Amin Maalouf – Doğunun Limanları

Amin Maalouf – Doğunun Limanları

Roman 1976 Haziranında Paris’te geçiyor.

Yazar, romanda hikâyesini anlatacağı adamı metroda görür ve takip
etmeye başlıyor. Tanışıp sohbete başlıyorlar. Adamın amacı, Paris’te
direnişçilerin adını taşıyan 39 cadde ve sokağı ziyaret etmektir. 4 gün içinde
işlerini tamamlayıp Paris’ten ayrılmayı planlamıştır. Yabancının kaldığı otel
odasına giderler ve yabancı hayat hikâyesini anlatmaya başlar.

Hikâye, Sultan Abdülaziz’in hal edilmesinden sonra aklını
yitiren bir prensesle başlar. Kitabdar adlı bir doktor, tedavi etmeye çalıştığı
prensesi nikâhına alır. Adana’da yerleşirler.

Hayat hikâyesi anlatılan kişi, Kitabdar adlı bu doktorun
torunudur.

Dünya Savaşı yıllarında Adana’da çıkan ayaklanmalar
nedeniyle Beyrut’a giderler. Torun Kitabdar’ın annesi, üçüncü çocuğunun doğumu
sırasında ölür.

Kitabdar, isyan manasına gelmektedir. Oğlunun bir ihtilalci
olmasını isteyen babası ona bu sebeple Kitabdar ismini vermiştir.

Kitabdar babasının onun hakkındaki tüm düşüncelerine rağmen
doktor olmak istemektedir. Ablasının da yardımıyla Paris’e tıp okumaya gider.
Bertrand adlı bir direnişçi ile tanışır kendini Direnişçilerin safında bulur. Hayatının
kadını olacak Clara ile de bu sırada tanışır. Savaştan sonra Beyrut’a dönen
Kitabdar bir kahraman olarak karşılanır. Kardeşi Selim, savaş yıllarında
kaçakçılık yapmış ailenin adını lekelemiştir. İki kardeş arasında üstü örtülü
bir sinir savaşı vardır. Bu konu çok fazla eşelenmeden hikâye devam eder. Kitabdar
ve Clara evlenmeye karar verirler.

Evli çift, Clara’nın hamileliğinde Hayfa’dadır. Kitabdar, babasının
rahatsızlığı üzerine Beyrut’a hareket etmek zorunda kalır. Daha yoldayken Arap-Yahudi
savaşı patlak verir. Savaş nedeniyle yaşanan zorunlu ayrılık hayatını alt-üst
eder. Karısını ve çocuğunu uzun süre göremez. Yaşadığı kaygılar babasının
ölümüyle birlikte üstesinden gelemeyeceği boyutlara ulaşır: Kitabdar aklını
yitirir. Kardeşi Selim durumdan istifade eder. Vasisi olarak ağabeyini bir
kliniğe kapatır ve mirasın kontrolünü ele geçirir. Kitabdar, 20 yılını bir
klinikte zayi eder.

Kızı Nadya onun izini bulur. Kızını karşısında gören Kitabdar’in
içinde umut filizlenmeye başlar. Kahve içinde verilen uyuşturucuyu gizlice ve
yavaş yavaş azaltmaya başlar. Talih, yüzüne güler: 1976’da Lübnan da çıkan çatışmalardan
dolayı paniğe kapılan hastane personeli, hastaları kendi başlarına bırakıp
hastaneyi terk edince Kitabdar’ın esareti de sona erer. Paris’e gelir. Clara’ya
başından geçenleri anlattığı bir mektup yazar.

Kitabdar, Paris’teki son gününde Clara ile buluşacaktır.
Çiftin 28 yıl aradan sonra bir araya geldiği buluşma ile roman sona erer.

Notlar

1976 Haziranında Paris’te, metroda tesadüfen çıktı karşıma.

Kulağa hoş gelen bir yavaşlıkla konuşuyordu.

“Sadece sokağı görmeye gelmiştim.” (s. 9)

Paris’te direnişçilerin adını taşıyan otuz dokuz sokak,
cadde ya da meydan varmış, dedi.

Yirmi birini ziyaret ettim. Geriye on yedi tane kaldı. (s.
10)

Dört gün rahat rahat yeter.

Savaş sırasında Fransa’ya okumaya gelmiştim. Tanıştığım
direnişçiler oldu. (s. 11)

Akılda kalacak hiçbir kahramanlığım olmadı…

Üç yıldır o dönem, Savaş, Direniş benim için bir tutku oldu…

Bütün bunları yaşamış biriyle sadece böyle konuşabilmenin
bile benim için anlamını bir bilseniz! (s. 12)

…normal ailelerde babalar çocuklarının tıp okuması için
ısrar eder, oğullarsa devrim yapmayı hayal eder. Ama benimkisi, “normal”
denebilecek ailelerden değildi… (s. 13)

Perşembe Sabahı

…ben dünyaya geldiğimde, çürüme çoktan hayatımı sarmıştı.

İstanbul’da birtakım olaylar olmuştu.

Tahttan indirilen hükümdar, payitahtın yakınlarında bir
yerde ikamete memur edilmişti. (s. 17)

Devrik hükümdarın bilekleri kesilmiş, boğazı morarmıştı.
Üzerindeki giysiler kanını çoktan emmişti. (s. 18)

(İffet)

Çocuk aklını kaybetmişti.

Annesinin, ihtiyar hekim Kitabdar’ı çağırmaktan başka çaresi
kalmamıştı.

Kitabdar

İffet’in annesine

Kızı Adana’ya götürmeyi teklif ediyordu.

…dul hekimin niyeti besbelli İffet’i nikâhına almaktı.

