ANALİTİK

334

 

ANALİTİK

 

Analitik terimi daha
çok Kant felsefesinde sentetik (synthetic) terimiyle karşıt anlamda
kullanılmaktadır. Sıfat ve İsim olarak kullanıl­ması halinde farklılıklar
gösterir.

Kant bilginin
kavramlar, yargılar, akıl yürüt­meler olmak üzere üç unsuru ve bunları karşı­layan
duyarlık (sinnlichkcit), anlık (müdrike, verstand) ile akıl (vernunft) şeklinde
üç mele­kenin bulunduğunu İleri sürer. Yargılar apri­ori ve aposteriori olarak
ikiye ayrılır. Bu yargı­lardan a priori olanlar analitik, a posteriori olanlar
hem analitik, hem sentetiktirler.

Analitik yargılar
kavramları açıklamaya, on­ların tanımında saklı niteliği açığa çıkarmaya hizmet
eder. Kant’a göre analitik yargılar yük­lemin bizzat konu (subject) içinde
bulunduğu yargılardır. Burada yüklem bizzat konudan varsayılarak çıkarılır; ona
dıştan eklenmemiş­tir. “Her cisim mekanda yer kaplar” yargısı
böyledir. Bu yargıda mekan (yüklem), her cis­min kavramında zorunlu olarak
vardır. Çün­kü bir mekan kaplamayan cisim yoktur. Konu­nun zımnen kapsadığı
bİrşey sadece bir analiz aracılığıyla o konudan çıkarılmaktadır. Bu ba­kımdan
yüklem, konunun kapsamına bir şey eklemiş olmuyor. Ancak sözkonusu yargının mahiyetini
açıklayarak tanımlıyor. Çünkü “ci­sim nedir?” sorusunun cevabı onun
“üç boyut­lu şey” tanımının mantıki sonucudur. Onun içindir ki,
analitik yargılar konu hakkında bil­gimizi artırmazlar; yeni bir şeyler
öğretmez­ler. Nitekim Kant’ın analitik yargılarının Öz­deş yargılardan başka
birşey olmadıkları ileri sürülmüştür. Sözgelimi A A’dir gibi.

Sentetik yargılara
gelince; bunlarda yüklem ile konuya birşey eklenmesi sözkonusudur. Başka
söyleyişle yüklemin konusunun kavra­nılmasında zorunlu olarak bulunmamasına
rağmen, onda bulunan unsurlara eklenen şey­ler ile yeni bilgiler elde
edebiliriz. Sözgelimi “her cisim ağırdır” yargısı böyledir. Burada
ağırlık, mutlaka cismin kavranmasında onun özünde bulunan bir nitelik değildir.
O halde biz, cismi düşününce, zorunlu olarak onun bir ağırlığı da olması
gerekmez. Yani “her cisim ağırdır” yargısı, cisme “ağırlık”
niteliğini yükle­mekle bize yeni bir şey Öğretmiş oluyor. Sente­tik yargılar
sıradan tecrübelere dayanırlar, Çünkü konunun kavranmasında özünde bu­lunmayan
yüklemler, ancak tecrübelerle orta­ya çıkarak öğrenilecek niteliktedirler. Buna

karşılık analitik
yargılar sırf kategorilere daya­nırlar, dolayısıyla a priori, yani Önseldirler.

Kant’a göre
matematikteki yargıların tümü sırf tanımlardan çtkarılamadığı için sentetik­tir.
Sözgelimi, “Doğru, iki nokta arasındaki en kısa yoldur” yargısı,
sadece doğru kavramına dayanmaz. Ayrıca “nokta” ve “yol”
kavramları­nı da gerekli kılar. Bu özelliği dolayısıyla bu yargı a priori
sentetiktir, çünkü deneyle karşı­tı tesbit edilecek durumda değildir.

