Ali Muhammed Bab Kimdir, Hayatı, Felsefesi, Eserleri, Hakkında Bilgi

64

ALİ MEHMED BAB (1812-1849)

İranlı mutasavvıf. Babîye mezhebinin kurucusudur. Tanrı’nın bütün somut varlıklarda göründüğünü ileri sürmüştür.

Şiraz’da doğdu, Tebriz’de öldü. Değişik kaynaklara göre eski bir aileden gelen, çok küçük yaşta tasavvuf konularıyla ilgilenmeye başlayan Ali Mehmed Bab, önce Şeyh Ahmed İhsai’den, onun ölümünden sonra yerine geçen Şeyh Seyyid Kâzım’dan ders aldı. Bir süre Kerbelâ’da, Şeyh Kâzım’ın yanında kaldı; ondan edindiği düşünceleri yaymak için yetki alınca hacca gitti. Hac dönüşünde Şiraz’da tasavvuf inançlarını yaymaya başladı; çevresinde büyük bir kalabalık toplanınca kuracağı mezhebin ilkelerini açıkladı. Çok genç olmasına karşılık bilgisinin derinliği ve genişliğiyle sağladığı etki büyük oldu. Bu niteliği yüzünden kendisine Arapça kapı anlamına gelen “Bab” sanı verildi. Bu sözcük, peygamberin “ben bilim ili isem Ali o ilin kapısıdır” anlamına gelen “ene medinetü’l ilm ve Ali babuha” hadisinden alınmıştır. Ali Mehmed’in, öğrenim gördüğü şeyhlerden esinlenerek kurduğu mezhebin Babîye adını almasının nedeni bu olaydır.

Ali Mehmed Bab, yalnız tasavvuf bilgileri edinmekle kalmamış İslam bilimlerini, İslam mezheplerini, hukukunu, Şeriat’ın bütün ayrıntılarını öğrenmiş ayrıca yeni düşünceler ileri sürmüştür. Bu yeniliklerin başında kurduğu mezhebin doğrudan doğruya toplumun yapısından, yaşanan olaylardan, günlük insan ilişkilerinden kaynaklanması gelir. Babîye ya da Babîlik’in bir mezhep değil tarikat olduğunu ileri sürenler bulunduğu gibi yeni bir mezhep özelliği taşıdığını, tarikatın sınırlarım aştığını, daha geniş bir yapı içerdiğini söyleyenler de vardır. Ancak, bir din kurumu olduğu, İslam inançlarına yeni yorumlar getirerek oluştuğu kesindir.

Ali Mehmed düşüncelerini etkili konuşmalarıyla, yaşamdan örnekler getirerek açıklar, bunların, çevresinde toplananlarca daha geniş bir alana yayılmasını isterdi. Bu nedenle, kısa süre içinde, görüşleri İran’ın büyük bir bölümüne yayılmış, yönetimi sarsacak boyutlara ulaşmıştı. Bu durumdan ürken ve Ali Mehmed’in düşüncelerinden korkan kışkırtıcıların da etkisi altında kalan Nasreddin Şah, hızla yayılan Babîlik’i önlemek, ayaklanmaya başlayan Babî yandaşlarını sindirmek için olaya elkoydu. Ayaklanmaların başlıca nedeni olarak görülen Ali Mehmed Bab yakalanınca Tebriz’de bir askeri kışlaya götürüldü; kurşuna dizilmek üzere bir ağaca asıldı. Söylenceye göre, atılan kurşunlar yalnızca ipi kesip gövdesine gelmeyince Ali Mehmed Bab yere bastı, olayı gören topluluk ürktü. Ali Mehmed Bab, ağır adımlarla topluluğun üzerine doğru gülerek yürüdü. Askerlerce yeniden yakalanıp kurşuna dizilen Ali Mehmed Bab’m ölümü üzerine ayaklanma daha geniş boyutlara ulaştı; Babîler değişik illerde örgütlendi. Nasreddin Şah’ı, sarayına bahçıvan olarak sızıp öldürme girişiminde bulundular, ama şah aldığı yaralardan ölmedi. Bu olayda yakalanan Babîler büyük acıla çektirilerek öldürüldü.

