Ali Mehmed Bab kimdir? Hayatı ve eserleri

28

Ali Mehmed Bab kimdir? Hayatı ve eserleri hakkında bilgi: (1812-1849) İranlı mutasavvıf. Babîye mezhebinin kurucusudur. Tanrı’nın bütün so­mut varlıklarda göründüğünü ileri sürmüştür. Şiraz’da doğdu, Tebriz’de öldü. Değişik kaynak­lara göre eski bir aileden gelen, çok küçük yaşta tasavvuf konularıyla ilgilenmeye başlayan Ali Meh­med Bab, önce Şeyh Ahmed İhsai’den, onun ölümün­den sonra yerine geçen Şeyh Seyyid Kâzım’dan ders aldı. Bir süre Kerbelâ’da, Şeyh Kâzım’ın yanında kaldı; ondan edindiği düşünceleri yaymak için yetki alınca hacca gitti. Hac dönüşünde Şiraz’da tasavvuf inançlarını yaymaya başladı; çevresinde büyük bir kalabalık toplanınca kuracağı mezhebin ilkelerini açıkladı. Çok genç olmasına karşılık bilgisinin derinli­ği ve genişliğiyle sağladığı etki büyük oldu. Bu niteliği yüzünden kendisine Arapça kapı anlamına gelen “Bab” sanı verildi. Bu sözcük, peygamberin “ben bilim ili isem Ali o ilin kapısıdır” anlamına gelen “ene medinetü’l ilm ve Ali babuha” ..hadisinden alınmıştır. Ali Mehmed’in, öğrenim gördüğü şeyhlerden esinle­nerek kurduğu mezhebin Babîye adını almasının nedeni bu olaydır.

Ali Mehmed Bab, yalnız tasavvuf bilgileri edin­mekle kalmamış İslam bilimlerini, İslam mezhepleri­ni, hukukunu, Şeriat’ın bütün ayrıntılarını öğrenmiş ayrıca yeni düşünceler ileri sürmüştür. Bu yeniliklerin başında kurduğu mezhebin doğrudan doğruya toplu­mun yapısından, yaşanan olaylardan, günlük insan ilişkilerinden kaynaklanması gelir. Babîye ya da Babîlik’in bir mezhep, değil tarikat olduğunu ileri sürenler bulunduğu gibi yeni bir mezhep özelliği taşıdığını, tarikatın sınırlarını aştığını, daha geniş bir yapı içerdiğini söyleyenler de vardır. Ancak, bir din kurumu olduğu, İslam inançlarına yeni yorumlar getirerek oluştuğu kesindir.

Ali Mehmed düşüncelerini etkili konuşmalarıyla, yaşamdan örnekler getirerek açıklar, bunların, çevre­sinde toplananlarca daha geniş bir alana yayılmasını isterdi. Bu nedenle, kısa süre içinde, görüşleri İran’ın büyük bir bölümüne yayılmış, yönetimi sarsacak boyutlara ulaşmıştı. Bu durumdan ürken ve Ali Mehmed’in düşüncelerinden korkan kışkırtıcıla­rın da etkisi altında kalan Nasreddin Şah, hızla yayılan Babîlik’i önlemek, ayaklanmaya başlayan Babî yandaşlarını sindirmek için olaya el koydu. Ayaklanmaların başlıca nedeni olarak görülen Ali Mehmed Bab yakalanınca Tebriz’de bir askeri kışlaya götürüldü; kurşuna dizilmek üzere bir ağaca asıldı. Söylenceye göre, atılan kurşunlar yalnızca ipi kesip gövdesine gelmeyince Ali Mehmed Bab yere bastı, olayı gören topluluk ürktü. Ali Mehmed Bab, ağır adımlarla topluluğun üzerine doğru gülerek yürüdü. Askerlerce yeniden yakalanıp kurşuna dizilen Ali Mehmed Bab’ın ölümü üzerine ayaklanma daha geniş boyutlara ulaştı; Babîler değişik illerde örgütlendi. Nasreddin Şah’ı, sarayına bahçıvan olarak sızıp öl­dürme girişiminde bulundular, ama şah aldığı yaralar­dan ölmedi. Bu olayda yakalanan Babîler büyük acılar çektirilerek öldürüldü.

