Alemdar Yalçın – Cumhuriyet Dönemi Türk Romanı 1920-1946

Alemdar Yalçın –
Cumhuriyet Dönemi Türk Romanı 1920-1946

Siyasal ve Sosyal
Değişmeler Açısından

Çalışmamız bir bütün halinde ülkemizin geçirdiği sosyal,
siyasal ve bunlara bağlı değişmenin Türk romanına etkisini ortaya koymak
kaygısını taşır. (s. 8)

Giriş

1920-46 yılları arasında, roman olarak kaydedilen başka
türden kitapların sayısı bizim tespitimiz kadarıyla 30’un üstündedir.

1920-80 tarihleri arasında yayımlanmış yaklaşık 3400 roman
tespit ettik. (s. 13)

Fethi Naci’nin tespit ettiği gibi romancımız sanatkârlıktan çok
öğretmenlik yapmak istediği için bizde roman gelişmemiştir. (s. 15)

Avrupa’da roman, Fransız İhtilali’nden sonra Fransa’daki
sosyal ve siyasal değişmenin cemiyet ve insan üzerindeki etkilerini işleyen bir
edebi tür olarak kendini göstermiştir. (s. 18)

Cumhuriyetin ilk yıllarında cemiyet aleyhinde yazılmış roman
hemen hemen yok gibidir. (s. 21)

Hürriyet ve İhtilaf Fırkası yakın tarihimizin önemli siyasi
partilerindendir (Yakup Kadri’nin Hüküm Gecesi
bu dönemi ele alır).

Dönemin yolsuzluk olayları, Saffet Nezihi’nin Garibeler adlı piyesinde işlenir.

Yazar, mebuslarla Şakırcalı Mehmet Efe’yi karşılaştırır.
Yazar, Şakırcalı’yı daha namuslu bulur. Çünkü o yaptığı hırsızlığı açıkça
yapmaktadır. Oysa mebuslar (…) gizlice devleti soyarlar. (s. 22)

Sosyal ve Siyasi
Olaylarla Doğrudan İlgili Romanlar

Reşat Nuri Güntekin’in Ateş Gecesi’nde romanın kahramanı olan Kemal’in
sürülmesi, 1908 hareketinden sonra onun “kahraman” olmasını sağlar. (s. 29)

(Romanda) Kemal’in ne yaşı ne de şahsiyeti bir sürgüne
müsaittir. …rejim aleyhine faaliyet gösterdiği ihbarıyla Milas’a sürgün edilir.
(…) sürgün edilmesini gerektirecek hiçbir davranışı yoktur.

Milas kaymakamı siyasi suçlu bir aydının ilçeye gelmesinden
memnuniyet duyarlar. Kemal’in bekledikleri gibi biri olmadığını görünce hayal
kırıklığına uğrarlar.

(Kemal) İlçedeki Girit göçmenlerinden doktor Selim Bey’in
kız kardeşine (Afife) âşık olur.

Çocuk yaştaki Kemal’in âşkı karşısındaki davranışları onu
gülünç hallere sokar. Afife eşinden ayrı yaşayan bir kadındır.

İttihatçılar her sürgüne gideni kahraman gibi
karşılamışlardır. (…) zayıf ve kontrol edilebilecek durumda olanları yüksek
mevkilere getirmişlerdir.

Romanın ikinci kısmı 1908 yılından sonra geçer.

Fırka onu tahsilini tamamlaması için Avrupa’ya göndermiş
dönüşünde de önemli mevkilere getirmiştir.

Kemal artık lüks bir hayat yaşamaktadır. Onun için kutsal
sayılacak herhangi bir değer yargısı kalmamıştır.

İstanbul’a gelen Afife’yi, elde ettikten sonra terk eder.
(s. 32)

1908 dönemiyle ilgili bir diğer roman Sinekli Bakkal’dır.

Yazar (Halide Edip) hemen bütün romanlarında (…) din
adamlarına karşı olabildiğince olumsuz tavır içindedir.

