Ali Taşpınar – Rize Tarihi

55

Ali
Taşpınar – Rize Tarihi
– Özet

Taş Çağlarından 1950’ye Kadar

Bazı araştırmacılara göre de, Karadeniz
bölgesine ilk olarak 3. bin ile 2. bin y
ılları
aras
ında gelip yerleşenlerin Oğuzların
öncü kollarından olan “Gas/Kas” ve “Gud/Gutiler” olduğu ifade dilmektedir. M.
Ö.
3. bin y
ılının sonlarına ait Anadolu’da Hattuşaş arşivinde
bulunan ve H.G. Güterbock tarafından Zeitschrift jur Assyrologie’de yayınlanan
bir belgede, Anadolu’ da Türklerin bulunduğunu ve kralları İlşu Nail’ in
Anadolu’ ya girmek isteyen Akadlar’la savaştığını kaydetmektedir.

1877 tarihinde yazdığı Trabzon Tarihi adlı
eserinde Şakir Şevket, Rize’nin doğusunda bulunan derenin kenarında pirinç ekilmekte
olduğundan, Rumca’da pirinç anlamına gelen İriziyos adı bu dereye verilip İl’e
de bu ad konuldu, diyor. Şakir Şevket’in görüşüne itiraz eden Fahrettin
Kırzıoğlu, Rize adının ikiz adı olduğunu ileri sürerek şöyle diyor.

“Arşaklı 3.Tiridat’ın (287-330) Roma’dan
getirdiği kâtibi Agathangelos, 286 yılı olaylarını anlatırken Erzincan’dan Erez
diye bahseder. Yine aynı şekilde 324’te ölen Süryani Kalaglı Zeno Daron Tarihi
adlı eserinde Aziz Grigor’un hükümdarın izniyle eskiden yapılan putları kırmağa
başladığı sırada Erez’dekileri de temizlediğini anlatır.

Rize adının da Erzincan’ın eski adında olduğu
gibi, ikiz adı olarak Erıza/Erez olduğunu, baştaki E sesinin yutulmasıyla Erıza/Rıza/Rize
şekline dönüştüğünü belirtmektedir. Bölgemizde halk arasında daha bir nesil
öncesine kadar Rize’den “İrize” şeklinde söz edilmekteydi. Yine yakın zamana
kadar ”nereden geliyorsun” denildiği zaman “İrize’den geliyorum” denilirdi.

Kafkas sıradağları ile Karadeniz’in kuzeyine
M.Ö. 2000’lerde Orta Asya’dan gelerek (…) Kimmerler yurt tutmuşlardı.

İskit/Saka baskıları nedeniyle Kimmerler
M.Ö.714 yılında yurtlarım bırakarak Kafkas geçitlerini aştılar. Kür, Aras ve
Çoruh boylarına yayıldılar.

Sakalar, M.Ö.680 yılında itaat etmeyen son Kimmer’leri
de kovalayarak Asur ülkesini tehdide başladılar. Asur kralı Asurhadon (M.Ö
680-669) Sakalardan ülkesini korumak için kendi kızını Partatua ile
evlendirerek hısımlık kurma yolunu seçmişti.

Partatua’nın oğlu Madova (M.Ö.654-626)
çağında Sakalar, Kudüs’e kadar yayıldılar.

MÖ. 634 yılında Mısır firavunu
3.Psammetik’tende haraç alırlar.

M.Ö.626’da Madova’nın Med’lerce hile ile
öldürülmesi üzerine Heredot’un andığı 28 yıl süren Asya’daki hakimiyet sona
erdi.

Anadolu ve Doğu Karadeniz’deki Med
hakimiyeti, Perslerin Medleri ortadan kaldırması sonucunda MÖ. 547 yılında
Perslerin eline geçti.

Pers hakimiyeti İskender’in seferine kadar
sürdü. MÖ. 312-280 yılları arasında bölge, İskender’in generallerinin
kontrolünde kaldı.

Sakalar’ın Part kolundan Arşak (250-247) ve
halefleri, Türkçe’de yırtıcı anlamına gelen Arşak unvanını kullanıyorlardı.

Arşaklı, 2. Mitridat (MÖ. 123-88) doğuda
Afgan ve Hind’in bir kısmını fethederek MÖ. 120 de batıya yöneldi.

Hazar Denizi batısında yeni fethedilen
yerlere Val-Arşak adlı kardeşini uç beyi tayin etti.

Val-Arşak’ın oğlu Arşak da yendiği Pontluları
baskı altında tutmak için bir Türk boyu olan Balkar’ı Kafkasya’dan getirterek Bayburt’a
ve Çoruh nehrinin solundaki dağlık kesime yerleştirdi.

20 yıllık (MÖ. 77-57) fetret çağını atlatan
Arşaklılar l.Orod (MÖ. 57-37) başa geçince Romalıları Mayıs 53′ te Harran kesiminde
yendi.

22. Arşak ünvanıyla l.Balaş (51-75) Romalıları
yenip Armenya’dan uzaklaştırdı.

Yeryüzünde Hıristiyanlığı ilk devlet dini
olarak benimseyen, ateşe tapan İran baskısına karşı manevi bir güç kazanan Küçük
Arşak’lılardı.

Laz Adı: Türklerin sarı saçlı, gök gözlü, sarışın
ve kumral Kıpçaklar kolundan gelen Lazlar’ın ataları, ikiz adlı olarak tanınmışlardır.

Hazar Denizi’ne dökülen Kür Irmağı’na; Kuzey
Kafkasya’da soldan karışan Alazan Çayı ile onun sağ kolu Yor/Kabur çayına da
aynı adı vererek her ikisine İki Alazan denilmektedir.

Kafkas sıradağları ve çevresi yerlilerinin
dilinde yabancı adların başındaki sesleri yutma alışkanlığı vardır. Böylece Alazan
/ Alazon / Alaz şeklindeki öylemin başındaki ilk ses A yutularak Laz olmuştur.

a) Yunanlılar; Yunancada Ç sesi olmadığından
Çanlar yerine Sanlar,

b) Gürcüler; Lazlara Çan, yaşadıkları yere de
Canet;

c) Ermeniler; bu kavmi çifte adla anarak, Canik/Canlar,
Lazik / Lazlar demekteler. (s. 37)

Doğu Karadeniz bölgesinde izlerine
rastladığımız Türk topluluklarından bir tanesi de Mak’lardır.

