üzerinde derin derin
düşünmüştür: “Hiçbir şey rastlantıyla meydana gelmez, tüm olaylar akılcı bir
nedenin etkisiyle ve zorunluluğun baskısıyla doğarlar.”

Sokrates’in ahlakı bir bilim haline
getirmeye kalkışması gibi, Thukydides de tarihi tam ya da nerdeyse tam bir
bilim haline getirmeye kalkışır.

Bir an geldi ki büyüklüğünden başı dönen ya
da gücünü yanlış hesaplayan Atina, Doğu Akdeniz’de çoktan sahip olduğu
imparatorluğu Sicilya’ya dek genişletmeye göz dikti.

Ama tam bir başarısızlığa uğrar. Peloponnesos,
Boitia, Korinthos ve daha başka yerlerden her zamanki hasından yağmaya
koşarlar. Uyrukları ve müttefikleri onu terk eder ve ayaklanırlar. Attika
istila edilir, Atina ele geçirilir. Artık tarih tersine dönmüştür.

Yirmi yedi yıl süren Peloponnesos savaşı
(İ.Ö. 431-404), sonunda Atina’nın egemenliği altında, Yunan birliğinin
başarısızlığıdır, Atina emperyalizminin başarısızlığı, bir kelimeyle siteler
Yunanistan’ının yıkılması demektir.

Thukydides, insanın ancak ölümünden
kurtulmak için ölüme atıldığını saptar.

Yaşamak, daha sonra da yaşamını refah içinde sürdürmektir. Başka
bir deyişle sahip olmaktır.

Sahip olmak ve devam etmek, yaşamsal
içgüdünün temel yönelimleri işte bunlardır. Bunları tek bir sözcük birleştirir
ki o da çıkardır.
Çıkar her türlü insan etkinliğinin
motorudur
.

Perikles

“Atalarımız -yaşamak için- bir imparatorluk
kurdular. Biz bu imparatorluğu korumak, hatta genişletmek zorundayız. Kuşkusuz,
imparatorluğumuz haksızlık üzerine kurulmuştur. Uyruklarımızın nefretini her
zaman hiçe sayıyoruz. Bir an için adil olalım, o zaman imparatorluğumuz yalnız
yıkılmakla kalmaz, özgürlüğümüzü ve hatta yaşamımızı da yitiririz. Bugün
önümüzde yalnızca bir seçim vardır: ya tiranlığı uygulamak ya da yok olmak.”

“…boyun eğene buyurmak insanın doğasında
vardır.”

Tarih bir yaşama isteği göstermektir,
yaşama isteklerinin çatışmasıdır.

5

Demosthenes ve Siteler Dünyasının Sonu

Yedi yaşından itibaren babadan yetim,
namussuz vasiler yüzünden oldukça iyi bir servetten yoksun kalan Demosthenes
servetini geri almak için belâgat ve hukuk öğrenir.

…müşterilerinin mahkemede yapacakları
savunmaları yazar.

Demosthenes çürük, sağlıksız bir çocuktu.

O hiçbir zaman sağlıklı olmadı.

…ama yine de Atina’nın en büyük hatibi, bu
sitenin yaratacağı en büyük eylem adamlarından biri, onu diri kılmaya çalışan
son kişidir. Çünkü bu cılız bedende çelikten bir ruh vardır…

…bedensel yetersizlikleri arasında can
sıkıcı konuşma kusurları vardı, bazı hecelerde dili sürçüyordu, kekeliyordu
açıkçası.

Philippos olağanüstü bir binici ve Demosthenes’in
tersine, müthiş bir içkiciydi.

Elleriyle bir yabandomuzu öldürmeyen kişi
kralın sofrasında oturmaya kabul edilmez. Savaşta düşman öldürmemiş kişi utanç
işareti olarak belinde bir sicim taşır. Yunanlılar Makedonyalıları Barbar
olarak görürler.

Öte yandan Philippos iyi bir generaldir,
ama özellikle her türden yalan ve dalaveresi çok, kurnaz bir diplomattır.
Silahlardan daha çok diplomasi ve rüşvetle kısa sürede Yunanistan’ın hâkimi
olacaktır.

Philippos Atina yıkıldı mı, Yunanistan’ın
onunla birlikte çökeceğini anlamıştır.

Site: özgür ve eşit yurttaşlar topluluğu ve
her şeyden önce ulusal bağımsızlığa düşkün egemen bir birliktir. Demosthenes’e
göre sitenin demokratik biçimi, Yunan uygarlığının kendisini son derece iyi
biçimde belirler. Demosthenes’in tüm öbür yönetim biçimleri karşısında hiç
bitmeyen bir tutku ve enerji ile savunduğu işte budur. Demosthenes Philippos
ile Atina arasındaki savaşın öldüresiye bir savaş olduğuna inanmıştır. Çünkü
iki hasmın ilkeleri uzlaşmaz ilkelerdir. Atina demokrasisinin, Makedonya
egemenliğine olduğu kadar, ne olursa olsun her tür emperyalizme karşı da
Yunanistan’ın bulabileceği son dayanak olduğunu o tarihte kimse ondan daha iyi
söylememiştir. (s. 81)

“…eskiden halk, askerlik görevini kendisi
yapacak kadar diri ve enerjikti, politikacıların yöneticisiydi, bütün
üstünlüklerden özgürce yararlanıyordu ve her yurttaş, halktan şeref, sorumluluk
ve lütuf almakla kendini mutlu buluyordu. Ama bugün tersine her şeye sahip
olanlar politikacılardır,

-sizler halk olarak-, hizmetkâr konumuna,
uşak rolüne düşmüş yedek yurttaşlarsınız, sizler artık ancak gösteri için para
verilirse, sizi güdenler size nihayet bir tören düzenlerlerse (…) hoşnut olan
yurttaşlarsınız, sonunda sizin olan şeyi size verdikleri için yine de onlara
minnettar olursunuz. Ama onlar sizi kente kapatmakla işe başlayıp sizi evcilleştirecekleri
av hayvanı durumuna sokmaktadırlar.

İnsanların duyguları alışkanlıklarına uygun
düşer. …benim böyle konuşmamı suskunlukla karşılıyorsunuz, işte beni şaşırtan
şey!”

Demosthenes, halkının köleliğe olgun gözle
baktığını bilir.

“Demek oluyor ki (…) hepimize kötülük edene
değil de birbirimize güven duymuyoruz.