Ona göre hayatta yalnızca hoşgörüye dayalı güzellikler
yaygınlaştırılmalıdır. Bu inancı sebebiyle Mevleviliğe büyük bir yakınlık
duyar. Sinekli Bakkal’da Mevlevilik ana tema olarak karşımıza çıkar. (s. 34)

Abdülhamit
Düşerken
, II. Meşrutiyetin ilanından
hemen önceki olaylardan başlayarak Harekât Ordusu’nun İstanbul’a girişini
anlatır. Mehmet Şehabettin Paşa, Osmanlı devlet ricalinin prototipidir. Kızağa
çekilmiş, ancak yeniden görev alacağı umudunu yitirmemiştir. Yaşı ilerlediği
için yaşanan toplumsal değişimleri kavrayamamaktadır. Kızı Nimet’e karşı
sevgisi çok derindir. Paşa’nın mevki hırsı dikkat çekici biçimde anlatılmaktadır.
Paşa’nın kültürsüz olduğu için yüz çevirdiği karısı konağın kâhyasıyla ilişki
içindedir.

Nimet, İttihat ve Terakki idarecilerinden Şefik’ten evlenme
teklifi alır. Babası örtülü biçimde bu izdivaca engel olmak ister. Hakkındaki
yolsuzluk iddialarını örtbas etmesi ve yeniden âyan meclisine alınması şartıyla
evliliğe onay verir. Paşa, meclisin ilk toplantısında vefat eder.

Yazar, Mehmet Şehabettin Paşa’nın davranışları etrafında
Osmanlı’nın son dönemdeki yöneticilerinin günü kurtarmak ve şahsi menfaatlerini
gözeten tutumlarını çarpıcı biçimde anlatmaktadır. (s. 40-42)

Bir Sürgün

Romanın kahramanı Dr. Hikmet, Fransız kültürü hayranıdır. Bu
haliyle II. Meşrutiyet döneminin batı hayranı aydın tiplerini temsil eder.  Jurnal kurbanı bir sürgündür. İzmir’e
sürülünce oradan Fransa’ya kaçmayı kafasına koyar. Fransa’ya gidişi onun için
kaçış değil asıl vatanına kavuşmak anlamını taşımaktadır.

Paris’e vardığında hayalindeki ortamı bulamaz. Kendini
yabancı hisseder. Vatan özlemi çekmeye başlar. Jön-Türklerle temas kurar.
Onların arasında da huzur bulamaz. (s. 43-44)

Bize göre Türk romanının en önemli noktalarından biri kültür
değişmelerinin toplumumuz üzerindeki birden fark edilmeyen etkisini ortaya
koymasıdır. (s. 45)

Harekât Ordusu’nun İstanbul’a girişinden sonra Cemal
Paşa’nın meşhur operasyonları başlar. Muhaliflerin bir kısmı idam edilir, bir
kısmı da sürgün edilir. Daha birçok kişiye de İstanbul’u terk etmelerini
tavsiye eder!

Yakup Kadri’nin Hüküm Gecesi, Cemal Paşa’nın operasyonları
etrafında şekillenir.

Roman, muhalif gazeteci Ahmet Kerim üzerine kuruludur.
Dürüst bir gazetecidir Ahmet Kerim. İttihatçılar aleyhinde sert yazılar
yazmaktadır.

Sokakta yürürken komşu evde şarkı söyleyen genç bir kızın
sesini duyar. Durup dinler ve bunu alışkanlık haline getirir. Komşu evin kızı
Samime ile aşk yaşamaya başlar. Kızın ağabeyi İttihatçıdır. Kardeşi
aracılığıyla Ahmet Kerim’e tuzak kurmayı planlar. Plana göre gazeteci eve
gelecek, Samime ile bir aradalarken Samime çığlıklar atacak, ev basılacak ve
namus bahane edilerek Ahmet Kerim ortadan kaldırılacaktır.

Samime, planı bozarak Ahmet Kerim’i kurtarır. Yaşadığı
kırgınlıktan dolayı Samime’den uzaklaşır. Samime, mektuplar yazarak affını
ister. Bir cevap alamayınca bunalıma girer ve intihar eder. Ahmet Kerim çok üzülür.
Mektuplara aracılık eden Şerife Hanım’ı ziyaret ederek teselli bulmaya çalışır.

Ahmet Kerim bir kısım itilafçılar gibi Edmond De Molene’in
görüşlerine inançla bağlıdır. Molene, birçok yazısında milletlerin
medenileşmeleri üzerinde coğrafyadan gelen sosyal karakterin tesirleri üzerinde
durmuştur. Yetersiz bir entelektüel olan Molene, Türklerin ve diğer Müslüman
milletleri medenileşmemiş, kan dökücü barbarlar olarak tasvir etmiştir.