Babîlik’in en etkili üyelerinden olan, güzelliğiy İran’da ün salan, Zerrin Tac ya daKurret’ül-Ayn diye bilinen Kazvinli bir Türk kızı, bu olaylar karşısında direnişini, Ali Mehmed Bab’ın düşüncelerini, mezhebin ilkelerini yayma eylemini sürdürdü; Nasreddin Şah’a karşı yeniden ayaklandı. Çarpışmada yakalanınca Tahran sarayında yargıç önüne çıkarıldı; düşüncelerinden dönmesi istendi. Bu baskıyı reddederek yolunun doğru olduğunu, yanlışlığın onu yargılayanlarda bulunduğunu söylemesi üzerine Tahran kalesinin üzerinde ateşe atılarak yakıldı. Yakalanan bütün Babîler çoluk çocuk kılıçtan geçirildi. Buna karşın Babîlik’in yayılışı önlenemedi.

Ali Mehmed Bab, görünüşte İslam dininin ilkelerine bağlı kalmış ise de, gerçekte yeni bir yorum getirmiş, İslam dinini toplumun gereksinimlerine göre yeniden düzenlemeyi düşünmüştür. Ona göre dinle yaşam arasında, uygulamaya dayanan bağlantının bulunması ve dinin toplum gerçeklerine uyması gerekir. İbadet bir biçim değildir, tek ereği kişinin ruhsal bakımdan arınması, doğruluk, namus, erdem gibi değerlerin yaşama uygulanmasıdır. Kişiler, düşünce ayrılığına, inanç değişikliğine bakmadan birbirlerine yardımcı olmalı, açık yürekle  davranmalıdır. İnançların benimsenmesinde, yayılmasında, uygulanmasında baskı yöntemi tanrısal istençle bağdaşmaz. İslam bilginlerinin yorumlarıyla Kur’an’ın yargıları birbirini tutmamaktadır. Bilginler Kuran la bildirileni yanlış yorumlarla değiştirmişlerdir.

Kendini bilen, insanın değerini kavrayan kişinin uyması gereken yasa Şeriat değil, kendi vicdanıdır. Tanrı, kişinin vicdanına içedoğuş, seziş yoluyla birtakım bilgiler gönderir. Bu bilgiler kişilerin uyması gereken yasalardır. İyi olan ne varsa yapılmalı, yarar da sağlasa kötülükten kaçınmalıdır. İyi ile kötü yan yana gelemez. Bu nedenle bir kimse hem iyi hem kötü olamaz. Bir toplumu oluşturan bütün bireyler kardeştir. Bu yüzden taşınmazların da, taşınırların da kardeşçe bölüşülmesi, eşitlikten uzak kalınmaması gerekir.
Erkekle kadın eşittir; kimi İslam bilginlerinin ileri sürdükleri gibi kadın yaratılış bakımından erkekten daha aşağı bir aşamada değildir. Boşanma gereksiz bir işlemdir. Arası açılan karı-koca bir yıl bekleyebilir. Boşananlar 19 kez barışabilirler. Boşanmayı doğuran nedenlerin kaynağı toplumda kadın-erkek eşitsizliğidir. Kadın bütün eylemlerinde, toplum kurumlarında erkekle eşit yetkiler taşımalıdır. Kadınlar örtüsüz gezip, erkeklerle konuşabilirler; süslenmelerinde sakınca yoktur.

Din bir toplum düzenidir, bu nedenle yaşama bağlıdır; yaşamdan ayrı ona üstten bakan kuramsal bir varlık değildir. Bütün dinlerin ereği insanın arınması, mutluluğu olduğuna göre hepsi eşittir; ayrılık yorumların başkalığında, uygulamalarının değişikliğinde, işlemlerin farklılığındadır.

Tanrı bütün varlık türlerinde görünür. Onun varlığı yalnız soyut değil somut nesnelerde de bulunur. Bu bakımdan Tanrı’yı görünmeyen, bilinmeyen, duyulmayan bir varlık olarak düşünmek doğru değildir. Evreni, onun kuşattığı varlıkları yaratan Tanrı ise, bütün bu yaratılanlarda Tanrı’nın somut bir biçimini görme olanağı vardır. Varlıklarda görülen türlülük tanrısal niteliklerin değişikliğinden, nesnelerde ayrı ayrı biçimde yansımasından ileri gelir. Gerçekte Tanrı birdir, ancak Ali Muhammed (Ali Mehmed) onun yansıdığı aynadır.