Anne razı oldu.

…düzmece bir evlilik olduğundan kimsenin zerre kadar kuşkusu
yoktu. (s. 20-21)

Günün birinde İffet gebe kaldı.

Çiftin çocuğuna inanacak olursam ki bizzat babam olurlar…
(s. 21)

Osmanlı soyundan gelen bütün çocuklarla ortak bir yanı
vardı, o da okulun ayağına gelmesi… (s. 23)

Nisan 1909

Adana’da ayaklanmalar olmuştu. (s. 27)

(Lübnan’a yerleşmelerinin nedeni bu)

Ben bin dokuz yüz on dokuzda doğmuşum.

Annem, erkek kardeşimi dünyaya getirirken ölmüş. (s. 33)

Erkek kardeşim (Selim) daha küçükken bile şişkonun tekiydi,
hep de öyle kaldı. (s. 41)

Oğluna “İsyan” diye seslenen bir baba görülmüş müdür hiç?

Ablamın ki ise İffet’ti.

Daha on iki yaşımdayken kararımı vermiştim:

Doktor olacağım. (s. 44)

Bindim Champollion gemisine. İstikamet, Marsiya’ydı.

Babam istediği kadar benim el altından bir devrimci önder
olmaya gittiğimi sansındı. Bir tek arzum vardı: okumak, okumak. (s. 46)

Başka bir yerde olmak ne büyük mutluluk!

Yabancı olmak, hayatımın hep hesaba katmam gereken bir
gerçeğiydi. (s. 52)

Kandilin yağı bitmeden insan ölmez.

Cuma Sabahı

Bir insan kendini anlatırken tarafsızlık, ucu yalana çıkan
allı pullu bir yol değil midir?

Direniş’teki eylemlerim dillere destan olmuştu. Hata kod
adım Bakü, kulaktan kulağa fısıldanıyordu. (s. 83)

…savaş kimi insanların zekâsını ve enerjisini harekete
geçirir. Bazen iyi yolda. Ama genellikle kötü yolda. (s. 87)

(Selim) Herif evi kaçakçıların deposu haline getirmişti. (s.
88)

…bütün yolların önüme açılacağını hissediyordum. Tek yapmam
gereken engelleri yok sayarak yürümekti. Düşüşün tohumu işte böyle atılır. (s.
100)

“Clara, benimle evlenir misin?”

“Evet” demişti. (s. 102)

Aşk ilk günkü gibi kalabilir, heyecan da öyle. Aylar da
geçse, yıllar da geçse. Hayat, insana bıkkınlık verecek kadar uzun değildir.
(s. 109)

…babam, kitabdarların evinin görüp göreceği en güzel düğünü
yaptı. (s. 110)

Kardeşimden ezelden beri korkmuşumdur.

…varlığı beni huzursuz etmiştir.

Direniş sırasında bile şımartılan çocuk oldum ben.

Kardeşimdeyse durum tam tersiydi. (s. 119)

Clara il Hayfa’ya gittik.

Cumartesi Sabahı

Babam öldü.

Bayıldığımda dualar yeni başlamıştı.

Bir aydan fazla yatakta kaldım. (s. 130)

…en can sıkıcısı, aklımı tamamen kaçırmamış olmamdı. (s.
131)

Selim

Ev artık onundu.

O kepaze herif benim vasim oluyordu. (s. (135)

Yirmi dokuz yaşımdayken kendimi klinikte buluverdim. Burası
bir tımarhaneydi. (s. 136)

Kardeşim gelip beni klinikten aldı.

Dünün sümüklü kaçakçısı unutulmaya yüz tutmuştu.

Şan şeref sahibi olup çıkmıştı.

İlk misafirler gelirken uyandırıldım.

Gelen ilk araba Fransız elçisine aitti.

Bertrand’dı bu! Yani, Direniş sırasında Bertrand diye
bildiğimiz adam. (s. 144)

Konuşamadım

O ânın (…) canlılar dünyasıyla tekrar bağ kurmak için tek
şansım olabileceğini pekâlâ sezinliyordum.

Bertrand’ın elini tutup cebimdeki fotoğrafı çıkardım.
Clara’nın yolladığı kızımın fotoğrafını.

Bunun bir imdat çağrısı olduğunu anlamış mıydı acaba?

Hayır, zerre kadar anlamamıştı. (s. 146)

Kardeşimin şoförüyle tekrar tımarhaneye giderken benim de
dünyam yıkılmıştı.

…saygınlık satılık bir kadın gibidir, umarım bundan şüpheniz
yoktur. (s. 147)

Nayda

Ben bebeklik resminde kalmıştım, ama o neredeyse yirmisine
varmıştı bile. (s. 153)

Derhal ayağa kalktım.

…bakmaya başladım ona; yüzünde bana Clara’yı hatırlatan
çizgileri keşfetmiştim. (s. 159)

…beni kaçıracakmış! Yavrucağım, yüreği aklını çelmişti!

Yardımcı olur umuduyla tekrar Bertrand’a gitmiş. (s. 164)

Kızım, Bertrand’ın yanından sayıp söverek çıkmış.

Nadya’yı bekleyerek yaşadım. Yıllar boyunca her gece
yatarken yarın onu görür müyüm diye düşündüm. (s. 165)

Son Gece

Dışarıda gürültüsü bize kadar gelen bazı olaylar oluyordu.

Henüz savaş başlamamıştı.

…günün birinde Devvab sırra kadem bastı (kliniğin amiri).

Bütün personel buharlaşmıştı.

…bizi kendi halimize bırakıverdiler. (s. 172)

Türkçeleştiren: Saadet Özen

Yapı Kredi Yayınları

34. Baskı, Ekim 2006