Romanın kahramanlarından Ahmet Samim, İttihatçıları çok daha
sert bir üslupla eleştirmektedir. Bu nedenle sık sık tehdit mektupları
almaktadır. Sonunda öldürülür. Arkadaşının ölümünden sonra Ahmet Kerim,
eleştirilerinin dozunu arttırır.

Mahmut Şevket Paşa’nın öldürülmesinden sonra Cemal Paşa,
muhalifleri tutuklatmaya başlar. Ahmet Kerim de idam edilmek üzere
aranmaktadır. Ziya Gökalp’in yardımlarıyla Sinop’a sürgün edilerek idamdan
kurtulur.

İttihat ve Terakki dönemini anlatan romanlardan biri de Mithat Cemal Kuntay’ın Üç İstanbul’udur.

Roman dört ana kahraman üzerine kuruludur; Tevfik Hoca,
Musevi asıllı Moiz, Adnan ve Raif.

İlk üçü kısa yoldan zengin olma hayaliyle yaşayan tiplerdir.
İlk başlarda farklı idealleri olan Adnan daha sonra arkadaşlarının tesiriyle
ideallerinden uzaklaşmış ve onlara benzemiştir. Tevfik Hoca, zengin bir dulla
evlenerek servete kavuşur. Moiz, Selanik’li zengin bir kızla evlenip ticarete
atılır. Savaş yıllarında iyice zenginleşir. Adnan, gazetede yazdıkları yüzünden
sürgün edilir. II. Meşrutiyetin ilanından sonra geri döner ve bir kahraman olarak
karşılanır. İktidar çevrelerinin tanıdığı biridir. Avukatlık yapmaya başlar ve
kısa sürede zengin olur.

İktidar sahiplerinin kendilerini destekleyenlerden
müteşekkil bir burjuva sınıfı yaratma hevesi tarih boyunca farklı coğrafyalarda
gözlemlenmiş bir olgudur. Mithat Cemal’in romanında da dönemin şartlarında
faydalanarak zenginleşen bu insanlar, sosyal ve siyasi ilişkileri içinde
anlatılmaktadır.

Adnan, ruhundaki iniş çıkışlar yüzünden tezatlarla doludur.
Menfaatleri ve inandığı değerler arasında bocalar. Âşığı Süheyla’nın
duygularını sömürüp, yüksek kültürlü olduğunu düşündüğü Belkıs’la evlenmiştir.
(70/77)

1920’den sonra basılan romanların önemli bir kısmı özellikle
Harb-i Umumi’de İstanbul’da meydana gelen yolsuzluk ve rüşvet olaylarını
anlatır.

Reşat Nuri’nin Gizli El adlı romanı yolsuzluk olaylarını
anlattığı için sansüre takılmıştır. 

Şeref Bey, hukuk eğitimi almış, kolayca etki altında kalan
biridir. Yaptığı iyi ve kötü işlerin müsebbibi onu yönlendirenlerdir. Gemlik’te
Aziz Paşa’nın çocuklarına ders verir. Paşa’nın kızına âşık olur. Seniha,
yaşından ileride, olgun bir kızdır. Kardeşi Adnan’a hem annelik hem de ablalık
yapmaktadır.

Cihan Harbi çıkınca Şeref askere alınır. Bursa’da yazıcılık
yapar. Arkadaşı Miralay Murat aracılığıyla savaş yıllarında yaşanan
yolsuzluklar anlatılır. Miralay Murat, Şeref’i içki ve gece hayatına alıştırır.
Yavaş yavaş onu, yolsuzluk ve rüşvet işlerinde kullanmaya başlar. Rüşvet işi
için Viyana’ya gönderilir. Daha sonra Taksim-Beyoğlu havalisi içinde görünür.
Nihayetinde yakalanır. (86/88)

Refik Halit Karayİstanbul’un Bir Yüzü / İstanbul’un İç Yüzü

Roman İsmet isimli bir yanaşma kızın hatıra defteri
biçiminde planlanmıştır. İsmet, evlatlık olarak Fikri Paşa’nın konağına alınmış
ve burada büyümüştür.

Romanın ilk bölümlerinde konağın sakinleri üzerinden
İstanbul yaşayışı ve insanları anlatılır. Romanın ilerleyen bölümlerinde Harb-i
Umumi döneminde şişli ve çevresinde yuvalanmış savaş vurguncuları anlatılır.