Peki bütün bunların nedeni ne?

Sadece şu: birileri Yunanistan’a egemen
olmak isteyenlerden para almış ve Yunanistan’ı bozmaya çalışmışsa herkes
onlardan nefret ederdi eskiden.

Suçlu en büyük cezaya çarptırılır ve bu
konuda hiçbir hoşgörü, hiçbir bağışlama gösterilmezdi.

Bugün ise her şey adeta pazara çıkartılmış,
karşılığında Yunanistan’ı mahveden, kirleten şeyler alınmıştır. Nedir bu? Para
alana imrenmek: bunu açıklayanla alay etmek; suçu kanıtlanmış kişileri
bağışlamak…”

Kesin çarpışma milattan önce 1 Eylül 338’de
Khaironeia’da meydana geldi. Seçkin müttefik Yunan birlikleri, Philippos’un
oğlu, on sekiz yaşındaki İskender’in komuta ettiği Makedonya süvarileri
tarafından yok edildi. Üç bin Atinalı öldürüldü ya da tutsak edildi.

Demosthenes, kırk sekiz yaşına karşın er
olarak savaşmıştı.

Demosthenes umutlarının yıkıntısında yaşam
sürdü. Sürgünde mücadele etmeye, Philippos’a karşı, İskender’e karşı,
Antipatros’a karşı dövüşmeye devam etti. Atina’da yeni ayaklanmalar yarattı.
Gerçekte politikası hiç değişmedi. Bu politikanın çehresini derin ahlak
değerleri belirler.

İntiharı, kölelik içinde yaşamaya tercih
etti.

O yalnızca bir belagat ustası değildir. Bir
özgürlük öğretmenidir.

6

Platon’un Büyük Siyasal Tasarısı

Platon’dan önce Yunan edebiyatı demek esas
olarak şiir demektir.

Platon’dan sonra Yunan edebiyatı temelde
bilgelik, bilim ve felsefedir. Bireylerin ve sitelerin eğitmeni şair değil,
filozoftur, bilim adamıdır.

Platon İ.Ö. 427 yılında doğdu.

Atina’nın en soylu ailelerinden birinden
gelir. Baba tarafından ataları son Atina kralından gelirler.

…omuzlarının genişliği ona sadece bir takma
ad olan Platon adını sağlar. Asker olarak sivrilir; ulusal oyunlarda iki kez
atletizm ödülü kazanır.

…annesinin yeğeni olan Kritias,

…dayısı Kharmides,

Atinalılar 405 yılından itibaren son
filolarını yitirdi…

Canına kıyılan Atina teslim oldu.

Atina için kesinlikle köleliğin başlangıcı
demekti bu.

Başlarında Kritias vardı. Kharmides,
Piraios yönetimindeydi.

Atina demokrasisi

Platon bu demokrasiden her zaman tiksinmiş
ve nefret etmişti.

Sokrates’i mahkûm eden bu Atina ters bir
dünyadır, altüst olmuş bir dünyadır.

“haksızlığa uğrayan kişi haksızlık yapandan
daha mutludur”

Platon iki yıl boyunca seyahat eder:
Yabancı halkların siyasal deneyimlerini, bilimsel kavramlarını derlemek ister.

İ.Ö. 387 yılında (kırk yaşındadır)
Akademia’ya yerleşir ve orada siteleri yönetecek olanların, gerçek filozofların
eğitilecekleri okulunu kurar.

Tarentum’da ve İtalya’da başka yerlerde
Orfik çevrelerle de görüşür.

Syrakusa’nın hâkimi I. Dionysios’un kayını
Dion ile dostluk kurdu. I. Dionysios’la araları bozulmuş olacak ki zorla bir
Lakedaimonia gemisine bindirilen Platon, kendini bir sabah erkenden Aigina
adasında buldu; orada satılmak üzere köle pazarına çıkarıldı. Yüce gönüllü bir
adam onu satın aldı ve dostlarına ve felsefeye geri verdi.

“Cumhuriyet” sözcüğü Latincede “halka
ait” anlamına gelir.

…bilginin çeşitli derecelerinin ayrımı
hiçbir yerde buradakinden daha açık değildir.

…demokrasi ile tiranlığın çok canlı, çok
sert bir incelemesi yine burada yer alır.

Platon da kendi tarzında, Demosthenes gibi,
Thukydides gibi Atina demokrasisinin tarihsel başarısızlığını söyler. Ama
Platon’un yapıtı, başarısızlığı belirtmekle yetinmeyip insanlığın yeni bir
çıkış noktası aramasında da yer alır.

Platon’un sitesinde üç sınıf insan, sayı
bakımından çok eşitsiz üç sınıf vardır.

Toplumsal yapının en altında en kalabalık
sınıf olan emekçiler kitlesi bulunur.

Onların üstünde, Platon’un bekçiler adını
verdiği, savaşçılar sınıfı vardır.

Platon en büyük dikkatini bekçilerin
eğitimine gösterir. Bu eğitim soyluluğun eski disiplin uygulamasına, yani beden
eğitimi ve musikiye dayanır.

Savaşçıların kendi malları olarak ne
toprakları ne de kadınları olur.

Birinci sınıf (…) yüksek yönetici-filozoflardan
oluşan sayıca pek küçük bir sınıftır.

7

Platoncu
Güzellikler ve Hayaller

Platon’un felsefesinde idealar sözcüğü
aklımızın düşüncelerini değil, bizim dışımızda nesnel olarak varolan o kusursuz
varlıkları (…) adlandırır.

İdealar dışında hiçbir şey yoktur. /
Yanılsamadır hepsi…

Platon’a göre, bir yanda algılanabilir
dünya, yokluğa batan madde dünyası vardır; öte yandan ise ruhun doğrudan
düşünce yoluyla tanıdığı dünya, tek Gerçeklik olan ideal Biçimler dünyası. (s.
110)

“Eğer ruh bedenden tertemiz ayrılır, bu
bedenden kendisi ile birlikte hiçbir şey götürmüyor ise, bunun nedeni yaşam
boyunca onunla gönüllü hiçbir alışveriş sürdürmemesi, tersine her zaman ondan
kaçmaya ve kendi içine dalmaya çalışması, tek özeni buna göstermesidir… Böyle
davranan ruh, felsefe yapmaktan, yani aslında, acısız ölmeye alışmaktan başka
şey yapmaz. Ölüme hazırlanmak değil midir bu?”