Rasonyı Tuna Köprüleri adlı eserinde
Mak’ların Peçenek oymaklarından birisi olarak ortaya çıktığına işaret ederek
bunlara ait ver isimlerini vermektedir. (Makut, Maksa, Makfalya… gibi)

Macaristan’daki yer adlarına Doğu Karadeniz
bölgesinde de rastlıyoruz.

Mağaloz: Camidağı – Rize

Makri: Toros – Hemşin

Makrebudam: İncesu-Çayeli – Rize

Makrevis: Konaklar Mah.- Çamlıhemşin

Makaliskirt: Dikkaya köyü – Çamlıhemşin

Makriyali: Kemalpaşa – Artvin

Mikron: Kavak Mah.- Çamlıhemşin

Makret: Borçka

Makaloz / Mağaloz: Tersane – Rize (s. 49)

Rize’de Hortoz (Fenerköy) ile İspir’deki Hortik
Deresi, Hortik Dağı ve Hortik köyü isimleri bölgeye yerleşmiş Bulgar Türklerinin
Horto oymağından kalmıştır. Bölgede Macarlar’la birlikte üç önemli boy olan
Kabar, Kasar ve Kaliz Türklerine işaret eden isimler de vardır. Rize’de
Kasarcılar köyü yanında Kasar kök adı taşıyan ailelerden çokça bulunmaktadır.
Gaspar/Kaspar ismi Macarca’dır ve Rize’de bu isimde ki ailelere sıkça
rastlanılmaktadır.

Çamlıhemşin’in Dik Varoş, Düz Varoş ve Çat köyleri
ise bölgede Macarca olan yer adlarından tespit edebildiklerimizdendir.

1124 yazında Çoruh vadisine ve İspir
bölgesine yerleşen Türkmenlere baskın vererek kovalayan Kuman’lar buraları ele
geçirdi.

Çepni ismi üzerinde duran Gyula Nemeth bu
adın Kırgızca çep (=kalkan) ve Türkçe çeper(=duvar, çit, parmaklık) kelimeleriyle
ilgili olduğunu ileri sürmektedir. Ona göre Çepni adı kök bakımından koruyucu
ve özellikle sınır koruyucu birlik anlamına gelmektedir. (s. 65)

Çepniler, Kürtün’den hareket ederek Harşit
Vadisi yoluyla Karadeniz’e erişmişler ve bu vadinin iki yanındaki toprakları
yurt edinmişlerdir.

Trabzon Tarihi yazarı Şakir Şevket eserinde
2. Mehmet Han Trabzon tigresini ülkesine kattıktan sonra, ovadan 100 000 Çepni Türk’ü
geldi. Trabzon tigresine yerleşti. Bu Çepniler, ilk önce Türkeli’nden
(Türkistan’dan) İran toprağına göçmüş! Kızılbaşlığı öğrenmiş! Bunlar, İran’da
tek durmamış! Uslu oturmamış! Bundan ötürü Hanları, bunları kendi elinde
istememiş! Bunlar da Anadolu’ya geçmiş diyor. (s. 67)

Anadolu’ya geçenlerden 100.000 kişi daha çoğu
Giresun, Tirebolu, Görele, Büyük limanda bulunmak üzere Tırabuzon tigresine
yerleşmiş! Bir takımı da batıya doğru yürümüş, İzmit, Balıkesir, İzmir
yanlarına yayılmış.

18. yy’da Trabzon’un batısındaki Çepni’lerle,
doğu kesimindeki Laz’lar arasında uzun süren kavgalar olmuş,
1738’de Çeteci Abdullah Paşanın Trabzon Valisi olmasına kadar
da bu kavgalar devam etmiştir. (s. 68)

1456 da Şah İsmail’in dedesi Şeyh Cüneyd’in
Trabzon’u kuşatması üzerine bunu haber alan Fatih, Amasya Valisi olan oğlu
Sultan Sultan Bayezid’in lalası Hızır Bey’e Trabzon üzerine yürümesini
emretmişti. Kuşatmayı kaldıran Şeyh Cüneyd

doğuya doğru çekilirken, Trabzon İmparatoru 4.
Yani Fatih’e vergi vermek suretiyle yarı istiklâlini kurtarabilmişti.

1 Ağustos 1473. Otlukbeli meydan savaşı
Akkoyunluları çöküşe götürdü. Doğu Anadolu’da dengeler süratle değişti. (s. 90)

Erdebil Şeyhleri ailesinden Cüneyd ve sonra
Şah İsmail Kızılbaşlık cereyanı ile sünnilere savaş açtı. Doğu Anadolu adeta
bayku
şların tüneği haline geldi. Erzurum, Erzincan, Van, Tebriz gibi kültür ve
medeniyetin gözde şehirleri harabeye çevrildi. Trabzon Valisi Selim Erzincan-Tebriz
hatt
ında meydana gelen tehlikeyi vaktinde sezerek İspir’den
Erzincan’a kadar uzanan b
ölgede faaliyete geçti. Adı geçen bu bölgelerde yaşayan sünni Akkoyunlu Türkmenlerinden Osmanlı
hakimiyeti altındaki bölgelere (özellikle Trabzon-Rize) yoğun bir güç dalgası
başladı.

Trabzon’un fethi

Fethi takiben doğu tarafların fethine Amasya
Valisi Sultan 2. Bayezid’in naip valisi Hızır Bey memur edildi. Gümüşhane ve
Torul taraflarının fethini ise Şehzade Bayezid’in Lalası Rakkas Sinan Bey
yaptı.

Osmanlı Fethi Öncesi Rize Bölgesi

1- Ermeniler (kısmen), Venedikliler ve
Cenevizliler; merkez ilçe başta olmak üzere sahil kesiminde ve kalelerde bulunmaktadırlar.
İpek yolu ticareti için bölgededirler.

2- Rumlar bölgeye ekonomik nedenlerle gelerek
ticaret kolonileri kurmuşlar ve kalelerde yaşamaktadırlar.

3- Sahilde genellikle Ortodoks Hıristiyanlar çoğunlukla,
vadiler ve yaylalar bölümünde ise Gregoryen Hıristiyanlar ve Müslümanlar
vardır.

4- Rize’nin Doğu kesiminde Ortodoks Lazlar,
Batı kesiminde ise çeşitli Ortodoks Hıristiyan topluluklar ve Müslüman Çepni
Türkmenleri vardır.