Fikri Paşa saat koleksiyonu sahibi, kibar biridir.

Kızı Şadiye Amerikan terbiyesiyle yetişmiştir. Lüks ve
refaha düşkün biridir. Oğulları da yeni ve modern fikirlere meyyaldirler.

Şişli önceleri gayri Müslimlerin yaşadığı bir semtti. II.
Meşrutiyet yıllarında batı hayranları hızla bu bölgeye yerleşmişlerdir. Romanın
bu semtte yaşayan karakteri Kâni Bey’dir. Kâni Bey fırsatçı bir savaş
vurguncusudur. Savaş yıllarında İstanbul ve çevresinde fakir halk açlıktan ve
hastalıktan kırılmaktadır. Bunun en önemli sebebi Kâni Bey gibi savaş
vurguncularının yolsuzluklarıdır. (s. 89/92)

Selahattin Enis, Zaniyeler

Yakup Kadri, Kiralık Konak

Peyami SafaMahşer

Romanın kahramanı Nihat, Çanakkale’de üç yıl savaşmış,
omzundan yaralanarak İstanbul’a dönmüştür. Kahraman gibi karşılanacağını
düşünerek teselli eder kendini dönüş yolunda.

İstanbul’da namuslu insanlar yoksulluk içindedirler.

Devlet kapısında iş bulamayan Nihat, bir savaş vurguncusu
olan Mahir Bey’in yanında iş bulur. Mahir Bey’in kızına Fransızca öğretecektir.
Evdeki bir davette Mahir Bey’in eşi Seniha’nın bir gazeteciyle ilişkisine
tanıklık eder. Seniha Hanım, vagon kiralama işi karşılığında kendini gazeteciye
takdim etmiştir. 

Mahir’in akrabası Muazzez bu yolsuzluklardan rahatsızdır.
Nihat ve Muazzez arasındaki yakınlaşma aşka dönüşür. Evlenip bu kirli
ilişkilerden uzaklaşmak isterler.

Şehzadebaşı’nda yeni bir hayata başlarlar. Nihat’ın
memleketin içinde olduğu sıkıntılardan başka derdi kalmamıştır. Topluma faydalı
olmak istemektedir. Muazzez’le araları açılmaya başlar. Nihayet ayrılırlar.
Nihat bunalıma girer ve intihar eder.

Yazar savaş yılları İstanbul’unu mahşer yerine
benzetmektedir.

Peyami SafaSözde Kızlar

Romanın kahramanı Mebrure batılılaşmayı doğru şekilde
kavramış bir genç kızdır.

Mebrure’nin babası, Manisa’nın Yunanlılar tarafından işgali
üzerine tutuklanmamak için kaçmıştır. Babasını arayan Mebrure, akrabalarının
yanına İstanbul’a gelir. Kaldığı konağın sahibi Nafi Bey, çocuklarını batılı
tarzda yetiştirmiştir. Eşi Nazmiye Hanım, kızı Nevin ve oğlu Behiç eğlence ve
şehvet düşkünüdürler. Behiç, Mebrure’yi elde etmek ister. Mebrure kaçtıkça
Behiç’in arzusu artar. Sonunda Mebrure’ye evlenme teklif eder. Mebrure teklifi
kabul eder.

Tam bu sırada Behiç’in daha evvel evlenme teklifiyle
kandırıp iğfal ettiği Belma’dan Mebrure’ye haber gelir. Mebrure, Belma’yı
görmeye gider. Belma’nın (asıl adı Hatice’dir) Behiç’le olan ilişkisinden
frengi hastası bir çocuğu olmuştur. Sakat doğan çocuğu Behiç’le birlikte
boğarak öldürmüşlerdir.

Mebrure Anadolu’ya geri döner. Behiç tutuklanır. Belma
intihar eder. (s. 104/108)

Yakup KadriSodom ve Gomore

Romanın kahramanı olan Necdet İngilizlere karşı düşmanlık
hissi içindedir. Nişanlısı Leyla, batılı tarzda yetiştirilmiştir. Leyla’nın
babası Sami Bey aşırı derecede İngiliz hayranıdır. Leyla, eğitim hayatı süresince
Türk kültür ve geleneğine bütünüyle yabancılaşmıştır. Bu sebeple depresif bir
ruh haline sahiptir.