Platon “Bedenimiz bizim mezarımızdır” der
Gorgias’ta.

Platon’un sağlığında Atina’da gerçekten
şiddetli bir ekonomik bunalım patlak verdi.

IV. yüzyılın sonunda yapılan bir Attika
nüfus sayımında, Atina’da 21.000 özgür yurttaş ve silah taşıyacak durumda
10.000 yerleşik yabancının (metek) hizmetinde 400.000 köle vardı…

Atmalılar için köle sahibi olmak su içmek,
yemek yemek ve uyumak kadar doğal…

Platon’a göre kölelik sonuç olarak bir
gerçekliktir.

Kölelerin varolduklarını bilir ve
haklarında başka hiçbir şey bilmek istemez.

Platon’dan itibaren zanaatçı demek olan
banausos sözcüğü alçak ve bayağı ya da aşağılık anlamına gelir: zanaatla ilgili
her şey, her türlü el işi, ruhu da bedeni de tamamıyla bozmaktadır.

Hıristiyanlık yolunda bir evredir bu.

Şiir sözcüğü Yunancada şiir anlamına bile
gelmeden önce uydurma ve yaratma demekti.

8

Aristoteles ve Canlı Varlıklar

Aristoteles İ.Ö. 384’te, Trakya kıyısındaki
Yunan kenti Stagiros’ta doğdu. Çocukluğunu Makedonya’nın başkenti Pella’da
geçirir. Aristoteles’in babası Nikomakhos orada hekimdi ve Makedonyalı
Philippos’un babası kral Amyntas’ın dostuydu.

Aristoteles on yedi yaşında (…) Platon’un
okulu Akademia’ya girer. Platon o zaman 60 yaşındadır. Aristoteles, Platon
ölünceye dek Akademia’da kaldı. Daha sonra Assos’ta Hermias’ın yanına gitti. İlk
doğal tarih araştırmalarını burada yaptı.
Hermias’ın
evlatlık kızı, prenses Pythias ile evlendi.
Pythias’dan
da bir kızı vardır. Prenses Pythias’ın ölümünden sonra, Aristoteles uzun süre
Herpyllis adında bir yosmayla nikâhsız yaşadı. Herpyllis ona Nikomakhos adında
bir oğul verdi.

Philippos’un davetiyle İskender’e ders
vermek üzere Makedonya’ya gitti.

İskender, Aristoteles’ten hiç değilse llyada’yı
sevmeyi ve hiçbir zaman ondan ayrılmamayı öğrendi.

Aristoteles, Philippos’un öldürülmesinden sonra,
Atina’ya döndü. Kendi okulu olan Lykeion’u kurdu. Burada 12 yıl ders verdi. İskender’in
ölümü üzerine Atina’dan ayrıldı. O da Sokrates gibi dinsizlikle suçlanıyordu. Okulu,
öğrencisi Theophrastos’a bıraktı. Bir yıl kadar sonra da mide hastalığından dolayı
vefat etti.

Aristoteles’in yapıtlarının bütünü içinde
biyoloji kitapları elimizde bulunan Aristoteles kitaplarının yaklaşık üçte
birini oluştururlar.

Bugün daha doğru olarak Hayvanlar Üzerine
Araştırmalar adı verilen Hayvanlar Tarihi’nin dokuz kitabında (bunlar gerçek,
onuncusu uydurmadır) bilginin bolluğu, sabrı ve çoğu zaman güvenilirliği açıkça
görülür.

Bundan sonra gelen öbür iki önemli yapıttan
birinin adı Hayvan Organları’dır, diğeri Hayvanlarda Üreme Üstüne’dir.

Ruh Üstüne

Bu kitap gerçekten de tam bir biyoloji
kitabıdır: tüm hayvanların araştırmasına adeta önsöz olur.

Aristoteles bu ad altında yalnız insan
ruhunu inceleyen filozoflara açık açık karşı çıkar. Ona göre ruh tümü ile
hayvansal yaşamın ana öğesini temsil eder.

“Zeus, diye yazar, buğday büyüsün diye
yağmur yağdırmaz, zorunluluk yüzünden yağdırır. Çünkü yukarı çıkan buharların
soğuması, soğuyunca da, suya dönüşmesi ve düşmesi gerekir. ”

“İnsan, doğası ve özü tanrısal olduğu için
dik durması gereken tek hayvandır. En üstün tanrısal varlığın -insanın- işlevi
ise düşünme ve akıllılıktır.”

O, zekâyı canlı varlıkların bedensel yapısı
ile bağlantıya sokar. Hayvanı yere yaklaştığı ya da ondan uzaklaştığı ölçüde
zekâ edimine yakın ya da uzak gösterir.

Aristoteles biyolojisinin özgünlüğü
derlenen olgular arasında yapılan sürekli karşılaştırmada yatar. Bu
karşılaştırma belirgin bir benzeşim öğretisine dayanır. Aristoteles türdeşlik
de dediği yapı benzeşi- mini dikkate alır. Örnek: balığın pulu, kuşun tüyüdür,
dört ayaklının kılıdır.

“Bitkilerde hayvansal yaşama doğru sürekli
bir yükselme görülür. Örneğin denizde birtakım varlıklara rastlanır ki bunların
bitki mi yoksa hayvan mı olduklarına karar vermek güçtür.”

Aristoteles’in biyoloji yapıtlarını okumak
Platon’u okumak gibi coşku vermez. Aristoteles bir söz büyücüsü, hocası gibi
geniş anlamda bir şair değildir.

Aristoteles hümanizması sonuçta, bitkiden
başlayarak, tüm hayvan türlerinde ve bir bütün olarak insanda, canlı varlığı
aklın aydınlığına götüren bir akış, bir yaşam zenginliğidir.

9

İskender’in Dehası ya da Kardeşlik

Babası Philippos keskin zekâsı ve baş eğmez
enerjisiyle Atina’yı, Demosthenes’i ve Yunanistan’ı yenmişti. (Philippos) Hiçbir
ahlaki duraksama işini asla engellemiyordu: Şehvetle yalan söylüyor, büyük bir
zevkle sözünü tutmayabiliyordu.

İskender ise ciddi bir yargıç gibi,
Philippos’un bu kalıtı içinde seçimini yapmıştı.

Onun için talihini göz önüne almak önem
taşımıyordu, her zaman kazanacağından emindi.

