Alay Köşkü Nerededir, Tarihi, Mimari, Özellikleri, Hakkında Bilgi

35

Alay Köşkü. Padişahların geçit yapan alayları seyretmesi için yapılmış köşk.

Sarây-ı Cedîd (Yeni Saray) diye adlan­dırılan ve bugün yanlış olarak Topkapı Sarayı adıyla anılan büyük saray man­zumesini çeviren Sûr-ı Sultanînin Divanyolu caddesine bakan köşesindeki bur­cun üstünde inşa edilmiştir. Sirkeci Hocapaşa’daki Aydınoğlu Dergâhı önünden yukarı kıvrılan surun Alay Köşkü yakı­nında tamamen Türk klasik mimarisi üslûbunda sivri kemerli Sokullu Mehmed Paşa Kapısı bulunmaktadır. Karşı tarafında ise XVIII. yüzyıldan beri sadâ­ret makamı olan Babıâli’nin evvelce yal­nız sadrazamların girip çıkmalarına mah­sus ve şimdiki biçimini XIX. yüzyılın ilk yarısında alan geniş saçaklı girişi, Paşa Kapısı bulunmaktadır. Alay Köşkü’nün az ilerisinde bugün Gülhane Parkı’nın gi­rişi olan ve Soğukçeşme Kapısı olarak adlandırılan kapının iki yanındaki yay­van kemerli girişler ise 1913’te Opera­tör Cemil Paşa’nın şehreminliği zama­nında açılmıştır.

XVI. yüzyıl sonlarında Alay Köşkünün yerinde ahşap bir köşk bulunuyordu. Fa­kat şehrin ana caddesi üzerinde saray surunun 90 derecelik bir dirsek teşkil ettiği yerde bulunan bu burcun diğer burçlardan daha değişik ve daha itinalı İşlenmiş taş malzeme ile yapılması, da­ha Fâtih zamanından itibaren bir köş­kü taşımak üzere tasarlandığını göste­rir. Bugünkü bina, pencere kemerlerin­de tunç harflerle yazılı manzum kitabe­sinden öğrenildiğine göre, daha yüksek olan bir köşk veya kulenin yerine Sultan II. Mahmud tarafından 1225 (1810) ve­ya 1235 (1819-20) de yaptırılmıştır. A. Şeref ve İ. Hakkı Konyalı, Keçecizâde İzzet Molla tarafından yazılan bu man­zum tarihin ebced’ini 1225 olarak he­saplarken, Z. Orgun noktalı harfleri top­lamak suretiyle 1235 (1819-20) yılını el­de etmiştir ki R. Ekrem Koçu da aynı rakamı benimsemiştir. Genellikle kabul edilen tarih budur. Kesin bir kayıt bulunmamakla beraber, köşkün mimari üslûbu bakımından, bu devirde sarayın pek gözde mimarlarını sağlayan Balyan ailesinden Kirkor Amira Balyanın eseri olması muhtemeldir.

Sarây-ı Hümâyun’un şehirle doğrudan doğruya temas eden tek parçası olan Alay Köşkü en hareketli ana cadde üze­rinde bulunduğundan, padişahların bu caddeden geçit yapan alayları seyret­mesi için yapılmış ve adını da bu görev­den dolayı almış ise de zaman zaman ilk yapısı bazı tarihî olaylara da sahne ol­muştur. Alemdar Mustafa Paşa’nın 1223 Ramazanında Babıâli’deki ölümü barut fıçısını ateşlemek suretiyle olduğuna ve yüzlerce âsinin de ölümü­ne sebep olan bir patlama vuku buldu­ğuna göre, Paşa Kapısı’na çok yakın bu­lunan Alay Köşkü’nün de bu sırada bü­yük ölçüde hasar görmüş olması muh­temeldir.