Akkoyunlular, Oğuz Türklerinin Üçok kolunun
Bayındır boyuna mensuptu. (s. 92)

Uzun Hasan öldükten sonra altı oğlu birbirine
düştü, durumdan faydalanan Şah İsmail etrafına topladığı Şii Türkmenlerle
Tebriz’i işgal ederek Safevi devletini kurdu (1501). İşte Akkoyunlu başkentinin
bu işgali sırasında sünni Akkoyunlu Türkmenlerinden 40 000 kişi öldürüldü.
Bununu üzerine dağılan Sünni Türkmen toplulukları en yakın Osmanlı toprağı olan
Trabzon’a sığınırlar. Trabzon Sancak Beyi Yavuz, gelen bu Akkoyunlu Türkmenlerinin
Sürmene-Rize arasındaki bölgede iskânını sağlar.

Sünni Akkoyunlu Türkmenleri tıpkı Tebrizliler
gibi “k” sesini çe ve “g” sesini ce biçiminde konuşmaktadırlar,

1534-1545 yılları arasında Tebriz şehrinden
Kanuni Sultan Süleyman tarafından göçürülerek gönüllü olarak Erzurum’a
yerleştirilenler de aynı ağzı kullanmaktadırlar. (s. 93)

Kürken Ağa, Türkmen muharip güçlerinin bir
bölümünü çevreyi ve vadinin yukarılarını keşif amacıyla gönderir. Geri gelen muharipler
vadinin ıssız olduğunu ancak yukarda Setoz (Ortaköy) adıyla bir yerleşim yeri
bulunduğunu ve Hıristiyan olup, Rumca konuştuklarını söyler. Kürken Ağa
sürüleri ve çadırları ile birlikte günümüzde Gürgen denilen mıntıkaya
yerleşerek kendi adı ile anılan ilk Türkmen yerleşimini kurarlar. Dokuz oğlu
ile buraya yerleşen Kürken Ağa, oğullarından Kanıboz obadan ayrılarak kendi
adıyla anılan Kanboz köyünü kurar. Sarı Ali, Peçe Ali, Bostan, Kara Ali Askoroz
vadisinin her iki yakasında iskân edilirken, diğer üç oğlu üç çadır halinde boş
olan ve Mirakaloz mahallesindeki Karamahmutoğulları’nın mezrası olan bugün Veliköy
olarak adlandırılan yere gelerek çadırlarını kurarlar. Karakurt, Karahasan ve
Memi adlı üç kardeş buraya Velâ derler. (s. 94)

15. YÜZYILDA

Halk geçimini genelde balıkçılık, hayvancılık
ve tarım yaparak sağlıyordu. Üzüm bağlıklarına Rize’nin her yanında rastlamak mümkündü.
Şıra üretiminin yanında vadiler ve yaylalar kesiminde arıcılık yaygındı. Deli
bal olarak tanımlanan kestane balı meşhurdu.

Sebze, meyve, fasulye (lobya), turunçgiller, ceviz,
fındık ana ürünlerdi. Ekilen kendirden yapılan keten bezi, Rusya, Anadolu, Arabistan
ve Rumeli’de satılırdı.

1486
yılı kendirden alınan öşrün tutarı ve sancak toplamına oranları

Kazalar

Akça

%

Trabzon

24.289

46.21

Of

7.674 

14.60

Rize

15.801

30.06

Atina

1.888

3.59

Arhavi

2.760

5.25

Torul

90

0.17

Çepni

Kürtün

50

0.09

TOPLAM

52.552

100

Rebi’ül evvel 979 (5 Ağustos 1571) tarihli
bir hükümde, Gönye kazasına bağlı Makriyalu köyünü iki kıt’a Abaza gemisinin
bastığı, yine Arhavi kazasına bağlı Sundura köyünü de dört kıt’a Abaza
gemisinin basıp 47 nefer adamı alıp gittiği, pek çok kimseyi katlettiği ve
yaraladığı, sığırlarını kırıp büyük zarara sebep olunduğu, bu yüzden halkının
ıstırap içinde bulunduğu, hatta halkın çoğunluğunun denizde Abaza gemileri
vardır diye korkarak Trabzon beyinden yardım istemişlerdir.

1520’lerde Rize şehri Trabzon Sancak
beyliğine bağlı bir kaza idi.

M. Hanefi Bostan’ın “15-16.Asırlarda Trabzon Sancağında
Sosyal ve İktisadi Hayat” adlı eserinden alıntılar:

Hıristiyanların çoğunlukta bulunduğu iskân birimlerinde,
Karaman, Şova, Kuman, Karaağaç, Pumak, Arpalu, Sakarsu, Yarakar (Yüregir),
Paçan, Balaban, Öküzlü, Hopa, Borçka, Kızık, Kurum, Kızıl, Pir Ahmed, Hortu,
Varyan, Sabir, Oğuz ve Aklar gibi Türk boy, oymak, cemaat ve obalarının
yaşadığı belirtilmişti.

Bunlardan başka yine Trabzon sancağında
Çıtak, Cani, Çil, Türkman, Tatar, Kocaman ve Bulgar şeklinde isimlendirilen ve
gayrimüslim oldukları belirtilen gruplar mevcuttu. İsimlerinden de anlaşılacağı
üzere bunlarda Türk boy ve cemaatlerine mensup topluluklardır. (s. 154)

Rize merkezinde ve Veliköy vadisinde izlerine
rastladığımız Çitaklar (…) 12. yüzyılda Karadeniz’in kuzeyinden Balkanlara inen
Uz (Gagauz) Türkleri ile aynı kökten gelme…

Hazar Türklerinden olan Polonya’daki
Karaylar’ın Trabzon ve Rize çevresinde konuşulan dile benzer bir dille
konuştukları belirtilmektedir.

(Turgut Günay) Rize Bölgesi dil özelliğinin
Kıpçak Türkleri ve İran-Tebriz ve çevresinde yaşayan Türklerle benzerlik
gösterdiğini, dolayısıyla bu ilginin Akkoyunlulara kadar uzandığını ortaya
koyduğunu yazmaktadır.

Hemşinli Abdullah Efendi, Arabi ilimlerin
mütehassıslarındandır. 1776’da İstanbul’da vefat etti.

19.
Yüzyılda Rize’de Ekonomik Durum

Rize kazası: Kendir dokumalar, keten bezi,
ketenden yapılan peşkir, şal, kayıklar için makara, bıçak vs.