İskender Asya tahtını fethe çıkmadan önce
Avrupa’da, arkasında yenilmez gücüne inanamayan hiçbir hasım bırakmamaya dikkat
etti.

İskender, kendininkinden elli kat daha
büyük ve yirmi kat daha nüfuslu bir imparatorluğu fethetmek ya da yıkmak için
yalnızca yaklaşık otuz bin piyade ve bin sekiz yüzü Makedonyalı olmak üzere beş
bin süvari götürüyordu.

III. Darius’un bazen 20 bazen 50 kat daha
kalabalık orduları vardı. Ama asker sayısı ne ifade eder? İskender yeneceğine
kesin olarak inanıyordu.

İlk karşılaşma (334’te) Granikos’un
kıyılarında meydana geldi.

Küçük Asya’daki (Anadolu yarımadası) Yunan
kentlerinden çoğu teslim olmaya başladılar.

Pers ordusu I.Ö. 333 yılında İssos’ta
(İskenderun yöresi) İskender’in ilerlemesini ikinci kez durdurmaya çalışır.
Darius’un kumanda ettiği ordu, Arrianos’un söylediğine bakılırsa 600 bin
kişiliktir. İskender bu savaşı, savaş alanında gördüğü Darius’un üzerine
saldırarak kazanır. Darius’un kaçmaya başlamasıyla birlikte ordu dağılır. Yüz
bin asker öldürülür.

İskender önce Suriye’ye, sonra Fenike’ye
girer.

Zapt edilmez bir yer olarak bilinen Tyros
(Sur, Fenike şehri), onun ada-kaleye girmesine karşı koyar. Yedi ay süren
muharebeden sonra şehir düşer.

İskender güneye doğru yeniden yola koyulur.

Filistin’in en büyük kenti Gaza’da
direnişle karşılaşır. İki ay süren kuşatmadan sonra şehir düştü ve sonrasında
şehir halkı kırandan geçirildi: kadınlar ve çocuklar köle olarak satıldı,
erkekler ise kılıçtan geçirildi.

İskender, 332 yılının sonlarında Mısır’a
ulaştı. Bir Memphis tapınağında, tanrılara kurbanlar sundu. Bu sayede Mısır
rahiplerinin bağlılığını kazandı.

Memphis’den çok uzakta ve engellerle dolu
bir çölde kurulmuş bir kâhinli tapınağa gider. Kâhinden öğrenmek istediği
nedir? Kaynaklardaki bilgiler bu konuda birbirini tutmaz.

Tapınağın muhafızı rahip tarafından “Ammon’un
oğlu” adıyla selamlandı.

Neydi sorusu, ne cevap aldı? Tapınaktan
çıkınca dostları tarafından sıkıştırılan İskender sadece susarak karşılık
verdi. Ama bu sessizliğin söylediklerini kim duymaz ki?

…deniz kıyısı boyunca giden İskender bir
balıkçı köyünün yakınında ve Pharos (Faros) adacığının karşısında kendisine
elverişli gibi görünen bir limanın yerini gösterdi. Orada bir kent kurmaya
karar verdi; bu kent (…) sonraki yüzyıllarda doğunun geleceği ile batının
geleceğinin buluşup birbirlerine karışacakları başkent haline geldi.

331 yılının ilkbaharında yeniden Darius’un
peşine düşer. Darius Gaugamela ovasında Arrianos’un tahminine göre 40 bin
süvari ve bir milyon piyade toplar.

Süvarisinin başında bir kez daha bu
inanılmaz asker kütlesinin ortasına dalan, İskender zaferi kazandı. Savaş büyük
bir toplu katliamla sonuçlandı. Makedonya tarafında yalnızca yüz kadar ölü
vardı. Pers tarafında ise yüzbinlerce ölü.

Tarih yıkıldı.

Darius dağlarda gözden kaybolmuştu.
Olympias’ın oğlu kadınların alkışları arasında gidip Babil’i aldı. Asya kralı
unvanını kazandı.

Askerlerinin Persepolis’i yağmalamalarına
izin verdi. Böylece İ.Ö. 480’de Atina’da yaşanan yıkımın intikamını almış oldu.

Darius yine kaçmıştı. İskender dağlar ve
çöller arasında at sırtında çılgınca onu izliyordu. Makedonyalı bazen gece
gündüz at koşturuyordu. Sonunda kaçağı yakaladı. Köpeğinden başka herkes
tarafından terk edilen Darius can çekişir halde yolun kenarında yatıyordu.

İskender hasmının dokunaklı sonuna ağladı.
Katili işkence altında öldürttü ve Darius’u tüm krallık törenlerini yerine
getirerek atalarının mezarına gömdürdü (İ.Ö. 330).

Hazar Denizi’nin doğusundaki ülkeleri
fethetmek için üç yıl geçirdi.

İskender dünyanın doğudaki ucuna varmayı
düşlemekteydi.

Büyük ata Kyros’un mezarını araştırır ve
Pasargad’da bulur. Günahkâr ellerin zarar verdiği mezar taşı yazısını okur ve
onartır. Bu yazıt şöyle diyordu: “Perslere bu imparatorluğu fetheden ve Asya’da
hüküm süren Kyros’um ben, anıma yapılan bu mezarı bana çok görmeyin.”

Büyük bir ordu toplar İskender, 327 yılında
Hindukuş dağlarının sarp geçitlerini aşar; yukarı İndus’un bir kolu olan Kâbil
vadisine açılır. Bu yolu takip ederek Hindistan topraklarına girer. Sefer
sırasında Baktriana (Belh) beyinin kızı Roksana ile evlendi.

Bir kıta gibi geniş bu yeni ülkede her şey
kolay değildir. Kral Poros savaş verir. Kolay olmaz ama İskender yine kazanır.

İskender Hindistan’da çilecilerle
karşılaştı.

Adı Brahman anlamına gelen çileci
Kalyana’yı da tanıdı.
İskender, isteği üzerine
ona bir odun yığını hazırlattı; Kalyana bu yığına çıktı ve tek yakınma sözcüğü
etmeksizin alevler arasında öldü.

İskender Indus bölgesini geçici olarak
egemenliği altına almakla yolunun sonuna geldi. İskender, Pencap ovasında durdu
(İ.Ö. 327).

Babil’e döner, imparatorluğunu örgütler.

Birtakım komplolar kurulur, birtakım gizli
fesatlarla kralı öldürmek isterler.