Romanın ağırlık noktası işgal yıllarında İstanbul’a gelen
yabancılardır.

Necdet, İstanbul’da İngilizlerin ahlaksızlıklarına tanık
oldukça Anadolu direnişine yaklaşmaya başlar. Leyla’ya aşkı, milli mücadele
şuuru karşısında zayıflar. (s. 114)

Şükûfe Nihal, Yalnız Dönüyorum

Mahmut Yesârî, Su Sinekleri

Hüseyin Rahmi’nin romanlarında olaylar o kadar önemli değildir. Olaylar
karşısındaki davranışlar önemlidir. Onun romanlarının asıl merkezini farklı
insanların farklı davranışları meydana getirir. (s. 126)

Ercüment Ekrem

Eserlerinin bir kısmı işgal İstanbul’unda halkın çektiği
sıkıntıları, bekleyişleri, azınlıkların işgal kuvvetlerinden aldıkları cesaretle
yaptıkları taşkınlıkları anlatırken bir kısmı da tamamen pedagojik mahiyet
taşımaktadır. (s. 144)

Sermet Muhtar Ulus

Bir Fenomen Olarak
Anadolu’yu İşleyen Romanlar

Konularının ele alınışı birbirine çok yakın olan bu
romanların yazılışı 1940’lı yıllara kadar sürer. (s. 159)

Anadolu’da halka doğrudan teması olan iki aydın kesimi
vardır. Bunlardan birincisi öğretmen, ikincisi subaydır. (s. 168)

Romanlarımızın da en çok öğretmenin ele alındığı
bilinmektedir.

Birtakım inkılapların yapılmaya başlandığı bir devirde,

Cumhuriyet ideolojisine sıkı sıkıya bağlı yazarlar, yeni
rejimi övmek maksadıyla, romanlar kaleme almışlardır.

Yeşil Gece ve Vurun Kahpeye bu çizgide değerlendirilebilecek
olan 1926 yılında yazılmış iki romandır.

Yeşil Gece Tevhid-i Tedrisat Kanunu’ndan hemen sonra basılmıştır. (s.
169)

Romanın kahramanı Ali Şahin Efendi bir ilkokul öğretmenidir.
Dini tahsilini ilerletmek için Somuncuoğlu Medresesi’ne yazılır. Burada gördüğü
yanlışlıklardan dolayı inançlarında zayıflama yaşar ve öğretmenlik tahsilini
tamamlayıp Anadolu’ya geçer. Artık tek emeli medreselerdeki yanlış eğitimle
mücadele etmektir.

Tayin edildiği Sarıova kazasının insanları yeniliklere
kapalıdırlar. Medrese hocası Hafız Eyüp Efendi tipik bir yobaz olmakla beraber
kazanın otoritesidir.

Belediye mühendisi Necip Bey, deli dolu biridir. Ali Şahin
Efendi’yi desteklemektedir. Kaza, Yunan işgaline uğrayana kadar Ali Şahin
Efendi ile Hafız Yusuf Efendi arasında mektep medrese mücadelesi yaşanır.

Bir yol inşaatının türbe yakınından geçmesi bahanesiyle
halkı galeyana getiren Hafız, öğrenci velisi kılığında kazada tanınan bir
fahişeyi Ali Şahin Efendi’nin evine yollar. Ali Şahin Efendi bu oyunlara alet
olmaz.

İşgalle birlikte kazanın zenginleri bölgeyi terk ederler.
İlk başta kaçmak üzere hazırlık yapan Ali Şahin Efendi, işgale karşı gizlice
direnmeye karar verir. Mühendis Necip Bey’le birlikte kazada kalırlar.
İşgalcilerle işbirliği yapıyormuş gibi görünürler. Ancak gizlice dağda çekilen
milislere yardım etmeye devam ederler. Çetelere yardım ettiği anlaşılınca Ali
Şahin Efendi Yunanistan’a sürülür. Savaş sonrasında yapılan esir mübadelesinde
yurda geri döner. Kazaya döndüğünde Hafızı kaymakamın yanında görür. Ali Şahin
Efendi hain ilan edilmiştir. Hakkını müdafaa etmek üzere Ankara’ya gider. Bu
bölümlerde eğitim reformları lehine propaganda yapılmaktadır.

Toplumsal bozuklukların temel sebebi olarak İslamiyet işaret
edilmektedir. Yazar medreseleri topyekûn mahkûm eder (s. 169/177).