Alay Köşkü, köşe burcu üzerine otu­ran yuvarlak hünkâr salonu ile çeşitli büyüklükte hizmet odalarından meydana gelmiştir. Saray parkı (şimdi Güihane Parkı) tarafından geniş bir rampa ile bü­yük bir sofaya ulaşılır. Parka bakan ya­rım yuvarlak cephesi sık pencereli ve ah­şap olan bu sofanın iki tarafında küçük hizmet odaları ve bir hela vardır. Padi­şaha mahsus yuvarlak esas salon bur­cun tam üstüne oturmakta ve bir dizi taş konsolla dışarı çıkıntı teşkil etmek­tedir. Geniş çıkıntılı saçağın üstünde ise soğan biçiminde dilimli bir külah yükse­lir. Bu külahın içinde salonun üstünü ör­ten kubbe bulunmaktadır. Bu külahla birlikte bütün binanın üstü kurşunla örtülüdür. Yuvarlak salon ve etrafı ahşap meşe direklerinden yapılmış olup cephe dıştan tamamen mermer kaplanmıştır. Aslında on iki köşeli olarak yapılan bu salon, yedi cephesinde açılmış yanm kavisli pencerelerden ışık alır. Bunların si­yah mermerden kemerleri üstüne her birine bir beyit olmak üzere İzzet Molla’nın tarih kasidesi yazılmıştır. Pence­relerde evvelce altın yaldızlı olan demir dökme parmaklıklar vardır.

Burcun devamını teşkil eden kagir kaide taş ve tuğla dizileri halinde yapıl­mıştır. Parka açılan bir kapısı, yukan kı­sımlarında bir dizi penceresi bulunmak­tadır. Bu kaide kısmında kalın meşe di­reklere oturan ahşap bir kat bulunmak­tadır. Buradan, ayrıca üstü tuğladan bir kubbe ile örtülü burcun içindeki mekâ­na geçilmektedir. Büyük sofanın tavanı çıtah ve kalem işi tezyinatlıdır. Hünkâr salonunda üstteki külahtan ayrı olan kubbe de dilimlidir. Bunun her bir dili­minin içi, renkli kalem işi nakışlarla be­zenmiştir. Tanzimat’tan sonra, Dolmabahçe Sarayı’nın Önünden geçen cadde geçit alayı yolu karakterini aldığından Alay Köşkü artık eski fonksiyonunu kay­betmişti. Bunun yerine tamamen empire üslûbunda olan Dolmabahçe Sarayı’nın müştemilâtından Pembeköşk, ye­ni Alay Köşkü haline gelmiştir. Ayrıca Mimar Fossati’nin projesine göre Alay Köşkü ile Soğukçeşme Kapısı yanındaki burç arasına, sur duvarına bitişik ola­rak 1855’te ilk Telgrafhâne-i Âmire ya­pılmış ve Alay Köşkü de Telgrafhane nazırlarına makam olarak tahsis edil­miştir. Telgrafhane buradan çıktıktan sonra uzun yıllar boş duran bina Cumhuriyefin ilk yıllarında Güzel Sanatlar Birliğine verilmiş, bir süre ressam, hey­keltıraş, yazar ve şairler burada toplan­tılar yapmışlardır. Bir ara Eminönü Hal­kevi tarafından oyun salonu olarak kullanılmış, 1945’te İstanbul Eski Eserleri Tescil Bürosu olmuştur. 1938’de Topkapı Sarayı Müdürlüğü’ne bağlanan Alay Köşkü, 1959-1960’ta büyük ölçüde bir tamir görmüş, bazı eklemeler, içindeki ahşap katlar, bitişiğindeki çok geç dev­re ait odalar kaldırılmıştır. Son yıllarda Topkapı Sarayı Müzesi’ne bağışlanan Ke­nan Özbel’in “Halk Sanatları Koleksiyonu”nu barındırmaktadır.

Alay Köşkü, sarayın en dış sınırında, bir vakitler sayılan pek çok olan köşkler ve kasırlardan son kalandır. XIX. yüzyıl­da Türk mimarisine hâkim olan yaban­cı empire üslûbunun kuvvetli tesirlerini taşımakla beraber görevine uygun zarif yapısıyla İstanbul’un tarihî bir bölgesini süslemektedir.

Diyanet İslam Ansiklopedisi

Önceki İçerikMehdi Kimdir, Mehdilik İnancı Nedir Anlamı,
Sonraki İçerikAhmed Haki İzler, Kimdir, Hayatı (Edebiyat Dünyası Şahsiyetleri)