Evren yaratılmıştır. Bu yaratılışın yedi aşaması vardır. Her aşama belli bir niteliği yansıtır; Kader, Kaza, İrade, Meşiyet, İzin, Ecel ve Kitap. Bunlara gerçeğin yazıları (hakikatin harfleri) denir. “Bir”, “birlik” anlamına gelen “vâhid” sözcüğü ile “varolmak” anlamını içeren “vücud” sözcüğü “ebced hesabına göre 19 sayısının karşılığı olduğundan, bu sayı kutsaldır. Bu nedenle yıl 19 aya, ay 19 güne bölünmüştür. Bir yıl 361 gündür.

Gerek Ali Mehmed Bab’m, gerekse onun kurduğu mezhebin yetkili sözcüsü durumunda olan Zerrin Tac’m (Kurret’ül-Ayn) bulunan açıklamalarına göre, Babîlik’te toplumu 19 kişiden oluşan bir kurul yönetir. Bu yönetici kurul, ileride daha geniş bir alana yayılıp devlet niteliği kazanacak olan yönetimin özünü oluşturur. Toplumda evlenme gereği vardır; evlenecek kimselerin doğal gelişimine göre evlenme yaşı on bir olabilir. Dul kalanlardan erkeklerin 90, kadınların 95 gün sonra yeniden evlenmeleri gerekir.

Babîler günde bir kap yemek yer, azla yetinmeyi, alçakgönüllülüğü bir erdem sayarlardı. Onlara göre kişilerin işledikleri suçlardan dolayı hapisle cezalandırılmaları insana yaraşır bir davranış değildir. Suçlulara verilmesi gereken ceza ya karı-kocayı bir süre ayrı yaşama gereğinde bırakma ya da para ödetme olmalıdır.

Okula giden bir çocuğun beş yaşından önce dövülmesi yasaktır. Beş yaşından sonra da, dövülürken çıplak etine vurulmamalı, giyinik çocuğa en çok beş çubuk vurulmalıdır. Babîler’in uysal, saygılı, birbirlerine karşı sevgiyle dolu olmaları gerekir.

11 ile 42 yaş arasında olanların, her yıl, güneşin doğuşundan batışına değin 19 gün (Babîlik takvimine göre bir ay) oruç tutması gereklidir. Cenaze namazları dışında topluca (cemaatle) namaz kılmak doğru değildir.

Başkalarına baskı yapmak yasaktır. Kimsenin gönlünü incitecek söz söylenmemelidir. Sarhoşluk, dengesizlik yaratacak içkilerin içilmesi yasaktır. Her 19 günde bir 19 kişiyi çağırıp yemek yedirmelidir, bu mümkün değilse su bile içirmek yeterlidir.

Dilenciye yardım etmek de dilenmek de suçtur (günahtır). Sözünde durmak, yerine getirilebilecek biçimde söz vermek gerekir. Verilen bir sözü yerine getirmemek, yalan söylemek, başkalarını kandırmak, alışveriş işlerinde aşırı kazanç sağlamaya çalışmak, başkalarını çekiştirmek, gereksiz yere suçlamak insan özüyle bağdaşmayan eylemlerdir. Gerçek bir Babî’ nin bunlardan kaçınması gerekir.

Ali Mehmed Bab’m kurduğu mezhebin temelini oluşturan ilkelerin İslam dininden kaynaklanıyor gibi görünse de, başka inançlardan da beslendiği açıktır. Özellikle sayılarla, harflerle bağlantılı inançlarda Hu-rufîlik’in etkisi görülür. Babîlik, ayrıca İlk Çağ İran ve Hint dinlerinden, Anadolu inançlarından da etkilenmiştir.

Ali Mehmed Bab ile sözcüsü Zerrin Tac’ın etkisi, ölümlerinden sonra, Amerika’ya dek çok geniş bir alana yayılmış, Babîlik değişik adlar altında Avrupa ve Amerika’nın kimi bölgelerinde kurumlaşarak varlığını sürdürmüştür. Özellikle Bahaîlik adıyla gelişen tarikat Babîlik’in bir uzantısıdır.

•    YAPITLAR
: Beyan.

Türk ve Dünya Ünlüleri Ansiklopedisi