Kura-i seb’a: Keten bezi, şal ve çorap

Karadere: Yün şal,

Hemşin: Balıkçı ağları, keten ve yünden
dokunmuş çoraplar, şal, ceviz ve kızılağaç tahtası…

Hopa: Kendirden yapılan “tora” adı verilen
iplik,

Gönye: Topraktan çanak çömlek ve tuğla, balıkçı
ağı imalatı,

Arhavi, Kendir, iskemle imalatı için sarmaşık,

Mapavri: Kanaviçe bezler,

Livana: Ahşaptan kaşık, kepçe, tekne ve
çanak, Şile (kırmızı bez) ve menüse (siyahlı alaca) bez, çorap ve şal, meşin, sahtiyan
ve gön, çeşitli silahlar…

Atina: İpek üretilirdi. (s. 224)

Cenub-i
Garbi Kafkas Hükümeti

3-5 Ocak 1919 tarihlerinde Ardahan’da bir
kongre toplandı. Ardahan Kaymakamı Rasim Acar Bey’in evinde toplanan kongreye
3. Fırka Komutanı Yarbay Halit Bey başkan seçildi. Üç gün men toplantı sonunda
Kars merkez olmak üzere bir büyük kongre toplanması kararlaştırıldı. 17-18 Ocak
1919 gecesi 131 temsilcinin katılımı ile toplanan Büyük Kars Kongresinde
Cenub-i Garbi Kafkas Hükümeti kurularak başkanlığına Cihangiroğlu İbrahim Bey
(Aydın) getirildi. Anayasa kabul edilerek, hükümet kuruldu. (s. 371)

Hükümetin resmi yayın organı Batum’da
neşredilmekle olan Sadayı Millet gazetesi idi.

13 Ocak 1919’da Kars’a gelen İngiliz Askeri
Valisi Temperley Türklere Ermeni mültecilerin kabul edilmesi için baskıda bulunuyordu.
Ermenileri Kars’a yerleştiremeyen İngiliz Askeri Valisi Temperley alınarak
yerine General Verney Asser tayin edilir. General

Verney Asser Kars’a gelir gelmez kurulan
hükümetten aşağıdaki taleplerde bulunur.

1- Cenub-i Garbi Kafkas Hükümeti unvanını
kullanmayınız ve Kars’tan başka yerlere karışmayınız.

2- Kars’tan göç eden Ermenilerin eski
yerlerine gelmesine karşı gelmeyin

25 Mart 1919’da Cenub-i Garbi Kafkas Hükümeti
Parlamentosu istiklâlini ilan etmeye karar verir.

Hüseyin Avni (Ulaş) Bey’in kaleme aldığı bu
belgenin basım işi ancak 17 Nisan 1919’da bitmişti. Yani Cenub-i Garbi Kafkas
Hükümeti’nin İngilizler tarafından yıkılmasından beş gün sonra. 12 Nisan 1919’da
Cenub-i Garbi Kafkas Cumhuriyeti Parlamentosunu basan İngilizler, hükümet
üyelerini Malta adasına sürgüne gönderirler. İdareyi İngilizlerin ele aldığı
söylenir. Ancak yönetim 30 Nisan 1919 tarihi itibariyle Ermeni Osebyan ile
Garganofa verilmiştir. Böylece Ermeniler Kars’a yerleşir.

Cenub-i Garbi Kafkas Cumhuriyeti toprakları
İngilizlerin istekleri doğrultusunda Gürcüler ve Ermeniler arasında paylaşılır.
(s. 375)

12 Şubat 1919’da Trabzon Muhafaza-i Hukuk-i
Milliye Cemiyeti kuruldu.

Erzurum ve Sivas kongrelerine Rize Temsilcisi
olarak Hoca Necati Efendi katıldı. Pazar ilçesinde açılan Trabzon Muhafaza ı Hukuk-u
Milliye Cemiyeti’nin şube başkanı ise Ziya Bey idi.

Trabzon’da dört başpiskoposluğun bağlı olduğu
bir Rum Metropolitliği vardı.

1. Piskoposluğun merkezi Rize idi. İlk Pontus
kuruluşu, Amerika’nın Rum göçmenlerinden Rahip Klematyos tarafından 1904′ te
İnebolu’da kurulmuştu.  

1901
Tarihli Trabzon Vilayet Salnamesine Göre Lazistan Sancağı Bölgesinde Nüfus
(s. 456)

Erkek

Kadın

Toplam

İslam

79.264

77.188

156.452

Rum

444

460

904

Ermeni

11

12

23

Toplam

79.719

77.660

157.379

1927
yılı Nüfus Sayımına Göre Rize Nüfusu
(s.
457)

Rize

Erkek

Kadın

Toplam

Merkez

41.457

57.571

99.028

Pazar

16.301

25.248

41.549

Hopa

14.613

16.467

31.080

Toplam

72.371

99.286

171.657

Ekonomi

1877-78 Osmanlı-Rus Harbi ile Kars, Ardahan,
Artvin, Batum ve Kemalpaşa Rus istilasına uğrayınca buralardan Karadeniz’in
sahil kesimine önemli bir göçmen akını olmuştur.

Mısır, arpa, buğday, fındık, pirinç, fasulye,
keten, kenevir üretiminin yanında, kıyı bölgelerde balıkçılık, iç bölgelerde
hayvancılık yapılmaktadır. Tuğla ve kiremit üretimi bazı köylerde önemli bir iş
kolu haline gelmiştir. (s. 489)

1905
Tarihli Trabzon Vilâyeti Salnamesine Göre Lazistan Sancağındaki Ekonomik
Faaliyetler
(s. 490)

a) Rize
Kazası ile Buna Bağlı Mapavri, Karadere, Kurayı Seb’a Nahiyeleri

1- Gurbetçilik: Rusya, Romanya ve Osmanlı imparatorluğunun
çeşitli bölgelerinde rençberlik, fırıncılık, tütüncülük bıçkıcılık ve taşçılık
gibi işler yapılmaktadır.

2- Yaylacılık: Kasaba ve civar köylerin halkı
yaz mevsiminde Kurayı Seb’a dahilinde bulunan yaylalara gidip Ağustos ayında
geri dönmektedirler.

3- Madenler: Mapavri nahiyesinin Latom
(Madenli) karyesinde manganez ve çinko madeni işletilmektedir.

4- Ormanlar: Merkez kazası dahilinde 25.000
hektar orman varsa da gereği şekilde faydalanılamamaktadır.