Yunanlı ile Barbar arasındaki ayrımı
silmek, İskender’in en gö- züpek rüyası işte buydu; bir Mısır tapınağının
derinliğinde onunla konuşan şu tanrının çağrısı üzerine, fethetmiş olduğu rengârenk
dünyanın, antik toplumun birliğine hizmet etmeye giriştiği ana ilke işte buydu.

İskender, Yunanistan’ın öcünü almak için
Yunanistan ile Makedonya’yı birleştirir. Ama başta Mısır, sonra dünyanın öbür
ucu olmak üzere barbar dünyasına gömüldükçe bu doğu dünyasının büyüklüğüne
kapılır.

Tanıdığı, savaştığı, boyunduruk altına
aldığı tüm insanların insanlığına kapılır.

İ.Ö. 323 yılı haziranında, İskender
Babil’de idi. Yeni bir seferi, Arabistan’ın fethini düşünüyordu. 33. yaşında,
13 Haziran’da bir humma nöbeti sırasında ölür.

10

Düzen
Maskesi Altındaki Kargaşa

İlk
İki Ptolemaios

İskender’in ölümünden sonra Yunan uygarlığı
kayboluyordu. Bunun yerine Hellenistik uygarlık belirmeye başlamıştı. Artık
Akdeniz kıyılarında ve yakın doğuda demokratik siteler yoktur. Bunun yerine
hanedanlıklar tarafından yönetilen devletler vardır.

Bu yeni dönemin en çarpıcı olgusu halkın
ortadan silinmesidir.

Artık özgür yurttaşlar yoktur. Yalnız bir
uyruklar kalabalığı vardır.

Yönetici sınıf kalabalıklaşmış, buna bağlı
olarak yöneticilere yaltaklık eden bir asalak sınıf ortaya çıkmıştır.

Hellenistik dünyanın en büyük liderleri
Lagides hanedanının ilk iki hükümdarı olan I. ve II. Ptolemaios’tur.

I. Ptolemaios, tam bir sonradan görmedir.

Ptolemaios, İskender’in seferlerinde kralın
en parlak generallerinden biri değil, en güvenilir danışmanlarından biri oldu.

İskender’in ölümünden sonra fethedilen
toprakların generallerin yönetimi altında paylaşılması fikri ona aitti. Bu
düşüncesini kabul ettirip Mısır’ın yönetimini kendine mâl etmeyi başardı. İ.Ö. 323
yılı kasımında Mısır’a hareket etti.

Mısır topraklarının güvenliğini
sağlamlaştırmak için Kıbrıs açıklarında, Atina’ya hükmeden Demetrios’un
donanmasıyla çarpışır ve ağır bir yenilgi alır. Ancak pes etmez, hazırlıklarını
yapar ve yeni bir donanmayla birlikte Yunan sahillerinde belirir. Atina halkını
Demetrios’a karşı ayaklanmaya kışkırtır. Bunda da başarılı olur. Demetrios’un
tahtı yıkılır ve böylece Diadokların savaşı sona ermiş olur.

Ptolemaios, Mısır halkını Yunan kültürüne
entegre etmeye çalıştı. Mısır tanrılarının isimlerini çağrıştıran Serapis adını
verdiği karma bir tanrı seçti. Yunan ve Mısır geleneklerini ortak bir havuzda
toplamaya çalıştı ancak bunda başarılı olamadı. Ancak Serapis saygı görmeye
devam etti.

Ptolemaios’un ilk karısından birçok
çocukları olmuş, bunlar arasında bir oğula gerek vahşi karakteri, gerek bu
karakterin sertliğini sergileyen cinayetler nedeniyle Ptolemaios Keraunos (yani
Yıldırım ve Gök Gürültüsü) lakabı takılmıştı.
Dalkavuklar,
Ptolemaios’un diğer oğlu Philadelphos’un iyi huylarını öne çıkarıp hanedanın
ona kalmasını istiyorlardı.

Ptolemaios, Keraunos’u Mısır’dan sürer ve
hanedanı Philadelphos devam ettirir. Makedonya’ya sığınan Keraunos orada rahat
durmaz, çeşitli entrikalarla tahtı ele geçirir.

Ptolemaios ölümden çok korkuyordu.

Hakkında o zamanın bir tarihçisi şöyle
yazar: “O kadar şımarık idi ki hep yaşamayı umuyor ve ölümsüzlüğün sırrını
yalnız kendisinin bulmuş olduğunu söylüyordu.”

11

Kitapların
Saltanatı

İskenderiye
Kütüphanesi ve Müzesi

İlkçağın sonuna doğru yaklaşık yüz
kilometre karelik bir alanı kaplayan geniş İskenderiye kenti çok çabuk ve
tümüyle taştan inşa edilmişti.

Ptolemaios Sôter Kudüs’ü alınca binlerce
Yahudiyi İskenderiye’ye sürdü: Denildiğine göre, kuruluşundan elli yıl sonra
İskenderiye’nin nüfusu üç yüz bini bulmuştu. O zaman dünyanın en kalabalık
kentiydi. Hıristiyanlık çağının başında nüfus bir milyona ulaşmış gibi
görünmektedir.

Ptolemaios Sôter başkentini zamanının büyük
kültür merkezi haline getirmek, bu konuda üstünlüğünü Atina’nın elinden almak
istiyordu. Aristoteles’in öğrencisi olan Phaleron’lu Demetrios İskenderiye’deydi
ve onun da katkılarıyla müze kuruldu. Müze sözcüğü Yunan topraklarında
Pythagorasçıların evleri için kullanılıyordu (bu evler yeri geldiğinde bir tür
manastır ama daha çok araştırma laboratuvarı olarak kullanılırlardı). Bundan
başka Theophrastos, Lykeion’da, İskenderiye Müze’sinin öncülü kabul
edilebilecek olan bir Mouseion kurmuştu. Burada derslikler ve öğretmenler için
konutlar bulunuyordu. Aristoteles’in kurduğu ünlü kütüphane de burada
saklanıyordu.

Müze’de ders ve çalışma salonları, Müze’de
kalanlar, yani öğretmenler için odalar ve ortak bir yemekhane vardı. Zamanla ve
özellikle doğal bilimlere düşkün Philadelphos’dan itibaren, bahçelerde bitki ve
hayvan derlemeleri, sonra basit bir gözlemevi, en sonu teşrih salonları ortaya
çıktı. Yani Müze ilk üniversite demekti.