Babîlik’in en etkili üyelerinden olan, güzelliğiyle İran’da ün salan, Zerrin Tac ya da Kurret’ül- Ayn diye bilinen Kazvinli bir Türk kızı, bu olaylar karşısında direnişini, Ali Mehmed Bab’ın düşüncelerini, mezhe­bin ilkelerini yayma eylemini sürdürdü; Nasreddin Şah’a karşı yeniden ayaklandı. Çarpışmada yakalanın­ca Tahran sarayında yargıç önüne çıkarıldı; düşünce­lerinden dönmesi istendi. Bu baskıyı reddederek yolunun doğru olduğunu, yanlışlığın onu yargılayan­larda bulunduğunu söylemesi üzerine Tahran kalesi­nin üzerinde ateşe atılarak yakıldı. Yakalanan bütün Babîler çoluk çocuk kılıçtan geçirildi. Buna karşın Babîlik’in yayılışı önlenemedi.

Ali Mehmed Bab, görünüşte İslam dininin ilkele­rine bağlı kalmış ise de, gerçekte yeni bir yorum getirmiş, İslam dinini toplumun gereksinimlerine göre yeniden düzenlemeyi düşünmüştür. Ona göre dinle yaşam arasında, uygulamaya dayanan bir bağ­lantının bulunması ve dinin toplum gerçeklerine uyması gerekir. İbadet bir biçim değildir, tek ereği kişinin ruhsal bakımdan arınması, doğruluk, na­mus, erdem gibi değerlerin yaşama uygulanmasıdır. Kişiler, düşünce ayrılığına, inanç değişikliğine bakma­dan birbirlerine yardımcı olmalı, açık yürekle dav­ranmalıdır. İnançların benimsenmesinde, yayılmasın­da, uygulanmasında baskı yöntemi tanrısal istençle bağdaşmaz. İslam bilginlerinin yorumlarıyla Kuran ‘ın yargıları birbirini tutmamaktadır. Bilginler Kuran’a bildirileni yanlış yorumlarla değiştirmişlerdir.

Kendini bilen, insanın değerini kavrayan kişinin uyması gereken yasa Şeriat değil, kendi vicdanıdır. Tanrı, kişinin vicdanına içe doğuş, seziş yoluyla birta­kım bilgiler gönderir. Bu bilgiler kişilerin uyması gereken yasalardır. İyi olan ne varsa yapılmalı, yarar da sağlasa kötülükten kaçınmalıdır. İyi ile kötü yan yana gelemez. Bu nedenle bir kimse hem iyi hem kötü olamaz. Bir toplumu oluşturan bütün bireyler kardeş­tir. Bu yüzden taşınmazların da, taşınırların da kardeşçe bölüşülmesi, eşitlikten uzak kalınmaması gerekir.

Erkekle kadın eşittir; kimi İslam bilginlerinin ileri sürdükleri gibi kadın yaratılış bakımından erkek­ten daha aşağı bir aşamada değildir. Boşanma gereksiz bir işlemdir. Arası açılan karı-koca bir yıl bekleyebi­lir. Boşananlar 19 kez barışabilirler. Boşanmayı doğu­ran nedenlerin kaynağı toplumda kadın-erkek eşitsiz­liğidir. Kadın bütün eylemlerinde, toplum kurumla­rında erkekle eşit yetkiler taşımalıdır. Kadınlar örtü­süz gezip, erkeklerle konuşabilirler; süslenmelerinde sakinca yoktur. . ,

Din bir toplum düzenidir, bu nedenle yaşama bağlıdır; yaşamdan ayrı ona üstten bakan kuramsal bir varlık değildir. Bütün dinlerin ereği insanın arınması, mutluluğu olduğuna göre hepsi eşittir; ayrılık yorumların başkalığında, uygulamalarının de­ğişikliğinde, işlemlerin farklılığındadır. Tanrı ve Tanrı bütün varlık türlerinde görünür. Onun

Evren varlığı yalnız soyut değil somut nesnelerde de bulu­nur. Bu bakımdan Tanrı’yı görünmeyen, bilinmeyen, duyulmayan bir varlık olarak düşünmek doğru değil­dir. Evreni, onun kuşattığı varlıkları yaratan Tanrı ise, bütün bu yaratılanlarda Tanrı’nın somut bir biçimini görme olanağı vardır. Varlıklarda görülen türlülük tanrısal niteliklerin değişikliğinden, nesnelerde ayrı ayrı biçimde yansımasından ileri gelir. Gerçekte Tanrı birdir, ancak Ali Muhammed (Ali Mehmed) onun yansıdığı aynadır.