Halide Edip, Vurun Kahpeye

Roman kusurlarla doludur; İslam’ı kötülemek üzere
karakterize edilen tiplerin hiçbiri Müslüman değildir, hepsi de çıkar peşinde
koşan menfaatperestlerdir. Romanda anlatıldığı şekilde Aliye, halkın nefretini
çekecek bir şey yapmamıştır. Bu durumlar romanın kurgu hataları arasında
değerlendirilmelidir.

Roman kahramanlarıyla romanda anlatılan Anadolu kasabası
arasında sosyal, kültürel bakımdan mantıksal ilişkiler kurulmamıştır.

Yazar, hemen her romanında olduğu gibi karakterleri arasında
taraf tutacak kadar duygusal hareket etmiştir.

Reşat Nuri GüntekinÇalıkuşu

Yazar, Çalıkuşu’nu Anadolu’da Bir İstanbul Kızı ismiyle
piyes olarak yazmış, sonradan roman haline getirmiştir.

1923-1924 yılları arasında Pravda’da tefrika edilmiştir.

Baskılarının toplam adedi 9 milyonu aşmıştır. Çeşitli dillere
de çevirisi yapılmıştır. (s. 183)

Feride’nin küçüklüğünden nişanına kadar geçen olaylar bir
genç kızın macerası gibidir. Anadolu’ya gidişiyle birlikte romanın omurgası
değişir. Feride, İstanbul’dan Kâmuran’a kırgın ayrılmıştır. Ancak ona karşı
olan sevgiyi içinden atamamıştır.

Feride’nin İstanbul’da geçen eğitim dönemi okura İstanbul
hayatı hakkında bilgiler verir.

Öğretmenlik dönemiyle birlikte Anadolu’nun durumu hakkında
bilgi verilir.

Feride’nin aşkı zamanla sosyal-toplumsal bir sevgiye
dönüşür. (s. 186)

Yaban

Yakup Kadri bu romanı Anadolu ve aydın hesaplaşması çerçevesine
oturtmuştur.

…sayfalar boyunca anlatılan Anadolu ve yabancılaşma yazarın
kendi görüşleridir. (s. 203)

Aka Gündüz

Piyesleri ve romanlarının ana konusu kozmopolitizm, kimlik
problemleri, Türkçülük ve diğer siyasi konulardır. (s. 207)

Dikmen Yıldızı’nda yazar milli bir romantizme yönelmiştir.

İzmir’in işgali üzerine Ankara’ya yerleşen Yıldız,

Pilot teğmen (Murat) ile nişanlanır.

Nişanlısı bilinmeyen bir sebeple ortadan kaybolur. Yıldız
üzülür, şuurunu yitirir.

Askeri istihbarat Murat’ın öldüğü haberini yayar.

İzmir kurtarıldıktan sonra nişanlısı ortaya çıkar. (s.
209/210)

Yakup Kadri

Ankara romanının dayandığı gerçek, ülkesini seven insanların onun
uğruna hayatını feda etmesi sonucu ülkenin yetersiz, taklitçi insanların eline
kalmasıdır. (s. 212)

Miralay Hakkı Bey’in bütün ömrü cephede geçmiştir. (…)
kendini para ve güç sahibi olarak bulunca değişir. (s. 214)

Şapka bize değil, biz şapkaya hâkim olmalıydık (Ankara, s.
129). (s. 216)

Aşk Romanları

Aşk romanları genellikle olay ağırlıklıdır.

Aşk romanlarında karşılıklı konuşma tekniği çok zayıftır.
(s. 223)

Okuyucunun ilgisini çekmek daha fazla için kız ve erkek
birbirlerine tamamen zıt kutuplardan seçilir. (s. 224)

Erkek ve kadın tiplerinin önemli bir kısmı Türk sosyal
hayatına uymaz. (s. 226)

Bu romanlar, genellikle, geniş aileden dar aileye geçişi (…)
özendirmektedir.

Hemen bütün aşk romanlarının verdiği mesaj, gençlerin
birbirleri ile anlaşarak evlenmeleri ve evlilik öncesi flört ilişkisini
özendirmek yönündedir. (s. 227)

Reşat Nuri Güntekin, Akşam Güneşi

Birinci bölüm Nazmi Bey’in Paris’e gidişine kadar sürer.