Demetrios Kütüphane için çok sayıda kitap
alımları yaptı. Ptolemaios Philadelphos onun isteği üzerine Theophrastos’un mirasçılarından,
Aristoteles’in kütüphanesi yeniden satın aldı.

Philadelphos’un saltanatının sonunda resmi
bir rapor sayıları doksan bini bulan kopyalardan ayrı, Müze’de dört yüz bin
cilt kitap varlığını saptamaktaydı.

Milattan önce 47 yılında, Sezar’ın Mısır’daki
savaşı döneminde, kütüphanede yedi yüz bin cilt kitabın bulunduğu söylenir.

Mısırlı olan Rahip Manethon (Maneton)
Kütüphane’deki yapıtlardan yararlanarak Yunanca bir Mısır Eski Yapıtları
elkitabı yazmıştır. Yine, Kaideli bir rahip olan Berosos, Kaide Eski
Yapıtlarını yazıyordu.

En önemli çeviri Eski Ahid dediğimiz
Yahudilerin kutsal kitabının Yunan dilindeki çevirisi olup Septuagint denilen çeviri oldu.

Kuruluşlarından bir buçuk yüzyıl sonra Müze
ve Kütüphane ağır bir bunalımla karşılaştı. VIII. Ptolemaios’un ya da
uyruklarının Kakergetes dedikleri, II. Euergetes, çok iğrenç cinayetlerin faili
idi. Öz oğlunu boğazlamış ve parçalarını doğum gününde armağan olarak karısına
yollamıştı. Başkentinden kovulduktan sonra, bir iç savaş sayesinde oraya geri
döndü. İskenderiye’yi ateşe ve kana buladı. Müze’deki bilginleri sürdü ve
dağıttı.

Hıristiyanlığın gelişmesiyle birlikte müze
iyice geriledi.

Kütüphane ilk olarak 47 yılında Sezar’ın
Mısır savaşı sırasında yakıldı. Tarih kitapları bunu reddeder. Zira Sezar, yangının
zararlarını gidermek ve Kleopatra’ya hoş görünmek için, Pergamon
Kütüphanesinden Mısır kraliçesine iki yüz bin cilt kitap armağan etmiştir.

İskenderiye, sürekliliği sayesinde, ilkçağ
ile modern zamanlar arasında atılan bir köprünün ilk kemerini oluşturdu.

Eukleides, Perge’li Apollonios ve Hipparkhos
gibi I.Ö. III. ve II. yüzyılların büyük matematikçileri Müze’de yaşadılar ve
ders verdiler.

Arkhimedes, Müze’de eğitim görmüş ve
kitaplarını İskenderiye’de çıkarmıştır. Samos’lu Aristarkhos da Müze’de ders
verdi.

12

İskenderiye
Bilimi

Samoslu
Aristarkhos ve Astronomi

İskenderiye dönemi, bilimin en canlı serpilme dönemidir.

Samos’lu Aristarkhos İ.Ö. 310’dan 230’a
kadar, ilk üç Ptolemaios’un saltanatı döneminde yaşamıştır.

Elimizde sadece “ Güneşin ve Ayın Büyüklüğü
ve Uzaklığı Hakkında” başlıklı bir yapıt bulunmaktadır. O bu yapıtta, hem de
ilkçağda ilk kez, Güneşin Dünyadan çok daha büyük, aşağı yukarı üç yüz kat daha
büyük olduğunu savunur. (Aslında, bir milyon üç yüz bin kattır.).

Aristarkhos’un sistemi ana hatlarıyla
şöyledir: Dünya bir günde kendi çevresinde döner ve bir yılda, dairesel bir
yörüngeye göre Güneşin çevresinde dolanan bir gezegen olarak tasarlanır.

İlkçağın sonunda yermerkezciliğe ve
Dünyanın hareket etmediğine ilişkin bu çifte dogma kendini kabul ettirir. İ.S. 2.
yüzyılda yaşayan ve yeni hiçbir katkıda bulunmadan, o tarihteki astronominin
durumunu özetleyen Batlamyus’un (Vatlamyas) sistemi bu dogmayı Ortaçağa ve
Katolik Kilisesi’ne taşır. Katolik Kilisesi 19. yüzyıldan önce bu konuda
yenilgiye uğramaz.

Hipparkhos çok büyük bir addır.

…özellikle bir gözlemcidir. Henüz ilkel
birtakım aletlerle yıldızların doğru bir haritasını çıkartmak gibi devasa bir
iş başarmıştır.

Hipparkhos’un haritası sekiz yüz elliden
fazla yıldız içermekteydi.

Hipparkhos’dan sonra astronomide artık
keşifler yoktur.

Romalılar faydasız buldukları bu bilimle
hiç ilgilenmediler.

13

Coğrafya

Pytheas
ve Eratosthenes

Pytheas, Marsilyalıdır.

Gezisi İskender’in saltanatının son
yıllarına rastlar.

Pytheas’m amacı Kalay ve Amber yolunu ve
Manş (Kalay Denizi) ile Kuzey Denizi (Amber Denizi) boyunca uzanan ülkeleri
keşfetmekti.

Yolculuğu İ.Ö. 328 ve 321 tarihleri arasına
düşer.

Kalay ülkesi Cornwall’dır.

Pytheas’ın yapıtı kayıptır. Biz onu ancak
ondan bol bol yararlanan coğrafyacı Strabon dolayısıyla tanırız.

Pytheas, bugün Gulf Stream dediğimiz,
tropik bölgelerden gelip Kuzey Atlantik’in sularını ısıtan okyanus akıntısını
görmüştür.

Pytheas sekiz aylık gezi, ama yalnızca yüz
on beş-yüz on altı günlük deniz yolculuğundan sonra, ekim ayında Marsilya’ya
döner.

Eratosthenes İ.Ö. 275 yılında Kyrene’de doğdu.

Atina’ya felsefe öğrenmeye de gitti.

Felsefenin Tarihi adında bir yapıt yazdı.

…aynı zamanda şairdi. Çağının bilimini
şiire sokar. Şiirsel yapıtının adı Hermes’di.

İskenderiye’ye çağrıldı ve hayatının son
kırk yılında kütüphaneyi yönetti.

Ertosthenes, dünyanın bilimsel bir
haritasını yapmaya çalıştı.

Enlem ve boylamda bilimsel olarak saptanmış
olan bütün “noktalar”ı topladı.