5- Yetiştirilen Ürünler: Yaygın olarak Mısır
ve fasulyenin yanında arpa da ekilmektedir. Her çeşit sebze, limon, portakal, mandalina,
elma, armut yetiştirilmektedir. İç bölgeler ile yüksek kesimlerde arıcılık
yapılmaktadır. Bu konuda Kurayı Seb’a yaylaları önde gelmektedir. “Anzer Balı”
meşhurdur. Tereyağı, peynir, minci, yumurta, yün, fındık, balık yağı
üretilmekte olup, bunların ihracatı da yapılmaktadır.

b)
Atina Kazası ve Hemşin Nahiyesi

Yaz mevsiminde hava sıcak olduğundan halk
15-20 saat mesafede bulunan Hemşin yaylalarına gidip Eylül ayı sonuna kadar
orada oturarak hayvansal ürünler yaparlar.

Halkın normal meşgalesi, balıkçılık,
kayıkçılık, taşçılık ve dülgerliktir.

Gurbetçilik: Halkın bir kısmı fırıncılık,
tütüncülük ve rençberlik yapmak üzere her sene Kafkasya, Güney Rusya, Romanya
ve Bulgaristan’a giderler.

Yetiştirilen Ürünler: Tereyağı, peynir, deri,
bal, balmumu, fasulye, portakal, fındık, mısır, buğday, arpa, darı, limon, elma,
armut, üzüm, ceviz, incir, kiraz ve dut gibi ürünlerdir.

c) Hopa
Kazası, Arhavi ve Viçe Nahiyeleri

Halk geçimini ziraat, ticaret, gemicilik,
bakırcılık, dülgerlik ve çobanlıkla sağlarlar. Sancağın diğer kazalarında
yetişen ürünler burada da yetişir. Hopa’nın Peronit karyesi ve Arhavi
nahiyesinin bir iki yerinde bakır ve manganez madenleri vardır.

Türkiye’de
Çay

1890 yılında Ticaret Bakanı İsmail Paşa
tarafından getirilen çaylar Bursa’da dikilmiştir. Müspet netice alınamamıştır.

1890 yılında “Çay Risalesi” adlı eseriyle
Mehmet İzzet Efendi ve Mehmet Arif Bey tarafından yazılan “Çay Hakkında
Mâlümat” adlı eserler ilk yayınlardır.

Halkalı Ziraat Okulu Botanik ve Bitki
Hastalıkları Profesörü Ali Rıza Erten’in Batum’un Türkiye’ye verilişi ile
birlikte bu bölgede yaptığı çalışmaları” Kuzeydoğu Anadolu ve Kafkasya Tetkikatı
Zirai” adlı eserinde yayınlamıştır. (s. 491)

…rapor üzerine 1895 yılında Çakova’nın kızılağaçlarla
kaplı arazisinde 150 dönüm kadar çay yetiştirilmeyi başlandığını, 1917 yılında
bu sahanın 5000 dönüme çıkarıldığını ancak I Dünya savaşında bu çalışmalara
devam edilemediğini, 1914 yılında mevcut çay bahçelerinden 165 ton çay
üretildiğini bildirmektedir.

Rize bölgesinde çay yetiştiriciliğine
elverişli olduğu eserinde belirtirken bölgede ayrıca portakal, mandalina, bambu
üretimini sağlamak için tedbir alınmasını istemektedir.

Bölgemizde “gurbetçilik” tek geçim yolu gibi gözükürken
Karadeniz insanını toprağa bağlayacak ve onu gurbet köşelerinden kurtaracak
projeler geliştirilmeye çalışıldı.

Çay, mandalina, portakal ve bambu yetiştirme
tekniğini yerleştirmek ve gurbetçiliğin önlenmesini sağlamak amacıyla Rize’de bir
“Bahçe Kültürleri İstasyonu” kuruldu. Bu istasyonda zamanın Ziraat Genel
Müfettişi Zihni Derin görevlendirildi.

Profesör Şevket Raşit Hatipoğlu, Rize bölgesindeki
araştırmalarına dayanarak” Türkiye’de Çay İktisadiyatı” adlı bir kitap
yayınlanmıştır. Hükümet 1940 yılında kabul edilen 3788 sayılı kanunla Rize
bölgesinde çay yetiştirmeyi emniyet altına alacak tedbirleri tespit etmiş ve
uygulamıştır. (s. 492)

RİZE’DE
EL SANATLARI

Bu alanda hemen hemen her yüzyılda ihraç
ürünü olan el sanatları Rize bölgesinde oldukça yaygındır. “Rize Bezi “ diye
tabir edilen, hammaddesi kenevir olan bu bez ülkenin her yanına götürülerek satılıyordu.
Kenevirden dokunan “Feretiko” bezi ile pamuk ipliğinden dokunan çeşan,
peştamal, yatak çarşafları ve masa örtüleri üretiliyordu Ağaçtan (özellikle
şimşirden) kap yapımı yaygın olup, başlıcaları; kaşık, kepçe, külek, çekme sini
(sofra), yayık, tekne, yağ kutuları (kadı) dır. Semercilik, sandıkçılık,
taşçılık (köprü yapımı), marangozluk, hızarcılık Rize ve köylerinin ortak
mesleklerinden idi.

RİZE’DE ULAŞIM

Rize’yi komşu illere bağlayan yollar yeterli
değildi. İç kısımlara, İspir ve Erzurum’a ulaşım oldukça zordu. Oysa Rize-İspir
yolu vilâyetin şah damarı idi. Vali Ekrem Engür 29 Mayıs 1931 günü Değirmendere
köprüsü başında memurlar ve belediyeciler olduğu halde ellerinde kazma, kürekle
yol inşaatını başlatmışlardı. (s. 504)

TULUM

Genellikle oğlak derisinden olmakla beraber
kuzu ve koyun derisinden de yapılmaktadır. Ön tarafında “lülük” denilen ve ağıza
girebilecek kalınlıkta bir boru vardır. Bununla tulum şişirilir. Diğer tarafından
ise “nav” vasıtasıyla istenilen ses elde edilmektedir. Tulum sözü bütün Türk
lehçelerinde mevcut olup “içi çıkarılmış davar derisi, kırba “ anlamlarına gelmektedir.
(s. 505)

KEMENÇE

Giresun, Karadeniz kemençesinin ana merkezi
sayılmaktadır Bu ilimiz büyük ustalar yetiştirmiştir. Bu ilimizde 3 tane
ıklığcı köyümüz vardır.

Divan’da sivri sinek anlamında Kimunçe
denilmesi ve Kemençe sesinin bu sesle benzeştirilmesi enteresandır.

