Alejo Carpentier Kimdir, Hayatı, Kitapları, Hakkında Bilgi

26

CARPENTIER, Alejo (1904-1980)

Kübalı gazeteci, müzikolog ve romancı. Çağdaş Latin Amerika romanını dünyaya tanıtmıştır.

Alejo Carpentiery Valmont 26 Aralık 1904’te, Havana’da doğdu, Paris’te öldü. Fransız bir baba ile Kübalı bir annenin oğluydu. Genç yaştan başlayarak Küba ve Latin Amerika zenci folkloru ile ilgilendi. 1928’de Paris’e gitti ve 1939’a kadar burada kaldı. II. Dünya Savaşı’mn başlamasıyla birlikte Küba’ya döndü, ancak 1946’da Venezuela’ya sığınmak zorunda kaldı. 1959 Küba devriminden sonra ülkesine döndü. Uzun bir süre Küba’nın Fransa’daki kültür ataşesi olarak görev yaptı.

Carpentier Latin Amerika’da vcni romanın oluşumunu sağlayan öncü romancılardan ve Astunas, Garcia Marquez gibi birkaç ünlü addan biridir. Yazdığı romanların yanı sıra, müzik alanında yaptığı çalışmalarla da Latin Amerikan kültürünün tanınması için çalışmıştır. Bu kültüre olan derin ilgisi, yazarlığının ilk dönemlerinde Latin Amerika’nın bir Avrupalı’nm gözüne hoş ve değişik gelecek yönlerini ele alması biçiminde belirir. Bu anlayışla yazdığı ilk romanı Ecue-yamba-O’da Antiller’deki zencilerin gizli dini olan “voodoo”yu atmosfer yaratmak amacıyla kullanmıştır. 1946’da ise Havana’da La Musica en Çuha (“Küba Müziği”) adlı müzik incelemesini yayımladı. Biri roman ötekisi inceleme olmasına karşın bu ilk iki çalışmanın ortak amacı Latin Amerika zenci uygarlığının, birbirinden son derece farklı iki kültürün (Afrika ve Latin-Avrupa) kaynaşmasıyla apayrı ve kendine özgü bir uygarlık oluşturduğunu saptama özlemiydi. Gerçekten de, Ecue-yamba-O’nun temelini oluşturan “voodoo”, Hıristiyanlık ile zencilerin geleneksel büyü ayinlerinin bir kaynaşmasıydı ve Küba müziği de Latin-Avrupa çalgıları ve armoni anlayışıyla Afrika rıtm ve ezgilerinin bir birleşiminden oluşuyordu.
Carpentier daha sonra olgunluk dönemi çalışmalarında da kendisinin “lo real-maravilloso” (olağanüstü gerçek) adım verdiği bu Latin Amerika kültürünün özelliklerini ve özgünlüğünü betimlemeyi amaç edindi. İlk romanındaki Avrupalı okura egzotik Latin Amerika görüntüleri sunma eğilimini bırakarak, bu kültürün derinlemesine bir incelemesine girişti. Bu olağanüstü gerçekliği romanlarının dokusunda okura hissettirmeyi amaçladı. 1949’da yazdığı El reino de este mundo (“Bu Dünyanın Krallığı”) romanında Haiti Bağımsızlık Savaşı’nın Avrupa’da düşünülenden tümüyle farklı bir biçimde, kitlesel coşku içinde gerçekleştiğini anlattı. 1953’te yayımlanan Los pasos perdidos (“Yitik Adımlar”) ise bir gezginin büyük bir Kuzey Amerika kentinden başlayarak Güney Amerika’nın içlerinde ilkel bir Kızılderili köyünde son bulan bir arayış serüvenini ele alıyordu. Bu arayış kendi kültürel köklerini unutan ya da yitiren Amerikalı’nın geriye dönerek kültürel kimliğini keşfetme çabasıydı.