Onun için vatan, görev, sorumluluk yerine aşk, vals ve
sosyal ilişkiler vardır.

Nazmi Bey’in ikinci dönemi Paris’ten dönerek atandığı
Filistin’deki maceraları, yeniden atandığı Makedonya’daki birliğine giderken
Edirne’de trenden inerek katıldığı komite çalışmaları dönemidir.

Ciddi bir yara alan Nazmi Bey’in askerlik hayatı sona erer.

Midilli Adası’na adeta inzivaya çekilir.

Nazmi Bey’in hayatındaki fırtınalar, akraba kızı Jülide’nin
adaya gelmesiyle başlar.

Jülide hayat dolu, uçarı bir kızdır.

Peyami Safa, Şimşek

Üç kişi arasındaki amansız bir psikolojik güç mücadelesi…

Sacit’in babası, Abdülhamit dönemi devlet ricalinden Mahmut
Paşa’dır. Mahmut Paşa kadınlara düşkün, acımasız ve bu yüzden çevresi
tarafından sevilmeyen biridir. Oğlu Sacit’i de kendi gibi yetiştirmiştir.

Oğluna iki şeyi miras bırakmıştır; para ve güç.

Mahmut Paşa, karısı Ferhunde Hanım’ın merhametli ve zayıf
taraflarını benimsememesi için çaba sarf eder.

Ferhunde Hanım’ın torunu Müfit merhametli ve uysal biridir.

Mahmut Paşa bu nedenle Müfit’i hiç sevmez.

Mahmut Paşa’nın ölümü üzerine Sacit, babasının tavsiyelerine
uygun olarak yaşamaya devam eder.

Konakta tertip ettiği eğlencelerden birinde tanıştığı
Pervin’e yakın olmak için onu Müfit’le evlendirir.

Müfit’in evde olmadığı, çalıştığı saatlerde Pervin ve Sacit
konakta baş başa kalmaktadırlar.

Genç kadın aralarındaki ilişkiden duyduğu rahatsızlığı eşine
hissettirmeye çalışsa da Müfit, dayısının tahakkümü altında ezilmiştir.

Roman boyunca en çok dikkat çeken husus, Müfit’le dayısı
arasındaki psikolojik mücadeledir ve de bu bölümlerin aktarımı çok
başarılıdır.   

Roman sanatının en basit kurallarından biri de anlatma ve
gösterme unsurlarının yerli yerinde kullanılmasıdır. Psikolojik derinliği olan
romanlar için bu konu çok daha önemlidir.

Anlatma, insanları düşünmeye değil kabullenmeye zorlarken,
canlandırma insanı düşünmeye zorlamaktadır. Romana değerini veren de tam olarak
budur.

Romanın sonunda Müfit, vereme yakalanmış, şimşekler çakan
fırtınalı bir gecede evde istirahat etmektedir. Müfit hasta yatağındayken Sacit
Pervin’le sevişmeye çalışır. Kadın karşı koymaya çalışır. Sayfalar bu bölümde
gerilim yüklüdür. İnsanüstü bir çabayla yatağından kalkan Müfit, bütün
enerjisini toplayıp Sacit’in üstüne atılır ve onu boğar. Müfit’in geçirdiği
cinnet, enerjisini tüketir ve kurbanının üzerinde son nefesini verir. Bu sahne
karşısında Pervin de sinir krizi geçirir.

Tarihi Serüven Romanları

Roman, tarihe göre daha bağımsızdır. Sadece geçmişe değil,
bugüne ve geleceğe de aittir. (s. 248)

Şehbenderzade Ahmet
Hilmi Bey
’in Öksüz
Turgut
adlı romanı, Yıldırım Bayezid dönemindeki sosyal hayatı
anlatması bakımından dikkat çekicidir. (s. 256)

Nihal Atsız

Bozkurtların
Ölümü
ve Bozkurtlar Diriliyor

Bu romanlarda iç içe iki zaman vardır. Birinci zaman
İstanbul’da bir üniversite yurdunda 1940’lı yıllardır. Buradan kahramanlarımız
bin üç yüz yıl eskiye, uçsuz bucaksız Asya bozkırlarında yaşayan dinamik,
çevreyle sürekli mücadele halinde, dışa açık insanların oluşturduğu bir toplum
düzenine giderler. (s. 265)

Akçağ Yayınları

Ankara 2002