Alaeddin Köşkü Nerededir, Tarihi, Mimari, Özellikleri, Hakkında Bilgi

21

Alâeddin Köşkü,Konya’da Selçuklu sultanlarının sarayının kalıntısı.

Bu köşk öteden beri Sultan Alâeddin’in adıyla tanınmakta ise de Kâtip Çelebi, Konya’da Kılıcarslan’in yaptırdığı bir köşk bulunduğunu bildirmiş, 1907’de Konya kitabelerini yayımlayan J. H. Löyived de burada pencere etrafındaki çini kitabe­de Kılıcarslan’ın adının okunduğunu belirtmiş ve bunun ancak IV. Kılıcarslan (1249-1266) olabileceğini iddia etmiştir. Sonraları Max van Berchem ise yazıdaki “İzzü’d-dünyâ ve’d-dîn” ifadesine daya­narak baninin II. Kılıcarslan (1155-1192) olması gerektiğini ileri sürmüştür. Bu­radaki çinilerin teknik özelliklerini göz önünde tutan F. Sarre gibi Abdülkadir Erdoğan. Mehmet Önder ve Oktay Asla-napa da banisinin II. Kılıcarslan olması gerektiği görüşünü benimsemişlerdir. 1648’de Konya’ya gelen Evliya Çelebi. İzzeddin Kılıcarslan’ın 569’da {1173-74) Konya Kalesi’ni yaptırdığını ve bu ara­da Eyvân-ı Kisrâ’yı andıran kemerli bü­yük bir köşk ve divanhane inşa ettirdiği­ni bildirmektedir. Ancak yine Evliya Çe-lebi’nin ifadesine göre, zelzeleden yıkı­lan bu köşkü Alâeddin Keykubad tamir ettirmiş ve böylece buraya Sultan Alâ­eddin’in adı verilmiştir. Selçuklulardan sonra Karamanoğulları tarafından da kullanılan köşk, XVII. yüzyıla kadar Os­manlı beylerbeylerine ikametgâh olmuş, fakat bu yüzyıl içinde terkedilmiştir. Çevresinde bulunan sarayın taşlarının alınmaması için 1083’te (1672-73) bir ferman çıkmıştır. Ch. Texier, XIX. yüzyıl başlarında da köşkün harap halde oldu­ğunu yazmaktadır. Birçok süsleme un­surları ile yüzyılın başlarında hâlâ ayak­ta duran bu çok değerli Türk sanat ve tarih anıtı, ne yazık ki bakımsızlıktan kısmen çökmüş, sonra da 1905-1908 yılları arasında, yapılan itirazlara rağ­men, Konya Valisi Cevad Bey’in emri ile yıktırılmıştır.

Alâeddin Köşkü, Konya’nın ortasında yükselen ve Alâeddin tepesi denilen höyüğü çeviren Selçuklu devri surlarının bir burcu üzerine oturtulmuştu. Etrafın­da ve surların iç tarafında Alâeddin Camii’ne doğru Selçuklu sarayının diğer bi­naları ve bahçelerinin yer aldığı muhak­kaktır. Köşk bu sarayın cihannümâ’sı durumunda idi. Alâeddin Camii’nin ku­zeyindeki yamaçta bulunan bu yapı, 1835’te Texier’nin çizdiği resimden an­laşıldığına göre, daha o vakit de harabe halinde olmakla beraber bütünlüğünü ve tezyinatını koruyordu. 1907’de köşk ve altındaki burcun büyük kısmı yıktırılmış, kalıntının bir bölümü de za­manla yok olmuştur. 1961’de burada evvelce yapı olduğunu gösteren şekilsiz, kerpiç bir iç dolgu, betondan garip bir sundurma ile örtülerek güya korunma­ya alınmıştır.

Konya surlarının pek çok yerinde ol­duğu gibi, köşkün kaidesini teşkil eden kesme taş kaplı burcun alt tarafında iki niş içine yerleştirilmiş oturur vaziyette birer aslan heykeli vardı. Bunlardan bi­ri 1908’de İstanbul’a müzeye getirildi. Kare burcun üst tarafında her cephede dışarı taşkın üçer konsol bulunuyordu. Mukarnaslarla süslenen bu konsolların aralarında çini ile yapılmış geometrik süsleme vardı. Bu konsollar burcun üs­tündeki ve tek mekândan ibaret köşkün evvelce etrafını çeviren bir balkonu ta­şıyordu. Kare planlı köşk ise şehre ba­kan tarafta sivri kemerli geniş bir açık­lık ile bu balkona geçişi sağlıyor, yan cephelerde ikişer pencere bulunuyordu. Cami tarafındaki cephe evvelce yıkıldı­ğından, ne biçimde olduğunu tam ola­rak anlamak mümkün değildir. Herhal­de köşke esas saraydan geçişi sağlayan bir bağlantı mekânı ile belki de bir mer­divenin bulunduğu düşünülebilir. Köş­kün şehre bakan cephesinde üstte yine iki konsol vardı. Bunlar balkonu da örten geniş ahşap bir saçağı taşıyordu. Anlaşıldığına göre yapının üstü piramit biçiminde ahşap bir çatı île örtülü idi.

Köşkün dış ve iç duvarları çini ve alçı bezemelerle kaplanmıştı. Balkona açı­lan sivri kemeri çerçeveleyen bir yazı şe­ridinde, lâcivert üzerine beyaz kabartma harflerle Kılıcarslan adına kitabe uzanı­yordu. Sivri kemerle yazı arasındaki üç­genleri sekizgen ve yıldız biçiminde çi­niler süslüyordu. Bunların sekizgen şek­linde olanlarında insan tasvirleri vardı. Nitekim bir tanesinde bir süvari görül­mektedir. İçeriye ait çiniler ise genellik­le yıldız biçiminde olup, bunlarda “Minaî” tekniğinde işlenmiş, bağdaş kur­muş halde karşılıklı oturan, çalgı çalan insanlar veya kanatlı aslan (sîmurg ?) tasvirleri yer alıyordu. Bu çinilerden bir kısmı Almanya, Fransa, İsveç ve Amerika’daki müze ve koleksiyonlara gitmiş­tir. Çini satıhları etrafında şerit halin­de dolaşan alçı (mermer tozu) kabart­malarda ise çeşitli süs motiflerinden ve zencereklerden başka, koşuşan av hay­vanları ile onları kovalayan av köpekleri, at üstünde ejderlerle çarpışan kahra­manlar, çeşitli hayvanlar ve kuşlar var­dı. Bu süslemelerden bazı parçalar bu­gün Berlin. Paris ve İstanbul’daki mü­zelerdedir. Texier’nin çizdiği bir resim bütün mukarnasların içlerinin bile renk­li alçı süslemeler ile dolu olduklarını gös­termektedir. Konya’dan Berlin’e götü­rülen çok ufak ve üzerinde renkli mo­tifler bulunan bir tahta parçası da bü­yük bir ihtimalle bu köşkün ahşap ak­samına aittir. 1941’de yapılan bir kazı­da bulunan çiniler ise şimdi Konya Müzesi’ndedir.

Anadolu’da Selçuklu Türklerine ait bu çok güzel ve değerli sanat eserinin tahribi, medeniyet tarihimizde yeri doldurulamayacak bir kayıptır.

Diyanet İslam Ansiklopedisi

Önceki İçerikRoscoe Pound Kimdir, Hayatı, Eserleri, Hakkında Bilgi
Sonraki İçerikKöprülü Amcazade Hacı Hüseyin Paşa Kimdir, Hayatı