Elinde zaten bir miktar nokta olan Eratosthenes
ekvatora paraleller ve meridyenler çizerek haritasını yapar.

Eratosthenes okyanusların karaların
içerisinde kapalı denizler gibi değil de, tek başına deniz olduklarını ve
kıtaların onun içine adalar gibi yerleştiklerini bilmektedir. Hint Okyanusu ile
Atlantik’in gelgitlerinin benzerliğini belirtir ve bundan İspanya’dan
Hindistan’a deniz yolculuğu yapılabileceği sonucunu çıkarır.

…yerkürede iklimsel bölgeleri ayırt eden de
Eratosthenes’dir.

Eratosthenes en sonu, yerkürenin çevresini
ölçmeye çalışır. Sadece 50 kilometre yanılarak 40.050 kilometre sonucuna
ulaşmıştır.

Eratosthenes coğrafya araştırmalarını
Geographica adlı bir yapıtta ele almıştı; bu yapıt kayıptır,

Nihayet, Eratosthenes’in Julien takvimi
dediğimiz -çünkü Sezar birinci yüzyılda zorunlu tutmuştu- takvimi buldu. Bu
takvim, dört yılda bir bir gün ekleme sistemiyle birlikte yılı 365 gün ve
24:6=4 saatlik bir çeyrek günden oluşuyor.

14

Hekimlik

Arkhimides Üstüne Notlar Heron ve “Buhar Türbini”

Ölümden sonra bedenin teşrihi Yunanistan’ın
her yerinde kesinlikle yasaktı.

Müze’deki bilim adamları için teşrih yasağı
hemen kaldırıldı. Birçok tanıklık, bilim adamı Herophilos’un tıp derslerinde açıkça insan cesetleri teşrihleri
yaptığını bize gösterir.

Herophilos ilk iki Ptolemaios’un
saltanatında Müze’de tıp dersleri verecek ilk kişiydi.

Herophilos böyle açıkça altı yüzden çok
ceset teşrihi yaptı

…bunların sonuçlarını, başta Anatomica’ları
olmak üzere, yapıtlarında yayımlamıştır. Ama bugün bunların hepsi kayıptır.

Herophilos sinir sisteminin merkezinin
beyinde olduğuna inanmıştır. Bu konuda bilgisini iyice ilerletti. Beyin ile
omuriliğin ilişkisini saptadı.

Herophilos’un çağdaşı Erasistratos, fizyolojinin
kurucusu olarak adlandırılmıştır.

Yapıtları kayıptır.

Roma döneminde hekimler hep Yunanlılar arasından
çıkar.

Arkhimedes (…) nesnelerin sadece bir biçim
ve boyutlardan ibaret olmadıklarını da biliyordu: bu nesneler onları iten ya da
dengede tutan birtakım güçlerin etkisi altında hareket ediyordu.

Ünlü Eureka
çoğu kez denildiği gibi, Arkhimedes ilkesinin keşfi konusunda değil de,
metallerin özgül ağırlıklarının keşfi konusunda söylenmiştir.

Arkhimedes yine de sadece büyük bir bilgin
değil, bir makine sevdalısıdır.

Mısırlılarda bataklıklarını kurutmaya
yarayan hidrolik vidayı geliştirmiştir.

İ.Ö. 212 yılında, Romalılar Syrakusa’yı
kuşattıklarında icatlarıyla kentin savunmasını tahkim etmiş ve kuşatmanın üç
yıl uzamasını sağlamıştır.

Arkhimedes Syrakusa kuşatması sırasında,
uğraştığı bir problemin çözümünü bulmaya dalmışken bir Romalı asker tarafından
öldürülmüştür.

Heron (İ.Ö. 150-100), salt kuramsal
yapıtlarından başka, İskenderiye’de kurduğu mühendislik okulunun da başında
bulundu.

…denetim altına alman buharın özelliklerini
keşfettiği için, Heron çok daha şaşılası bir keşif tasarladı: buhar türbininden
başka bir şey olmayan aeolipilae’dir bu.

Eskiler bununla ne yaptılar?

Hiç, ya da hemen hemen hiç.

…bu kullanışsız buhar makinesi öyküsü ibret
vericidir. Bundan alınacak ders şu ki uygarlıklar gelişmelerinin bazı
eşiklerini ancak yükseliş halinde kitle arzusu ile aşarlar.

15

Şiire
Dönüş: Kallimakhos

Rodoslu
Apollonios’un Argonautika’sı

Kallimakhos yeni İskenderiye şiirinin
kralıdır.

Yapıtların büyük bölümü kayıptır.

Kütüphanede görev yapmış bir süre. İtibarlı
bir şairdi. Genç bir şairin dikkat çekmek için onu hicveden şiirler yazması
gayet doğaldır. Rodoslu Apollonios’un popülaritesi biraz da buna dayanır.

Apollonios’un Argonautika’sı homerik bir
şiirdir.

İlk bölüm Apollon’a bir yakarma ile açılır.

Sonra bir kahramanlar kataloğu çıkarır.

Sonra veda ve kurban sahneleri ile eski
destandan taklit edilen öbür zayıf bölümler gelir.

İlk önemli bölüm Lemnos’da kalış bölümüdür.

Lemnos’lu kadınların bir toplu kıskançlık
bunalımı sonucu kocalarını ve dahası, çocuklar dâhil, adanın tüm erkek nüfusunu
öldürdüklerini öğreniriz.

Argonot’ların gelişi onları korkutur.

Sonraki macera da Odysseia’dan alınma “peri
masalı”dır.

Argonauyika’nm II. bölümü şiire yeni bir
şey getirmez.

Apollonios bir epik şiiri art arda bir
maceralar toplamı olarak yaratabileceğini düşünmüş, Odysseia’nın da böylece
oluştuğunu sanmıştır.

III. bölüm aşk şiirinin Musa’nın Erato’ya
bir yakarmasıyla başlar.

IV. bölüm Argonotların sonu bir türlü
gelmeyen, Avrupa’ya dönüş yolculuğunun anlatımıdır.

Argonautika tam bir başarısızlıktır.

16

Theokritos’un
Cenneti

Theokritos. Tatil şiiri.

Theokritos gerçek anlamda katıksız bir
edebiyat adamı değildir ama yalnız bir halk geleneğine yazınsal yaşam vermesi
bakımından değil, onu kırsal mim içinde sürdürmesi, bir edebiyat geleneği
kurması bakımından bir edebiyatçıdır.

