Akçaabat Köy Orta Oyunları

Akçaabat
Köy Orta Oyunları

Kocaman
oyunu
:

Oyun, mısır ayıklama sırasında, geceleri,
işçiler taralından oynanır.

Şahıslar: Kocaman, kocaman’ın kızları köy
ihtiyar heyeti, bekçi ve iki delikanlıdan ibarettir.

Kocaman, konuşkan, şakacı, bir adamdır. Mısır
püsküllerinden bıyık yapmış ve sırtına mısır fırçaları (koçan) yüklemiştir.

Kızlar, kadın elbisesi giymiş iki yakışıklı delikanlıdır.
Kocaman kızlarla kendi kılık kıyafetini hiçbir kimsenin bilmediği ve görmediği
bir yerde hazırlamıştır. Köy ihtiyar heyeti ile bekçi ve iki delikanlı tabii kıyafetleri
içindedirler. Olay koy odasında geçer.

Kocaman, dışarıdan kapıyı çalar. Köy bekçisi
kapıya koşar :

— Kim o?

— Köyünüze misafir kabul eder misiniz?

— Dur, biraz bekle de muhtara sorayım.

“Bekçi bağırır.”

— Hey muhtar! Köye bir misafir geldi, kabul
edelim mi?

“Muhtar yanındaki üyelere döner”

— Ne dersiniz ağalar, kabul edelim mi?

“Üyeler hep birden.”

— Sen bilirsin muhtar, istersen gelsin bir
defa görelim.

“Muhtar bekçiye”

— Ulan bekçi, de ona gelsin bakalım, kimdir.

“Bekçi kapıyı açar. Kocaman bastonuna
dayanarak, tuhaf bir ihtiyar yürüyüşü ile ve kızları yanında olduğu halde
içeriye girer. Kızlar, çeşitli cilve, işve ve edalarla sallana sahana muhtarın
önünde dururlar.

“Kocaman, ortaya şöyle hitap eder.”

— Esselâmünaleyküm ve rahmetullah, ağalar.

Muhtar:

— Ve aleyküm selâm, hoş geldiniz, salalar
getirdiniz, şurada oturun bakalım.

“Kocaman, ortaya yığılmış mısır fırçalarının
üzerine oturur.

“Muhtar sorar”

— Ee, söyle bakalım ihtiyar, nerden gelip
nereye gidiyorsun?

“Kocaman, derin derin içini çeker. Kızları
kıkır kıkır güler. Kocaman bastonu ile onları tehdit ettikten sonra anlatmağa
başlar.”

— Benim dertli başıma geleni ne sen sor, ne
ben söyleyeyim ağam. Köyüm yandı, evim – barkım yandı, bizim garip köroğlu’yu
sel aldı. Oğullarım Zonguldak’ta kömür ocağının altında ezildi. Ben de bu iki
kızcağızımla ortada kaldım. Bana köyünüzü salık verdiler. Orda sana iki kabak
ocaklığı ver verirler, ekip biçersin, geçinip gidersin, dediler. Biz de gelip
himmetinize sığındık.

“Muhtar, ihtiyar heyeti ile kendi aralarında
fısıltı halinde görüşür.”

— Peki Kocaman, senin dediğin gibi olsun.
“Bastonu ile mısır fırçaları serilmiş avluda bir yeri uzaktan işaretler “işte
sana iki kabak ocaklığı yer. Güle güle otur, güle güle yaşa.”

Kocaman ve kızları ellerine birer değnek
alırlar. Kendilerine verilen bir metre kare kadar yeri açmağa ve güldürücü hareketlerle
işlemeğe başlarlar.

Akşam olmuştur. Kocaman ve kızları yorgundur.
Biri sağında, diğeri solunda uzanırlar. Derin bir uykuya dalarlar. Horlamağa
başlarlar.

Bu sırada Kocaman’ın kızlarını gözlerine
kestiren iki delikanlı, sağdan, soldan sine sine, yaklaşıp kızları
uyandırırlar.

Güldürücü âşıkane sözler ve hareketlerle kandırıp
kaçırırlar.

Kocaman uyanır. Kızlarını bulamaz. Güldürücü
feryatlarla dövünmeğe başlar. Sonra muhtarı arar, şikâyet eder. Muhtar onu teselli
eder. Kızları ve delikanlıları bekçi vasıtası ile buldurur. Onları muhakeme eder.
Kızlar, kendi istekleri ile kaçtıklarını söylerler. Kocaman hiddetlenir.
Çileden çıkar. Muhtar işi tatlıya bağlar. Kızlar ve delikanlılar Kocaman’ın
elini Öperler. Çeşitli oyun, türkü ve eğlenceler yaparak gençleri
evlendirirler.

Muhtar, Kocamana iki kabak ocaklığı daha
vererek köy kütüğüne kaydeder.

Kavuklu
İmam oyunu
:

Konuşkan, şakacı bir delikanlı kimsenin görmediği
bir yerde dibi tablalı büyükçe bir tası su ile doldurarak başına oturtur.

Üstüne büyük bir şal ile büyük bir sarık sararak
tası gizler. Tasın üstü açıktır, sarık sebebiyle kimse fark etmez. Mısır
fırçaları (koçan) serilmiş avluda oturanlar medrese usulü ders nizamında yerde
sıralanırlar. Kapıyı gözetleyen biri:

— Kavuklu imam geliyor, diye haber verip yerine
oturur. İmam salına salına girer.

İmamın kılığını tuhaf gören talebeler kıkır
kıkır gülmek teşebbüsünde bulundukları sırada, imam, uzun sopası ile onları tehdit
eder. Talebelerin önünde bir sağa, bir sola gidip geldikten sonra postuna oturur.
Ders başlar.

— Beni iyi dinleyin, bugünkü dersiniz “Kabakuve”
üstünedir. İyi dinlemeyen ve öğrenmeyenin beynini patlatırım. Biraz durur.

— Önce, bir kere ben okuyayım, siz içinizden
heceleyin.

Okumağa başlar:

— Festil, yevmil, zatil, Kabakuve. Anladınız
değil mi? Şimdi ben okuyayım, siz tekrarlayın.

İmam kelime kelime okur. Dinleyenler hep
birden tekrarlarlar.

— Haydi bakalım okuma sırası şimdi sizde.

Sıradan okutmağa başlar. Yalnız oyunu Önceden
bilenler bile bile yanlış okurlar.

İmam “festil” deyince “pestil”, “yevmil” deyince
“zenbil,” “zatil” deyince “katil,”

“kabakuve” deyince “kabakkuyusu” yahut bunlara
benzer bir şeyler uydurup söylerler. Oyunu önceden bilmeyenler imamın bütün
sözlerini tekrarlarlar. İmam bütün talebeleri birer kere okuttuktan sonra tekrar
baştan alıp okutmağa başlar. Bile bile yanlış okuyanlar kendilerini
kurtarırlar.

Bilmeyip imamın sözlerini aynen tekrarlayanlardan
birine imam şöyle der:

— Aferin evlâdım, berhudar olasın. Çok murat
alasın. Sen benden daha büyük bir imamsın. Bu sarık bana değil sana lâyıktır.
Başından sarığı alıp onun başına ters koyar, delikanlı iyice ıslanır.

Elçin, Şükrü. (1969), “Akçaabat Köy Orta Oyunları,” Türk
Folklor Araştırmaları Dergisi
, Yıl: 21, Cilt: 12, Sayı: 242, (5405-5406)