Kısacası analitik
yargılar a priorik, sentetik yargılar ise a posterioriktir. Fakat ayrıca Kant,
özellikle matematikte hem sentetik, lıeıfl de a priori yargılar bulunduğunu
belirt­miştir ki, bunlara da “a priori sentetik yargı­lar” adını
vermiştir. Öte yandan Kant’ın felse­fesinde “Aşkın Analitik” kavramı
da kullanıl­mıştır. O, düşüncemizde a priorik bir takım te­mel İlkeler
olduğunu, yani asıl bilgilerimizin önemlibİr bölümünün tecrübeyi gerektirmedi­ğini
ve dolayısıyla deneyden önce olduğunu kabul ettiği için, fornıcl mantığın
felsefi kısmı­na “aşkın mantık” adını vermiştir. Bunu da iki­ye
ayırarak birincisine “Analitik”, İkincisine “Aşkın
Diyalektik” demiştir. Analitik, deneye bağlı olmayarak bilgi üretme
hususundaki ka­biliyetimizi tahlil ve o türden olan bilgilerimi­zi, tasavvur ve
kavramlara, yani unsurlara irca etmekle uğraşan bilgi dalıdır. İşte Kant’ın
“Aş­kın Analitik” adını verdiği şey budur. “Aşkın Diyalektik ise
bu unsurları birleştirmek yolu­nu gösterir ki, mantıkta bu düzenleme Aris­to’ya
aittir. Aristo’nun Orgaııon kitabının ba­ğımsız ilk iki kısmına bu terim izafe
edilerek birinci kitabına “İlk Analitikler” İkincisine de
“İkinci Analitikler” denilmiştir. Birincisi
“Kı-yas”ın(syllogisme) şekil ve kiplerinin çeşitleri­ni en basit
unsurlarına irca edebilmek İçin on­ların çözümlenmesi yolunu gösterir. İkincisi
“ispatlama” (argumeniation) ve akıl yürütme kurallarından bahseder.
Aslında bu İki kita­bın birbirleriyle pek ilişkisi yoktur. Yine de mantık
alanında analitikler denilince Orga-non’un bu ilk iki bölümü anlaşılır.

Dil felsefesi
açısından “analitik” kavramının önemli bir yerinin bulunduğuna da
işaret et-mekgerekir. Düşüncelerimizi ifade etmek, kelimeler ile düşündüğümüz
şeyi dışlaştırmak is­tediğimizde bir kısım unsurlara başvuruyoruz. Analitik
diller çeşitli düşünceleri, bunları bir­birine bağlayan ilişkileri ayrı ayrı
kelime ve sembollerle ifade ederler. Bunun karşıtı olan sentetik dillerde İse,
ilişki çeşitli ve basit olma­yan bir kelime ile ifade edilir, tabii ve
ayrıntılı düşüncelerin bütünü birbirleriyle çeşitli ilişki­ler kuran bileşik
anlatımlardaki temel düşün­cenin etrafında toplanır. Sözgelimi Arapça sentetik
dile, bir Örnektir. Buna karşılık Avru­pa dilleri özellikle Latinceden
kaynaklanan­lar, analitik yapıdadırlar.

Analitik terimi yöntem
bakımından da önemlidir. Analitik yöntem, bilim ve felsefe­nin akıl yürütme ya
da deneyden elde edilme­sine göre İki tür gösterir: Birincisi deneysel analiz
ve sentez, İkincisi mantıksal analiz ve sentez. Geometrideki akıl yürütme veya
çıka­rım (İstidlal) ikincisine örnektir. Analiz yönte­minde İse, çözümlenmesi
istenen konudan başlayıp onu unsurlarına ayırma yolu izlenir. İlk öncül
çözümlenir ve bunun doğru veya yan­lışlığını isbat edenbir genel öncül ortaya
konu­lur. Sentez yönteminde ise bir genel öncülden hareket ederek onun ihtiva
ettiği sonuçlar çı-karılırve konunun Önceki şeklinden başka bir-şey olmayan bir
öncüle ulaşılır. Suyun unsurla­rına ayrıştırılması ve sonra birleştirilmesi böy­ledir.

İsmail KILLIOĞLU

Bk. Analiz. [1]

 



[1] Sosyal Bilimler Ansiklopedisi, Risale Yayınları:
1/33-34.

Önceki İçerikAMBARGO
Sonraki İçerikANARŞİZM