HORON

Çok hareketli ritmik bir yapıya sahip olan
horonda bu özelliğin Karadeniz coğrafyasının hırçın özelliğinden kaynaklandığı söylenir.
(s. 506)

Pontus kelimesi en eski dönemlerde daha çok
“Pont Euksinos” şeklinde kullanılmıştır. “Euksinos” İran’i “Ahşaena” kelimesinden
gelmekte olup, “karanlık, uğursuz “ anlamına gelmektedir.

Karadeniz’in fırtınalı ve karanlık sularından
dolayı verilen bu isim 10. yüzyıla kadar yaşamıştır.

Yunanlılar, deniz ilâhlarını teskin etmek
amacıyla bu kelimeyi “misafirperver” anlamında “Euksinos’a“ çevirerek kullanmışlardır.
(s. 514)

Tanzimat’tan sonra Pontus meselesi ortaya
çıktı.

Islahat Fermanı ülkedeki bütün dinlere tanı
hu serbestlik ve eşitlik tanındığının ilan edilmesi üzerine, kendi çıkarları için
Anadolu Hıristiyan yerlilerini kışkırtanların işi daha da kolaylaştı

Hatta başarılı bazı sonuçlar bile elde
ettiler. Mesela, Trabzon’un Maçka ilçesindeki bazı kimseler, bu etkili
kışkırtmalara kapılıp inanarak aslında Hıristiyan olduklarını kabullenip adlarını
bile değiştirmeye kalkıştılar.

Trabzon’un Boztepe denen yüksek düzlüğünde
eski bir kilise vardı. Fetihten sonra sahipsiz ve boş kalmıştı. Fakat
Hıristiyan Trabzonlular, yani Rumlar yılda bir gün bu kilisenin çevresinde
toplanıp tören yaparlardı. Aynı yerde Âhi Evren Dede diye anılan bir
Müslüman’ın da mezarı vardı.

Müslüman Trabzonlular da belli günlerde bu
mezarı ziyaret ederlerdi. Çevresine ağaçlar dikmiş, bir de kuyu açmışlardı.
Eski kilisede tören yapmakta olan Hıristiyanlar bu ağaçları koparıp kuyuyu kapattılar.

Osmanlı devleti zayıfladıkça bu olaylar daha
da çok arttı.

1895 de Doğu Karadeniz bölgesindeki
Hıristiyanlara ait dinsel kuruluşların merkezi Trabzon idi. Trabzon’da dört
başpiskoposluğu olan bir Rum Metropolitliği vardı.

Birinci piskoposluğun merkezi Rize idi.
Tirebolu ile Giresun ilçeleri de bu başpiskoposluğa bağlanmıştı.

İkinci başpiskoposluk Gümüşhane’ydi.

Üçüncüsünün merkezi Samsun’du. Bafra ile
Çarşamba ilçeleri de bu başpiskoposluğa bağlanmıştı.

Dördüncü başpiskoposluğun merkezi Niksar’dı
ve Ordu, Fatsa, Ünye, Terme ilçeleri buraya bağlı idi. Ayrıca Trabzon’un Maçka
ilçesindeki Sumela Manastırı, kutsal özelliğinden ötürü, doğrudan İstanbul’daki
Rum Patrikhanesine bağlanmıştı. (s. 518)

Yunanlılar bu emperyalist çuhalarında ilk büyük
desteği Amerikalılardan gördüler. İlk Pontus kuruluşu, Amerikanın Rum
göçmenlerinden Rahip Klematyos tarafından 1904’te İnebolu’da kuruldu. Aynı yıl
Merzifon’daki Amerikan Kolejinde yuvalanmış olan Pontusçular da biri “Rum İrfan
Kulübü”, öteki “Pontus Kulübü olmak üzere iki kulüp kurdular.

1908 ‘de İkinci Meşrûtiyet ilan edilince
Pontusçuların çabaları birdenbire ve hızla arttı.

Mukaddes Anadolu Cemiyeti” adıyla bir
kuruluşları vardı. Bunun “Rumluğu yeniden kurma cemiyetinin” bir de şubesini açtılar.
Ünye, Fatsa, Kavak, Havza, Bafra, Çarşamba, İnebolu, Sinop, kayseri, Kırşehir,
Ürgüp ve Tokat’ta şubeleri bulunan “Meşru Müdafaa” adındaki silahlı kuruluşu
meydana getirdiler.

Samsun, kurulması hayal edilen Rum Pontus
devletinin başkenti olarak düşünüldüğünden buradaki Pontusçuluk faaliyetleri
sert ve yoğundu.

Pontus meselesi, daha sonraları, bir
Hıristiyanlık meselesi olmaktan çıkarılarak bir Yunanlılık konusu haline
getirildi. 18.10.1912’ de Trabzon’daki Yunan konsolosluğu, Trabzon
Metropolitine bir tezkere yazarak, Yunan Kıralı 1. Yorginin isim günü olan 23
Nisan’da Aya Gregoriyos Kilisesinde tören yapılmasını istedi.

Doğu Karadeniz bölgesini istila ve işgal eden
Rus orduları bu kuruluşlardan yararlandılar.

Rum çeteleri, Rus subaylarının komutasında
Müslüman köylerini yıktılar, insanları öldürdüler.

Trabzon Metropoliti (Gümülcineli Hrisantos
Efendi 8 Ocak 1918′ de, Ukraynalılara bir dilekçe göndererek Pontus Rum Milleti
için yardım dilendi.

30 Ekim 1918 ‘de Mondros Mütarekesi imzalanınca
yeniden ümide kapılmaya başladılar.

Müdafaa ı Hukuku Milliye cemiyetleri
Pontusçuların işlerini bir hayli zora sokmuşlardı.

Çetelerin bazıları dağıldı, bazıları da
İzmir’e giderek Yunan ordusuna katıldı bu Gümüşhane bölgesindeki Köroğlu ve
Eftalidi çeteleriyle uğraşma işini 15. Kolordu üzerine aldı. Giresun’daki Rum
çetelerini susturmak Topal Osman Ağa’nın görevi idi.

Ancak Samsun bölgesindeki Rum çeteleri çok azgınlaşmalardı.

Doğu Karadeniz bölgesinin durumu bu iken, Pontusçuluğun
yüksek politikasını yürüten Trabzon Metropoliti (Gümülcineli Hrisantos Efendi,
büyük devletlerin Paris’teki Barış Konferansına Pontus meselesini savunan ve
Karadeniz meselesi adını taşıyan 02.05.1919 günlü muhtırayı veriyordu.

