Ali Ufki Bey Kimdir, Hayatı, Eserleri, Ali Ufki Bey’in Hayatı

26

Ali Ufkî Bey, (ö. 1675 ) Leh asıllı bestekâr ve musikişinas, Kitâb-ı Mukaddes’i Türkçe’ye ilk çeviren mütercim.

Aslen Leh (Polonya) mühtedisi olup asıl adı Albert Bobovvski’dir. Adı Latince ki­taplarda Albertus Bobovius, Batı kay­naklarında ise Hali Beigh olarak geç­mektedir. Bazı kaynaklarda 1610da Po­lonya’nın Lvov şehrinde doğduğu kayıtlı ise de bugüne kadar yapılan araştırma­larda hayatı, doğum, ölüm tarihi ve yeri hakkında kesin bilgiler elde edilememiş­tir. Ailesi, çocukluğu ve ilk öğrenimi ko­nusunda da aydınlatıcı bilgiler yoktur. Ancak eserlerinden, muhtemelen esir olarak İstanbul’a gönderilmeden önce iyi bir tahsil gördüğü ve birkaç dil öğrendiği anlaşılmaktadır. Claes (Nicholas) Ralamb, 1657’de bizzat kendisinden din­lediğini belirterek onun 1645’te Venedikliler’le yapılan savaşta Osmanlılar’a esir düştüğünü, sarayda Enderun’a alı­narak yetiştirildiğini ve burada on yıl ha­nendelik yaptıktan sonra padişah tara­fından azat edilerek sipahi ulufesi aldığını nakletmektedir. Polonya kaynakla­rına dayanan Franz Babinger ise önce sarayda esir olarak çalıştığını, adını be­lirtmediği bir Türk asilzadesinin hizme­tine girdiğini, bir müddet sonra da azat edildiğini yazmaktadır.

Bizzat kendisi. Sultan İbrahim ve IV. Mehmed dönemlerinde sarayda görev aldığını, Enderun’da ilim. fikir ve sanat kabiliyetini geliştirdiğini, bazı genel ma­hiyette bilgiler yanında Doğu ve Batı dil­leri ile Türk klasik ve halk mûsikisini öğ­rendiğini, kısa sürede santur çalmakta maharet gösterdiğini, Ufkî mahlası ile şiirler yazdığını ve besteler yaptığını an­latmaktadır. Yine kendi ifadesine göre, Enderun meşkhanesinde on yıl kadar kalmış, kabiliyet ve maharetiyle dikkati çekmiştir. Çeşitli yayınlarda. Ali Ufkî’nin başta Latince, eski Yunanca, Lehçe, İn­gilizce, İtalyanca, Fransızca, Arapça ve Türkçe olmak üzere on yedi kadar dil bildiği ve bu bilgisinden dolayı IV. Meh­med zamanında Dîvân-ı Hümâyun baştercümanlığında bulunduğu belirtilmek­tedir. Muhtemelen, hayatının büyük bir kısmını geçirdiği İstanbul’da ölen Ali Uf­kî’nin ölüm tarihine dair verilen bilgiler de birbirini tutmamaktadır. Çeşitli kay­naklarda 1672, 1675, 1676 veya 1680 tarihlerinde ölmüş olabileceği yolunda rivayetler vardır.

Çok yönlü bir şahsiyete sahip olan ve şöhreti IV. Mehmed devrinde iyice yayıl­mış bulunan Ali Ufkî eserler bestelemiş, çeşitli hatıratlar kaleme almış ve tercü­meler yapmıştır. İstanbul’da bulundu­ğu yıllarda dönemin önde gelen devlet adamlarıyla. Hafız Post, Nazîm Çelebi gi­bi sanatçı ve musikişinaslarla tanışan, zaman zaman onların meclislerinde bu­lunan Ali Ufki’nin yabancı sefirler, şar­kiyatçılar ve Batı kütüphaneleri için yaz­ma eser toplayanlarla buluşup sohbet ettiği, daha sonra hâtıralarını yazan bu kişilere saray teşkilâtı ve yaşayışı hak­kında bilgi verdiği de bilinmektedir. Jacop Spon, Cornelio Magni, John Covel. J. B. Tavernier ve Antoine Galland bun­lar arasındadır. Ayrıca dostlarından Hol­landa’nın o zamanki İstanbul sefiri müs­teşrik Levinus Warner’in siparişi üzeri­ne Kitâb-ı Mukaddes’i Fransızca çeviri­sinden bölümler halinde Türkçe’ye ter­cüme etmiştir.

Önceki İçerikVeda Hutbesi Nedir, Veda Hutbesi Oku, Veda Hutbesi Anlamı
Sonraki İçerikEşari Kimdir, Hayatı, Hakkında Bilgi