Evren yaratılmıştır. Bu yaratılışın yedi aşaması vardır. Her aşama belli bir niteliği yansıtır: Kader, Kaza, İrade, Meşiyet, İzin, Ecel ve Kitap. Bunlara gerçeğin yazıları (hakikatin harfleri) denir. “Bir”, “birlik” anlamına gelen “vâhid” sözcüğü ile “varol­mak” anlamını içeren “vücud” sözcüğü “ebced hesabı”na göre 19 sayısının karşılığı olduğundan, bu sayı kutsaldır. Bu nedenle yıl 19 aya, ay 19 güne bölünmüştür. Bir yıl 361 gündür.

Gerek Ali Mehmed Bab’ın, gerekse onun kurdu­ğu mezhebin yetkili sözcüsü durumunda olan Zerrin Tac’ın (Kurret’ül-Ayn) bulunan açıklamalarına göre, Babîlik’te toplumu 19 kişiden oluşan bir kurul yönetir. Bu yönetici kurul, ileride daha geniş bir alana yayılıp devlet niteliği kazanacak olan yönetimin özünü oluşturur. Toplumda evlenme gereği vardır; evlenecek kimselerin doğal gelişimine göre evlenme yaşı on bir olabilir. Dul kalanlardan erkeklerin 90, kadınların 95 gün sonra yeniden evlenmeleri gerekir.

Babîler günde bir kap yemek yer, azla yetinmeyi, alçakgönüllülüğü bir erdem sayarlardı. Onlara göre kişilerin işledikleri suçlardan dolayı hapisle cezalandı­rılmaları insana yaraşır bir davranış değildir. Suçlulara verilmesi gereken ceza ya karı-kocayı bir süre ayrı yaşama gereğinde bırakma ya da para ödetme olma­lıdır.

Okula giden bir çocuğun beş yaşından önce dövülmesi yasaktır. Beş yaşından sonra da, dövülür­ken çıplak etine vurulmamak, giyinik çocuğa en çok beş çubuk vurulmalıdır. Babîler’in uysal, saygılı, birbirlerine karşı sevgiyle dolu olmaları gerekir.

11 ile 42 yaş arasında olanların, her yıl, güneşin doğuşundan batışına değin 19 gün (Babîlik takvimine göre bir ay) oruç tutması gereklidir. Cenaze namazla­rı dışında topluca (cemaatle) namaz kılmak doğru değildir.

Başkalarına baskı yapmak yasaktır. Kimsenin gönlünü incitecek söz söylenmemelidir. Sarhoşluk, dengesizlik yaratacak içkilerin içilmesi yasaktır. Her 19 günde bir 19 kişiyi çağırıp yemek yedirmeli­dir, bu mümkün değilse su bile içirmek yeterlidir.

Dilenciye yardım etmek de dilenmek de suçtur (günahtır). Sözünde durmak, yerine getirilebilecek biçimde söz vermek gerekir. Verilen bir sözü yerine getirmemek, yalan söylemek, başkalarını kandırmak, alışveriş işlerinde aşırı kazanç sağlamaya çalışmak, başkalarını çekiştirmek, gereksiz yere suçlamak insan Özüyle bağdaşmayan eylemlerdir. Gerçek bir Babı’ nin  bunlardan kaçınması gerekir.

Ali Mehmed Bab’ın kurduğu mezhebin temelini oluşturan ilkelerin İslam dininden kaynaklanıyor gibi görünse de, başka inançlardan da beslendiği açıktır. Özellikle sayılarla, harflerle bağlantılı inançlarda Hurufîlik’in etkisi görülür. Babîlik, ayrıca İlk Çağ İran ve Hint dinlerinden, Anadolu inançlarından da etki­lenmiştir.

Ali Mehmed Bab ile sözcüsü Zerrin Tac’ın etkisi, ölümlerinden sonra, Amerika’ya dek çok geniş bir alana yayılmış, Babîlik değişik adlar altında Avrupa ve Amerika’nın kimi bölgelerinde kurumlaşarak varlı­ğım sürdürmüştür. Özellikle Bahaîlik adıyla gelişen tarikat Babîlik’in bir uzantısıdır.

Beyan.

Kaynak: Türk ve Dünya Ünlüleri Ansiklopedisi, 5. cilt, Anadolu yayıncılık, 1983