Bu muhtırada en çok bölge nüfusunun sayısı
üzerinde duruyor, Hıristiyan yani Rum nüfusun çokluğu ileri sürülemeyeceği için
Türk nüfusunun azlığı ileri sürülerek kurnazca hesaplara girişiliyor…

Rum deyimi başlangıçta, Roma egemenliği
altında ki yerlerde yaşayan bütün insanlara verilen bir addı. İslâmlığın
yayılmaya başladığı 7. Yüzyılda Rum deyimi Hıristiyan deyimi ile eş bir anlam kazandı.
Bütün Hıristiyanlara, Rum ve Hıristiyanların yaşadıkları yerlere de Diyarı Rum
denildi. Arap-Bizans çatışmalarından sonra ise, bu deyimin kapsamı gittikçe
daraldı ve Diyarı Rum deyimi sadece Anadolu için kullanıldı. (s. 523)

Metropolit Hrisantos’da 23.07.1919′ da Londra’ya
giderek Pontusçuluk davasının savunmasını yapmaya çalışmış, fakat olumlu bir
sonuç alamamış…

Bunun üzerine tekrar iç çalışmalara dönüldü…

Samsun- Amasya bölgesindeki Rum çeteleri çok
azgınlaştılar…

Gümüşhane’deki Rumlar “Rum İttihadı Milli
Cemiyeti adıyla Pontusçuluğu amaç edinmiş yeni bir demek kurdular.

Batum’da Sarraf Yuvanidis’in başkanlığında
Pontus komitesine bağlı olarak bir Rum Pontus Hükümeti kuruldu.

Hrisantos, Ermeni isteklerinden duyduğu kuşku
ile İstanbul’dan geçerken hükümete yakın çevrelerle görüşmeler yapmış, uzlaşma
yolları aramıştı.

Gazetelere verdiği demeçte de “Trabzon’da bir
Ermeni yönetimi kurulamaz. Ermenilerin böyle bir hakkı yoktur. Türklerle
Rumların çıkarları beraber yaşamalarındadır. Bütün Anadolu insanları el ele
vererek Anadolu uygarlığını yeniden canlandırmaya çalışmalıdırlar” diye ilginç açıklamalarda
bulundu. (s. 525)

Kurulması hayal edilen Rum Pontus Devletinin tasarlanan
başkenti Samsun olmakla beraber, Pontusçuluk çabalarının yönetim merkezi
Trabzon olmuştu.

Merzifon’daki Amerikan Koleji her zamanki
gibi bu çabaların en önünde bulunuyordu. Öğretmen Zeki Bey, okuldaki Pontusçuluk
çabalarını hükümete duyurur kuşkusu ile sokak ortasında canavarca öldürüldü.
(s. 528)

Sakarya savaşının zaferle sonuçlanması
üzerine…

Pontusçuluğun kökünden temizlenmesi yolundaki
tedbir ve tertiplere 1922 yılının Şubat ayına kadar devam edildi. 1841 çeteci
yakalandı, 3262 çeteci çarpışarak öldürüldü, 231 Rum mahkeme kararıyla asıldı.
24.511 Rum içerlere gönderildi. (s. 529)

Anadolu Rumlarının çoğu çete faaliyetlerine
katıldıkları için burada kalmaları artık mümkün değildi.

“mübadil” olmanın ön şartı “ Hıristiyan
Ortodoks olma” özelliği esas tutuldu.

Ermeniler kendilerine Haik der, ülkelerine de
Hayk derler.

Armenia terimi, yüksek yer anlamına gelir.
Muş-Ahlat yöresi, yüksek rakımlı olduğu için bu isimle anılmıştır, bu sözcüğün
Ermeni ülkesiyle bir ilgisi yoktur. (s. 535)

Amerikalı misyonerlerin kurduğu Robert
Kolej’in ilk öğrencileri Ermeni ve Bulgar gençleridir. (s. 538)

Ermenilerde, hükümranlığın sembollerinden
biri sayılan paranın bulunmaması devlet gelenekleri olmadığının en büyük
delilini teşkil etmektedir. (s. 545)

Misyonerlerin bölgemizdeki faaliyetleri…

I -Sinop-Batum arasında yaşadığı iddia edilen
400.000 gizli Hıristiyan Rum… (s. 557)

Rize bölgesi; doğudan İran ve Kafkasya
üzerinden gelen Orta Asya Türk Kültür ve Uygarlığının temsilcisi değişik Türk boylarıyla
farklı zaman dilimlerinde şenlenirken, özellikle kıyı bölgesinde batıdan ve
güneyden gelen kolonizatör silahlı tüccarların mücadelesine sahne olmuştur. Bu
mücadele askeri ve ekonomik sahada olduğu kadar kültürel sahada da bir mücadele
idi.

Kıyı bölgelerine ve ticaret yolları
üzerindeki kalelere  yerleşenler,
çevrelerindeki yerleşik yerli halkı kilise kanalıyla önce Hıristiyanlığa
sokuyor, sonrada kilisede Yunan diliyle ibadet zorunluluğu getirerek
Rumlaştırma siyaseti izliyordu. Roma ve Bizans bölgeyi kültürel bakımdan da
sahiplenebilmek için, yer isimlerinin sonuna eklemeler yaparak Rumcalaştırmaya
çalışıyordu.

Rize’de her vadi boyunca en az bir Hıristiyan
Ortodoks yerleşim yeri kurdu.

Trakya’dan ve Anadolu’dan Türkçe konuşan
Hıristiyanları Rize bölgesine yerleştirdi.

Maçka’nın Vazelon Manastırında bulunan kilise
kayıtlarını ve Trabzon Rum Devletine ait resmi belgeleri inceleyen Prof. A.
Bryer önemli sayıda Rumca olmayan isimlere rastlamıştır. (s. 558)

Osmanlı dönemine ait Tapu Tahrir
Defterlerinde Of ve Sürmene’de Laz olduğu kaydedilmiş yüzlerce Hıristiyan aile
vardır.

Laz asıllı ve Lazca konuşan bu aileleri
kilisenin dili olan Yunancayı benimsetip konuşmaya mecbur ederek asimile
ettiler.

Oysa Rize’nin doğu tarafındaki sahil
kasabalarıyla Artvin’ in sahil kesiminde bulunan Lazlar Müslüman oldukları
halde bugün bile kendi dillerini konuşabilmektedirler.

Rize
İli Ağızları

1. Ağız Yöresi: Rize il merkezi (merkez ilçe
köyleri dahil), Kalkandere, İkizdere, Güneyce, Güneysu, Büyükköy, İyidere, Derepazarı
bölgeleridir.

