Ali Paşa (Mehmed Emin) Islahat Fermanı Hazırlayıcı ve Uygulayıcısı

20

Islahat Fermanı’nı hazırlayan ve yürürlüğe koyan Osmanlı sadrazamı. 1815’te İstanbul’da doğdu, 7 Eylül 1871’de İstanbul’da öldü. Babası Mısır çarşısında attarlık ve kapıcılık yapardı. Geçimini sağlamak için çalışmak zorunda kaldığından iyi ve devamlı bir tahsil göremedi. Daha sonra vüzeradan birinin yardımıyla divan-ı hümayun kalemine girdi. Ali, lakabını burada aldı. Ali yedi sene kadar divan-ı hümayun mühimme tercüme kalemlerinde çalıştı ve Fransızcasını ilerletti.

1835 senesinde elçilik ikinci katibi olarak Viyana’ya gitti ve bir buçuk yıl burada kalarak diplomatlığı öğrendi. Ali’nin bundan sonra icraatlarında buradayken kapıldığı Avrupai fikirlerin etkisi sürekli olarak görüldü. 1837’de divan-ı hümayun tercümanı oldu. 1838’te Mustafa Reşid Paşa Londra elçiliğine atanınca, Ali Efendi’yi de elçilik müsteşarı olarak yanında götürdü. Reşid Paşa 1846’da sadrazam olunca kendisiyle aynı fikirleri paylaşan Ali Efendiyi hariciye nazırı yaptı.

Bu dönemde Reşid Paşa vasıtasıyla mason olan Ali Paşa’ya 1848’de vezirlik ve müşirlik rütbesi verildi. 1852’de Reşid Paşa görevden azledilince yerine Ali Paşa getirildi. Bu menfaat çatışmaları üzerine iki paşanın arası açıldı. Aynı yıl mukaddes makamlar meselesi yüzünden azledilen Ali Paşa, İzmir valiliğine tayin edildi. Kırım savaşı sonunda toplanan Viyana konferansına Osmanlı delegesi olarak katılan Ali Paşa, Mustafa Reşid Paşa’nın 1855’te dördüncü sadaretinden istifa etmesi üzerine ikinci kez bu makama getirildi. Bu sadareti sırasında Osmanlı Devleti’nin başına büyük sıkıntılar açacak olan ve gayr-i müslim unsurların istiklal ateşini körükleyen Islahat Fermanı’nı yürürlüğe koydu (1856). Bu ferman yayınlandığında, Fransız elçisi bile; “Osmanlı Devleti’nin bu kadar fedekarlıkta bulunacağını hiç ummuyorduk” diyerek hayretini ifade etmiştir. Mason Mustafa Reşid Paşa bile bu kadarına dayanamıyarak, bu fermanın hainler tarafından Avrupa’ya verilen memleketi tahrib vasıtası olduğunu belirten bir raporu Abdülmecid Han’a sunmuştur (Bkz. Islahat Fermanı). Nitekim fermanın ilanı üzerinden henüz bir yıl geçmeden ülkenin dört bir yanında isyanların patlak vermesi üzerine istifa etmek zorunda kaldı.

Bundan sonra, birbirlerine düşmanlık gösterilerinde bulunan, mevki ve başarılarını, İngilizlere dayanan Mustafa Reşid ile Fransız dostluğuna dayandırmaya çalışan Ali Paşa, oturdukları koltuğu nöbetleşe doldurarak devletin bu en önemli mevkiini ellerinde tuttular. Ali Paşa’nın özellikle beşinci sadareti döneminde (1867) Belgrad’ı Sırplara teslim etmesi ve Girid’de ihanet derecesine varan imtiyazları, ıslahat adı altında gerçekleştirerek adanın elden çıkmasına sebep olması, aleyhinde büyük bir infialin doğmasına sebep oldu.

Âli Paşa, Kırım muharebesine kadar Reşid Paşa ile beraber İngiliz dostluğu ile ve velinimetinin en sadık yardımcısı olmakla ta­nınmıştı; fakat sadarete geçtikten sonra, Reşid Paşa’nın adetâ rakibi kesilerek, mevkiini ve başarılarını Fransız dostluğuna dayandırmaya çalışmıştır. Aşırı Fransız dostluğu ile bilinen bâzı çağdaşları kadar olmamakla beraber, temkinini koruyarak, dış siyaset ile iç ıslahatta Fransız öğütlerine az çok uymağı tercih etmiştir.

Âli Paşa, Bulgarların, Rum patrikliğinden ay­rılarak, ayrı bir eksarhâne kurma girişimleri­ne karşı da hayli direniş göstermiş ve Bulgarları özerkliğe götürebilecek olan bu eksarlılığın kurulmasını, esas itibariyle, kabul edin­ceye kadar, hayli zaman kazanmayı başardığı gibi, Ermeni katoliklerînin papalığa bağ­lanması girişimini de boşa çıkarmıştır. Sa­daretlerinde, hâriciye nazırı sıfatı ile, çok yar­dımını gördüğü arkadaşı Fuad Paşa nın vefatı (1869 = 1 zilkade 1285 ) üzerine, hâriciye neza­reti vazifesini de ilâveten yüklenen Ali Paşa’nın sıhhati bozulmuştur. Ali Paşa 7 Eylül 1871’de Bebek’te bulunan yalısında öldü.

Ali Paşa, hırslı ve kaprisli bir adamdı. Eleştirilmekten hoşlanmazdı. Rakiplerine karşı acımasızdı. Makamını korumada aşırı derecede hassasiyet gösterir, bu sebeple padişahın huzurunda bulunurken kan-ter içerisinde kalır ve konuşurken elleri ayakları titrerdi. Cevdet Paşa’nın bildirdiği gibi hariciye nezaretinde devlete sadık olan memurları azl ederek yerlerine devlete düşman olan Ermenileri ataması onun mevkiine ne kadar düşkün olduğunu gösterir. Yedi sene hariciye nezaretine, beş defa da sadarete geldi. Toplam sekiz yıl, üç ay, on dokuz gün sadarette kaldı.

Muhalifleri kendisini sürekli ihsan dilenmek ve koparmakla, en önemli meseleler­de bile, hiç bir istişarede bulunmaksızın, doğ­rudan doğruya verdiği kararları padişahın ira­desine yaklaştırmak suretiyle, padişahın halkça mesul sayılması için zemin hazırlamak­la, Islahat Fermanı, ecnebilerin Toprak alabilme izini, muhtelit(karma) mahkemeler nizâmnâ­mesi gibi ecnebi elçilerince hazırlanan proje­leri hemen aynen kabul etmekle ve bağımsız bir siyaset takip edememekle itham ederek, eleştirmişlerdir. Muhalifleri. Ali Paşa’nın, zahirî nezaket ve mütevaziliğine rağmen, kinci ve baskıcı olduğunu da ilâve ederler. Mu­halifleri arasında en çok tanınanlar, Namık Ke­mâl, Zafername ve şerhini yazan Ziya Paşa ve Alî Paşa hakkında bir risale kaleme alan Alî Suavî ‘dir, Şinasî nin hicivleri, Hürriyet ve Muhbir gazetelerindeki makaleler de Ali Paşa ‘yı  mütemadiyen sinirlendirmiştir.