17

Başka
Kaçışlar

Herondas
ve Gerçekçi Mim

Yunan
Romanı Dephnis ile Khloe

İnsanların, var olan dünyada yaşamalarına
yardım etmek, bu dünyaya karşı koymak ve onu değiştirmek -işte Yunan edebiyatının
başlarda ilk amacı buydu.

Herondas hakkında çok az şey biliyoruz.

Mim: sade konuşmalarla gerçekliği yansıtmak
isteyen eski bir Sicilya türü…

Herondas mimlerini skazon, yani aksak
iambos denilen alabildiğine çirkin, garip bir şiirle yazarak türü yenileştirdi.

Herondas mimlerinin en iyisi şu Kadın Tüccarı’’dır.
Mimin kahramanı bir genelev patronudur. Adı Battaros’tur.

Thales adında bir delikanlı gece gelip
genelevin kapısına dayanmış, patronu dövmüş ve kızlarından birini kapıp
gitmiştir. Sahne mahkemede geçer. Herondas’ın bize sunduğu şey sayın davacı Battaros’un
suçlamasıdır.

Yunan edebiyatı, Homeros’dan Bakkbalar’a ve
Arkhimedes’e kadar her şeyden önce bir Logos’tu, bir Söz’dü. Bu edebiyat
işitilmek için vardı, yaşanmak için vardı. En azından varoluşunun en önemli
tarzı buydu. Herondas ile artık kendini duyurmak isteyen Söz yoktur. Artık
sadece gerçeğin, hem de kaba gerçeğin taklidinden hoşlanan bir edebiyat vardır.

Roman birdenbire ve artan sayılarda
gelişir. İ.S. II. yüzyıla doğru olup biter tüm bunlar.

Yunan romanı, ıvır zıvır konulardan
oluşturulmuştur.

Örgüsü bayağıdır. Her zaman maceralarla
karışan ve bozulan bir aşk hikâyesidir (bu öykülerde birçok iyi yürekli haydut
vardır), her şey en ibretlik biçimde, en mutlu bir sonla biter.

Dapbnis ile Khloe

Yapıt kusursuz değildir. Bizce Yunan
romanını berbat eden ucuz yöntemlerden bazılarını kullanır.

Yapıt kuşkusuz şehvet içerir. Peki, insan
aşkı anlatmaya sıvanıyorsa, nasıl öyle olmasın?

18

Epikuros ve İnsanların Kurtuluşu

Epikuros zamanının insanları için sadece
bir dost olmak istedi.

Epikuros Platon’dan aşağı yukarı bir yüzyıl
sonra, IV. yüzyılın tam sonu ve III. yüzyılın ilk üçte birlik bölümünde yaşadı.

Yapıtlarının sayısı hemen hemen üç yüze
ulaşmaktaydı. Ne var ki bunlardan geriye sadece üç mektup ve seksen aforizmayı
içeren bir parça kalmıştır.

O insanları boş korkulardan, atalardan
kalma boş inançlardan kurtarmış, onlara dingin bir yaşam vermiştir; bir
kurtarıcıdır o.

341 yılında, öğretmen olan Atinalı bir
toprak sahibinin oğlu olarak Samos’da (Sakız) doğmuştur.

İskender’in ölümünden sonra, Epikuros
yıllarca sürgünde ve yoksulluk içinde yaşadı.

Doğuştan hastaydı. Sindirim sisteminden
rahatsızdı. Buna karşın bütün insanlar gibi mutlu olmak için yaratıldığını
bilir.

306 yılı yazında, otuz beş yaşında, gelip
Atina’ya yerleşir.
Bahçe’yi satın alır.
Ölümüne dek çiçekler dikili bu basit bahçede ders verecektir.

Atina’da, 307’den 261’e kadar, kırk altı
yıl savaş ve yer yer ayaklanmalar vardı.

Kan, yangınlar, katliamlar ve yağmalamalar;
işte Epikuros’un yaşadığı zaman.

Ekonomisi çöken bu dünyada, yeni bir tanrı ve tapınımın ortaya çıktığı görülür. Adı Talih
demek olan tanrıça Tykhe keşfedilir.

Epikuros’un girişimi buna da karşılık
verecektir.

Platon’un zamanında toplumun ortak
kurtuluşunu istemek henüz mümkün görünüyordu. Epikuros’un zamanında ise, artık
sadece her insanın bireysel kurtuluşu istenebilir. Epikuros’da asla örnek site
sorunu yoktur, sadece her insanı hemen kurtarmaya çalışmak sorunu vardır.

Epikuros insanların mutsuz olduklarını
görür. Oysa insanlar haz almak için yaratılmışlardır.

Zevk her an elimizin altındadır. Ama korkar
insanlar.

İlk korkumuz, asıl korkumuz ölüm
korkusudur.

Birincisine bağlı bir başka korku daha
vardır; tanrı korkusudur bu.

Epikuros insanları bu korkulardan
kurtarmaya yönelir.

Epikuros maddeye artık tartışılmaz
gerçekliğini geri verir.

…dünyada sadece nesneler, boşlukta devinen
ve birbirini bütünleyen atomlardan oluşan varlıklar vardır.

Güneşi, toprağı, gezegenleri ve yaşamı ile
dünyamız sadece evrenin sayısız dünyalarından biridir.

Epikuros’un fiziği böyledir. Çok basittir
bu fizik.

Epikuros tanrılara inanır. Ama deyim
yerindeyse onları insan yaşamından tasfiye eder.

“Hiçbirinin bize gereksinimi yoktur” diye
yazar Epikuros. “Biz de değerlerimizle onların iyiliklerini elde edemeyiz.”

Epikuros, elimizde kalan mektuplarından
birindeki kesin bir kanıtında ölümün bizimle hiçbir ilişkisinin olmadığını
gösterir: “Biz burada oldukça ölüm yanımızda değildir ve o çıkagelince, artık
biz burada olmayız.”

“Dostluğu doğuran hayatın
gereksinimleridir. Bununla birlikte dostluğu oluşturan ve sürdüren şey tam
mutluluğa ulaşan insanlar arasındaki yaşam ortaklığıdır. ”

Epikurosçuluk I.S. IV. yüzyıla kadar
yaşadı.

Civilisation
Grecque

Türkçeleştiren: Kerem Kurtgözü

Evrensel Basım Yayın

Ekim 2004