2. Ağız Yöresi: Çayeli ilçe merkezi ile yakın
çevresi.

3. Ağız Yöresi: Çamlıhemşin ve Hemşin
ilçelerin i içine almaktadır.

4. Ağız Yöresi: Çayeli ilçesine bağlı Kaptanpaşa
(Senoz) beldesiyle köylerini içine alan dar bir yöredir.

5. Ağız Yöresi: Pazar, Ardeşen, Fındıklı,
Arhavi, Hopa ve Kemalpaşa ile Sarp’a kadar uzanan bölgede görülür. Lazca adı
verilen yöresel bir konuşma dili de konuşulduğu bu yörede 3. Ağız yöresiyle de sıkı
bir ortaklık göze çarpar.

G. Nemeth, Batı Rumeli ağızlarının anayurdu
Trabzon, Rize, Çoruh ve Kars’tır.

A.Caferoğlu’da “Kuzeydoğu Anadolu, Batı
Rumeli ağızlarının Köktürk abidelerinin fon etik özelliklerine sahip olduğunu ”
belirtmektedir. (s. 562)

KRONOLOJİ

MÖ. 3500 Hunilerin, Kür, Aras, Çoruh ırmaklarıyla
Yukarı Dicle ve Yukarı Fırat boylanın yurt tutmaları

MÖ. 2000 Kimmerlerin Orta Asya’dan gelerek
Karadeniz’in kuzeyine yerleşmeleri

MÖ. 750 Kolonizasyon dönemi

MÖ. 720 Sakaların Kimmerleri yurtlarından
sürmeleri

MÖ. 714 Kimmerlerin yurtlarını bırakarak Kür,
Aras ve Çoruh boylarına yayılmaları

MÖ. 680 Sakaların, Kimmerleri kovalayarak
Asur’u tehdide başlamaları

MÖ. 626 Saka hükümdarı Madova’nın Med’lerce
hile ile öldürülmesi

MÖ. 301-63 Pontus Krallığı

MÖ. 250-247 Sakaların Part kolundan Arşak’ın
bağımsız olmaları

MÖ. 120’ler Val-Arşak’ın oğlu Arşak’ın
yendiği Pontluları baskı altında tutabilmek için bir Türk boyu olan Balkarları
Kafkasya’dan getirterek Bayburt’a ve Çoruh nehrinin dağlık kesimine yerleştirmesi

MÖ. 56-33 Çoruh boylarıyla Rize bölgesinde
Arşaklıların hâkimiyeti

MÖ. 63-395 Roma İmparatorluğu dönemi

395-398 Hunların Kafkas Geçitlerini aşarak
Anadolu’ya girmeleri

395-1204 Doğu Roma (Bizans) hâkimiyetinde
Rize

450-451 Oğuzlar ve Bulgar Türkleri İran’ın
baskılarıyla Mazdeizm dinine girmemeleri ve gelerek Rize’nin yüksek kesimlerine
yerleşmeleri

515-516 Sabirlerin Kafkasları geçerek Anadolu
içlerinde Kayseri, Konya ve Ankara’ ya kadar uzanmaları

527-532 İran-Bizans savaşlarının Kohlkid’i
yakıp yıkarak ıssızlaştırması

530 Bulgar Türklerinin Trabzon, Çoruh, Yukarı
Fırat ve Doğu Karadeniz’ e yerleştirilmeleri

549-562 Lazların Çoruh’un batısına geçmeleri

567 Batı Göktürklerin Kafkasyanın kuzeyinde
yaşayan Ogur, Sabir ve Onogur boylarım birleştirerek Hazar boy birliğini kurmaları

626 Arşak-Uni-Mamad hanedanı da denilen Horasan
Türkmenlerinin Rize’nin yaylalar kesimine yerleşerek buraya Hemşen / Hemşin
adını vermeleri

737 Emevi Halifesi Hişam’ın yeğeni 2.
Mervan’ın İspir bölgesine kadar Çoruh boyunu tekrar itaat altına alması

1066 Selçuklu Sultanı Alpaslan’ın Ahılkelek,
Ardanuç, Ardahan ve Cavak bölgesini fethetmesi

1068 Arap Caferoğullarının Tiflis, Ahıska,
Ardahan ve Ardanuç’u almaları

XI. Yüzyıl Orta Avrupa’ ya inen Uz’ların
Hıristiyanlaşıp Ruslaşmaları

1195 Kıpçaklı Kubasar’ların Rize bölgesine
yerleşmeleri

1227 15.000 Kuman’ın Hıristiyan olması

XII. YY Çepni’lerin Doğu Karadeniz’e
yerleşmeleri

1461 Trabzon’un fethi ve Çoruh’a kadar olan
bölgenin Osmanlılara tâbi olması

1461-1465 Çorum, Amasya, lokal ve Samsun
bölgelerinden gönüllü sürgün olarak Rize’de İskan yapılması

1466 Konya-Karaman bölgesinden Rize’de iskân
yapılması

1502 Akkoyunlu Türkmenlerinin Rize ve
çevresine gelerek yerleşmeye başlamaları

1515 Maraş-Elbistan bölgesinden Dulkadirli
Türkmenlerinin bölgeye gelip yerleşmesi

25 Mart 1919 Cenub-i Garbi Kafkas hükümetinin
bağımsızlığını ilan etmesi

Rize ili ve çevresinin bilinen ilk
sakinlerinin yuvarlak başlı, bitişken dilli ve Türk ırkıyla akraba
Asyanik’lerdi. Orta Asya ve Türkistan’dan gelme, Sümer ve Elâmlılarla soydaş
sayılan Hurri’ler MÖ. 3500 yıllarında Azerbaycan ve Doğu Anadolu’ya
yerleştiler. Kür, Araş, Çoruh ırmakları ile Yukarı Dicle ve Yukarı Fırat
boylarını yurt tuttular.

Hurrilerin Khaldili denilen kolu küçük
beylikler halinde yaşıyordu. Güney komşuları Asurlular ile sürekli savaşan bu
kavime Asur dilinde Yukarı el- Yüksek ülke anlamına gelen Ur-Artu deniliyordu.
İyi birer madenci, su yolu ustası ve büyük taşlardan harçsız kaleler yapan bu
kavim, bu yüzden Urartulu diye tanınmaktadır. Çoruh boyunda ve Rize
bölgesindeki soydaş Asyaniklerden Kulki-Kolk kavmi ile komşu olan Urartulular
tüm Doğu Anadolu’yu içine alan bir devlet kurdular.

Rize, Haziran 2004